+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Bilgi Hazinesi Forumunda Divanı Hikmet hakkında bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Divanı Hikmet hakkında bilgi








    Divanı Hikmet hakkında bilgi







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Divanı Hikmet

    Ahmed Yesevi (d. (1103) ! - ö.1166)'nin yazdığı"hikmet" adlı şiirleri biraraya getiren Türk tasavvuf edebiyatının bilinen en eski örneklerini içeren kitap.

    Genel Özellikleri


    hakkında övgülerden bu dünyadan şikayetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dini ve ahlaki öğütler veren şiirlerede yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve 4+4+4 kullanılmıştır.Hoca Ahmet Yesevi'nin Divan-ı Hikmet adlı yapıtı bence İslamiyetin Ural-Altay kültürü ile yorumlanmış bir biçimidir. Bu yapıtın ortaya çıkmasından bir süre sonra ;İslamiyet göçebe Türk toplulukları arasında yayılmaya başlamıştır. Hoca Ahmet Yesevi'nin görüşleri anadolu gizemciliğinin (Tasavvuf) temelini oluşturur. Alevi Kültürünün temeli bu yapıttadır. Yunus Emre'nin, Hacı Bektaş Veli'nin, Pir Sultan Abdal'ın, kaygusuz Abdal'ın düşüncelerinin kaynağı bu yapıttır.

    •Kitapta Allah aşkı Peygamber sevgisi işlenmiştir.
    •Hikmet: Hoş, hayırlı anlamlarına gelir
    •Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır.
    •Aruz ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
    •Dörtlük ve beyitle yazılmıştır.
    •144 hikmet ve 1 münacaat'tan oluşur.
    •Eser Karahanlı Türkçesinin hakaniye lehçesiyle yazılmıştir
    •İstifham (soru sorma) ve Tecahul-i Arif (bilmezlikten gelme) sanatları kullanılmıştır.
    •Ahmet Yesevi'nin hikmetlerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
    •Ahmet Yesevi hikmetleri Karahanlı Türkçesiyle söylemiştir.
    •Hikmetler dini tasavvufi şiirlerdir.
    •Allah'a yakın olma isteği vardır.
    •Şiirlerde ulusal ögeler (ölçü, nazım biçimi, yarım uyak) ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler (din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler) bir arada kullanılmıştır.
    •Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir.Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir.
    •Eser 12.yy'a aittir.
    •Divan-ı Hikmet'i Ahmet Yesevi yazmamıştır. Ahmet Yesevi'nin kurduğu tarikattaki Şaban Durmuş Ahmet Yesevi'nin görüşlerini ve düşüncelerini kitap haline getirmiştir.
    •Didaktiktir ve manzum bir eserdir.




  3. Zeyneb
    Bayan Üye
    Divan-ı Hümayunun Özellikleri


    İslam dünyasında Hz. Ömer ile başlayan divan teşkilatı daha sonra değişik şekil ve isimlerle gelişip devam etti. Osmanlı döneminde bizzat padişahın başkanlığında önemli devlet işlerini görüşmek üzere toplanan divana; "Divan-ı Hümayun" denirdi.

    Bugünkü Bakanlar Kurulu gibi çalışan Divân-ı Hümâyun önceleri Divanhane'de toplanırken Fatih zamanında Topkapı’da; Kanuni zamanında ise Kubbealtı denilen yerde toplanmaya başlamıştır.

    Bu müessesenin devletin ilk yıllarında nasıl geliştiğine dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Ancak araştırmacılar bu müessesenin daha Osman Gazi zamanında ortaya çıktığını kaydederler. Herhalde bu Anadolu beyliklerinde ortaya çıkan divanın bir benzeri olmalıdır ki pek fazla bir gelişme göstermemiştir. Babasının yerine geçip Bey ünvanını alan Orhan döneminde divanın varlığı artık kesinlik kazanmış görünmektedir. Hatta Aşık Paşazade’nin Orhan Bey zamanında divana gelmek zorunda olan devlet adamlarının (divan üyeleri) burmalı tülbent yani bir çeşit sarık sarmalarını emrettiğini söylemesi onun divan erkânı için bir kıyafet tespit ettiğini göstermektedir. Osmanlı divanı daha sonra gelen hükümdarlar vâsıtasıyla bir hayli geliştirilerek devletin en önemli organları arasında yer alacaktır.

    Divân-ı Hümâyun deyimi Fatih döneminde kullanılmaya başlanmıştır.

    XV. yy sonlarından itibaren Divân-ı Hümâyun bürokrasisi daha da gelişmiş XVI. yüzyıldan itibaren klâsik yapısına kavuşmuştur. Divân-ı Hümâyun II. Bayezid ve I. Selim dönemlerinde gelişimini sürdürmüş Kanuni Sultan Süleyman döneminde tam kurumsal yapısına kavuşmuştur . Bu dönemden sonra bir müddet durumunu korumuş olan Divan-ı Hümayun XVII. yy ortalarından itibaren fonksiyonları azalmaya başlamış XVII. yy sonlarına doğru devlet işleri vezir-i âzam divanında görüşülmeye başlanmıştır.Sultan II. Mahmut döneminde ve 1826 yılında Yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine "Divân-ı Hümâyun" tabiri de kaldırılarak yerine "Meclis-i Vükelâ" veya "Meclis-i Has" denmeye başlamıştır. İşlevlerini kaybeden Divân-ı Hümâyun sembolik olarak da olsa devletin yıkılışına kadar devam etmiştir.

