+ Yorum Gönder
Atatürk Forumu ve Atatürk'ün hayatı Forumunda Atatürk'ün eserleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Atatürk'ün eserleri








    Atatürk'ün eserleri

    Millî Mücadele'nin Amasya Genelgesi ile ortaya konan ilkeleri, Erzurum ve Sivas kongrelerinde somut bir şekilde ortaya çıkmıştır. Doğu, Güney ve Batı Anadolu'da yapılacak mücadelenin ağırlığını Yunan cephesi oluşturduğu için, asıl savaş bu cephede cereyan etmiştir. Diğer taraftan Meclis'in İstanbul'da toplanması sebebiyle Sivas hayli uzak kaldığı gibi, haberleşme ve ulaşım imkânları da uygun değildi. Bütün bunları göz önüne alan Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye kararıyla Ankara'ya hareket ederek, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara'ya varmıştır. Yolculuğu sırasında geçtiği yerlerde halkın coşkulu gösterileri, kendisinde zaten mevcut olan bağımsızlık inancını ve millete olan güvenini daha da güçlendirmiştir. Kendisini büyük sevgi gösterileriyle karşılayan Ankara Millî Mücadele ve bağımsızlık davasının kaynağı ve millet egemenliğinin de merkezi olmuştur.

    Meclis-i Mebusan'ın İstanbul'da Toplanması ve Misâk-ı Millî
    Atatürk'ün eserleri.gif
    Damat Ferit Paşa'nın istifası üzerine iktidara geçen Ali Rıza Paşa Hükümeti, ilk icraat olarak, Aydın Valisi İzzet Bey'i 6 Ekim 1919'da azletmiş,(1) Genel Kurmay Başkanlığı'na Cevad Paşa, Harbiye Nezareti'ne de Cemal Paşa'yı getirmiştir. Meclisin 12 Ocak 1920'de yeniden açılarak çalışmalarına başlaması üzerine, Mustafa Kemal Paşa, milletvekillerinin bir amaç etrafında toplanmaları, Kuvâ-yı Millîye ruhunu sürdürmek için bir "Müdafaa-i Hukuk" grubu kurmalarını istemiştir. Meclise katılmayacak olmasına rağmen, başkan seçilmeyi de çoğunluğu bu gruba dayanan Meclis'in kendi istediği doğrultuda kararlar alacağını düşünmüştür. Ancak bütün gelişmeleri dikkatle takip eden Padişah, İstanbul'da seçimleri İttihatçıların kazandığını ileri sürerek Meclis'in toplantısını geciktirmiştir. 9 Şubat'ta yapılan güven oylamasında Ali Rıza Paşa kabinesi mevcut 108 milletvekilinden 104'ünün oyunu almıştır. Fakat Mustafa Kemal Paşa başkan seçilemediği gibi, Müdafaa-i Hukuk grubu da kurulamamıştır. Halbuki esas gaye, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk" grubunu Meclis'te temsil ettirerek, onun Sivas Kongresi'nde aldığı kararları uygulamaktı. Ancak, Milliyetçi üyeler yine de "Felâh-ı Vatan" grubunu kurmayı başardılar. Bu grup, Mustafa Kemal Paşa tarafından Sivas'ta hazırlanmış olan "Misâk-ı Millî" metni üzerinde 22 Ocak'ta gizli bir toplantı yapmış ve 28 Ocak'ta da çok az bir değişiklikle tarihî metni kabul etmiştir. Metin ise 17 Şubat 1920'de ilân edilmiştir. Böylece Meclis, tam bağımsız yeni Türk Devleti'nin esaslarını kapsayan Misâk-ı Millî' yi kabul etmekle büyük bir görevi yerine getirmiştir. Oysa Padişah, Hükümet ve İtilaf Devletleri Meclis'in toplanması ile millî hareketin ortadan kalkacağını bekliyorlardı. Ancak bu tarihî yemin, hükümeti telaşa düşürdüğü gibi, İtilaf Devletlerini de tedirgin etmiştir. Bu beyanname ile her şeyden önce millî ve bölünmez bir Türk ülkesinin sınırları çizilmiştir. Türkler, bu yeminle tam bağımsızlık şuuruna erişmişler ve millet olarak asgarî haklarını istemişlerdir
    Atatürk'ün eserleri1.jpg

