+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Bilgi Arşivi Forumunda İbadetle güzel ahlak arasında nasıl bir ilişki vardır Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Bilge Kağan
    Devamlı Üye

    İbadetle güzel ahlak arasında nasıl bir ilişki vardır








    Sizce İbadet ile güzel ahlak arasında nasıl bir ilişki vardır?







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    İbadetle güzel ahlak arasında nasıl bir ilişki vardır

    İbadetle güzel ahlak arasında nasıl bir ilişki vardır

    İbadet; Allah’a büyük saygı gösterip O’nun kanun ve nizamlarına boyun eğmektir. Başka bir deyimle ibadet; hayatta Allah’ın kanun ve nizamlarına uygun olarak yaşamak ve her harekette Allah’ı düşünmektir.

    Namaz kılmak ibadet olduğu gibi Allah’ın emrettiği şekilde alış-veriş yapıp Allah’ın emirlerine imtisal etmek ve günahlardan sakınmak da ibadettir. İnsan ile hayvanı birbirinden ayıran da bu noktadır.

    İbadeti, sadece namaz gibi taatlere sıkıştırmak yanlıştır. Peygamber (asm):

    “Müslüman kardeşine karşı gülümsemen ibadettir.” buyurmuştur. [1]

    İbadet ve ahlak ayrılmaz bir bütündür



    İslam ibadetlerle ahlak arasında sıkı bağ kurmaktadır. Zira ibadet, hayatta takınılacak tavrın; insanın davranışlarına inandığı değerlere göre şekil vermesinin ifadesidir. Nitekim;

    “Bana kulluk edin! Bu dosdoğru bir yoldur diye (tavsiye ederek) ahdetmedim mi?” [2] ayetinde bu ilişkiye işaret edilir. [3]

    İbadet kişiye güzel ahlakı kazandırmaya vesiledir

    İbadet, insanın ruhunu yüceltir. Güzel fiil ve kabiliyetlerinin ortaya çıkmasına vesile olur. Heves ve arzularını temizler. Fikirlerini genişletir, sistemleştirir. Ahlaki noktada da; insan fıtratına yerleştirilmiş olan şehevî ve gazabî duygularını sınırlar. Onları hayra sevk eder. Allah’ın (cc) rızasını kazanmak maksadıyla yapılan ibadetler, sahibine güzel ahlakı kazandıracaktır.

    İbadetler, kalbî hastalıkları giderir

    Ahirette garantili kurtuluş vesilesi yalnızca Allah-ü Teala için yapılmış olan salih amellerdir. Salih amellerin özü ve ziyneti de güzel ahlaktır. Güzel ahlakın kaynağı ise, ruhun sağlığı ve kalbin selametidir. Bunların sağlık ve selameti de ifrat ve tefrit arasındaki itidal çizgisinde olmaktır.

    İnsanın her bir uzvu bir iş için yaratılmıştır ve uzuv sağlıklı olduğu sürece o işi tam olarak ve rahatlıkla yapar. Hastalandığı zaman ise, iş yapmakta zorlanır, bazen de onu hiç yapamaz hale gelir. Bir uzvun hastalandığı da bununla anlaşılır. [4]

    İşte ibadetler de kalp hastalığının ilacıdır.

    İlaçların yapımında bir temel maddeler, bir de tamamlayıcı nitelikte ek maddeler bulunur. İlacın etkisini göstermesinde, bu maddelerden her birinin ayrı bir katkısı vardır. İbadetler de tıpkı buna benzer.

    İbadetler arasında bulunan nafile ve sünnetlerin de, ibadetlerin kalp hastalıklarına etkili olmasındaki katkısı büyüktür. [5]

    İnsan ibadet için yaratıldığından ibadeti ile Rabb’ine kulluğunu isbat etmekle beraber, beşer olarak da en güzel ahlaki noktaya erişebilmek gayesini taşımalıdır. Fakat ibadet etmek nefse ağır geldiğinden insan ibadetten kaçar. Kulluk gıdasının vereceği manevi lezzetten kendini mahrum ederek ruhi bunalımlara girer. Kalbi hastalıkların, ruhi sıkıntıların ve depresyonların yaygınlaşmasındaki en temel sebeplerinden biri ibadet etmemektir.

    İbadet güzel huyları canlı tutar

    İbadet ve ahlak ile iman sürekli tazelenir. İbadetler, güzel huyları hep canlı tutar, güzel ahlakı kişi de hâkim kılar ve yerleştirir, onu sürekli daha mükemmel kul olma yolunda olgunlaştırır.

