+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Bilgi Arşivi Forumunda Sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Nevriye Uzun
    Üye

    Sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi








    sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi

    Sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi hakkında bilgi

    Kültür ve sanat bir milletin kimliğidir. Bir toplumun uygarlığı, onun sanat değerleri ve kültür varlıkları ile simgelenir. Kültürün zenginlik kazanmasında sanat çalışmalarının önemi çok büyüktür. Sanat eğitimi ve etkinlikleri, çağdaşlaşmayı ve ekonomik kalkınmayı amaçlayan bilimsel ve teknolojik çalışmaları da içerir.

    "Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir."


    M. Kemal ATATÜRK





    Sanat Ülkülerin Kanadıdır



    Ensar KILIÇ


    Bir toplum içinde yaşayan aynı devrin insanları aynı ruhu taşımıyorlarsa, orda millet diye bir varlık yoktur veya varsa bile tehlikededir. Kültür ve sanatın önemi milli birlik ruhunun yaratılmasında ve yaşatılmasında aynı devrin insanlarının aynı ruhu taşımaya mecbur etmesindendir. İnsanlardaki mizaç ve karakterin, millet bakımından karşılığı kültürdür. Kültür bir milletin karakteridir ve bu bakımdan da millidir. Nasıl bir insandaki karakter, onun bütün iç benliğinin bir tezahürü ise bunun gibi bir milletin kültür ve sanatı da bütün müesseselerinin bir meyvesi ve ürünüdür. Bazen aynı devrin insanları aynı ruhu taşımaları bütün müesseselerinin milli kültür ve sanatı ile aynı ahengi taşıması ile mümkündür.
    Türkiye'nin kalkınması herşeyden önce bir milli kültür ve sanatındaki uyanıklığa bağlıdır. Milli kültürün korunması ve yayılmasını ve yaratılmasını üzerine almış olan aydınların ve sanatçıların Türk toplumunu rüyasından uyandırmaları, ona öz benliğini hatırlatmaları çok kutsal bir hizmet ve görevdir. Türkiye'de yaşayan insanların, mutluluklarının çözülmez bir birlik ruhu içinde birbirleriyle kaynaştırılıp yoğrulması, kültür ve sanatla gerçekleştirilebilir. Bunun için de kültür ve sanat yaratıcılarına düşen görev büyüktür. Sanatçılar, milli kültürü korumakla toplumsal orkestraya ahenk ve renk vererek müesseselerin aynı ruhu taşımalarına katkı sağlayacaklardır. Bu düşünce ve amaçlarını gerçekleştirmek için, güzel sanatları halk hizmetine yönlendirilmesi ve milli fikir hareketlerinin yaratılması gerekir.
