+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Bilgi Arşivi Forumunda Türklerin Müslüman olmadan önceki inançları hakkında bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Bilge Kağan
    Devamlı Üye

    Türklerin Müslüman olmadan önceki inançları hakkında bilgi








    Türklerin Müslüman olmadan önceki inançları hakkında kısa bilgi verir misiniz?







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Türklerin Müslüman olmadan önceki inançları hakkında bilgi

    İslamiyet Öncesi Türklerin Müslüman Olmadan Önceki Dini İnanışları-İnandıkları DinlerİSLAMİYET ÖNCESİ TÜRKLERİN DİNİ
    “ İslamiyet öncesi göçebe olarak yaşayan Türkler Doğaya doğal var-lıklara yakın yaşayan göçebekendisini de Doğa'nın bir parçası olarak görür. Do-ğa ile birleşip uzlaşmaya onunla uyum içinde yaşamaya çalışırlar. Onu aşağıya çağırırlar. Onunla dans eder birleşir bütünleşir ve özdeşirler;simgesel anlamda tanrılaşırlar. Törenin sonunda kendilerim yeterince arınmış güçlenmiş yeni-lenmiş hissederler Tanrı (Tengri)'yı indiği yere yolcu ederler. Şaman tö-renlerinin en yalın özeti budur. Töreni yöneten kişi ' Şaman ' olarak bilindiği için bu tür inançlara 'Şamanlık' adı verilmiştir. Şamanlar küçük yaştan itibaren do-ğaüstü törenlere katılıp büyüsel işlemleri (âyinleri) yönetmek üzere cezbeye ka-pılarak topluluğu sürükleyebilecek kişilikteki adaylar arasından seçilirdi."
    Her şeyde olduğu gibi Türklerin de din ve kültürleri zamanın şartlarına göre değişmiş gelişmişbirçok toplumları karşılıklı olarak etkilemiş ve etkilenmiş ve yeni sentezlere ulaşmış halen tarihten gelen bu kültürün akılcı ve yararlı tarafları tüm Türklerin dilinde inançlarında örf ve adetlerindeyaşamaktadır. Türklerin din ve kültürlerini etkileyen diğer yakın din felsefe ve kültürlerden bahsedelim:
    Türklerle Çinliler komşu ve sürekli ilişki içerisinde olduklarından Çin kültürü ile tanışması ve etkilenmemesi mümkün değildi. Çinlilerle komşu ol-dukları dönemlerde Çin'de yaygın olan inanç sistemi Konfücyusculuk idi. Kon-füçyüs (M.Ö. 551 - 479) 'da Çin'de yaşamış evrenin bir yaratanı olduğuna inanan; insan - doğa insan - toplum insan- insan ilişkileri üzerinde düşünen; toplumun kültürel birikimini ahlâk (ethik) kuralları biçiminde yorumlayıp dile getirmeyi başaran bilge kişidir.
    Konfüçyüs'e göre; atalara aileye anneye babaya komşuya yasalara ülkeye saygı bağlılık gerekli erdemlilik ilkeleriydi. En yüce ibadet; insanlara saygı ve nezaketle davranmaktı.
    İnsanları sevmek yüce gönüllülük gibi özelliklerin bütün insanlarda doğuştan var olduğuna inanır. Bu nitelikleri geliştirerek erdemli olmayı sağlamak bütün insanların ortak görevi olarak görmüştür. Bunların yanı sıra; DOĞRULUK GÜVENİRLİK BİLGELİK CESARET KARŞILIKLILIKBAĞLILIK gibi özelliklerin üstün insanın nitelikleri olduğunu söylemiştir. Aynı zamanda insanın ibadet ettiği yerin bedeninin ruhunun da temiz olmasını öğütleyen Konfüçyüs'ün öğretileri halen uzak doğunun en büyük din ve felsefe öğretisi olarak yaşamaktadır.
    Konfüçyüs'le aynı dönemde Hindistan’da yaşamış olan Budha din ve felsefesi de Türkleri etkilemiştir. Budha öğretisinde de erdemli olmak temiz olmak anaya babaya saygı hiçbir canlıya kötülük etmemek doğaya saygı zina etmemek yoksullara yardım etmek oruç tutmak gibi semavi dinlerde bulunan ilkeler benzer şekilde vardır
    Türkler İslamiyet öncesi Çin'i Hindistan'da Orta Asya'da uzak doğuda birçok ülkeyi boylan egemenlikleri altına almış onlardan kız almış vermiş sosyal ekonomik kültürel askeri her konuda sürekli ilişki halinde bulunmuştur. Bu ilişkiler sırasında her uygarlıkta olduğu gibi; karşılıklı olarak birbirlerini etkilemişlerdir.
    Birçok bilim adamının ileri sürdüğü gibi; dünyada hiçbir kültür saf veya an değildir. Tüm kültür veya uygarlıklar karşılıklı olarak birbirleri etkilemiş ve etkilenmişlerdir. Bazı kültürler bu etkileşim sonucu diğer kültürlerin içinde eriyip gitmiştir. Ama Türk kültürü gittiği her yerde; diğer kültürlerden yararlanırken; kendi özgün özelliklerini korumasını ve gelişmesini sürdürmüştür. Bunun en doğru örneği Türk Dilidir. Bugün Türk dili dünyanın her yerinde konuşulan evrensel bir dil konumuna gelmiştir. Bu günkü anlayışımıza göre Türk dilini konuşankendisini Türk kabul eden ve hisseden herkes Türk kabul edilmektedir. Aynı zamanda İslamiyet öncesi Türkler; Penslerin dini olan Zerdüşlük Maniheizm dini ile de tanıştıkları bilinir. Evreniiyilerle kötülerin savaş alanı olarak gören; insanın mutluluğunu bu tür karşıtlıkların dengelenmesinde arayan bu din ve inanç sisteminin; akılcı ve insancıl Türk örf adetlerine uygun olan yönleri Türk kültürü içerisinde yerini bulmuştur.