    Beş vakit namaz bize daima Allah’ı (cc) hatırlatır, her türlü çirkin davranıştan vaz geçirir.

    Oruç, şefkat ve merhamet duygularını geliştirir, elimizi haramdan, dilimizi yalandan korur.

    Zekat cimrilikten kurtarır, başkalarına karşı iyilik ve yardımseverlik duygularını geliştirir, topluma faydalı bir insan haline getirir.

    Böylece ibadetlerle beslenen inanç, iyi ahlak meyvelerini vermiş ve insana gerçek değerini kazandırmış olur. [6]

    İbadet kişiyi kötü huy ve davranışlardan arındırarak toplum hayatını düzenler

    İbadetlerin yalnız ferdin Allah (cc) katında*ki derecesinin yükselmesini, manevi ha*yatının zenginleşmesini sağlamakla kal*mayıp kişinin kendi iç dünyasına ve dav*ranışlarına, aileden başlamak üzere çe*şitli derecelerde toplumsal hayata da olumlu katkılar sağladığı kabul edilmek*te, Kur’ân-ı Kerim’de ve hadislerde mak*bul bir ibadetin bu tür sonuçlar doğu*racağı belirtilmektedir. [7]

    İnsanın, dolayısıyla Müslüman’ın, toplum içinde güzel ve hoş karşılanmayan her türlü kötü davranış ve alışkanlıklarını zamanla değiştirebilmesi gerekir. Bu kötü huy ve davranışlardan kurtulmanın tek yolu, iradesini kontrol altında tutup ona tam olarak sahip olmasıdır. Bu kötü davranış biçimlerinden de ancak Allah’ın bize emrettiği ibadetlere sımsıkı sarılmak suretiyle kurtulmak mümkündür. Ama iradesine hakim olamayan bir kimsenin bu gibi kötü huy ve alışkanlıklardan uzaklaşması kolay değildir. İbadetlere sıkı sıkıya bağlanmak, Allah’ı daima bizi görüyor gibi hissedip onu hatırda tutmak, sürekli olarak iyi insanlarla oturup kötülerden uzak kalmak, asi insanların bulunduğu yerlere gitmemek, Allah’ın emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınmak suretiyle İslami anlamda bir ahlaka sahip olunabilir. [8]

    Güzel ahlak ve ibadet birbirini tamamlamalıdır

    Namaz, Oruç, zekat, hac gibi ibadetlerin amacı; insanı kötülüklerden alıkoymak, uzaklaştırmak, arındırmaktır. Kişiyi iyi bir insan yapmaktır. Böylece, iyi bir insanda bulunması gereken güzel vasıfların hepsi, ibadetlerini hakkıyla yerine getiren salih (Müslüman) bir kulda bulunabilir.

    Hz. Enes’ten (ra) rivayet ediliyor:

    “Resul-i Ekrem (asm) ile beraber namaz kılan Ensar’dan bir genç vardı. Çirkin işlerden hiçbirini bırakmadan işliyordu. Onun o durumu Resulullah’a anlatıldı. Resul-i Ekrem:

    “Onun namazı ona o çirkin işleri terk ettirecektir.” diye buyurdu. Gerçekten aradan zaman geçmeden o genç tevbe edip halini düzeltti.” [9]

    Peygamberimiz’e (asm),

    “Falanca kadın geceleri namaz kılar ve gündüzleri de oruç tutar, ama diliyle komşularına eziyet ediyor.” denildi. Peygamberimiz (asm):

    “Onda hayır yok, o ateştedir (cehennemliktir) buyurdu. Yine başka bir kadından bahsettiler ve:

    “Falanca kadın yalnızca farz namazları kılar, ramazan orucunu tutar, peynirden bir parça sadaka verir, fakat diliyle kimseye eziyet etmez.” denildi. Peygamberimiz (asm) onun için

    “O cennetliktir.” buyurdu. [10]

    Bir insan çokça ibadet etse bile, ahlakı güzel olmayınca makbul bir kul olamamaktadır.

    Namaz, kötü huy ve çirkin davranışlardan uzak tutar

    Namaz; ruha, kalbe, akla büyük bir huzur ve rahatlık verir. Hem, beden için zor bir ibadet olmayıp en büyük hikmetlerinden biri de insanı çirkin ve kötü işlerden uzaklaştırmasıdır.

