+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda 6 kişilik çok komik skeç lazım Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    6 kişilik çok komik skeç lazım








    arkadaşlar 6 kişilik çok komik skeç lazım acilinden ama komik olsun







  2. Mineli
    Devamlı Üye





    ÖĞRETMEN :Çocuklaar! Piknik sona erdi Hava kararmak üzere… Toparlanın okula yetişmeniz lazım
    ALİ :Biz hazırız öğretmenim
    ÖĞRETMEN :Haydi bakalım, geldiğimiz yoldan geriye dönüyoruz…
    VELİ :Öğretmenim şuraya bakın! Ne kadar güzel bir köşk burası…
    ÖĞRETMEN :Aaa! Gerçekteeen! Harika bir ev bu! Kimin acaba çocuklar?
    CAN :Bilmem… Ama keşke bu evin sahibinin oğlu olsaydım…
    ÖĞRETMEN :Niye?
    CAN :Niye mi? Baksanıza, boğaz manzaralı, yem yeşil bahçesi olan olağanüstü bir ev bu
    Kimbilir içinde neler neler vardır
    ÖĞRETMEN :Eğer sen bu evin sahibinin oğlu olsaydın neler yapardın?
    CAN : Sizleri evime davet ederdim
    ALİ : Öğretmenim ne olur şu evin bahçesine bir girelim
    ÖĞRETMEN :Niye, ama geç kalıyoruz çocuklar
    VELİ :Ne olur öğretmenim! Hemen geri çıkarız
    ÖĞRETMEN : İzinsiz olmaz Bir bakalım kim var içeride?
    ALİ : Öğretmenim bakın orada bir kadın var
    ÖĞRETMEN :Evet gördüm Heey! Bakar mısınız?
    BAKICI :Buyrun, ne istemiştiniz?
    ÖĞRETMEN :Şeey! Ben öğretmenim Bunlarda Gümüş İlköğretim Okulu öğrencileri Sınıfça buraya
    pikniğe gelmiştik Dönerken bu köşkü gördük Kime ait olduğunu merak ettik Bu köşk
    kimin acaba?
    BAKICI :Bu köşk ülkemizin en zengin insanına ait
    CAN : Öğretmenim orada bir çocuk var Tekerlekli sandalyede oturuyor
    BAKICI :Bir dakika onu buraya getireyim
    ALİ : Aa! Çocuk hasta galiba
    BAKICI :Bu çocuk da bu köşkün sahibinin oğlu Gördüğünüz gibi tekerlekli sandalyeye mahkum
    Bende onun bakıcısıyım
    ÖĞRETMEN :Yaa! Demek bu çocuk bu köşkün sahibinin oğlu ha Çocuklar! Az önce “Keşke bu
    köşkün sahibinin oğlu olsaydım” diyen kimdi?
    CAN :Şey bendim öğretmenim…
    ÖĞRETMEN :Şimdi ne düşünüyorsun?
    CAN :Şeey, ne diyeceğimi bilemiyorum…
    ÖĞRETMEN :Bakın çocuklar zenginlik sandığınız gibi mal ve varlık yönünden herşeye sahip olmak
    değildir Gerçek zenginlik gönülle olur Eğer gönlünüz huzur doluysa siz dünyanın en
    zengin insanısınız demektir
    ALİ :Nasıl yani öğretmenim
    VELİ : Gönlün huzur dolu olması ne demek öğretmenim
    CAN : Gerçek zenginlik nedir öğretmenim?
    ÖĞRETMEN : Çocuklar, sizler hepiniz aslında milyardersiniz Örneğin sen çocuğum, sana 100 milyar
    verseler gözlerini satarmısın?
    ALİ -Hayır, kesinlikle satmam Gözlerim olmadıktan sonra parayı ne yapayım?
    ÖĞRETMEN :Ya kalbini 100 milyara satar mısın?
    ALİ :Olur mu öğretmenim? Kalbim olmazsa ben nasıl yaşarım?
    ÖĞRETMEN :Peki sana 500 milyar verseler bir ayağını satar mıydm?
    VELİ :Hayır…
    ÖĞRETMEN :Peki 500 milyara bir kolunu satar mısın?
    YELİ :Hayır…
    ÖĞRETMEN : Gördüğünüz gibi hiç biriniz milyarlarca paraya rağmen bir organınızı bile satmıyorsunuz Demek ki bu organlarınızın değeri çok çok fazla Örneğin çok çok zengin olan bir insan ölmek üzereyken, birazcık daha yaşamak için, bütün servetini vermeye razı olur Yani anlıyacağınız önemli olan sağlıktır Sağlık ve huzur! Nice insanlar vardır ki, servet içinde yüzüyorlar, ama mutsuzlar!
    CAN :Teşekkür ediyorum öğretmenim Bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdiniz
    Demek ki ben çok çok zengin bir insanmışım
    (Cengiz Tan - Yürek Hikayeleri´nden Uyarlanmıştır)