    Romanımızla, şiirimizle, mimarimizle, tiyatro ve sinemamızla tek bir ülküyü, Türk ülküsünü terennüm etmeliyiz. "Biz bize benzeriz" diye milli kültürün önemini belirten atalarımıza, layık olabilmek için başkalarına benzememek zorundayız. Taklitçiliği bırakmak zorundayız.
    Türk halkı ve sanatçısı arasındaki fikir ve duygu ahenksizliği sosyal yaşantımızda telafisi güç yaralar açmıştır. Bu durumdan ve meydana getirdiği buhrandan kurtulmak için ciddi bir milli sanat eğitimi reformu gerektirmektedir.
    Bu düşünceler büyük devlet ve dava adamı Sayın Alparslan TÜRKEŞ'in 1976 yılında yazarları ve sanatçıları kabulünde yaptığı konuşmalardan aklımda kalan bazı notlardır.
    Bu düşüncelerini hayata geçirmek için TBMM'de, büyük mücadeleler vererek İstanbul Türk Musikisi Konservatuarı'nın kurulmasını, bölge tiyatroları kanununun çıkarılması, sanatçıların sosyal haklarını elde etmeleri için iki kanun çıkmasını sağlayan Sayın Türkeş "İyi yetişmiş bir sanatçı, ülkemizin tanıtılması için bir kaç üniversite kadar kıymetli olduğunu" vurgulamıştır.
    1973 yılında yaptığı konuşmalarında tiyatro bir millet okulu olarak devletten yardım görecek, il tiyatroları, seyyar tiyatrolar, bölge tiyatroları süratle temin edilecek ve böylece kültür hizmetine girmesi sağlanacaktır… Sinema ve tiyatromuz millet hayatındaki gerçek değerini teknik, estetik ve fikir şahsiyetine ancak bu temel anlayış bağlılığı ile kavuşabilir. Bu bakımdan "Sanat millet içindir" düsturunu kabul eder. Kendi faaliyet alanı içinde ülkücülük, ahlâkçılık, eğiticilik, öğreticilik, dinlendiricilik, uyarıcılık, yol göstericilik, araştırıcılık ve birleştiricilik ilkelerini benimser.
    Sinema ve tiyatromuz milli bünyemize uymayan bütün düşünce ve davranışlara kesin tavır takınmalıdır. Milletimizin maddi ve manevi kültürünü korumaya ve yapısını dengelemeye çalışmalıdır. Fikir ve ruh bakımından sağlıklı bir toplum amacına yönelmelidir. Devlet bu hususları gerçekleştirmek için güzel sanatların felsefesini estetik ve tekniğini, kadrosunu ve ekonomisini ve sanatçının sosyal haklarını korumak ve güçlendirmek, geliştirmek amacı ile gerekli maddi ve manevi imkanlarını hazırlamalıdır. Sanat ve sanatçıya yüce bir değer verilmelidir. Çünkü Türk kültürünün gelişip yayılmasını sağlamak, gençliğin milli kültür değerlerimize sahip bir şekilde yetiştirme görevleri sanat ve sanatçıya düşmektedir. Bu düşünceleri savunan ve sorumluluklarını gösteren başka bir belgede 1979'da büyük devlet ve dava adamı Sayın Türkeş şöyle özetliyor:

