+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda Objektiflik veya Nesnellik olarak da bilinen Tarafsızlık Meselesi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Objektiflik veya Nesnellik olarak da bilinen Tarafsızlık Meselesi








    Objektiflik veya Nesnellik olarak da bilinen Tarafsızlık Meselesi nedir? Tarafsızlık hakkında kısaca bilgi verir misiniz tarafsızlık tam olarak nedir?







  2. Asel
    Bayan Üye





    Objektiflik veya Nesnellik olarak da bilinen Tarafsızlık Meselesi


    Objektiflik veya Nesnellik olarak da bilinen Tarafsızlık Meselesi, Tarihte, Habercilikte ve hayatın hemen her alanında boy göstermektedir. Özellikle Tarihle özdeşleşen Tarafsızlık meselesi, Tarihin olmazsa olmazlarının başında gösterilmektedir. Yine haber programlarının tamamının en önemli iddiası Tarafsız olunduğu şeklindeki ifadeler vasıtasıyla ortaya çıkmaktadır. Yani Tarafsızlık, her iki alanda ve hayatın diğer alanlarında olmazsa olmaz bir etken olarak görülmektedir.

    Peki gerçekten tarafsız olmak mümkün müdür? Ya da iddia edildiği gibi Tarafsızlığın gereklerine riayet edilmekte midir? Açıkçası bugüne dek gerçek anlamda, tümüyle tarafsız bir eser yazılabildiğini görmedim. Aynı şekilde bir haber bülteninin iddia edildiği gibi tümüyle tarafsız olduğuna rastlamadım. Çünkü insandaki düşünme, taraf olma, haklı ile haksızı, doğru ile yanlışı, güçlü ile zayıfı ayırt etme yetileri tümüyle bir tarafsızlık anlayışını geçersiz kılmaktadır. Tam anlamıyla tarafsızlığın gerçekleşebileceğini düşünsek bile bu anlayış yine taraf kurbanı olacaktır. Mesela Tarihte, özellikle de ihtilaflı konularda taraflar, işlerine gelmeyen bilgiyle karşılaşınca çok zaman birbirlerini taraf tutmakla suçlamaktadırlar. Bu da, Tarafsızlık olsa bile herkesin üzerinde birleştiği bir Tarafsızlık anlayışının mümkün olmadığının en kuvvetli delillerinden biri, belki de birincisidir! Dünya tarihi ile ilgili her devletin, milletin farklı tezleri vardır. Yüzeysel bir değerlendirmeyle; İngilizler Güneş İmparatorluğu psikolojisiyle hareket ederken Almanlar üstün ırk, Amerikalılar Dünya Jandarmalığı mantığıyla (!) hareket etmektedir.

    İngiliz’in ve yine bir İngiliz olan Amerikalının dünya coğrafyasında gerçekleştirdiği katliamlar o milletlerin mantığına göre medenileştirme iddiasıyla gerçekleştirilmektedir. Ancak Öteki milletlerin tarihinde ve gerçekte bütün bunlar birer işgal-sömürü faaliyetidir. Avrupa’nın tarafsızlıktan anladığı kendi mantığını evrensel olarak gösterip Medeniyeti Avrupa ile başlatıp Avrupa ile bitirmek ve kendi gerçeklerini tüm ülke tarihlerine aynen dikte ettirmektir. Bilinçsiz Tarafsızlık yanlılarının adımları da bu çarpıklığa bilerek veya daha çok bilmeyerek hizmet etmektedir!

    Mesela İspanyolların Amerika kıtasında gerçekleştirdiği katliamların adı onların lügatinde fetih, katliamcılar da Fatihtir. Ancak kimi tarihçiler bu ifadeleri olduğu gibi çevirip daha da önemlisi dipnotla açıklama eklemeden kullanmakta ve ortaya Fetih ile İşgalin ayırt edilmemesinden kaynaklanan sorunlar çıkmaktadır. Başka bir örnek ise çağ taksimi konusunda verilebilir. Avrupalıların Teslis inancının sonucu olan İsa’dan Önce (İ.Ö), İsa’dan Sonra ifadeleri Tarih kitaplarımıza kadar girmiş ve ne acıdır ki bu çarpıklık karşısında tarafsızlık vurgularının adı bile geçmez olmuştur! Yani herhangi bir bilim adamının Hz. İsa’nın doğum tarihi olarak kabul edilen Miladi Takvim hesabıyla İsa’dan Önce ifadesini kullanması tarafsızlık değil başlı başına taraf olmaktır. Çünkü İsa ifadesi, Hıristiyanlıktaki ‘Tanrı’nın Oğlu’ inanışının, yani Teslis’in sonucudur. Avrupa dışındaki Tarihçilerin bunu kullanması, başlı başına Tarafsızlık ilkesinin devre dışı kalmasıdır. Ancak maalesef en basit meseleler Tarafsızlık gölgesinde kalırken bu tür çarpıklıklar, bilimsel görünme adına es geçilmektedir!