  3. bahar199
    Yeni Üye
    çok gzl bir skeç ama bana türkçe dersi için 4 kilik maksimum5 kişilik sekçler lazım bulursanız sevinirim




  4. Mineli
    Devamlı Üye
    MUHAFIZ :Padişahım üç adam geldi. Bir davaları varmış. Huzurunuza çıkmak istiyorlar.
    PADİŞAH :Gelsinler bakalım.
    MUHAFIZ : Geçin bakalım şöyle. Padişahımız sizi bekliyor.
    PADİŞAH :Hoşgeldiniz ağalar. Anlatın bakalım derdinizi.
    SAKALLI :Efendim biz üç arkadaştık. Üçümüz beraber bir iş yaptık. Ve iyice bir para kazandık. Birbirimize de hiç güvenmiyorduk.
    PADİŞAH :Ee
    PALABIYIK: “Paramızı hepimizin güveneceği birine verelim” dedik ve bu arkadaşa teslim ettik.
    PADİŞAH : Sonra ne oldu peki?
    SAKALLI : Parayı bu arkadaşa emanet ederken « üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme » diye sıkı sıkı tembih ettik.
    PALABIYIK: Tembih etmemize rağmen emanete ihanet etti bu adam.
    SAKALLI :Evet ihanet etti. Parayı tek başına gelen diğer arkadaşımıza verdiğini söylüyor.
    PADİŞAH : Doğru mu söylüyor bunlar efendi?
    KESE : Doğru efendim ama eksik anlattılar.
    PADİŞAH :Nasıl yani?
    KESE :Evet, bunlar bana bir kese para bıraktılar. „Üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme.“ dediler.
    PADİŞAH :E niye verdin o zaman paraları diğer adama?
    KESE :Ama padişahım, henüz elli adım bile gitmemişlerdi ki içerden biri geri geldi ve paraları istedi. Bu ikisine uzaktan bağırdım. “Bakın bu arkadaşa veriyorum.” dedim.
    PADİŞAH : Bunlar ne yaptı peki?
    KESE :Vallahi ikiside kafa sallayıp “Tamam ver” dediler.
    PADİŞAH iz söyleyin bakalım, bu beyefendi doğru mu söylüyor?
    SAKALLI :Valla padişahım, keseyi emanet edip gidiyorduk ki şimdi burada olmayan arkadaşımız aniden durdu. “Akşam yiyeceğimiz yemeğin parasını alalım.” dedi. Biz de “yemek parası al gel, bekliyoruz dedik..” Meğer adam tüm parayı almış.
    PADİŞAH : Demek arkadaşınız parayı alıp kaçmış ha?
    PALABIYIK :Evet ama bu emanetçiye “Biz üçümüz birlikte gelmezsek, hiçbirimize parayı verme” demiştik. O da kabul etmişti.Vermeseydi. Versin bizim paramızı
    PADİŞAH :Ne diyorsun efendi? Adamlar paralarını istiyorlar.
    KESE : Doğru, paralarını vermem gerekiyor ama anlaşmaya bağlı kalıyorum ben. Bu yüzden şu an paralarını vermem.
    PADİŞAH :Ne demek o?
    KESE :Şu demek padişahım. Anlaşmaya göre, bunlara parayı vermem için üçünün birlikte gelmesi gerekiyordu. Getirsinler diğer arkadaşlarını da vereyim paralarını!
    PADİŞAH oğru. Hadi bakayım, getirin üçüncü arkadaşınızı, alın paranızı!Bir daha da güvenmediğiniz insanlarla iş yapmayın.