    İstanbul'un Resmen İşgali ve Meclis'in Kapatılması

    Millî iradenin Mebuslar Meclisi'nde "Misâk-ı Millî" şeklinde belirlenmekte olduğunu gören İtilaf Devletleri, daha ocak ayı içerisinde birtakım baskılara giriştiler. Nitekim İtilaf Devletleri yüksek komiserleri Osmanlı Hükümeti'ne bir ültimatom vererek, Harbiye Nazırı ve Genel Kurmay Başkanı'nın azl edilmesini istediler.(2) Cemal ve Cevad Paşalar, Kuvâ-yı Millîye'ye subay yollamak, silah ve para sağlamak, terhis edilen erleri Kuvâ-yı Millîye'ye göndermekle suçlanmışlardır, Bunun üzerine Hükümetin daha fazla baskı altında kalmasını önlemek için adı geçen paşalar 21 Ocak 1920 akşamı istifa ettiler. Fakat Hükümet, bu baskıya rağmen, Mustafa Kemal Paşa'nın görüşüne uygun olarak, Yunanlıların muhtemel bir saldırısına karşı hazırlık olmak üzere, Harbiye Nezareti aracılığı ile silah ve cephanenin güven altına alınması ve seferberlik ilânı için bir plan hazırladı. Bu plan gereğince Kuvâ-yı Millîye, Anadolu'da cephane depolarını, ulaşım ve haberleşme noktalarını ele geçirip seferberlik işlerini yürütecekti. Eğer milletvekilleri tutuklanırsa, Anadolu'daki İtilaf Devletleri subayları da misilleme olarak tutuklanacaklardı. Bu sırada, 26/27 Şubat 1920'de Hamdi Bey komutasındaki Kuvâ-yi Millîye birlikleri Gelibolu'daki Akbaş Cephaneliğini bastı. Bu son olay İtilaf Devletleri'nin baskılarını daha da arttırmasına sebep oldu. Bunun sonucunda 3 Mart'ta Ali Rıza Paşa Hükümeti istifa etti ve yeni Hükümet 8 Mart 1920'de Salih Paşa tarafından kuruldu.(3)
    Atatürk'ün eserleri2.jpg
    Bu devre İstanbul Hükümeti ve Meclis için her bakımdan kritik bir devredir. Çünkü Paris'teki İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti için Sevr Projesini hazırlamaktaydılar. Bu arada Yunan Ordusu'nün ilerlediği bölgelerde Kuvâ-yı Millîye'ye karşı çarpışan çetelerin Padişah taraftarı gözükerek halkı bölmeleri, ayrı bir tehlike teşkil etmiştir. Biga ve Bandırma bölgelerindeki Kuvâ-yı Millîye düşman istilasına karşı savaşırken Ahmed Anzavur da buna engel olmaya çalışmıştır. İstanbul'un Türkler'de kalmasını istemeyerek kabul etmiş olan Lloyd George, bu olayların ortaya çıkması ve Adana yöresinde 20.000 Ermeni'nin Türkler tarafından katledildiği yolunda çıkarılan asılsız haberleri doğru kabul ederek İstanbul Hükümeti'ni sorumlu tuttu. Bu fırsattan yararlanarak, Mustafa Kemal Paşa'yı ve Türkiye'yi istedikleri barış şartlarına boyun eğdirmek için, hazırlanan bir plan gereğince önce Türk Ocağı'nı bastılar ve 16 Mart'ta da İstanbul'u işgal ettiler.