    "Devlet tiyatroları Anadolu'da teşkilatlandırılacaktır demiştik; bugün onbir ili içine alan "Bölge tiyatrolarını" çalışmalarımız sonucu kurduk. Yavruvatan Kıbrıs'ı da bu çalışmalar içine aldık. Vatandaşlarımızın yurt dışında toplu bulundukları ülkeler yeni hedeflerimizdendir. Tiyatro, opera, bale ve güzel sanatların tümü millet okulu olarak devletten yardım görecek demiştik. Bölge tiyatroları bu hizmeti götürecek okul niteliği hazırladığımız iç tüzükle teminat altına aldık. Güzel sanatlar ve Devlet Tiyatroları her yönüyle yeniden ele alınacak. Milli Türk Tiyatrosu telif eserleriyle, konserleriyle, sanatçısıyla, Türk milletinin hizmetinde olacaktır.
    Tanzimat'tan beri milletimizin rızası ve hür iradesine aykırı olarak, milli benliğini kaybetmiş taklitçi bir avuç aydın ve sanatçının baskı ve emir vakileriyle yürütülmeye çalışılan "Güdümlü bir kültür ve sanat değişim programı"nın yozlaştırıcı ve yabancılaştırıcı tahribatı sonucu insanımız inançlarına ters düşen bir kültür ve sanat muhitine ve yaşam tarzına itilme tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Böylece kokuşmuş bir kültür ve sanat, bazı aydınlarımızın ve sanatçılarımızın ilim ışığı altında gerçekçi tenkitlerine rağmen çağdaş yaşam seviyesi olarak takdim edilmek istenmektedir. Bu kültür ve sanat sömürüsünün arkasından gelen siyasi ve ekonomik sömürünün de toplum hayatımızı sarstığı görülmektedir. Milli bünye, kendine ters gelen her çeşit yapılaşmaya devamlı tepki göstermekte ise de karar ve uygulama mevkiinde olanlar bu tepkiye aldırış etmemektedirler. Sanat ve kültür kuruluşlarımızın program ve politikalarındaki yanlışlar bu gidişe hız kazandırmış, toplumda sarılması güç yaralar açmıştır. Bugüne kadar sanat ve kültür faaliyetlerinin neticesi sonucunda Türk insanı fikirsiz, inançsız, milli ülkü ve hedeflerden yoksun bırakılmış, birçok gencimiz yabancı ideolojilerin ağına düşürülmüş, yozlaşmaya, yabancılaşmaya, sefalete, uyuşturucuya ve şiddete mahkum edilmiştir. Bugün kendine güvensizlik olarak ortaya çıkan bu şahsiyet zaafı giderek yabancı hayranlığına dönüşmüştür.
    Kültür ve sanatın herbir unsuru tarihin içinden günümüze ulaşan yazılı ve yazısız hukuku ile gerek fert, gerekse toplum planında inanış, düşünüş ve davranış şekilleri, maddi ve manevi unsurları ile hususi bir yapı tezahür ettiren bir hayat tarzı demektir. Tarihten getirdiği kültür, estetik, sanat değerleri yozlaştırılan bir millete yürütülecek bir düşmanlık kolaylık kazanmış demektir. Aksine bu müşterek tarihi değerleri korumayı bilmiş, başarmış bir milletin ise bu düşmanlara karşı direnci çok daha güçlü olacaktır. Hiç şüphesiz milli kültür ve sanatımızın başka kültürlerle etkileşmesi sonucu birçok şey vermekte ve almaktadır. Farklı kültürler karşısında özellikle yeni yetişen nesillerin kültür şokuna uğramasına ve kimlik bunalımı saplanmasına mani olucu, kaliteli, sanat değeri yüksek, ihtiyaca cevap verecek eserler ortaya konmasına yönelik milli kültür değerlerinin millete aşılanmasını sağlayacak gayret ve faaliyetlerin çoğalması gerekmektedir. Milli kültür değerlerimizin yıpratılması sonucunu doğuran, kültürel değerler kargaşasına sebebiyet veren, kültür ve sanat hayatımız ile ilgili milli mutabakatları bozan kayıtsızları ortadan kaldırmak, milli şuur ve milli menfaatlere bağlılığı dondurucu, mücerret bir insanlık parolası ile kültürel, sanatsal ve ekonomik istismara yol açıcı, tavizci, neme