    ----------

  5. Mineli
    Devamlı Üye
    HULUSİ :Allah´ım bu ne sıkıcı bir hayat böyle! Her günüm adeta zehir, her akşamım cehennem gibi geçiyor. Ben artık dayanamayacağım. Bunca yıl çalışıp didindim, elde avuçta bir şey yok. Hala yamalı elbiselerle dolaşıyorum. Çorabımın ucu delik, gömleğimin düğmeleri yok. Allah´ım ölmek istiyorum artık!
    CEVDET -.Hayırlı sabahlar amca!
    HULUSİ :Böyle hayırlı sabah mı olur be adam?
    CEVDET :Niye, hayrola ne oldu? Canını sıkan olay nedir?
    HULUSİ :Şu kılığıma kıyafetime bir bak. Dilenci gibiyim. Fakirlik beni kahrediyor. Çoraplarım bile yamalı, delik deşik
    CEVDET :Üzüldüğün şeye bak! Haline şükretsene yahu. Bak benim ayaklarıma, çorapları bırak, ayaklarımda ayakkabım bile yok. Ama senin gibi halimden şikayetçi değilim.
    HULUSİ :Peki niye mutlusun?
    CEVDET :Ben halime şükrederim.
    HULUSİ : Şükredecek neyin var ki, baksana bir ayakkabın bile yok.
    CEVDET :Bak beyim şu gelen adamı görüyormusun? O benim kardeşimdir. Bak onun ayakkabıları değil, ayakkabı giyecek ayakları bile yok. En azından benim ayaklarım var. Ya ben de onun gibi olsaydım. Bu yüzden Allah´a şükrediyorum. Çünkü kardeşim gibi sürünerek yaşamıyorum.
    ŞEHMUZ-.Merhaba Abi!
    CEVDET :Merhaba kardeşim. Hoş geldin.
    ŞEHMUZ :Hoşbulduk abi. Ne o, arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?
    HULUSİ :Şeey ben Hulusi. Duvar ustasıyım.
    ŞEHMUZ :Memnun oldum. Ben Şehmuz. Ben de şu gördüğün tartı aletiyle geçinip gidiyorum işte.
    Kazancım az-maz ama buna da şükür. Kimseye muhtaç olmadan yaşamam için yetiyor. HULUSİ :Halinden memnun musun yani?
    ŞEHMUZ: Niye memnun olmayacakmışım ki? Bak elim, kolum tutuyor. Ayaklarımdan başka bir eksiğim yok ki. Gerçi ayaklarım da olsaydı daha iyi olurdu ama, ne yaparsın işte kader. Trafik kazasında kaybettim onları. Yaşadığıma şükrediyorum.
    HULUSİ :Yahu hala şükredecek neyin kalmış ki.
    ŞEHMUZ :Aaa, öyle deme. İnsan şükretmek için hep daha aşağıdakilere bakmalı. Bak, bak, bak. Bizim Cemal de geliyor. Kör Cemal derler ona. Gözlerini daha 6 yaşındayken kaybetmiş. Anlıyacağm dünyası kapkaranlık. En azından benim dünyam aydınlık. Ya onun yerinde olsaydım.
    HULUSİ :Pes doğrusu!
