+ Yorum Gönder
Kültür Sanat ve Antika ve Tarihi Eser Forumunda İstanbul Surları ve Kapıları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. HARBİKIZ
    Moderator

    İstanbul Surları ve Kapıları








    İstanbul Surları ve Kapıları

    İstanbul Şehri'nin üzerinde bulunan ve yüzyıllar öncesine dayanan tarihi dokusu içinde en dikkat çeken unsurlardan birisi hiç şüphesiz etrafını çeviren surlardır. Gerçi günümüzde, yer yer yıkılmış olmaları ve yüksek binaların aralarında kalmaları gibi sebeplerle pek göz önünde durmasalar da, İstanbul'un Avrupa tarafından her ayrılışınızda şehirden çıkarken sizlere göz kırpmayı ihmal etmezler. İstanbul Surları gerçekten dikkatlice tedkik edilmeye değer tarihi unsurlardır. Çünkü bu surlar öylesine güçlü ve akıllıca hazırlanmışlardır ki, tarih boyunca Dünya'nın en güçlü devletleri tarafından defalarca muhasara edilmiş olmalarına rağmen bir türlü aşılamamışlardır. Topun icat edilip geliştirilmesine kadar ne Persler ve Slavlar ne, Peçenekler ve Hunlar ne de Bulgar ve diğer kavimler hep bu surlara çarpıp çarpıp gerilemek zorunda kalmışlardır. İstanbul Surlarının bu üstünlüğü ilmi ve tekniği aklına, inanç ve azmi kalbine koymuş bir ordu ile karşılaşana kadar sürüp gidecektir.

    Dünyanın belki de en korunaklı şehri olan İstanbul'da, kara bağlantısını sağlayan incecik bir kara parçasının da mükemmel bir şekilde tahkim edilmesi, bu şehri girilmez kılmıştır. Üçlü sur sistemi ile düzenlenen ve her biri diğerinden daha yüksek ve kalın olan bu surların da kendileri gibi ilginç bir geçmişi vardır.

    İstanbul'un tarihinde ilk surlar, bu tarihi yarımadayı kendilerine yurt edinen Megaralılar tarafından inşa edilmiştir. Kurucularının ismi sebebiyle Bizantion adıyla adlandırılan bu yerleşim merkezini, Akropolis yada bugünkü adıyla Sarayburnu denilen ve Topkapı Sarayı'nın üzerinde bulunduğu yer olan yükseltiye kuran Megaralılar, bu küçük şehrin etrafını bir sur ile çevirmişlerdir. Onların inşa ettikleri bu surdan günümüze hiçbir iz kalmamasına rağmen tartışmalı da olsa yeri az çok tahmin edilebilmekte ve bu surlarının, Topkapı Sarayı'nın etrafını çeviren ve Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen Sur-u Sultani civarında olduğu düşünülmektedir.

    Bizantion Surları, şehri bir Roma başkenti yapan ve ona adını veren Constantinus tarafından yeni surların inşasına kadar bir takım ekleme ve restorasyonlar da görmüştür. Bunlardan en önemlisi MÖ 340 da Bizantion'un Makedonyalılar tarafından kuşatılmasında gerçekleşmiştir. Büyük İskender'in babası 2.Filip'in bu kuşatmasında, kaleyi savunanların komutanı olan Leon, surları tahkim ettirmiştir.