    İlk dönem Osmanlı divanının çok sade ve basit olduğu tahmin edilebilir. Öyle anlaşılıyor ki bu ilk divan uç beyliği zamanındaki şeklini az çok muhafaza etmişti. Divan heyetinde Osmanlı beyinin kendisinden başka bir veziri muhtemelen hükümet merkezi olan şehrin kadısı beyliğin malî işlerini idare eden nâib veya defterdar gibi az sayıda üye vardı. Zaman zaman bey yerine icâbında orduyu kumanda eden şahıs olarak sahnede Osmanlı beyinin oğlu görülmektedir ki bu vaziyet divan kuruluşunun uç beyliği divanının modeline göre olduğu hakkında bir kanaat vermektedir. Fakat Selçuklu Devleti tamamen yıkılıp Moğol nüfuzu da sarsılmaya başlayınca müstakil bir devlet olma yolunu tutan Osmanlı Beyliği’nde divanın gittikçe Selçuklu divanı modeline benzer bir mâhiyet kazandığı görülür.
    Orhan Bey zamanında müesseseleştiği görülen divanın üyeleri için artık resmî bir kıyafetin tespit edildiği görülür. Divan toplantıları Sultan I. Murat Yıldırım Bayezid Çelebi Sultan Mehmet ve II. Murat devirlerinde de devam etmişti. Yıldırım Bayezid halkın şikâyetlerini dinlemek üzere her sabah yüksek bir yere çıkardı. Herhangi bir derdi ve sıkıntısı olanlar orada kendisine şikayette bulunurlardı. O da bunların problemlerini derhal çözerdi.

    Divan Orhan Bey zamanından Fâtih'in ilk devirlerine kadar her gün toplanırdı. Toplantılar sabah namazından sonra başlar ve öğleye kadar devam ederdi. XV. asrın ortalarından sonra (Fâtih dönemi) toplantılar haftada dört güne (Cumartesi Pazar Pazartesi Salı) inmiş Pazar ve Salı günleri de arz günleri olarak tespit edilmişti.

    Divan hangi din ve millete mensup olursa olsun hangi sınıf ve tabakadan bulunursa bulunsun kadın erkek herkese açıktı. İdarî siyasî ve örfî işler re'sen(başlı başına müstakil) diğerleri de müracaat şikâyet veya görülen lüzum üzerine veya itiraz sebebiyle temyiz suretiyle incelenir ve değerlendirilirdi. Memleketin herhangi bir yerinde haksızlığa uğrayan zulüm gören veya mahallî kadılarca haklarında yanlış hüküm verilmiş olanlar vali ve askerî sınıftan şikâyeti bulunanlar vakıf mütevellilerinin haksız muamelelerine uğrayanlar vs. gibi davacılar için divan kapısı daima açıktı. Divanda önce halkın dilek ve şikâyetleri dinlenir ondan sonra devlet işleri görüşülüp karara bağlanırdı.

    Divân-ı Hümâyundan çıkan kararlara "hüküm" adı verilirdi. Hükümler ahkam defterlerine sıra ile yazılırlardı.
    Divanda idarî askerî ve örfi işler vezir-i âzam şer'î ve hukûkî işler kadıasker malî işler defterdar arazi işleri de nişancı tarafından görülürdü. Divan müzakereleri o günkü rûznâmeye (gündeme) göre yapılırdı. Toplantı bittikten ve Maliye hazinesi ile Defterhane vezir-i âzamın mührü ile mühürlenip kapandıktan sonra çavuşbaşı elindeki asasını yere vurarak divanın sona erdiğini bildirirdi. Divandan sonra Yeniçeri ağası padişah tarafından kabul olunarak ocak hakkında bilgi alınırdı. Ondan sonra kadı askerler huzura girip kendileri ile ilgili işleri arz ederlerdi. Bundan sonra da vezir-i azam ile vezirler ve defterdar kabul olunurdu. Bütün bunlardan sonra da padişahlar vezir-i âzam ve vezirlerle beraber yemek yerlerdi. Ancak bu usûl Fâtih Sultan Mehmet döneminde kaldırılmıştı. Divan erkânından(üyeleri) başka o gün işleri için divana gelmiş bulunan halka da din ve milliyet farkı gözetilmeksizin yemek verilirdi.

    Öyle anlaşılıyor ki Osmanlı Devletinde Divân-ı Hümâyun devletin en yüksek organı özelliğini taşımaktaydı. Devlet başkanı olarak hükümdar sık sık divan üyelerinin fikirlerini almak ihtiyacını hissediyordu. Bu durum devlet idaresinin bir kişinin değil bir kurulu teşkil eden üyelerinin fikirlerinden yararlanılarak en mükemmel şekilde yapılabileceğinin açık bir göstergesidir. Divanda halk ile devletin bütün problemleri özellikle tımar işleri ve önemli mevkilere yapılacak atamalar da görüşülmekteydi. Bu yüksek memuriyetlere hükümeti teşkil eden üyelerin fikirlerinin alınarak atamalar yapıldığına işarettir. Bir kurulun yapacağı atamaların ise bir tek kişinin yapacağı atamalardan daha isabetli olacağı bir gerçektir. Divanda son söz şüphesiz ki sultanındır.





+ Yorum Gönder


divanı hikmet hakkında bilgi,  divan-ı hikmet hakkında bilgi