    ŞEHMUZ :Heey Cemal, bu taraftayız! Direğe dikkat et. Gel, gel de seni yeni arkadaşla tanıştırayım. CEMAL :Merhaba.
    HULUSİ :Hoşgeldiniz, ben Hulusi.
    CEMAL :Ben de Cemal. Kör Cemal derler bana. Üzülürüm öyle demelerine ama ne yaparsın, körüz işte. Adamlar haklı. Ama ben mi seçtim ki kör olmayı? Ben de istemez miydim dünyayı doyasıya seyretmeyi. Kuşları, böcekleri, insanları izlemeyi. Kimbilir şuradaki çiçekler ne kadar güzeldir. Öyle değil mi?
    HULUSİ :Eee, evet gerçekten o çiçekler çok güzel ama nasıl farkettiniz o çiçekleri.?
    CEMAL :İnsan sadece gözleriyle görmez dünyayı Hulusi bey. İşte ben bunun için halime şükrediyorum ya. Dokunabiliyorum, tadabiliyorum ve en önemlisi koku alabiliyorum. Orada çiçek olduğunu kokusundan anladım. Sahi sen farketmemiş miydin onları?
    HULUSİ :Şeey, yani siz deyince farkına vardım tabi.
    CEMAL : Yazık, çok yazık. Oysa Allah o güzelliği sizin gözleriniz için yaratmıştır. Siz gözleriniz sapasağlam olmasına rağmen farkedemiyorsanız hayattan nasıl lezzet alıyorsunuz peki?
    HULUSİ :Be, be, ben evet ben mutsuz biriyim. En azından az öncesine kadar mutsuz biriydim. Mutsuz oluşumun sebebini fakirlik sanıyordum, oysa mutsuzluğumun sebebi kör olmammış. CEMAL : Bakın beyefendi, kimse görmeyi bilmeyen kadar kör olamaz. Doğru, benim gözlerim görmez ama mantığımın gözleri çok keskindir. Asla, keskin sirke olup da küpüme zarar vermem. Ve halime şükrederim.
    HULUSİ en de mi haline şükrediyorsun, niye?
    CEMAL :Niyesi var mı? Ya yatalak hasta olsaydım. Felçli olsaydım. Yoo, öyle bile olsam mutlu olmak için bir sebep bulurdum. Şimdi halime bir kere daha şükrediyorum. Çünkü ya sizin gibi olsaydım. O zaman benim halim ne olurdu? Bakar kör ve mutsuz biri.
    CEVDET :Hulusi Bey, siz ağlıyorsunuz!
    HULUSİ :Evet dostlarım, ağlıyorum. Bırakın ağlıyayım. Taşlaşmış kalbimin hamuru göz yaşlarımla yıkanıp yumuşar belki. Sizler bana mutluluğu öğrettiniz. Ne olur aranıza beni de alın.
    ŞEHMUZ :O nasıl söz Hulusi Bey, biz kimiz ki seni de aramıza alalım?
    CEMAL :Evet, biz üç garibanız sadece. Hergün bu parka gelir, bu banka oturur sohbet ederiz. Bundan sonra sen de gel. Daha mutlu oluruz.
    HULUSİ :Evet dostlarım, daha mutlu oluruz, bizden daha mutlusu da olmaz hatta. Sizleri çok seviyorum.