    Bu olayda Şehzadebaşı karakolu basılmış ve yataklarında henüz uymakta olan 61 erimizin üzerine ateş açılmıştır. Bu saldırı sonucunda 5 erimiz şehit olmuş, bir kısmı da yaralanmıştır. Eski Harbiye Nazırı Cemal Paşa evinden alınarak tutuklanmış, bütün resmî daireler işgal edilmiştir. Harbiye Nazırı'nın makam odasına giren İngiliz askerleri Fevzi Paşa'nın göğsüne süngülerini dayamışlardır. Bazı aydınlar ve milletvekilleri tutuklanmışlardır. İşgal kuvvetlerinin bir bildiri yayınlayarak, bu durumun geçici olduğunu vurgulamalarına karşı, Mustafa Kemal Paşa'nın otoritesinin kırılacağını ümit etmişlerdi. Bu işgali fedakâr bir telgraf memuru Manastırlı Hamdi Efendi vasıtasıyla öğrenen Mustafa Kemal Paşa, derhal bütün dünyaya, bu hareketi protesto ederek, işgalin haksız ve hükümsüz olduğunu ilân etmiştir. Ayrıca kapanan meclisin yerine, onbeş gün içinde yeni bir meclisin açılacağını bildirmiştir.(4) 19 Mart 1920'de yayınladığı bir başka genelge ile de, milletin yeniden seçeceği temsilcilerle, İstanbul'dan Anadolu'ya geçebilen millet vekillerinden kurulacak olan yeni bir meclisin, milletin bağımsızlığını, devletin kurtarılmasını temin edecek tedbirleri alıp uygulayacağını bildirmiştir.

    Dört madde üzerinde toplanmış olan bu beyannamede dikkati çeken en önemli husus, İstanbul'un işgali ile Osmanlı Devleti'nin sona ermiş olduğunun kabul edilmiş olması ve Türk Milleti'nin bağımsızlığını savunmaya çağrılması idi. İtilaf Devletleri şimdi gerçekten büyük bir hata yapmış oldular. Türkiye'nin kendilerinin kararlaştırmış olduğu bir antlaşmayı kayıtsız ve şartsız imza edeceğini beklemişlerdi. Bu sebeple antlaşmayı zorla imzalatacak tedbirleri almaya başladılar. Bu tedbirlerin başında da, Yunan ordusunun Anadolu'ya sevk edilmesi vardı. Fakat, ne İstanbul'un işgali, ne de yapılan bu tehditler, Türk Milleti'ni yıldırmadı. Daha o gün yani 16 Mart 1920'de Osmanlı Hükümeti, işgali protesto eden bildirisinde, şehrin işgalini gerektiren bir sebep bulunmadığını, Anadolu'daki olayların; Aydın'ın haksız yere Yunanlılar tarafından işgal e dilmesinden, yapılan zulümlerden, büyük bir Ermenistan'la, Karadeniz kıyısında bağımsız bir Rum Devleti'nin kurulmak istenmesinden, Maraş olaylarının da silahlı Ermeni birliklerinin Müslüman halka saldırmalarından ileri geldiğini cesaretle belirtmiştir.(5) Yine bu Hükümet yüksek komiserlerin, "Mustafa Kemal'in ve millî hareketin öteki liderlerinin reddedilmesi" isteklerini, aradan on gün geçmesine rağmen cevaplamamıştır. Bu yüzden yüksek komiserler, hazırladıkları ortak bir notayı 27 Mart'ta sadrâzama vererek "Mustafa Kemal Paşa ile millî hareketin öteki liderlerinin açıkça red ve inkâr edilmesi" isteklerini tekrarladılar. Aralarında Rauf Bey'in de bulunduğu bir kısım milletvekili Padişah'ı ziyaret ederek, Meclis'in kabul etmediği hiç bir antlaşmayı imzalamamasını istediler. İstanbul'un işgalinden büyük endişe duyduğu açıkça belli olan Padişah ise, "Düşmanlar isterlerse yarın Ankara'ya da gidebilirler" diyordu.(6) İngilizler Meclis'i de basarak Rauf Bey ve Kara Vasıf Bey'i milletvekillerinin direnmesine rağmen tutukladılar. Bu hareketleriyle Türk Milleti'ni yıldıracaklarını ve Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde doğmuş bulunan millî iradeye büyük bir darbe indireceklerini sanan İngilizler, sömürgelerinde izledikleri bu siyasetin Türkiye'de de geçerli olacağını zannetmişlerdi. Oysa ne kadar yanılgı içinde olduklarını, Mustafa Kemal Paşa gibi bir dahî ile karşı karşıya kalacaklarını kısa bir süre içinde göreceklerdi. Çünkü bu işgal ve tutuklamalar Mustafa Kemal Paşa'ya, İngilizlerin beklentilerinin tam aksine, büyük güç ve fırsat verecektir. Madem ki, Devletin yasama ve yürütme kuvvetlerine zorla el konularak, Osmanlıların egemenlik hakkına son verilmiştir. O halde Anadolu'nun yürürlükte bulunan kanun ve nizamlarına göre bütün işleri kendi başına yürütmesinden başka çare kalmamıştır. Nitekim İstanbul'daki bazı devlet adamlarının tutuklanmasına misilleme olarak, başta Erzurum'da bulunan irtibat subayı Yarbay Rawlinson olmak üzere Anadolu'daki yabancı asker ve subaylar tevkif edilmiştir. Bu bir fiilî protestodur.