    İstanbul şehir tarihinde, bu surlarla ilgili bir sonraki imar faaliyeti Roma'nın meşhur imparatoru ve Hipodrom'un kurucusu Septimus Severus tarafından gerçekleştirilecektir. Fakat bu imar öncesinde Bizantion'da büyük bir yıkım yaşanacaktır. İmparator Severus bir süredir kendisine baş kaldıran Perscennius Niger ve ona destek verenler ile uğraşmaktadır. Bu destekçilerden biri de Bizantionlulardır. Perscennius'u yenen Severus, sonrasında Bizantion'u da kuşatmış ve üç yıllık çetin bir muhasara sonrasında içeriye girmeyi başarmıştır. Sonrasında şehri yakacak ve etrafındaki surları yerle bir edecektir. Fakat bu yaptıklarının aksine, oğlunun da uyarması ile şehri yeniden imara başlayacak olan Severus, yıktırdığı bu surların yerine de yeni surlar inşa ettirecektir. Fakat bu surlar hiçbir zaman daha önceki surların üzerine inşa edilmeyeceklerdir. Severus burasını Constantinus gibi Roma'ya yeni bir başkent olarak düşünmese de, içerisine bir Hipodrom kurduracak kadar önem vermiştir. Bu nedenle de şehir büyümelidir. Yeni yapılacak surlar da şehri daha geniş bir açı ile sarmalıdır. Şehrin yeni surları batı yakada bugünkü Eminönü Yenicami tarafından başlayarak, Çemberlitaş'a kadar uzanacak ve Hipodrom Meydanı'nı içine alarak Çatladıkapı civarının doğusundan deniz ile birleşecektir.

    İstanbul Surlarının bir sonraki aşaması, şehri Roma'ya yeni bir başkent olarak kazandıran ve kendi adını veren Constantinus tarafından inşa edilen surlardır. Tüm şehir bir başkent havasına sokulurken surlarda tamamen yenilenmiş ve şehri kuşatma hattı genişletilmiştir. Constantinus Surları tahminlere göre bugünkü Unkapanı Köprüsü civarından başlayarak, Fatih Külliyesi'ni içine alacak şekilde genişlemekte ve Samatyakapı'dan önce Marmara Denizi ile birleşmektedir. Constantinus Surlarından da günümüze bir şey kalmayacaktır. Çünkü bu sur dizesinden sonra İstanbul son bir sur yapım faaliyetine 2.Teodosios zamanında girecek ve günümüz kara surları inşa edilecektir. Bu surların yapımı esnasında genellikle bir önceki sur yapıları kullanılacak bu nedenle de Constantinus surları günümüze ulaşamayacaktır. Fakat maddi bir kalıntı kalmasa da bu surlardan günümüze bir isim gelmiştir. Constantinus Surlarının Marmara Denizi ile birleştiği yer civarında günümüzde Esekapı Mescidi bulunmaktadır. Bu isim, Constantinus Surlarına ait İsa kapı'dan günümüze kalan yegâne izdir.



    İstanbul Surları denilince aklımıza gelen asıl sur ise şehrin kara ile bağlantısını boyunca uzanan surlardır. Bu Sur duvarları MS.413 tarihinde İmparator 2.Teodosios tarafından inşa ettirilmiştir. Üçlü bir yapısı vardır. Esas sur, onun önünde bir diğer duvar ve hendek önünde bir üçüncü duvar olmak üzere mükemmel bir şekilde planlanmıştır. Esas sur yaklaşık 5m. genişliğinde olup, 11 ila 14 m. yüksekliğindedir. Bu asıl sur, 50 ile 75 m. aralarla dizilmiş burçlarla donatılmıştır. Bu burçların formları birbirlerinden farklıdır. Kimisi yuvarlak formlu iken kimileri de dörtgen yada altıgen olmaktadır. Burçlardaki köşeli formlar daha çok surların köşe yaptığı yerlerde kullanılmaktadır. Bu kalınlıktaki bir duvarın tamamı örme olmayıp, içleri moloz dolguludur. Taş sıraların aralarında tuğla diziler olup, bunlar hatıl vazifesi görmektedir. Herhangi bir kuşatma esnasında duvarlara yönelik bir taarruz harekatında taş gülleler bu hatıllar nedeniyle duvarın tamamında etkili olamamakta, sadece çarptığı yeri etkileyebilmektedir.

    Birinci asıl sur duvarının yaklaşık 10-15m. sonrasından ön duvar başlar. Ortalama 4 m. kalınlığı olan bu duvarın arkasın da da asıl sur duvarı gibi seyirdim yolu bulunmaktadır. Bu yol dendanlar ile korunmaktadır. Farsca dişler manasına gelen dendan, sur duvarı üzerinde bulunan girintili çıkıntılı, askerlerin kendilerini koruyarak müdafaa yaptıkları bölümlere verilen isimdir. Bu ikinci sur duvarı üzerinde de burçlar bulunup, bunlar arkadaki duvarın üzerindeki burçların aralarına denk getirilmiştir. Böylece arkadaki duvarlar bu şekilde korunmuş olmaktadır. Ön duvar üzerindeki burçlar çoğunlukla dörtgen yada u biçiminde olmaktadır. Burçlar genellikle iki kat olarak tasarlanmışlardır. Bu ikinci sur duvarının önünde belli bir mesafe sonrasında üzeri dendanlı üçüncü bir duvarcık olup, onun önünde de hendek bulunmaktadır.