    PAŞA :FirdevsBacı!
    FİRDEVS BACI : Buyrun efendim.
    PAŞA : Herkese söyle,saat 10´da salonda hazır bulunsunlar!
    FİRDEVS BACI :Başüstüne efendim.
    PAŞA . : Unutma çok önemli!
    FİRDEVS BACI : Unutmam efendim.
    (Ev halkı gelir)

  6. Mineli
    Devamlı Üye
    PAŞA : Oturun, ayakta kalmayın.Şimdi beni iyi dinleyin. Hepimiz bir tabancam olduğunu bilirsiniz. Her zaman çekmecemde durur.
    EV HALKI : Biliyoruz Paşa Hazretleri!
    PAŞA : Bu sabah tütün tabakamı almak istediğimde tabancam yerinde yoktu.Ev boş kalmadığına göre ve hırsız giremiyeceğine göre mutlaka biriniz aldınız.
    EV HALKİ : Estağfirullah paşa hazretleri!
    PAŞA : Susun! Bu evden ve sizden ben sorumluyum. Bir cahillik etmenizden korkuyorum.Ben sağ oldukça kimse kılınıza bile dokunamaz.Allah büyüktür.Bu günler de geçer.Karanlık gecelerin sabahı yakındır.
    EV HALKI : İnşallah paşa hazretleri!
    PAŞA : Zeynel Çavuş sen mi aldın?
    ZEYNEL ÇVŞ. : Paşam, eski bir asker olarak hemen belirteyim ki, eğer tabancayı ben almış olsaydım, hiç çekinmeden söylerdim.
    PAŞA :Ya sen Firdevs bacı, sakın sen almış olmayasın?
    FİRDEVS BACI :Niye alayım ki paşam?
    PAŞA :Hemen alınma öyle! Hani demez miydin "Bu düşman askerlerini bir kaşık suda boğasım geliyor. Bunların ne işi var vatanımızda?" diye?
    FİRDEVS BACI :Paşam, paşam, elbette öldüresim geliyor.eğer iş bana kadar düşerse cephedeki nişanlımdan geri kalmam.Fakat yemin ederim ki ben almadım.
    PAŞA :Peki, peki sana inanıyorum. Sen işinin başına dönebilirsin.Bırak ağlamayı! Betül kızım, bak gelinimsin.Şehit kocanın hatırı için doğruyu söyle.Sen mi aldın tabancayı?
    BETÜL : Paşa Hazretleri, hani geçen akşam kapı çalınmıştı ya
    PAŞA : Evet.
    BETÜL : Düşman subayları kapıya dayanmıştı ya
    PAŞA : Eee
    BETÜL : Konağı boşaltmamızı istemişlerdi hani
    PAŞA : İyi ama daha sonra vaz geçmişlerdi.
    BETÜL : Biliyorum. Ama ben sokaklarımızı pis çizmeleriyle kirleten düşmanların evimize göz dikmeleri yüzünden üstlerine bütün kurşunları boşaltmayı düşünmüştüm.
    PAŞA :Ve bunun için aldm silahı öyle mi?
    BETÜL : Hayır Paşa hazretleri! Alacaktım ama yerinde yoktu.Benden önce birisi almış.
    PAŞA :Allah aşkına kim aldı öyleyse?Kızlarım, sadece siz kaldınız.Hadi getirin şu silahı!
    KIZLAR : Biz mi?
    PAŞA :Tabii ki siz.Başka kim kaldı?Hadi utanmayın, inanın affedeceğim.
    BÜYÜK KIZ : Fakat baba ben almadım. KÜÇÜK KIZ : Ben de!
    PAŞA : Tepemi attırmayın.Güzellikle getirin şunu çabuk