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Atatürk'ün eserleri

    Böylece, Kuvâ-yı Millîye hareketini "meşru hakların müdafaası" olarak nitelendiren Salih Paşa, İtilaf Devletleri'nin isteklerini reddederek 2 Nisan 1920 tarihinde istifa etti.(8) Bu gelişmeler üzerine Padişah, İngilizlerin de doğrultusunda 5 Nisan 1920'de Damat Ferit Paşa'yı yeniden sadrâzamlığa getirdi . Mustafa Kemal Paşa ise, 8 Nisan 1920'de yayınladığı bir genelge ile, düşman süngülerine dayanan Damat Ferit Kabinesini tanımadığını bildirdi.(9) Anadolu'da başlayan şanlı direnişi kırmak, yok etmek için iş başına getirilen Damat Ferit, İngiliz yüksek komiseri Amiral de Robeck ile görüşerek, tutuklanmasını istediği kişilerin bir listesini de İngilizler'e vermiştir.(10) Bununla da yetinmeyerek 11 Nisan 1920'de Meclis-i Mebusan'ı dağıtmıştır.(11) Diğer taraftan, aynı gün Ferit Paşa'nın isteği ile İngilizlerin de ısrarıyla, Kuvâ-yı Millîye aleyhine Şeyhülislam Dürrîzâde Abdullah imzasıyla bir fetva yayınlandı. Buna padişahın da bir fermanı eklenerek, her üç metin birarada basılarak Yunan ve İngiliz uçakları ile Anadolu'ya dağıtıldı. Fetvada, Millî Mücadele'yi yönetenler Padişah'a başkaldırmış, kendi çıkarlarını düşünen zorbalar, Halifeyi dinlemeyen dinsizler olarak gösterilmiştir. Bu hareketlerin Anadolu'da zararları büyük olmuştur. Ancak iktidarın bu tutumu kendisine bir şey sağlamadığı gibi, aksine Anadolu'da kurulmakta olan millî teşkilatın bir devlet kuruluşu haline gelmesini hem kolaylaştırmış, hem de hızlandırmıştır. İstanbul Hükümetince kışkırtılan isyanları bastırarak, düşman ilerlemesine karşı cepheyi tutmaya çalışan Mustafa Kemal Paşa, Ankara müftü ile ulemasından aldığı bir fetva ile, asıl hainlerin, milleti bağımsızlık yolunda savaştan geri koymak isteyenler olduğunu halka ilân etmiştir. 21/22 Nisan'da ise, Bursa uleması, İstanbul'un fetvasına karşı, "Esarette bulunduğu muhakkak olan Fetva Emini'nin fetvasıyla Padişah iradesinin muta olamayacağı muhakkaktır. Cümlemiz bu kanaatteyiz" demişler ve bu yolda yazılmış olan bir belgeyi imzalamışlardır.(12)