    Aynı yanlış tutum Tarih kitaplarımızda, Tarih Öncesi çağların taksiminde de gözlenmektedir. Sınırları tam olarak çizilemeyen; ancak Yüzbinlerce yıllık, belki de milyonlarca yıllık süreyi kapsayan Tarih öncesi dönemler Taş Devri, Bronz Devri, Demir Devri gibi Evrimci Tarih anlayışına dayanan taksimlerle gençlerimize sunulmaktadır. Bu mantığa göre insanlar önce yabani-vahşiydi. Avcılık ve toplayıcılık yapan insanoğlu zamanla tarım ve ticaretle uğraşmaya başlamış ve insanlık vahşiden medeniye doğru evrilerek günümüze kadar gelmiştir. Yani bu bakış açısına göre, günümüz insanı, geçmişte yaşamış insanlardan daha zeki ve birikimlidir. Ancak gerçekte ilk insanların tarım ve hayvancılık yaptığını Kur’an kıssalarından öğrenmekteyiz. Habil İle Kabil kıssasından öğrendiğimize göre, bu kardeşler tarım ve hayvancılıkla uğraşmış ve zekât olayından sonra ak ile kara birbirinden ayrılmıştır. Yine Kabil’in, öldürdüğü kardeşini, ölü bir kuşu gömen başka bir kuşu izledikten sonra toprağa gömdüğünü de biliyoruz. Yani ilk insan halen de lise kitaplarında, ÖSS kitaplarında vd yer aldığı gibi ilkel değildi. Aksine tarım ve hayvancılıkla uğraşmakta ve aklını, mantığını kullanarak mezar kazma gibi olayları gerçekleştirmekteydi! Yine Mısır Medeniyetinin günümüzdeki kimi topluluklardan daha ileri bir medeniyet düzeyinde olduğu da bilinen bir gerçektir. Yani geri bir dönemde ileri bir medeniyet olabileceği gibi ileri bir dönemde de geri bir medeniyet olabilir. Yakın zamanda ortaya çıkan teknolojiyi kullanmayan bir topluluk bu konuda iyi bir örnektir. Bu hakikat tarih müfredatımızda yer alan çarpık anlayışın, Yani İlerlemeci-Evrimci anlayışın yanlış olduğunun delillerinden biridir. Gerçekte Medeniyetler ilerlediği gibi gerilemiştir de.. Mesela Ad, Semud gibi kavimler, geçmişte oldukça ilerlemiş olmasına rağmen azgınlık etmişler ve Allah tarafından gazaba uğramışlar ve yok edilmişler, bundan sonra gerileyen Medeniyet tekrar terakki etmeye başlamıştır.

    Başka bir örnek daha verecek olursak; günümüzde Avrupa, Medeniyetin yegâne kalesi olarak gösterilmekte ve gerçekte kıta olmayıp Asya’nın bir parçası olmasına rağmen ayrı bir kıta olarak gösterilmektedir. Bu çarpık anlayış Avrupa Felsefesinin ürünüdür; ancak Tarafsızlık anlayışı, bilimsellik maskesi altında diğer toplumlara dikte ettirilmekte, bazı kimseler de dışlanacağı, bilim dışı ilan edileceği korkusuyla, istismar edilen anlamıyla, bu tarafsızlık oyalamacasına göz yummaktadır.

    Görüldüğü gibi gerçekte Tarafsızlık tümüyle mümkün değildir ve bugüne dek Tarafsızlık perdesi altında boy gösteren adımlar başlı başına bir taraflılıktır. Gerçekte Tarafsızlık olsa bile ideolojik yaklaşımlar vd etkenlerle bu tarafsızlık, taraf tutma olarak yaftalanacaktır. Konuyu daha iyi anlamamız için Napolyon’un, “Bana en masum cümle ile gelin, sizi onunla idam edeyim!’’ ifadesi yeterlidir. Çünkü tarafsız bir eser yazılsa bile herhangi bir kelime, cümle çarpıtma yoluyla Taraf Tutmaya delil olarak gösterilebilecektir. Yani neresinden bakarsak bakalım tümüyle Tarafsızlık mümkün değildir! .