lazımcı, beynelminelci ve bağımlı hümanist kültür anlayışını ortadan kaldırıp, milli kültürümüzün yerleşim birimlerinin en ücra köşelerinde kalan güzelliklerini ortaya çıkararak, koruyarak, geliştirerek, öncelikle ele alarak, tüm dünyaya aktararak milli kültürümüzün temel eserleri rutubetli, tozlu bodrumlarda çürümesi, yok olması önlenerek bu eserler bugünkü yazı ve konuşma dilinde toplumumuza kazandırılarak akraba cumhuriyetler vasıtası ile tüm insanlığa kazandırmak milli kültür ve sanatımıza yapılacak en büyük hizmet olacaktır.
    Günümüzde milletler mücadelesi bütün şiddetiyle devam etmektedir. Mevzi lokal savaşların sürdüğü bölgeler dışında, bütün dünya sathı yeni bir savaş tarzı yaşamaktadır. Kültür, sanat, propaganda ve ekonomi savaşı. Fikir sistemleri ve ideolojiler harbi. Bütün dünyanın topyekun yaşamakta olduğu bu harp dağlarda, ovalarda ve siperlerde verilmiyor. Yeni savaşın alanları caddeler, meydanlar, okullar, fabrikalar, sahneler, perdeler, galeriler ve ekranlar… Top, tüfek ve tabanca ikinci plana itilmiş. Yeni harbin silahları gazeteler, kitaplar, televizyonlar, sinemalar ve her türlü sanat dallarıdır. Hedef düşman ülkesini fethedip bayrağı oraya dikmek değil, düşman ülkelerindeki beyinleri ele geçirmektir. Bu yolla süper güçler ABD, AB ve Çin sıcak harbin en küçük rizikosunu yaşamadan ve tek vatandaşının burnunu kanatmadan tesir alanını genişletmeye çalışmaktadır. Bu yeni işgal tehlike olmaktan başka eskisinden daha tesirlidir. Kuvvet zoruyla işgal edilmiş bir vatan o topraklardaki milletin içinde her an dipdiri kalan istiklal ateşi sayesinde bir gün kurtulabilir. Fakat beyinleri işgal edilmiş milletlerin tutsaklıkları ebedidir.
    Sanat ve sanatçı "Vuruşmanın merkezine" cemiyetin bütün kesimlerinden daha yakındır. Çünkü sanat yeni harbin ağır silahlarından biri haline sokulmak istenmektedir. Sanatçı neo emperyalizmin paralı askeri seviyesine düşürülmeye çalışılmaktadır. Sanat önce şahsi özelliklerde kabiliyetlerde belirir. Ancak kaynağı belli bir kültür çevresidir. Sanat yalnızca ferdi özelliklere bağlanamaz. Önce mahalli olarak fertler bazında sahnelenen sanat ülke çapında sosyal kabul görürse milli sanatın bir parçası olur. Milli niteliğini koruyarak diğer sanatlarla kültür alışverişine girebilir. Böylece evrensel olur. Her sanat dalındaki başarı diğer milletlerdeki sanat anlayışından ayırt edici özellikler taşır. Ama sanatçı bir millete mensuptur. Kendisi yaptığının şuurunda olsa da olmasa da sanat millidir. Bu hüküm taklitçiler için doğru değildir. Taklitçinin eseri milli olmadığı gibi şahsi de değildir.
    Sanat millet içindir. Milleti millet yapan değerlerin üreticisi olarak sanatçının Türk Milliyetçiliği fikir sistemindeki yeri önemlidir. Ülkemizi tanıtmak için iyi yetişmiş bir sanatçı ve ürettiği bir eser birkaç üniversite kadar kıymetlidir. Sanatçının iyi bir üretim yapabilmesi için maddi sıkıntıları olmamalı, yalnızca sanatın düşünmelidir. Çünkü sanat eserinin ortaya konuluşu tek başına insan tahammülünün hudutlarını zorlayan bir çabadır. Bu nedenle kabiliyetlerin bulunması için yurt çapında ve toplumun her kesiminde çalışan bir teşkilat olmalıdır. Türkiye'nin her yerinde güzel sanatlar liseleri kurulmalıdır. Yetişmiş sanatçının araştırıcı kabiliyetinin geliştirilmesi ve özendirici teşvikler, sanat doruklarının aynı kalite ve sayıda eser vermesi için maddi ve manevi ortamın iyi hazırlanması gerekmektedir."