    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN ANKARA'DA AÇILMASI

    İstanbul'un işgali ve milletvekillerinden bazılarının tutuklanmasından sona yeni bir meclisin toplanmasını gerekli gören Heyet-i Temsiliye, 19 Mart 1920'de ilgililere bir emir vererek yeniden seçim yapılmasını ve seçilecek kişilerin Ankara'da toplanmasını istemiştir.(13) Fakat toplantıların yapılacağı bir bina bile mevcut değildir. Onun için inşa halinde bulunan bir ilkokulun kiremitleri hemen alınarak, henüz tamamlanmamış olan İttihad ve Terakki kulübü için yapılmakta olan binaya aktarılmıştır. Hızla bitirilen bu bina pek sade bir şekilde döşenerek, toplantılar için uygun bir hale getirilmiştir. Burada dikkatimizi çeken bir husus da, dağıtılan meclisi Ankara'da toplayabilmek için, Kanûn-ı Esâsî gereğince Meclis Başkanının bu daveti yapması gerekiyordu. Bunun için Heyet-i Temsiliye başkanı Mustafa Kemal Paşa ile Celaleddin Arif Bey arasında bir telgraf haberleşmesi yapılmıştır. Celaleddin Bey tereddüd gösterince, Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi'nden aldığı yetkiye dayanarak Heyet-i Temsiliye Başkanı sıfatıyla bu daveti yapmıştır. İşte bu husus milletin içinde bulunduğu durumu en iyi şekilde kavrayan ve bunu icraya koyan bir büyük devlet adamının tartışılmaz liderlik vasfıdır. Bu arada hem Meclis-i Mebusan'dan Ankara'ya gelebilen üyelerin çağrılması, hem de yeniden seçimler yapılması için teşebbüse geçildi. Bu toplanacak meclis, kurucu vasfı ile Anayasa yapacak, hem de olağanüstü yetkilerle yasama, yürütme görevlerini de üzerine alacaktı. Bunun için 19 Mart'ta bir bildiri yayınlanmış, Ankara'da bir meclis toplanacağı bildirilerek, gereken işlemlerin yapılması ve seçilecek milletvekillerinin en kısa zamanda Ankara'ya gönderilmeleri istenmişti.(14) Bütün bu çalışmalar tamamlandıktan sonra 23 Nisan 1920 Cuma günü Meclis'in açılmasına karar verildi. Açılışla ilgili olarak 21 ve 22 Nisan'da Mustafa Kemal Paşa tarafından iki genelge yayınlandı. Bunlardan birincisi Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan Cuma günü Ankara' da açılacağı, fakat açılıştan önce Hacı Bayram Camii'nde bütün milletvekilleriyle beraber cuma namazı kılındıktan sonra, dualar okunup kurbanlar kesileceği belirtilerek, yurdun her tarafında aynı suretle hareket edilmesi isteniyordu.(15)

    Bir gün sonra, 22 Nisan 1920'de yayımlanan bir genelge ile de, "açılış tarihinden itibaren bütün makamât-ı mülkiyye ve askeriyyenin ve umum milletin mercii'nin Büyük Millet Meclisi olduğu" bildirilmiştir.(16) Bunun gerekçesi ise, İstanbul'da doğrudan doğruya Devlete el konulmuştur. Önce Meclis-i Mebusan zorla kapatılmıştır. Öyleyse kuvve-i teşriiye mevcud değildir. İkinci olarak, icra kuvveti siyasî baskı altına girmiştir. Çünkü her kim olursa olsun ecnebî kanunlarına göre muhakeme edileceği ilân edilmiş, bütün haberleşme ve ulaşım murakabe altına alınmış ve mütecavizlerin tamamen kendi kontrolları altına sokulmuştur. Üçüncü olarak, yargılama kuvveti bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde mevcudiyeti kabul olunamaz. Halbuki İstanbul'da yüzlerce kişinin tevkif edilmesi, İtilaf Devletleri'nin görüşlerine muhalif söz söylemek bile suç kabul edilerek tutuklamalara girişilmesi, yargı kuvvetinin hükmen ortadan kalkmış olduğunun göstergesidir. O halde millet yedi yüz seneden beri büyük bir şan ve büyüklükle muhafaza ve müdafaa ettiği istiklâl ve mevcudiyetinin devamı için İstanbul'un işgalinin meydana getirdiği hukukî durumu tamir etmek zorundadır ve bunda da o kadar acele edilmelidir ki, uzayacak bir hakimiyet devresi, tamamen dağılmaya sebep olabileceği gibi, düşmanların tasavvurlarını fiilen icra mevkiine koymalarına imkân verebilirdi. Bunun için de, yok edilen Anayasa ve kanunların bıraktığı boşluğun derhal doldurulması gerekirdi.(17)




    Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti 'nin ilk mebusları Meclis balkonunda

    Böylece Meclis 23 Nisan 1920'de saat 14.45 'te en yaşlı milletvekili olan Sinop Milletvekili Şerif Bey'in bir konuşmasıyla açıldı. Ankara'da 120 milletvekili ile toplanan, yeni adıyla T.B.M.M. derhal bir hükümet kurmaya karar vermiştir. Bu noktada önemli bir hususa da işaret etmek gerekir ki, tarihte ilk defa resmen "Türkiye" adı bu meclisin toplanmasıyla alınmış ve kullanılmaya başlanmıştır. Bu meclisin hukukî karakteri hem bir kurucu meclistir, hem de kurtuluş hareketi zaferle sona erinceye kadar vazife başında kalacaktır. Meclis'in açılması ile birlikte, millî egemenlik fikrinin meşruluğu tartışılmaz bir biçimde ortaya konmuştur. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" hükmü, yeni Türk Devleti'nin egemenlik kaynağını halktan alan insan hakları esasına dayandırıyordu. 23 Nisan 1920'de egemenlik, İstanbul'dan Ankara' ya, yani saltanattan millete geçmekle kalmıyor, egemenliğin kaynağı ve yapısı da değişiyordu. Meclis'in toplanma çalışmalarını sürdürdüğü sırada Ankara'ya gelmiş olan Yunus Nadi Bey para, ordu, silah, cephane gibi şeylerin yokluğunu görünce Mustafa Kema Paşa'ya, "Her şeyden önce ordu kurulmasını, meclis toplamakla zaman kaybedilmemesini, ondan sonra meclisin toplanabileceğini" tavsiye etmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa, "bir devre eriştik ki onda her iş meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet, ancak millî kararlara dayanmakla, milletin genel eğilimine tercüman olmakla mümkündür evvela meclis sonra ordu, orduyu yapacak millet ve ona vekâlet edecek olan meclistir. Çünkü ordu demek yüzbinlerce insan ve milyonlarca servet demektir. Buna iki" üç kişi karar veremez. Bunu ancak milletin karar ve kabulü meydana çıkarabilir" sözleriyle milletin meşru otoritesini kuracak meclisin önemini belirtmiştir.(18)


    24 Nisan 1920'de meclis huzurunda, geniş bir konuşma yapan Mustafa Kemal Paşa, aynı gün meclis başkanlığına seçildi. Onun bu sözlerinde, ne Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme döneminin ihtirasları, ne çöküntü döneminin ezilmişliğinin kompleksleri ve acizliği, ne de İttihad-Terakki'nin hayalciliği vardır. Hak ve adalete dayanan gerçekçi, insancıl, barışçı bir politikanın esasları görülmektedir.(19) Konuşmasını tamamlayan Mustafa Kemal Paşa'nın hükümetin kurulması için verdiği önerge kabul edilmiştir. Buna göre, Hükümetin kurulmasının zorunluğu olduğu, geçici kaydıyla da olsa bir hükümet başkanını tanımak yahut Padişah vekili atamanın uygun olmadığı, T.B.M.M.'nin' üzerinde bir güç olmadığı ve millet adına yasama ve yürütme yetkilerini kendinde topladığı belirtiliyordu.(20) Böylece Meclis'in, Padişah'ın otoritesinin üstünde olduğu vurgulanıyordu.





  3. Dr Zeynep
    Bayan Üye
    Bu arada Meclis'in hükümet kurulma dan önce yaptığı işleri özetlersek şunları kaydetmek gerekir:

    1) 25 Nisan 1920'de düşman propagandasına inanılmaması gerektiğini bildiren bir beyanname yayınlandı.

    2) 26 Nisan'da "Sovyet Halk Komiserler Meclisi'ne" bir mektup gönderilerek, ilk dış siyasî ilişki başlatıldı.