    Komnenoslar döneminde Bizans Akropolis'i önemini kaybederken, bugünkü Ayvansaray bölgesi ilgi odağı haline gelmiş ve saray buraya taşınmıştır. Bleherna Bölgesi, buradaki kilise ve manastırlar, ayazma, saray ve zindanları ile önemli bir konuma gelecektir. Bu yerleşim sonrasında buranın güvenliğinin sağlanması amacıyla İmparator Manuel Komnenos, eski duvarın önüne yeni, büyükce bir sur duvarı çektirecektir. Üzerinde 13 burç bulunan ve Teodosios surları üzerinde bir yay çizen bu surlar imparatorun adından dolayı Manuel Duvarı olarak adlandırılacaktır. İmparator Manuel Komnenos'un duvarını takip eden, pencereli yapı Anemas Zindanı'dır. Bu yapının önünde de 2.İsaakios Angelos'un küçük sarayı bulunmaktadır. Bu bölümdeki surların en arkada olanı 2.Teodosius'un yaptırdığı duvarın en uç kısmıdır. Bölgenin Avar Kuşatmasından sonraki durumu hiç iç açıcı olmadığı için bu bölgenin korunması amacıyla yaptırılmıştır. Daha sonraları bu duvarın önüne 5.Leon tarafından burçsuz bir duvar daha çekilmiştir. Bu bölgedeki surları kuvvetlendirmek amacıyla İmparator Teofilos tarafından sur üzerlerine üç burç daha eklenmiştir.

    Bugün Eyüp Semtinin tam karşısına gelen bu bölgede, Emevi ve Abbasi Akınlarının yoğunluk kazandığı yer olması sebebiyle birçok Sahabe kabri bulunmaktadır. Özellikle Kab Bin Malik ve Said El Hudri'nin medfun bulundukları yer arasında Bizans Surlarının en önemlilerinden biri olan Eğri Kapı bulunmaktadır. Burada yapılacak kısa bir gözlem ile sahabelerinde aralarında bulunduğu Müslüman kuvvetlerin 4m lik birinci sur ile 10m. lik ikinci suru geçtikleri, fakat 16 m. lik üçüncü duvarı aşamadan şehit düştükleri görülecektir.

    İstanbul kara surlarından bu kadar bahsettikten sonra biraz da üzerindeki kapılardan bahsedecek olursak, bugün en dikkate değer kapılar Eğri Kapı, Edirne Kapı, Sulukule Kapı, Topkapısı, Mevlevihane Kapısı, Silivri Kapı ve Belgrat Kapı, Yedikule Kapı ve Roma'nın ihtişam kapısı olan Altın Kapı'dır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul Surları üzerinde bir iç sur yaparak bu hisarı Altınkapı bölümüne eklediği için bu görkemli kapı bugün bir iç kale içine açılır hale gelmiştir. Osmanlılar hanedanın şehre giriş ve çıkışlarında daha çok Edirnekapı'yı kullanmışlardır. Hatta padişah olacak her Osmanlı Şehzadesi önce Ebu Eyyub El Ensari Hz. nin huzurunda Peygamber Efendimiz'in kılıcını kuşanacak, sonrasında da surların dışından dolaşarak şehre Edirne Kapıdan girecek ve geçmişte yaşamış tüm Osmanlı Padişahlarının kabirlerini ziyaret ederek şehre öyle girecektir.

    İstanbul'un kara surları günümüzde hemen tüm sağlamlığı ile ayakta durmaktadır. Sadece 1950 li yıllarda vatan ve millet caddelerinin yapımları esnasında surların bir kısmı yıktırılarak oradan yollar geçirilmek zorunda kalınmıştır. Ara ara yapılan restorasyonlar ile de surların bakımının yapımı sürdürülmeye çalışılmaktadır. Bu restorasyonlarda neredeyse yeniden inşa edilen Belgrat Kapı bu noktadan dikkat çekicidir.