    Bu konuda Sayın Türkeş'in düşüncelerine bakacak olursak;

    "Sanatın bütün dallarında, telif haklarına hürmet edilmesi kanuni mecburiyet olmalı. Telif haklarında vergi muafiyeti, geçim endeksine göre kendiliğinden ayarlanır hale getirilmelidir. Özel sanat teşebbüslerinde bilhassa özel tiyatro ve güzel sanatların tümünde ve sinemada kredi, vergi muafiyeti, belediye rusum muafiyeti sağlanmalı. Sanatçıyı her devirde, her yaşında koruma ve layık olduğu seviyede yaşamını sağlamak, sosyal güvencesini temin etmek bir devlet görevi olmalıdır."

    Bunun için 1979 ve 1993 yıllarında Sayın Türkeş'in teklifleriyle sinema ve tüm güzel sanatlarda çalışmalar TBMM'de kabul edilen bir kanunla çalıştıkları süreyi belgeleyenler sosyal güvenceye kavuşmuşlardır.
    Devlet, sinema ve stüdyoları kurmalı, sinema salonlarını korumalı sinema sanatının milletimize yaptığı hizmet ve fayda göz önünde tutularak devletten yardım görmelidir. Devlet tiyatroları ve özel tiyatrolar her yönüyle ele alınarak milli Türk tiyatrosu telif eserleriyle, sanatçısıyla, sahnesiyle Türk milletinin emrinde olmalı. Sanatçıların eğitildiği kurumlar ile sanat kuruluşları arasındaki tezatlar ortadan kaldırılmalı, büyük merkezlerde kültür siteleri kurularak halkın ve sanatın hizmetine açılmalı. Sanatın zirvelerini içinde toplayarak ödüllendirme ve teşvik kararlarında otorite görevi üstlenecek bir Türk sanat akademisinin acilen kurulması ve klasik Türk musikisi ve halk müziğinin kendi değerleri içinde geliştirilerek Türk musikisi konservatuarı daha geniş imkanlara kavuşturulmalı, resim ve heykel için gerekli galeriler faaliyete geçirilmelidir. Güzel sanatlar Türk cumhuriyetleri arasında dilde, fikirde, işte birliğin köprüsü olmalı, Türk kültürünü tüm dünyaya tanıtmakta öncülük etmelidir.
    Milletler arası sanat temasları, sanatımızın yurt dışında tanıtılması tesadüflere bırakılmamalıdır. Bir devlet görevi olmalıdır. Dün mimarisi, şiiri, seramiği, geleneksel tiyatrosu, oyması, işlemesi ile en büyük olan Türk sanatı ve sanatçısı layık olduğu mevkiye getirilmesi için her türlü tedbir alınmalıdır. Çünkü sanata hizmet Türk milleti ve milliyetçiliğe hizmettir.
    Bu engin görüş ve düşünceleriyle Türk sanatçısının saygı duyduğu Büyük Devlet ve Dava Adamı Sayın Alparslan TÜRKEŞ ebediyete kadar Türk sanatçısının gönlünde yaşayacaktır. Çünkü sanatçıların sosyal haklarını alabilmeleri için kanunlar çıkaran, tiyatro sanatının yaygınlaşması için, bölge tiyatrolarının kurulması için büyük uğraş veren her türlü resim sergisini sempatik tavırları ve gür sesiyle açan, Türk musikisi konservatuarının açılması için büyük çaba gösteren, her türlü sanat faaliyet davetlerinde hazır bulunan ve engin düşüncelerini aktaran devlet adamlarına sanatçıların çok ihtiyacı vardır.
    1995 yılında Küçük Tiyatrodaki parlamenterler galasında Sayın Türkeş'in devlet tiyatroları protokol defterinde seyrettiği oyunla ilgili şu satırları yer almıştır:

    "Bu akşam Sayın Orhan ASENA'nın "Candan Can Koparmak" adlı eserini sanatçılarımız başarıyla oynadılar. Devletimiz ve milletimiz için, vatan bütünlüğümüz için büyük Atatürk'ün işaret ettikleri gibi gerekirse canımızdan can koparmaktan asla çekinmeyiz. Küçük Tiyatromuzun değerli sanatçılarını kutlarım.
    Sevgi ve saygılarımla."




  3. Asel
    Bayan Üye
    Sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi

    Sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi nedir



    Hasse Gawé / Ressam ve sosyal pedegog

    Sanatçı, geceleyin gökyüzündeki ışıl ışıl yıldızları, sütliman denizi, hırcın dalgaları, martıları, yaşanan toplumsal sorunları, çiçeği, böceği, dalı, kuşu, yaprağı dizelere döken, tuvaline renk renk boyaları süren, kare kare fotoğraflayan, çizgilerle konuşan, perdede, sahnede çıkıp oynayan insan mıdır?

    Sadece yetenekleri yönüyle diğerlerinden farklı olan insan mıdır sanatçı?

    İnsanın yeteneklere sahip olması, sanatçı olmasına yeter mi? Yetenek yönünden daha üstün özelliklere sahip olan sanatçıların, sosyal insan olarak insani yönlerinin de eksiksiz olması gerekmez mi?

    Onlar toplumun önemsediği ve değer verdiği öğreten, aydınlatan, örnek olan insanlar değil midir?