    Çünkü namaz nefse, şeytana, insanı günaha götürecek her türlü heva ve arzuya karşı yapılan bir harptir. İnsan günahlardan ve kötü ahlak sahibi olmaktan namaz ile ebediyen kurtulur.

    “İman eden kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar.” [11] ayetinden anlaşılıyor ki iman namazı netice verir.

    “(Ey Resulüm!) Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı hakkıyla eda et! Şüphe yok ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden (insanı) alıkoyar. (Namaz kılarak) Allah’ı zikretmek ise, elbette (her şeyden ) en büyük olandır. Ve Allah ne yaparsanız bilir.” [12] ayetinden anlaşılan ise namazın hakkıyla eda edildiğinin alameti, kötülüklerden alıkoymasıdır. Demek ki, kamil bir imandan dosdoğru bir namaz, dosdoğru bir namazdan güzel ahlak ortaya çıkacaktır. [13]

    Namaz, iyilikleri arttırır

    Sahih ve doğru bir şekilde namaza devam edildikçe iyilik artar. Resulullah’tan (asm) rivayet olunmuştur ki:
    “Kim bir namaz kılar da, o namaz kendisini açık ve gizli kötülüklerden alıkoymazsa o namazla Allah’tan uzaklaşmaktan başka bir şey artırmış olmaz.” buyurmuştur.

    Onun için İbn-i Mesut Hazretleri demiştir ki:

    “Namazını gereği gibi yerine getirmeyen Allah-ü Teala’dan uzaklığı artırmaktan başka bir şey yapamaz.” Bunun sebebi, çünkü namaza itaat, onun sınırlarını gözeterek hakkıyla kılmaktır. Onun sınırında ise açık ve gizli bütün kötülüklerden men ve alıkoyma vardır. [14]

    Namazı hakkı ile kılan bir kimsede kötü huylar ve ameller bulunmaz

    “Kulun kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği şey, namazdır. Eğer namazı iyi, güzel olursa, diğer amelleri de iyi olur. Eğer namazı bozuk olursa diğer amelleri de bozuk olur.” [15]

    “Şüphesiz ki insan, çok hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır! Ona şer dokunduğu zaman, sızlanıcı (feryat edici) dir! Ona hayır dokunduğu zaman da cimridir (Allah yolunda sarf etmez, şükretmez). Ancak namaz kılanlar müstesna.” [16]

    Ayetler iman ve Allah’a ibadetin, insan nefsinde, yönelişin*de, ahlakında yaptığı tesiri, tabiatında var olan bencillik, kötülükten şikayet, hayrı en*gelleme vasıflarını düzeltme fonksiyonunu açıklamaktadır. Bu ayetler çok önemli ev*rensel, ahlaki ve içtimai mesajlar içeren mükemmel Kur’ân pasajlarından birini oluştur*maktadır.

    Özellikle istisna edilerek namaz kılanların zikredilmesi, namaza devam edip onu ko*ruyanların ayetlerin başında da, sonunda da tekrar edilerek övülmesi, ilk olarak, nama*zın Allah’a iman alametlerinin esasını teşkil etmesindendir. İkinci olarak namaz, sürekli olarak Allah’ın yapılmasında her türlü hayrın bulunduğu emirlerini ve her türlü kötü*lükten men eden yasaklarını hatırlamanın vasıtasıdır. Bu durum, namaz kılanı hakkı, adaleli ve hayrı işlemekte aktif yapmakta, günah ve kötülüklerden sakındırmaktadır.

    Buna göre namaz kılan bir kimseden günah ve kötülükler sadır olursa, kendisine bencillik, herhangi bir kötülükten dolayı feryat etme, cimrilik, hayrı men etme gibi vasıflar ha*kim olursa, iyi bilinsin ki o kimse gerçek anlamda namaz kılmamaktadır. Kıldığı namaz gerçek imandan neşet eden bir namaz değildir. Böyle bir namazın da ruhunu saflaştır*makta, kalbini temizleyip paklamakta hiçbir faydası olmaz. [17]

    Namazın ahlaki faydalarından bazıları da şunlardır:

    Toplu yaşama bilinci, sosyal hayat ve yardımlaşma,

    Emredilen yerlerin örtülmesi ve ahlakî hayatın yerleşmesi,

    Namazdan elde edilen vecd ile insan hayatı değişir, (aşırılık, ahlaksızlık ve her türlü kötü işlerden bir müddet de olsa uzaklaşır.)

