+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda Cüzzamlılar Neden Çan Taşır? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Cüzzamlılar Neden Çan Taşır?








    Cüzzamlı kişiler neden çan taşır ve yürürken sürekli çan çalarlar? Cüzzamlı hastaların çan taşımasının sebebini paylaşır mısınız







  2. Harbi @ kız
    Bayan Üye





    Cüzzamlılar Neden Çan Taşır?

    Cüzzamlıların çanları insanları uzaklaştırmak için değil, onları kendilerine çekmek için tasarlanmıştır.

    En eskiden beri, cüzzam hastaları toplumdan uzakta yaşamaya zorlanmıştı. Avrupa’da evlenmeleri, vasiyetname hazırlamaları ve mahkemeye çıkmaları yasaktı. Cüzzamlı olmayan biriyle sadece rüzgara karşı duruyorlarsa konuşabilirlerdi. Eski Ahit’te Tanrı Musa’dan “kamptaki bütün cüzzamlıları çıkarmasını” ister.

    Bunun nedeni cüzzamın bulaşıcı bir hastalıktan ziyade bir tür ceza olarak görülmesiydi: İnsanın iç günahlarının yol açtığı bir dış “temiz olmama” durumuydu, şehevi ya da kafirce düşünceler beslersen, Tanrı’nın sizi çarptığı bir cezaydı. Sizi cüzzamlı ilan eden kişi rahipti, doktor değil.

    12. yüzyılın başlarında vuku bulan iki olay bu yaklaşımın değişmesine neden oldu. İlki, 1099 ilk Haçlı Seferi’nden dönen kimi Hıristiyan askerlerinde bu hastalığın ortaya çıkmasıydı. İkinci olay ise İncil’deki anahtar bir pasaja ilişkin teolojik oybirliğindeki değişiklikti. İsa Mesih’i kasteden Yeşaya şöyle der: “Onun hastalandığını, Tanrı’nın onu çarptığını ve dertli olduğunu sandık.” “Çarpma’nın İbranicesi nagua‘dır. Bilinmeyen bir İncil alimi, kelimenin Eski Ahit’te her ortaya çıktığında özellikle “cüzzamla çarpılmış” anlamına geldiğini fark edince, bunun kaçınılmaz olarak Yeşaya’nın İsa’nın bir cüzzamlı gibi tedavi görüp bizim adımıza ıstırap çekeceği kehanetinde bulunduğunu anladı.

    Böylece cüzzamın “kutsal bir hastalık” olduğuna kanaat getirildi. Cüzzamlı Hçlılar cezalandırılmak bir kenara dursun, Tanrı tarafından özel bir ödüle layık görülmüş kabul edildiler. Assisili Aziz Francis (1182-1226) duyduğu tiksintinin üstesinden gelip bir cüzzamlıyı kucakladı ve cüzzamlıların bakımının, kurduğu tarikatın manastır hayatının merkezi bir kısmı olmasını sağladı. I. Henry’nin kızı Matilda (1102-1167) Londra’da, Holborn’da cüzzamlılar için bir hastane açmış ve herkesin önünde cüzzamlıların ayaklarını yıkayıp öpmüştü. Avrupa genelindeki bütün kralllıklar ve aristokratlar cüzzam kolonilerine bağış yapma yarışına girmişti.

    Cüzzamlıları özel ayrıcalıklar verilmişti: En önemli ayrıcalıkları dinlenme hakkıydı. Bazı yerlerde pazarlarda elde edilen gelirin belli bir yüzdesini alma hakları da vardı. 200 yıl boyunca ayrı yaşadıkları halde, mabetlerde serbestçe başkalarıyla karışmış ve hac yolculuklarına çıkmışlardı. İşte cüzzamlıların çan taşıyıp çalmaları da bu dönemde başlar. İnsanları uzak tutmak için değil, bağış toplamak üzere onları kendilerine çekmek için çan çalarlardı: Cüzzamlı birine yardımcı olmak kutsal bir işti.

    Ancak bu tavırlar Kara Ölüm’den (1348-1350) sonra yine sertleşti -vebaya bazen cüzzam deniyordu- ama 15. yüzyılın ortalarına gelindiğinde önemi de kalmadı: İngiltere’deki hemen hemen bütün cüzzamlılar ortadan kaybolmuştu.

    Cüzzamlılar özellikle hıyarcıklı vebaya ve tüberküloza karşı çok savunmasızdı (tüberküloz bakterisi cüzzam bakterisinin çok yakın bir akrabasıdır). Salgın hastalıklar 14. ve 15. yüzyıllarda Avrupa’ya dalga dalga yayılırken, cüzzamlıların zaten zayıf olan bağışıklık sistemi ilk pes edenlerden oldu. Sayıları azaldı, kısa süre sonra cüzzamı yayamayacak kadar az kişi kaldı ve çanlarının sesi de bütün bütün kesildi.




+ Yorum Gönder