    Zaten adı geçen eserlerin büyük çoğunluğu ve haber programlarının tamamı incelendiğinde iddialar ile gerçekler arasındaki bariz fark ortaya çıkacaktır!




  3. Asel
    Bayan Üye
    Yakın zamana kadar Tarafsızlıkta rakip tanımayan haber programları sözde suya sabuna dokunmayan tarafsızlık iddiasını vitrine koyarken süreç içerisinde meşhur Enkırmenler dayanamayıp birer ikişer yoruma başladılar. Arka Kapaklar, Gündem yorumları birbirini takip etmeye başladı ve haberciler birbiri ardına yoruma başladılar. Aslında bu tavır yadırganmamalı, çünkü insanın fıtratı doğru ile yanlış, haklı ile haksız arasında tercih yapmayı zorunlu kılmaktadır. Doğru ile yanlış, hak ile batıl arasında tarafsız kalmak ve gerçekler ortada iken kenara çekilmek insan dışındaki varlıklar için bir bakıma ve bir yere kadar normal karşılanabilir; ancak insan için gerçeklerin ortaya çıkarılması, en kötü ihtimalle yanlışa çanak tutulmaması ön planda olmalıdır! Burada bazı konularda fikir bulanıklığı yaşanması ve benzer durumlarda kenarda durulabilir; ancak doğru ile yanlış mücadelesinde kenarda durmak pek de tutarlı bir tavır değildir! Yani hakikat yolunda gerçeği ortaya koymak ve haklı ile haksız, doğru ile yanlışı gözler önüne sermek insanın fıtratının gereğidir; ancak tarafsızlık perdesi altındaki yaklaşımlar insana fıtratının aksini dayatmaya çalışmaktadır. Tabi bu konuda başarılı olunduğu söylenemez; çünkü iddialar ile gerçekler arasındaki fark, örnekler ışığında ortadadır! Elbette tarih yazımında gerçekler ortaya çıkarılmalıdır; ancak bu, doğru ile yanlışı ortaya çıkarmak olarak anlam kazanmalıdır. Tarafsızlık meselesi ise kendi ülkesinin, milletinin aleyhindeki gerçeklerin sümenaltı edilmemesi olarak anlam kazanmalıdır. Tarafsızlık maskesi altındaki hakikat budur. Yani gerçeklerin ortaya çıkarılması. Burada Tarihte tarafsızlık meselesiyle ilgili can alıcı bir tespiti anımsayalım: “Tarih bir çocuğun istediği kelimeyi yazabileceği harf kutusudur!’’ Yani isteyen, istediği bilgi ve belgeyi farklı yorumlayabilir. Bu durumda tarafsızlığın ne kadar sağlıklı (!) olduğu sorusu/sorunu ortaya çıkacaktır! Çünkü aynı bilgi ve belgelerden onlarca/yüzlerce farklı ürün ortaya çıkabilir. Burada her Tarihçinin sonuca ulaşmadaki yöntemi elbette belirleyicidir; ancak ideolojik yaklaşımlarla, şüpheye açık olmayan aynı bilgi ve belgeler farklı yorumlanabilir ki çok zaman böyle olmuştur!

    Öte yandan, Tarihçiyi Maçlarda görev yapan hakemlere benzetebiliriz. Burada taraftar, rakip kulüpler, bahis şirketleri, federasyonlar, futbolcular gibi pek çok etken sonuç üzerinde önemli etkilerde bulunabilmekte/bulunmaktadır. Tarihçi, yani hakem iyi olursa tüm zorluklara rağmen doğru kararlar alabilecektir; ancak Tarafsızlığın en önemli kısıtlayıcılarından biri de hakemin, yani tarihçinin doğru tavırlar ortaya koyması durumunda bile taraflardan biri, ikisi veya daha fazlası tarafından taraf tutmakla suçlanma ihtimalinin yüksek olmasıdır. Bu durum da üzerinde birleşilen bir tarafsızlık anlayışının mümkün olmadığını gözler önüne sermektedir. Habercilik nispeten daha rahattır; çünkü burada daha çok güncel gelişmeler ele alındığı için ve teknolojik imkânlar, amaca fazlasıyla hizmet ettiği için karar vermek daha kolaydır. Tarihte ise tüm imkânlara rağmen, yüzlerce, bazen binlerce ve tarih öncesi dönemler söz konusu ise yüzbinlerce yıl öncesi konu alındığı için şartlar çok daha zordur ((İleride durum çok daha farklı olacaktır.) ve Tarafsızlık anlayışı Tarihle özdeşleşmiştir!