    İstanbul'un Marmara Denizi tarafını çeviren surlar 8,5 km. uzunluğunda olup üzerinde; Mermer Kule Kapı, Narlı Kapı, Samatya Kapı, Davutpaşa Kapısı, Yenikapı, Kumkapı, Çatladı Kapı, Bukaleon Kapısı, Ahır Kapı ve Balıkhane Kapısı bulunmaktadır. Son ikisi sarayın dışarıdan alışverişlerinde kullanıldıkları için bu isim ile adlandırılmışlardır.

    Bu kapılar dışında birçok örülü küçük kapı daha bulunmaktadır. Bunun sebebi ise diğerlerine hiçde benzemeyen son İstanbul Kuşatmasıdır. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u muhasarası daha öncekilere benzemeyecek kadar çetindir ve çaresiz kalan Bizanslılar tüm kapıları içeriden örmek zorunda kalmışlardır. Fetihten sonra bu kapıların bir kısmını kullanmayı düşünmeyen Osmanlılar bunlara dokunmamışlar ve böylece o yıllardan bu yana bu kapılar örülü kalmışlardır


    Marmara Surları'nın bir kısmı ise günümüze demiryolu inşaatı sebebiyle gelememiştir. 1871-72 yıllarında Alman Mühendisler Sultan Abdülaziz'e gelerek inşa edecekleri tren yolunun bir ucunun da Topkapı Sarayı'nın bahcesinden, yani sultanın evinden geçmesi gerektiğini söylediklerinde Sultan; "Sırtımdan geçirseniz razıyım." diyecektir. Böylece bu bölgedeki surlar 8 yerinden yıktırılarak buradan raylar geçirilmiştir.

    İstanbul'un Haliç surlarının Avar Kuşatması sonrasında Herakleios tarafından inşa edildiği düşünülmektedir. Daha sonraki yıllarda da 3.Tiberios, 2.Anastasios, 2.Komnenos ve oğlu Teofilos tarafından tamir edilen surların üzerinde 110 civarında burç bulunmaktaydı. Bu surlar üzerindeki en meşhur kapılar ise; Ayvansaray Kapısı, Fener Kapısı, Ayakapı, Unkapanı Kapısı, Ayazma Kapısı, Zindankapı, Bahçe Kapı, Yalıköşkü Kapısı, Topkapısı'dır. Haliç sur kapılarının en ünlüsü olan Cibali Kapı' da ismini, fetihte şehre buradan giren Fatih'in Komutanlarından Cebe Ali'den almıştır.

    Haliç'in önemli bir iç liman özelliği gösterdiği ve özellikle de tersane olarak kullanıldığı dönemlerde bu surlar yavaş yavaş yıktırılmış ve bugün özellikle Unkapanı Topkapısı arasında hemen hemen kalmamış gibidir. Bu surlardan günümüze kalan en önemli izler, Ahiçelebi Cami yanındaki Zindan Kule, Yenicami dibindeki dendanlı duvar kalıntısı ile Sepetçiler Kasrı temelleridir.



    Dünya üzerinde etrafını çevirdiği surları hâlâ ayakta olan dört önemli yapı vardır. Bunlar; Çin Seddi, İstanbul, Diyarbakır ve İznik Surları'dır. Tarih içerisinde onlarca büyük devletin aşamadığı, Fatih ve ordusu tarafından ancak aşılabilen, böyle önemli bir kültür mirasına sahip olan bizler bunun kıymetini bilmek ve buraları korumak zorundayız. Eğer yeterince ilgilenemez ve koruyamaz isek yarın çocuklarımızı yanımıza alıp onlara Fatih ve Fetih ordusunun büyüklüğünü anlatırken, iman, azim ve kararlılık ile aştıkları ve Yüce Peygamber'in müjdesine mazhar oldukları o devasa surlardan gösterebileceğimiz sanıyorum pek de bir şey kalmayacaktır.