    KIZLAR : Seni nasıl inandırabiliriz?
    PAŞA : Tabancayı getirmekle
    KIZLAR : Ama biz almadık ki
    PAŞA : Hanım, ne dersin sen bu işe?
    HANIM : Vallahi Paşam, benim de aklım karıştı.Alsalardı açık verirlerdi.
    PAŞA : Yahu herkes sorguya çekildi mi?
    HANIM : Tabi bey, hepimiz buradayız.
    PAŞA : Tabi ya, nasıl da unutmuşum.Şimdi hatırladım.
    HANIM : Gördün mü bey, herkesin boş yere günahını aldın.Demek tabancayı koyduğun yeri hatırladın.
    PAŞA : Hanım, hanım! Yine mı bana "unutkan"dıyorsun7
    HANIM : Canım sen demedin mi ´hatırladım"diye?
    PAŞA : Dedim ama sandığın gibi değil!
    HANIM : Yaa!
    PAŞA . : Herkes salonda toplansın dememiş miydim?
    HANIM : Demiştin.
    PAŞA : Peki sevgili torunum niye gelmedi?
    HANIM : Ne? Şimdi de el kadar çocuğa mı iftira ediyorsun?
    PAŞA : Göreceğiz, çabuk çağır gelsin!
    HANIM : Tamam tamam, sakin ol.Şimdi çağırırım.
    PAŞA : Sizler gidebilirsiniz.
    FAZIL : Bir şey mi var dedeciğim? Beni istemişsiniz.
    PAŞA : Hanım, sen de çıkabilirsin.
    FAZIL : Dedeciğim, neden dik dik bakıyorsun?
    PAŞA : Gel yanıma şöyle. Nasılsın bakalım?
    FAZIL : Babama ve ordumuza duacıyım dedeciğim.
    PAŞA : Aferin sana. Bak oğlum, sonunda İstanbul işgal edildi.
    FAZIL : Defolup gitsinler!
    PAŞA : Merak etme geldikleri gibi gidecekler zaten.
    FAZIL : Ne zaman?
    PAŞA : Her şeyin zamanı var oğlum. Hele bir Anadolu kurtulsun.Ondan sonra inşallah.
    FAZIL : İnşallah dedeciğim.
    PAŞA : Fazıl!
    FAZIL : Buyur dede.
    PAŞA : Tabancamı sen mi aldın?
    FAZIL : Şey,neden alayım ki?
    PAŞA : Ne bileyim, baban gibi şehit olmak isterdin hep.
    FAZIL : İsterim tabi!
    PAŞA : Bunun için silah gerekmez mi?
    FAZIL : E-e-evet!
    PAŞA : Tabancamı sen aldın değil mi?
    FAZIL : Evet!
    PAŞA : Hala getirmeyecek misin şu tabancayı?
    FAZIL : Ama dedeciğim, ben onunla düşmanları vuracaktım!
    PAŞA : Aslan oğlum benim. Sen henüz küçüksün. Önünde vatana hizmet edecek uzun yıllar var. Kuvayı milliye boş durmuyor. Adım adım zafere gidiyoruz. Sabırlı olmalıyız. Bütün Anadolu, başlarında Mustafa Kemal ile şahlandı.
    FAZIL : İyi ama dedeciğim, onlar koştururken biz burada eli kolu bağlı
    PAŞA : Oğlum, İstanbul da boş durmuyor. Burada herkesin kalbi Anadolu için atıyor. Hadi artık ağlamayı bırak.
    FAZIL : Peki dedeciğim.
    PAŞA : Aferin sana. Hadi şimdi getir tabancayı
    (Sızıntı Dergisi´nden Uyarlanmıştır.)