    Sanatçı, sanatını yeri geldiğinde sanat için yaparken, yeri geldiğinde insanlık için insanlık yararına yapan insandır. Yaşadığı toplum için toplumsal sorunları dile getiren, onlar adına hesap soran ve sorgulayan, iyilik ve güzellik adına muhalefet eden insandır.

    Sanatçı öyle bir sanat yapmalı ki; bütün fikri, bütün emeği, bütün hülyası, bütünü ile her şeyi ona ait olsun ve içindeki en sanatçı kimliğini dışarıya aktarsın. Sanatını her zaman için bütün ülke/dünya insanlarının ortak derdine ilaç, özgürlüğüne bir kaçış, bir fetih, bir aşk, bir sevda ve her şeyiyle insanlık için kullansın. Kısaca insanlığın değer diye adlandırdığı tüm değerlerin ortak diline uyarlasın ve hür dünya adına kullansın.

    Elbette ki sanat göreceli ve çeşitkenliği bol olan bir türdür. Yani bir sanatçı, salt kendi kimliği ile örtüşen sanatçıdır.

    Ama bir yere kadar sanatçıdır.

    Oysa sanat denilen kavram kimliksizdir, özneldir ve bütün insanlığa hitap etmelidir. Günümüzde herkesin sanatçı kimliğini bu kadar kolay elde ettiği bir toplumda, sanatçı kimliğini tartışmanın yararı ne olabilir diye düşünüyorum?

    Sanatçının kimliğini konuşurken, onun sanatını kendi kimliğinden bağımsız nasıl değerlendirebiliriz?

    Elbette değerlendiremeyiz.

    İşte bu noktada olmazsa olmazlardandır kişilik kavramı.

    Kimliği ortaya çıkaran en önemli yapı taşlarından biridir.

    Başta kişilik olarak bir değer varsa, arkasına koyacağınız kariyerler ancak o insanın kıymetini arttırabilir. Kişilik değeri yoksa kariyerlerin de bir önemi yoktur.

    Sanatçı fark edici, yürüyen bedeni ile dev bir göz olmalı. Kendini dimdik tutmalı ve asla kendisiyle çelişmemeli. "Sanatçı; inanmış adamdır." der, Nâzım Hikmet. İşine geldiği yerde efelenip, işine gelmediği yerde kıvırmamalı, söylemlerinin ve yaptığının arkasında durmalıdır.

    Yani kişilikli olmalıdır.

    Sanatçı olmak için sadece verilen eserlerin ölçüt olmadığı, sanatçılığın bir karakter olduğunu iyi bilmelidir.

    Buraya tek bir tümce daha ekleyebilirim: Sanatçı her ortamda kendini taşımasını bilmelidir!

    Sanatı her türlü kişisel çıkarlarına alet ederek kullananlar, sanata en büyük ihaneti yapmaktadır. “Donkişot” gibi her gördüğüne, kızdığına, kıskandığına saldırmak için sanatı kullananlar, kullananlara alkış tutanlar bir gün gelir yaptıkları şaklabanlığın bataklığında boğuluverirler. Sanatçı, okuyan, düşünen, sanat yapmanın dışında sanatın gelişmesine ve yerleşmesine katkı sağlayan, üreten ve ürettikleriyle toplumun bir adım önünde giden kişi olmalıdır ki topluma katkıda bulunabilsin.

    Çünkü kişisel hırslarından arınmış olarak, toplumu bir nebzede olsa ileri götürmeyi amaçlayan insandır.

    Bir dünya görüşü ve bir duruşu olan, hırslarına, öfkelerine yenilmeyen, maşa olarak kullanılmayan, kendinden vermesini bilen insandır..

    Özetle, üretkenliğinin yanında kişiliği ile de bütünleşmiş insandır sanatçı.




+ Yorum Gönder


sanat ve sanatcının toplum için önemi,  sanatın ve sanatçının toplum için önemi,  sanatçının toplumdaki yeri ve önemi,  sanatçının toplumdaki yeri,  sanat ve sanatçının toplumdaki yeri ve önemi,  sanat ve sanatçının toplumdaki yeri