    Gerçekte Tarihe bakışımız hakikat temelli olmalıdır. Gerçekler arandığında başarıların ortaya konması kaçınılmaz bir gerçektir. Hatalar da ibret alınması için ortaya çıkarılacak ve temelde hiçbir sorun kalmayacaktır. Yani geçmişteki başarıların Tarih Bilinci adına ortaya konması normal iken başarısızlıklar, didişmeler, iç savaşlar, ihanetler vd çarpıklıklar da gelecek nesillere ibret olması için ortaya konacak ve bu da Tarih Bilincine hizmet edecektir. Yeri gelmişken bir soruna daha değinelim. Tarih, olayları anlatıp kenara çekilmek olmayıp geçmiş, bugün, gelecek eksenli eğitim veren bir öğretmen vazifesi görmektedir. Tarafsızlık oyalamacasının en önemli yanlışlarından biri de Tarihin işlevini göz ardı etme çarpıklığıdır. Yine Tarafsız görünme adına gerçeklerin yumuşatılarak ortaya konması sapmalara yol açmaktadır. Mesela ABD’nin Irak İşgali bilimsellik adına “ABD’nin Irak’a girmesi’’ olarak ifade edilirse bu başlı başına bir Tarih katliamıdır. Çünkü burada gerçekleşen tipik bir işgal örneğidir. Ancak günümüzde bilimsellik adına orta yol tutma çabaları fazlaca boy göstermekte ve Tarafsızlık adına gerçekler yontulmaktadır. Öte yandan Avrupa’da kabul gören ‘Tarihçiler’ ülkemizde de popülerleştirilmekte ve “Evrensel değil tek olma heveslisi olan’’ Avrupaî bakış açısı, yani Avrupa’nın kendi doğruları bizim doğrularımız gibi gösterilmektedir. Gerçekte Avrupa’nın doğruları bizim için her zaman doğru olmayabilir! Avrupalı Popüler tarihçilerden Arnold Toynbee’nin de içinde bulunduğu ekibin, Ermeni Meselesi ile ilgili yalan-yanlış ve ikinci, üçüncü el kaynaklar, kulaktan dolma bilgilerle yapay bir Ermeni Mağduriyeti üretmesi olayı burada önemlidir. Toynbee yıllar sonra gerçekleri itiraf etmiş ve kullandıkları bilgi-belgelerin sağlıklı olmadığını gözler önüne sererek tipik Avrupaî bakış açısını bilerek ya da bilmeyerek deşifre etmiştir.
    Aynı çarpık bakış açısı Noam Chomsky ve Robert Fisk gibi savaş karşıtlarının turumunda da gözlenmektedir. Avrupa Emperyalizminin başını sık sık belaya sokan bu kimseler, misyonlarının gereği olarak hemen her ülkede bir mağduriyet aramakta ve Türkiye söz konusu olduğunda Ermeni Meselesi ‘Soykırım’ olarak tanımlanmaktadır! Burada dikkat edilmesi gereken husus, yerli ve yabancı tüm yazar ve düşünürlerin doğru ve yanlışlarına eleştirel çerçeveden bakılması gerekliliğidir. Çünkü genel itibariyle gerçekleri yazan popüler bir yazarın her zaman doğrulardan yana olacağı hesabı her zaman bizi doğru sonuca götürmeyecektir. Öte yandan Avrupa Emperyalizmine karşı tutumuyla ün kazanan kimselerin işlediği konular, genel itibariyle doğruları dile getirmekle birlikte tümüyle doğru olduğu da her zaman söylenemez. Bu hakikatler eleştirel bakış açısının gerekliliğini gözler önüne sermektedir.




  4. Asel
    Bayan Üye
    Sonuç itibariyle gerçekte tümüyle bir tarafsızlığın gerçekleşme ihtimalinin olmadığını söyleyebiliriz. Böyle bir eser ortaya konulsa bile, içeriğe katılmayan ve istediği bilgileri bulamayan kimseler, kelime ve cümleleri farklı yorumlayarak eserin taraflı olduğunu söyleyecek ve bu tür adımlarla en iyi ihtimalle, atılan çamurların izi kalacaktır. Bu tür durumlarda, zaten aksi tespitleri kabullenemeyenler işlerine gelmeyen eserleri taraflı olarak damgalamakta gecikmeyecektir.