    Uzakdoğu’da Türk kültürü ile tarihsel bağı olan Japonların da resmi dini Şintoizmdir. M.Ö. VI. yüzyılda ortaya çıkan Kanfücyusculuk ve Budhacılık uzak doğuda tüm komşu devletleri olduğu gibi Japon kültürünü de etkilemiştir. Bilhassa Japonlar; Konfüçyüs ve Budha öğretilerinin iyi taraflarını benimsemişler ve kendi dinleri ile sentez hale getirmişlerdir. Aynı şekilde o zamanlar Orta Asya'da yasamakta olan Türklerin de din ve kültürlerinde bu bölgedeki tüm kültürlerden benzer etkileşimler olmuştur
    İslamiyet öncesi Türklerin Sabahleyin erkenden kalkıp güneş doğarken çadırlarının önünde ellerini açıp dünyamızı aydınlatan ısıtan kara topraktan bin bir çeşit meyveleri sebzeleri dağlanovalan yeşerten bizlere yurt ve evlat veren Tanrı (Tengri)'ya dua ettiklerini biliyoruz..
    Aynı zamanda Türkler doğan her çocuğa ölen her insana saygı gösteriyor doğum ve ölüm törenleri yapıyorlardı Ölen kişinin ruhlarının ölmediğine sevdikleri ile birlikte yaşadığına inanıyorlardı. Ölen kişinin tekrar dirileceğine inandıklarından eşyaları silahları hatta atı ile birlikte gömüyorlardı Ölen kişi için kırk gün yas tutuyorlardı Atalara anaya babaya hanımlaraçocuklara bilhassa dul ve yetimlere saygı yoksulu giydirmek yedirmek adaletli merhametli olmak kimseye haksızlık etmemek işbirliği danışma dayanışma akraba ve komşuları sevmek çevreyi temiz tutmak açık sözlülük edep törelerinde vardı. Bu özellikleri nedeniyle; dünyada güçlü devletler kurmuşlar ve yönetmişlerdir
    Aynı zamanda Türkler; Ağaçları suları dağları gökyüzünü evin ocak başlarını bazı hayvanları kutsal biliyorlar. Ormanları koruyor sulan kirletmiyor bedenlerini ve ruhlarını daima temiz tutmaya çalışıyorlardı
    Akraba evliliği yapmıyor yaban boylardan kız alıp veriyor böylece tüm boylar arasında akrabalık bağlan artıyordu. Yurt ve konuk sever ve cesur bağımsızlığına ve özgürlüğüne düşkün olan Türkler; İslâmiyet'i kabul etmeden önce de yukarıda kısaca belirttiğim şekilde zengin bir kültüre sahiptiler.
    Hicret'le (M.S. 632) yılında başlayan İslamiyet hızla yayılmış Müslümanlar 712'de Taşkent'e varmışlar. 751'de Çin ordusunu yenerek Orta Asya'da İslamlaşma sürecini fiilen başlatmışlardır. Bu tarih Uygur devletinin kuruluş yıllandır. Bu tarihlerde İslam güçleri Türklerle ilişkiye girmişlerdir.
    İslam dünyasına ilk ayak basanlar savaş tutsağı köleler ya da paralı askerler olarak Uygurlardan ayrılan Oğuz Türkleriydi. Oğuz Türkleri tarihe "Büyük Selçuklu Devleti" adıyla geçen devleti kurduktan sonra 1055 yılından sonra İslam devletlerinin yönetimini tamamen ele geçirmişler. 1071 tarihinden sonra da Anadolu'yu fethetmişlerdir.
    Selçuklular Anadolu'yu fethettikten sonra Anadolu da yaşayan; Bizans yönetiminde çok tanrılı dinden; henüz Hıristiyanlığı kabul etme aşamasında olan halkları da zengin kültürü ve adaletli yönetimi ile egemenliği altına almışlar Ahmet Yesevi Mevlana Hacı Bektaş Veli Yunus Emre İbni Sina Farabi gibi tasavvuf ve bilgeleri sayesinde bu halklara kendi dillerini ve dinlerini kabul ettirerek Anadolu'da; Selçuklu Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde Türk-İslam-Anadolu kültür sentezini oluşturmuşlardır. Anadolu kültürü aynı zamanda batı kültürünün de kökü - kaynağı olduğundan; Türk - İslam - Anadolu - Batı kültür sentezi halen oluşum aşamasındadır. Bu oluşum. Özgür laik demokratik sosyal hukuk devleti kapsamında gelişmesineyeni sentezlere evrimleşerek devam etmektedir. Çünkü; kültürler canlı bir organizma gibidir. Heleyüksek bilgi ve teknolojinin sağladığı olanaklar insanoğlunu birbirine daha çok yaklaştırmaktadır. Önemli olan insanlığın ulaştığı bu yüksek bilgi ve teknolojiyi tüm insanlığın yararına kullanabilmektir.
    Türkiye AB ile bütünleştiği zaman bu sentez daha olgun aşamalara ulaşacak dünya uygarlığında birlik ve beraberliği nihayet özlenen evrensel barışı - demokrasi ve erdemli insanlık ereğine yaklaşılacaktır. Tabi ki bizim arzumuz tamamen evrensel erdemlilik esasına dayanan insanlık kardeşliğidir




+ Yorum Gönder