  7. Mineli
    Devamlı Üye
    -------------

    KOMUTAN : Hey, durun bakalım.
    GELİN : Buyur kumandan.
    KOMUTAN : Ne yapıyorsunuz burada?
    GELİN : Cepheye, Türk ordusuna cephane taşıyoruz..
    KOMUTAN : Allah emeğinizi zayi etmesin bacım, sizin hakkınızı bu millet nasıl öder?
    GELİN : Şu düşmanı yurdumuzdan bir atalım da kumandan,boş ver sen bizim hakkımızı..
    KOMUTAN : İnşallah bacım, bu düşmanın hepsini atacağız yurttan. Söyle bakalım, sen kaç yaşındasın?
    GELİN : Şeeey, 18 yaşındayım.
    KOMUTAN : Allah´ım, görüyorsun, genciyle yaşlısıyla, çocuğuyla kadınıyla hepimiz seferber olduk. Sen bizi muzaffer kıl..
    GELİN : Amiiin..
    KOMUTAN : Bacım, bu yaşlı teyze kim?
    GELİN : O benim ninem. Oğlunun biri savaşta şehit oldu.
    KOMUTAN : Peki şu oturan delikanlı niye bize hiç bakmıyor?
    ANA : O benim oğlum evladım. Abisi savaşta şehit oldu.
    KOMUTAN : Niye bize ilgi göstermiyor, yoksa bizi küçük mü görüyor?
    ANA : Estağfurullah evladım, olur mu öyle şey?
    KOMUTAN : Peki niye ayağa kalkmıyor da öyle gururla kurulmuş oturuyor
    ANA : Gururundan değil evladım, o da abisi gibi savaşa gitmişti, ama bir bacağını kaybetti cephede.. Ayağı iyileşir iyileşmez hemen tekrar cepheye gidip savaşmak istedi.Ama almadılar onu askere "bir bacağı takma" diyerek KOMUTAN :Yaaaa.
    ANA : Şu 18 yaşında olduğunu söyleyen taze gelin ve kucağındaki bebek de onun
    KOMUTAN : Niye konuşmuyor, dilsiz mi yoksa?
    ANA : Hayır dilsiz değil. Kunuşabilyor. Ama vatanımız düşman işgalindeyken askere alınmamak ona öyle ağır geldi ki o gün bu gündür tek kelime etmedi kimseye
    KOMUTAN : Dur bakalım nine. Bir konuşalım bu Anadolu aslanıyla.
    ANA : Boşuna yorma kendini evladım. Selamını bile almaz kimsenin.
    KOMUTAN : Delikanlı, duyduğuma göre savaşta bir bacağını vatan uğruna vermişsin. Adın ne senin?
    DELİKANLI :
    KOMUTAN : Bu ne haldir bre! Sen ne biçim askersin ki, karşında bir Türk komutanı var ve sen kılını dahi kıpırdatmadan oturuyorsun. Kalk ayağa !
    DELİKANLI :
    KOMUTAN : Bak yiğidim. Acını anlıyorum. Hangi Türk istemez ki bu zor zamanda cephede olmayı? Hangi Anadolu delikanlısı düşmana karşı şehitlik sevdasıyla coşmasın? Seni anlıyorum. Haklısın. Üzülmekte haklısın. Ama
    yanıldığın bir şey var. ASLAN YARALI DA OLSA ASLANDIR Bu topal halinle hiçbir işe yaramadığını sanıyorsun. Yanılıyorsun. Koşamasan da ata binebilirsin. Haydi kalk. Cepheye gidiyoruz.
    DELİKANLI : Doğru mu? Bu söylediklerin doğru mu kumandanım? Sahiden beni yeniden cepheye götürecek misin? KOMUTAN : Evet, sana, senin gibi bir kahramana çok ihtiyacımız olacak.
    DELİKANLI : Bu topal halimle mi?
    KOMUTAN : Bir ayağın yok ama kanatların var ya Bu yiğidi ata bindirin. Benim tüfeğimi de verin eline. Toparlanın gidiyoruz. Sağlıcakla kalın nine.
    DELİKANLI : Şükürler olsun Allah´ım sana şükürler olsun. Ana , ana kal sağlıcakla. Sen., sen de yavruma iyi bak köylü kızı. Ona babasının ve amcasının nasıl bir asker olduğunu anlat birgün Sen de hakkını helal et. Ben artık komutanımla gidiyorum.
    ANA : Uğurlar osun evladım.
    GELİN : Gittiler ana. Haydi biz de yola koyulalım.
    ANA : Doğru, yola koyulalım artık. Ama bu bulutlar da ne! Kızım yağmur yağacak. Cephaneler ıslanacak şimdi. Ne yapacağız? Yanımızda bir örtü de yok
    GELİN : Dur nine!
    ANA : Kızım ne yapıyorsun? Bebeğin üstündeki örtüyü niye çıkarıyorsun? Hava soğuk! Üşütecek, hasta olacak zavallı
    GELİN : Bebeğin örtüsünü cephanenin üstüne örteceğim.
    ANA : Ama bebek? Ya hasta olur, ölürse
    GELİN : Nine, nine! Bebek, benim bebeğim. Ama bu cephane millet malıdır. Ne yapayım ölürse! Vatan sağolsun!

  8. Ziyaretçi
    tiyatro,skeç,piyesiniz çok güzel ama daha da güzel olabilir ayrıca birazda komik olsun

  9. Ziyaretçi
    6 kişili komik tiyatro skeç lazım acil..

  10. Ziyaretçi
    ben çok beğendim fakat komik değildi ama emeğiniz için teşekkür ederim

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


6 kişilik çok komik skeç lazım,  5-6 kişilik komik skeçler,  6 kişilik ingilizce skeçler,  5 kişilik komik skeçler,  6 kişilik komik skeçler,  çok komik skeç lazım