    Gerçekte, Tarafsızlık ilkeleri olarak tanımlayabileceğimiz ilkeler konusunda, Durmuş Hocaoğlu tarafından ileri sürülen, Anlamaya değil yargılamaya itibar etmek, Tarihi kendi şartları içerisinde incelememek, Tarih etiğini göz ardı etmek, Tarihi kişi kültüne bağlamak, Tarih karşısında kompleks duymak, Tarihi bir bütünlük içerisinde algılamamak gibi çarpıklıkların aksinin işlerlik kazanamaması, kazandığını düşünsek bile taraflı olarak yaftalanması nedeniyle bugün Tarihle özdeşleştirilen gerçek Tarafsızlık ilkesine rastlamak mümkün değildir! Habercilikte de tarafsızlık olarak adlandırılan olayın ne olduğunun sınırları belli değildir! Olaylara müdahale etmeden haber vermek tarafsızlıksa bugüne dek pek çok haberin öncesinde ve sonrasında, enkırmenler vasıtasıyla boy gösteren rahatsızlık veya memnuniyet ifadelerinin ne olduğu ve tarafsızlığın bu manzaranın neresinde olduğu sorgulanasıdır. Zaten bir haberde tarafsızlık iddiasında bulunmak başlı başına bir ilkesizliktir.

    Çünkü baştan sona çirkin, yanlış haberlerle dolu bir bültende doğru ile yanlışı ortaya koymadan kenara çekilme ve bunu tarafsızlık olarak gösterme tavrının düşünen ve fıtratı itibariyle taraf olan insanın (“Düşünmek taraf olmaktır!’’) fıtratına aykırı olduğu gün gibi ortadadır. Zaten habercilerin bu iddiasının asılı kaldığı gün gibi ortadadır. Ancak Tarafsızlık ilkesi çokça kullanılan geçer akçe olduğu için (!) Tarafsızlık hikâyelerini dinlemeye devam etmekteyiz. Yani tarafsızlığın, ya da doğru ile yanlışın ortaya konmasının tarafsızlık ilkesi dışında gerçekleşebileceği ihtimali düşünülmediği için ve aksi tavırlar taraflı olarak yaftalandığı için Tarafsızlık vurgusu sıkça yapılmaktadır. Bu noktada önemli bir sorun da tarafsızlık ilkelerine uyulmamasından ziyade bu ilkelerin uygulanabilir olup olmadığının sorgulanmadan çıkarımda bulunulmasıdır. Goethe’nin “Samimi olmayı vaad edebilirim; ama tarafsız olmayı asla!’’ tespiti, bu ilkelerin yalnızca hedef olarak kalarak uygulamaya konulamamasını özetleyen etkenlerden biri olarak dikkati çekmektedir.

    Meseleye ülkeler açısından bakıldığında yüzü dışarıya bakan Resmi Tarihler devreye girmektedir ve her ülke meseleye kendi çerçevesinden bakmaktadır. Bu durumda herkesin aynı yönde birleşmesi bir bakıma imkânsızdır. Var olan durumlar da Avrupa’nın güçlü olmasının sonucu olarak dikte edilmiştir. Tam da burada meselenin odak noktasında ‘Hakikat Arayışı’ yer alırsa meselenin yön-taraf boyutu ortadan kalkacak ve hakiki gerçekler ortaya çıkacaktır!

    Zaten günümüzde Avrupa’nın dayatmacı yaklaşımlarına rağmen Takvim vd konularda pek çok farklılık söz konusudur. Mesela Ortaçağ’ın sonu kimi kaynaklara göre Coğrafi Keşifler gibi olaylar iken kimi kaynaklarda İstanbul’un Fethi olarak geçmektedir. Bu durum da Evrensel bir Tarih anlayışının uygulanabilirlik derecesini gözler önüne sermektedir. Ancak Resmi Tarihte durum biraz daha farklıdır. Yani yerellikte gerçeklere bağlılık ihtimali biraz daha fazladır. Bu durumda yine gerçeklere bağlı kalınarak ak ile kara, doğru ile yanlış ortaya konabilir ki olağanüstü durumlar olmadığı için bu adımlar nispeten daha kolaydır. (Bu kolaylık Osmanlı-Cumhuriyet tartışmalarında yerini kısır tartışmalara bırakmaktadır!) Tarih, Bilim ve diğer güç odakları dünya arenasında ve dünya siyasetiyle bağlantılı olarak yol aldığı için insanlık için Yeni ve Tutarlı, Hakikat Eksenli bir Evrensel Tarih anlayışı gerekmektedir. Değişen güç dengeleriyle birlikte bu Tarih anlayışının yakın bir gelecekte Ulusal ve uluslararası arenada boy göstermesi kaçınılmazdır.

+ Yorum Gönder


objektiflik ve tarafsızlık arasındaki fark