    3) 27 Nisan'da Padişah'a, "Büyük Millet Meclisi emriyle Mustafa Kemal" imzalı bir sadâkat mektubu gönderildi. Burada maksat, Padişah'ın Meclis'e karşı çıkma masını sağlamaya çalışmaktı.

    4) Yurtta meydana gelen olumsuz hareketleri önlemek, ayaklanmaları kışkırtanlarla idare edenleri ve ayaklananları yola getirmek için "Hiyanet-i Vataniyye" kanunu çıkarıldı: 29 Nisan 1920.

    5) 30 Nisan 1920'de Mustafa Kemal Paşa tarafından Amerika Birleşik Devletleri, tarafsız devletler ve İtilaf Devletleri Dışişleri Bakanlarına birer nota verilerek, B. M. Meclisi'nin kuruluşu duyuruldu.(21)

    Hükümetin 2 Mayıs 1920'de kurulmasından sonra, 4 Mayıs'ta B.M.M.'nin, teşkilâtına ait bir genelge yayımlandı. Bakanlar Kurulunun 6 Mayıs'ta yaptığı toplantıda, Bolşeviklerle yapılacak anlaşma ve "Emperyalizm siyasetine âlet olan Ermeni Hükümeti'nin ortadan kaldırılması" lüzumu üzerinde duyuruldu. 9 Mayıs'ta bütün İslam âlemine duyurulmak üzere bir beyanname yayınlandı. İslam âleminin desteğinin sağlanmasını isteyen bu beyanname ile, Hristiyan ordularının İslâmın Hilafet merkezini haksız işgali belirtildi. 19 Mayıs'ta, İstanbul Hükümeti'nin Başkanı Damat Ferit Paşa, Meclis kararı ile vatandaşlıktan çıkarıldı ve "Hıyanet-i Vataniyye Kanunu" gereğince arkadaşlarıyla birlikte, yakalandıklarında vatana ihanet suçuyla yargılanmak üzere haklarında karar verildi. 7 Haziran'da ise İstanbul Hükümetlerinin alacağı kararları tanımayan bir kanun kabul edildi.(22)

    SONUÇ

    Meclis'in açılmasıyla yeni bir devlet kurulmuştur. Bu devletin adı resmen konmamış olmakla beraber böyle bir hükümet, millî egemenlik temeline dayanan halk hükümetidir, cumhuriyettir. Cumhuriyetin ilân edilmesi savaş sonrasına kalmasına rağmen sistem, yapısı gereği bir cumhuriyettir. Osmanlı Devleti'nin çöküş döneminde âdeta asker veya vergi kaynağı olarak görülmüş Türk insanı, Osmanlılık için yüzyıllarca savaşmıştı. Oysa şimdi en başından itibaren açıkça ortaya koyduğu gibi Türk Milleti kendi savaşını kendi yapmıştır. Ancak milletin bunu anlaması ve millî mücadele ile bütünleşmesi için zaman gereklidir. Çünkü yüzyıllardır meşru iktidar olarak tanıdığı saltanat makamının ve onun hükümetinin ihanete varan gafletinden ve düşmanlarıyla yaptığı işbirliğinden habersizdir. Damat Ferit Hükümetleri kurtuluşu, canına, namusuna kastetmiş düşmanlarının merhametinden beklemiştir. Ankara Hükümeti ise kurtuluşu Millet gerçeğinde, görmüştür.