    Sabır eğitimi,

    Saygı ve tevazu eğitimi.[18]

    Oruç, insanı kötülüklere karşı koruyan bir kalkandır

    “Oruç bir kalkandır. Oruçlu kimse kötü söz söylemesin ve cahillik yapmasın (yani Cahiliyet fiillerinden bir şey yapmasın). Eğer herhangi bir kimse kendisiyle dövüşmeye yahut sövüşmeye girişirse, ona iki defa “Ben oruçluyum.” desin…” [19]

    Kalkan, savaşlarda kişiyi düşmanın kılıcından koruyan bir vasıtadır. Kalkan, sahibini düşmandan koruduğu gibi oruç da aynı şekilde kişiyi kötülüklerden ve günah işlemekten korur. Oruçlu, kötülüğü başlatan kişi olmayacağı gibi, kendisine fena söz söyleyen ve kavga etmek isteyenlerin bu davranışlarına karşılık:

    “Ben oruçluyum, ben oruçluyum.” diyerek nefsine hakim olacak ve kendisini kavganın içine çekmek isteyenlere uymayacaktır. Böylece oruç, bir kalkan gibi kişiyi kötülüklerden korumuş olacaktır. [20]

    “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç tutmak (sizin de) üzerinize farz kılındı; ta ki (günahlardan) sakınasınız.” [21]

    Bu ayeti kerimeye göre, Allah-ü Teala, her derde bir deva, her hastalığa bir ilaç verdiği gibi kötülüklere karşı da korunma yollarını göstermiştir. İşte orucun bir özelliği, bir hikmeti de bizi kötülüklerden koruyan bir ibadet oluşudur. [22]

    Oruç, insanın iradesini terbiye ederek onu kötü alışkanlıklardan kurtarır

    Oruç, imsaktan akşama kadar bir süre basit bir aç kalma olayı değildir. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü alışkanlıklardan temizleyen, çirkin davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran bir ibadettir.

    Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor:

    “Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.”

    Bu hadis-i şerifte, oruç tuttuğu halde kötü huyları terk etmeyenlerin oruçlarının kamil oruç olmayacağını bildirilmiştir.

    Peygamber Efendimiz (asm) diğer bir hadis-i şerifinde de:

    “Çok oruç tutanlar var ki onlara tuttukları oruçlardan sadece açlık ve susuzluk kalır. Çok gece ibadet edenler vardır ki onlara da bundan kalan sadece uykusuzluktur.” buyurmuştur.

    Bu kimseler, helal olan şeylerden uzaklaştıkları halde, uzaklaşmaları gereken diğer haramlardan uzaklaşmadıkları için oruç borcundan kurtulmakla beraber oruç ibadetinden bekledikleri karşılığı tam bulamayacaklardır.

    Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, orucun bir hikmeti de, insanı kötülüklerden uzaklaştırarak olgunlaştırmak, ahlak ve fazilet sahibi olmasını sağlamaktır.

    Oruç ile insanın güçlü bir irade kuvveti kazanacağı şüphesizdir. Bu sebep ile alkol, uyuşturucu gibi, kötü alışkanlıklardan oruç vesilesi ile kurtulanlar çok görülmektedir. [23]

    Oruç toplum içinde şefkat, merhamet ve yardım duygularını geliştirir

    Orucun fert bakımından pek çok faydaları yanında toplumun huzuruna da sağladığı çok önemli faydaları vardır.

    Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını geliştirerek bunun topluma sevgi ve yardım şeklinde yansımasını sağlar.

    Hayatında açlık nedir bilmeyen bir insan yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayabilir mi? “Bir eli yağda, bir eli balda” olan varlıklı bir kimse yoksulların çektiği ızdırabı yüreğinde duyabilir mi? Elbette ki, gereği gibi duyamaz.

    Fakat oruç tutan kimse açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan yokluk içinde kıvranan fakirlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları içinde duyarak şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da fakirlere yardım elini uzatarak sıkıntılarını giderir, toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunur. [24]

    Tüm bedene ve duygulara oruç tutturularak ahlaki olgunluğa erişilebilir

    Orucun en mükemmeli, mide gibi bütün duygulara da bir nevi oruç tutturarak ahlakı mükemmelleştirmektir. Oruç ile göz, dil, kalp, kulak gibi tüm organlar haramdan ve lüzumsuz şeylerden uzaklaştırılabilir.