    Bibliyografya:
    Semavi Eyice, "Tarihte Haliç", İstanbul, 1975
    Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, cilt 1, Üçdal Neşr. İst. 1966
    İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, Tercüman Gazetesi Kültür Yay. İstanbul 1983
    İstanbul Ansiklopedisi, Milli Eğitim Basımevi, İst. 1967
    Prof.Dr.H.D. Yıldız, Dünden Bugüne İstanbul, Sayı 1, 1989
    M.İ. Tünay, İstanbul'un Bizans Devri Kara Surlarında Osmanlı Onarımları, Taç, İst.1987
    Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Tarih Vakfı Yurt Yay. İst.1994
    Murat Belge, İstanbul Gezi Rehberi, Tarih Vakfı Yurt Yay, İstanbul 1997
    İstanbul The Cradle Of Cıvılızatıons, Revak Yay. İstanbul 1998
    İmparatorlukların Başkenti İstanbul, Jane Taylor, Arkeoloji ve Sanat Yay. İstanbul 2000







  2. Gizli @ yara
    Özel Üye





    Beykoz, İstanbul'un bir ilçesidir. Çatalca-Kocaeli bölümünün Kocaeli Yarımadası batısında yer almakta olup; batıdan İstanbul Boğazı, doğu ve kuzeydoğudan Şile ilçesi, kuzeyden Karadeniz ve güneyden Ümraniye ve Üsküdar ilçeleri ile çevrelenmiştir.

    Konu başlıkları [gizle]
    1 Coğrafyası
    2 Tarihi
    3 Nüfus
    4 İdari yapı
    5 Sosyal hayat
    6 Kültür
    6.1 Osmanlı dönemi eserleri
    7 Turizm



    [değiştir]
    Coğrafyası
    Deniz seviyesinden başlayarak 270 metreye kadar yükselen Beykoz’un engebeli arazisini Riva, Küçüksu ve Göksu dereleri parçalamıştır. İlçe ve yakın çevresinde Akdeniz ikilimi ile Karadeniz ikliminin karışımı olan “Geçiş Tipi İklim” etkilidir. Yazlar Akdeniz kadar sıcak olmamakla birlikte Karadeniz kadar yağışlı değildir. Beykoz ve çevresi başta kestane, meşe, gürgen, ıhlamur, kayın, kızılağaç ve fındık ağaçlarından oluşan doğal orman örtüsüyle kaplıdır.


    Tarihi
    Beykoz’un tarihi 2700 yıl öncesine götürenler var. İlk olarak kimlerin yerleştiği kesin olarak bilinmiyor. Ancak, Roma döneminde Anadolu Kavağı'nda bir adak yerinin olduğu biliniyor. O dönemde Karadeniz’e çıkmak isteyenlerin elverişli bir rüzgarla seyahat edebilmek için Zeus ve Poseidon adına kurbanlar kestikleri de biliniyor.

    Yaklaşık 700 yıl önce bu yörenin Türklerin eline geçmesinden sonra Beykoz, onlar için de bir ihtişamı ile göz kamaştıran bir mekan olup çıktı. Osmanlı Padişah ve Vezirleri için yaptırılan av köşklerinin çoğunluğuna bakıldığında, buranın tarih boyunca bir av ve eğlence merkezi olduğu anlaşılıyor.

    Beykoz’un tarihi gelişimi M.Ö. 700’lü yıllara dayandırılıyor. Bu tarihte bölgeye deniz yolu ile gelen Traklar’ın Bebrik adı ile kurdukları devletin bulunduğu köyün kısa zamanda gelişmesi ile Kral Amikos bu köye kendi adını veriyor. Traklar’dan sonra Amikos pek çok kültüre ev sahipliği yapıyordu ve arkasından Persler, Abbasiler geliyor. Beykoz İstanbul’un fethinden çok önce 1402 yıllarında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılıyor. Bundan sonra AMİKOS olan adı BEYKOZ’A dönüştürülüyor. Kocaeli Beyleri’nin ikametgahına ayrılan BEYKOZ; “BEY” hecesini bu yöneticilerden, “KOZ” hecesini de Farsça’da köy anlamına gelen “KOZ” kelimesinden almıştır. BEYLERİN KÖYÜ BEYKOZ Zengin ormanlık alanları ile o dönemde padişahlar tarafından av sahası olarak kullanılmaktaydı Fatih Sultan Mehmet avlanırken Beykoz’da Tokat Kalesi’nin fethi müjdesini aldığı söylenir. Bu müjdeyi aldığı yerde bu zaferin anısına Tokat kalesi’ne benzer bir av köşkü yapılır ve buraya “TOKAT BAHÇESİ” adını verir. Günümüzde bu köşkün bulunduğu yer “TOKATKÖY MAHALLESİ” olarak adlandırılmaktadır.