    Millî Egemenlik, aynı zamanda milletin hür ve bağımsız yaşamasını, içte ve dışta millet birliğini ve bütünlüğünü ifade eder. İşte Atatürk'ün 1920 yılında Türk Milleti'ne kazandırdığı ilk benzersiz inkılâp olan millî egemenlik ilkesinin benimsenişi bu bakımdan hayatî önem taşımaktadır. Bu inkılâp beşerî yönüyle de, siyasî iktidarın ve onun kaynağını beşerileştirmek çabasının bir sonucudur. Millî Egemenlik kavramının özünde taşıdığı ifadenin gücüdür ki, çağdaşlaşma sürecini geriye dönüşü olmayan bir süreç haline sokmuştur. Milli Egemenlik ilkesi en başta benimsenmeseydi, saltanat ve hilafetin kaldırılmasından sonra gerçekleştirilen inkılâpların yolu da hiç bir zaman açılamamış olurdu. Bu gerekçeyledir ki, egemenlik millet adına sadece T.B.M. Meclisi tarafından kullanılır gibi, temel anayasal esaslara aykırı yorumlar getirileceğine, bu ilkenin asıl öneminin laik bir siyasî rejimin temel taşı olmaktan doğduğunu iyi anlamalıyız. Çünkü anayasamıza göre, millî egemenlik hakkını tek bir devlet organı kullanamaz. Bu hak ancak Türk Milleti adına kullanılır. Zira, anayasal sistemimiz, Millî Egemenliğin kullanılışını kuvvetler ayrılığı ve kuvvetlerin işbirliği esasına bağlamıştır. Bu bakımdan Atatürk ilke ve inkılâplarının kaynağı, Millî Egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk Milleti'ne ait olduğunun değişmez ifadesidir.

    Bu makale, Türk Dünyası Tarih Dergisi'nin Nisan 1994 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

    -----------------------------------------

    1 Vakit Gazetesi, 7 Teşrîn-i evvel 1335, Sayı. 963.

    2 Vakit, 4 Mart 1336 s. 835.

    3 Mustafa Kemal Paşa, 4 Man 1920 tarihînde Padişah 'a çektiği telgrafta meydana gelebilecek hadiselerden kaygı duyduğunu ifade ederek, itilaf Devletleri'nin istiklal ve haysiyetimizi çiğneyen saldırılarına ve ateşkes hükümlerine aykırı müdahale ve hareketlerine daha fazla dayanamayan hükümetin istifa ettiğini; milletin hükümet buhranının bir an önce sona ermesini ve millî gayeyi hakkıyla gerçekleştirebilecek saygın bir kabinenin kurulmasını beklediğini, Millet Meclisi'nin "Felâh-ı Vatan" grubunda yoğunlaşan millî gaye ve eğilimlerin Padişah tarafından korunacağından bütün millet gibi Hey 'et-i Temsiliye'nin de emin olduğunu söylemiştir. Ayrıca huzur ve selameti tehdit altında bulunan memleketin, millî vicdanı koruyamayacak bir hükümet başkanına bir dakika bile tahammül edemeyeceğini bildirmiştir. Bk. Selahattin Tansel, Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, İstanbul 1991, III, 37
    4 Ergün Aybars, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi l, Ankara 1990, s. 198-199

    5 Selahattin Tansel, Aynı eser, III, 51

    6 Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul 1953,1, 312

    7 Metin Ayışığı, «Mareşal Ahmet İzzet Paşa 'nın (Askeri ve Siyasi Hayatı), T.T.K. Yay., İstanbul 1997, s. 238

    8 Aybars, Aynı eser, I, 197-198

    9 Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Ankara 1989,1, 97

    10 Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Ankara 1987, I, 212, 217; Bilal Şimşir, The British Documents on Atatürk, Ankara 1975, II, 93

    11Bu husustaki irade-i seniyye için bk. BA, B.E.O. İİS, nr. 347035

    12 Selahattin Tansel, aynı eser, III, 91

    13 Atatürk, Nutuk, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 1975,1, 514-516

    14 Atatürk, Nutuk, l, 514-515

    15 Atatürk, aynı eser, I, 526-527

    16 Atatürk, Aynı eser, I, 528

    17 Kazım Öztürk, Atatürk'ün T.B.M.M. Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, Ankara 1981, s. 69-70

    18 Aybars, aynı eser, I, 201

    19 Atatürk, Nutuk, II, 5-6

    20 Aybars, aynı eser, I, 202; Afet İnan, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi, Ankara 1977

    21 Tansel, Aynı eser, III, 95-102

    22 Tansel, Aynı eser, III, 102-106




+ Yorum Gönder


atatürk türkiye büyük millet meclisini ne zaman kurdu,  23 nisan 1920,  ilk büyük millet meclisi