    Oruç;

    Gözü, çirkin ve istenilmeyen şeylerden korumak, kalbi meşgul eden ve Allah’ın zikrinden alıkoyan şeylere bakmamaktır.
    “Beş şey vardır ki oruçlunun orucunu bozar: yalan, gıybet, nemime (kovuculuk), yalan yere yemin etmek ve şehvet ile bakmak.” [25]

    Oruç;

    Dilini hezeyan, yalan, gıybet, nemime, fahiş konuşma, galiz konuşma, kavga ve riya ile konuşmaktan korumaktır. Ve aynı zamanda dili sukut etmeye icbar, Allah’ın zikri ve Kur’ân tilavetiyle meşgul etmektir. İşte dilin orucu da budur.

    Oruç;

    “Mümin için kalkandır. Bu bakımdan her hangi biriniz oruçlu ise fahiş konuşmasın, cahilce hareket etmesin. Eğer bir kişi kendisiyle çirkin konuşur veya dövüşürse, desin ki:

    “Ben oruçluyum, ben oruçluyum.” [26]

    Oruç;

    Kulağı her mekruhu işlemekten alıkoymak gerekir. Çünkü söylenilmesi haram olan her şeyin işitilmesi de haramdır. İşte bu sırra binaen Allah-ü Teala, gıybet dinleyen ile haram yiyeni eşit tutmuştur.

    “Gıybet edenle, onu dinleyen günahta ortaktırlar.” [27]

    Diğer azaları korumak;

    Diğer azaları da günahtan alıkoymak gerekir. Mesela el ve ayak gibi..

    “Nice oruç tutanlar vardır ki; orucundan sadece açlık ve susuzluk elde eder.” [28]

    Oruç ile tüm beden ve hisler güzel huylara yönlendirilebilir.

    Zekat insanı cimrilikten kurtarır, cömertlik, yardımlaşma duygularını geliştirir

    Zekat, ferdi yardıma alıştıran, maddeyi amaç olmaktan uzak tutan araç olarak belirleyen; ruhu arındıran, vicdanı huzura kavuşturan, kişinin saygınlığını ve güvenirliğini artıran, yalnız kendisi için değil, aynı zamanda ailesi, çevresi ve toplum için çalıştığını öğreten mali bir ibadettir. [29]

    “Zekatı ödeyen, misafire ikram eden, musibete uğrayanlara veren cimrilikten kurtulur.” [30]

    “Ey Esma! Malının sadakasını ver. (fakirlere ) cimrilik etme. Cömertlik elini aç ki, Allah da sana rahmet ve cömertlik elini uzatsın.” [31]

    Zekatla zenginin malı kirden, ruhu cimrilikten temizlendiği gibi, fakirin de gönlü kinden temizlenir. Böylece cemiyetin iki zümresi sulha kavuşur, Zekat farizasına uyarak yardım elini uzattığı fakir zümreye zenginin merhamet hisleri uyanır, fakir de zengine hürmet ve muhabbetle dolar, müteşekkir olur. Bu, bir cemiyetin huzuru ve saadeti için şartı olan içtimaî barıştır. [32]

    Zekat, sağlıklı bir toplumun ortaya çıkmasını sağlar

    Toplumlarda zengin ve fakir iki sınıf vardır. Sağlıklı bir toplumun ortaya çıkması için zenginlerin fakirlere merhamet edip yardımlarına koşması gerekir. Bu yapılmadığı takdirde bu sınıflar arasında uçurumlar oluşur.

    İnsanlık tarihinde bütün ihtilallerin temelinde faizin kaynağı olan; “Sen çalış ben yiyeyim.” düşüncesi vardır. Hem bütün zulüm, merhametsizlik ve ahlaksızlıkların temelinde de fakir ve muhtaç insanları düşünmeyip; “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne!” felsefesi vardır. Bu iki yanlış düşünceyi kaldırıp zenginler ile fakirlerin arasındaki uçurumu kapatacak olan zekatın yerleştirilmesi ve faizin haram kılınmasıdır. Faizin haram kılınması, “Sen çalış ben yiyeyim.” düşüncesini; zekatın farz kılınması da “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne!” felsefesini ortadan kaldırır. Böylece toplumda huzursuzluklar sona erer. [33]




+ Yorum Gönder


ibadetle güzel ahlak arasında nasıl bir ilişki vardır