    Beykoz’un Günümüze Gelen Bir Çok Tarihi Eseri Mevcuttur.

    Kaymakdonduran Çeşmesi (Kanije Beylerbeyi Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.)
    İshak Ağa Çeşmesi (On çeşmeler) (Mimar Sinan tarafından yaptırılmıştır)
    Hıdiv Kasrı (Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa yaptırmıştır)
    İskender Paşa Camii (Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.)
    Anadolu Hisarı (Yıldırım Beyazıt yaptırmıştır)
    Küçüksu Kasrı (Sultan I. Mahmut’a hediye olarak yaptırılmıştır)
    ((anadolu feneri)) (kim tarafından yapıldığını bilmiyorum) hatta köyü bile var.

    Nüfus
    1990 yılında yapılan nüfus sayımına göre ilçenin nüfusu 178.438’dir. 2000 yılında yapılan nüfus sayımı ile mukayese edilecek olursa, 13.290 kişilik nüfus artışı olduğu görülecektir. Buna göre yıllık nüfus artış oranı %13’dür.

    Yıllara göre;

    1980, 114.812
    1985, 136.063
    1990, 163.184
    1997, 192.358
    2000, 217.316

    İdari yapı
    İlçe, 2 belde, 20 köy ve 19 mahalleden oluşmaktadır. Çavuşbaşı Beldesi ve Elmalı Köyü haricindeki köylerimizin nüfusları azdır. Çavuşbaşı Beldesi ve Elmalı Köyü orman içine sonradan yerleşerek oluşmuş köy niteliğinde olup, Karadeniz köyleri özelliğini taşır. 6-8 mahalleden oluşmaktadır.


    Sosyal hayat
    Beykoz'da gözle görülür bir plansız yapılaşma ve konut sıkıntısı yaşanmakta olup, nüfusun 2/3’e yakını tapusuz gecekondu tipi evlerde oturmaktadır. İmar durumu yakın zamana kadar imar mevzuatının tatbikatındaki gecikmeler yüzünden son derece düzensizdir. Büyük ölçüde eksik olan altyapı tamamlanmaya çalışılmaktadır. İlçe nüfusunun büyük bölümünü Beykoz’a bölge dışından iç göçle gelen vatandaşlar oluşturmuştur. Yaşanan aşırı iç göç sonucunda birçok yerde doğal bitki örtüsünün yok edilmesi ile yerleşim alanları meydana gelmiştir Yer şekillerinin de engebeli olması;plansız yapılaşmanın sebeplerinden biridir. Arazi mülkiyeti genellikle orman ve hazineye ait olup, şahıs mülkiyetindeki arazilerin sınırlı olması ve büyük parseller içermesi yüzünden işgallerle konut alanı haline dönüştürülmüştür. Eski yerleşim alanı olarak Merkez, Yalıköy, Paşabahçe, Anadolu Hisarı, Kanlıca’nın bir kısmı müstakil ve eski tip konut tarzını koruyabilen mahalleler arasındadır.


    Kültür
    Beykoz Belediyesi, Beykoz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile ilçede bulunan çeşitli vakıf ve derneklerin işbirliği sayesinde halk oyunları, tiyatro etkinlikleri ve çeşitli yarışmalar yapılmaktadır. Kütüphanelerin ve çok amaçlı salonların yetersizliği, kültürel faaliyetlerin istenilen düzeye ulaşmasını engellemektedir. İlçemizde 3 sinema, 11 spor kulübü, 1 spor salonu, 3 futbol sahası, 4’ü şahıslara ait 6 halı saha mevcuttur. Beykoz Çayırı’nda yapılmaya başlayan geleneksel Beykoz Şenlikleri kültürel etkinliklerin sergilendiği önemli bir faaliyettir.


    Osmanlı dönemi eserleri
    Beykoz Kasrı 1845-1854 Abdülmecid Han
    Küçüksu Kasrı 1752 1. Mahmut
    Hıdîv Kasrı 1906 Abdülhamid Han
    Anadoluhisarı Kalesi 1396 Yıldırım Beyazıt (Güzelcehisar Kalesi)
    Mihrişâh Sultan Çeşmesi 1806 III. Selim
    Anadolu Kavağı Kalesi 1630 IV. Murat
    Midillili Ali Reis Camii 1593 Midillili Ali Reis tarafından yaptırılmıştır.
    On Çeşmeler(İshâk Ağa Çeşmesi) 1550-1747 I. Mahmud
    İskender Paşa Camii ve Türbesi 1560 Kanuni Sultan Süleyman (YANLIŞ BİLGİ OLABİLİR ARAŞTIRIN)
    Karakulak Çeşmesi 1836 II. Mahmut
    Mehmet Ali Paşa Çeşmesi 1870 Abdülaziz Han
    Anadolu Feneri ve Camii 1567 (I. Mahmud döneminde yaptırılmıştır)

    Turizm
    Beykoz merkezindeki Abraham Paşa Korusu çeşitli turistik tesislerle yeniden düzenlenmiştir. Kanlıca’da bulunan Mihrabad Korusu Boğaz manzaralı görünümüyle en gözde mesire alanları arasında yer almaktadır.

    Beykoz tarihi yalıları ile de ünlüdür. Anadolu Hisarı’ndanBeykoz Yalıköy’e kadar birçok özel mülk konumunda olan tarihi yalılar, Boğaz görünümüne güzellik katmaktadır. Bu yalıların en önemlisi Anadolu Hisarı’ndaki Hekim Paşa Yalısı’dır.

    %80’sı orman alanı olan Beykoz, İstanbul halkının hafta sonu dinlenme ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamaktadır. Anadolu Kavağı, Anadolu Feneri , Poyraz Köy, Riva (Çayağazı), Cumhuriyet Köyü, Ali Bahadır, Değirmen Dere, boshane, göllü köyü ,Akbaba, Polonezköy en çok ilgi çeken mesire alanlarıdır. Turizm alt yapısı ve tesisleri yetersizdir. Polonezköy’de bulunan otel ve pansiyonlar dışında turizm amaçlı tesis çok azdır.

    Boğaz eskiden beri balıkçılığı ile meşhur olmasına rağmen Beykoz bu açıdan da istenilen ölçüde tanıtılamamıştır. Anadolu Kavağı’ndaki balık lokantaları deniz ve kara yoluyla gelen yerli ve yabancı turistlerin rağbet ettikleri yerlerdendir. Akbaba Köyü’nde bulunan Akbaba Sultan Türbesi ve Mescidi, Anadolu Kavağı Yuşâ Tepesi’ndeki Yuşâ Türbesi, Kanlıca’daki İskender Paşa Türbesi ve Camii, Dereseki Köyü’ndeki Kırklar Baba Türbesi, Orta Çeşme’deki Uzun Evliya Türbesi çok sayıda ziyaretçi çeken yerledir. İlçe sınırları içinde bulunan ve Türkiye’de Kültür ve Tabiatı Koruma Vakfı’nın belirlediği anıtsal ve korunmaya değer ağaçlar vardır ki bunlardan bazıları; Kaymak Donduran da 200 yaşındaki Kestane Ağacı, Beykoz Çayırı’ndaki 200 yaşındaki Çınar Ağaçları örnek verilebilir




  3. Buğlem
    Devamlı Üye
    İstanbulun çevresinde bulunan bu surlar Doğu Roma zamanında yapılmıştır. Bu surlar çok uzundur ve yükseklikleri fazladır. Bu surlar boyunca ana kapılar ve yan kapılar vardır.




+ Yorum Gönder


kab bin malik türbesi nerede