+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Coğrafya Forumunda Evrim ne demektir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Evrim ne demektir









    Evrim Nedir?

    Evrim : Değer veya biçimlerde meydana gelen yavaş yavaş ve kısmi değişim.
    Evrim Nedir.jpg
    Evrim, bütün canlıların evrensel ortak bir atadan (en az bir hücre ama muhtemelen daha fazla ve bir kaç tür olabilir) geldiğini ve zamanla gezegene yayılarak o ortama uyum sağlamaları sonucu değişimlerini inceleyen bilim dalıdır.

    Evrim hakkında ilk düşünceleri ortaya atan kişi Fransız bilimci Jean-Baptiste de Lamarck’tır. Lamarck’a göre evrim iki gücün etkisiyle oluşuyordu:

    1-İlerleme eğilimi
    2-Çevreye uyum sağlama gereği

    Lamarck ilk gücü, zamanın otomatik olarak gerçekleştirtiği ve canlıları karmaşıklaştıran doğal bir döngü olarak açıklıyordu. İkincisi ise canlının yaşadığı ortama göre degişme zorunluluğudur, mesela zürafaların boylarının ağaçların tepesindeki yaprakları yiyebilmek için boy atmaları gibi.

    Burada bir parantez açalım. Yukardaki ifade biraz mantıksız gelebilir, öyle ya zürafalar bir anda mı uzadılar?Tabii ki hayır. Şöyle düşünelim, varsayın ki zürafalar kısa bir hayvan grubunu oluşturuyorlardı. Pek çok tarih öncesi çağda bugünkü kadar yüksek ağaç yoktu. Kısa zürafalar rahatça beslenebiliyorlardı. Ne zaman ki ağaçlar boy attı, kısalar yiyecek bulamamaya ve ölmeye başladılar. Kısmen daha uzun olanlar yaşamlarını sürdürebildiler ve sadece uzun boylular kaldı. Buna doğal seçilim denir.

    Lamarck, Güney Amerika’da bir kısım kelebekler üzerinde incelemeler yapar. İki akraba türün çiftleşerek bir alt tür meydana getirdiğini görür. Bundan sonuç olarak akraba türlerin yeni alt türler ortaya çıkardığını düşünür. Pek emin olunmamakla birlikte bu düşünce günümüzde doğru kabul edilmektedir. Evrime, yeni türlerin oluşumuna -gerçekse tabii- bu olgu ciddi katkılarda bulunmuştur.

    Lamarck’ın bu düşüncesi, o çağda basit canlılardan daha kompleks canlılar oluşuyorsa en basit canlılar nasıl oluşur sorusunu akla getirdi. Lamarck onların cansız maddelerden türeyebileceğini düşünüyordu. Louis Pasteur bunun üzerine çeşitli deneyler yaptı ama hiç bir deneyinde bir bakteri oluştuğunu görmedi-o zaman bilinen en basit canlılar bakterilerdi-Ama gene de yıllar sonra virüslerin varlığını bulan bilim adamları Lamarck’ın haklı olabileceğini düşünmeye başladılar. Virüslerin yapısı onları bu düşünceye itiyordu. Basit bir DNA’sı, -veya bazen RNA- proteinden basit bir kılıfı ve kimilerinde basit enzimler vardı. Bu haliyle kimi kimyasal tepkimeler sonucu ortaya çıkmışa benziyorlardı. Lamarck’ın teoremleri kesin olarak kanıtlanamadıysa da bugün doğru kabul edilmektedir.

    Evrim, sadece türleri değiştirmekle kalmaz. Bazen hayvanların nesillerinin tükenmesine de yol açar. Lamarck’ın teoremindeki ikinci kural, genelde nesillerin tükenmesinin ana sebebidir. Kreatese veya Jura döneminde dünya çok farklıydı. Gerek hava sıcaklıkları, gerek hayvanların yaşama ortamı gerekse de etrafta gezinen diğer hayvanlar-özellikle de dinozorlar-Zaman geçtikçe kıtaların ayrılması, doğal afetler vs. gibi nedenlerden dolayı bazı canlılar için dünyada yaşamak imkansız hale geldi. Ya hava sıcaklığı artmıştı ya besin kaynakları azalmıştı ya da lavlar vs. türlerin yaşam alanlarını yok etmişti. Bu durumda nesillerini devam ettiremeyenler ölecek ortama uyum sağlayabilenler yaşamaya devam edebileceklerdi. Dinozorların yokolması ile ilgili teoremlerden biri de budur, değişen çevreye uyum sağlayamadıklarından yok olduları düşünülür. Dinozorların yok olmasıyla, onlardan kaçmak için geceleri ava çıkan bazı türlere gündüz ortaya çıkma şansı vermiştir. Yani doğada dengeler değişmektedir. Doğa değişimlere ayak uyduramayan türlere acımamaktadır, ortama uyum sağlayamayan canlının yaşama şansı yoktur.

    DARWİN VE EVRİM HAKKINDAKİ TEORİLERİ

    Charles Darwin (1809-1882) evrim hakkındaki en ünlü düşünceleri içinde barındıran “Türlerin Kökeni” adlı kitabın yazarı, İngiliz biyolog ve doğa bilimcidir.

    Darwin evrim üzerine yaptığı çalışmalarda şu an yaşayan türleri incelemeyi çok önemsemiştir. Bunun ardında yatan temel düşünce her türün bir zamanlar bir alt tür oluşturduğu, zamanla alt türlerin farklı özellikler kazanarak, yaşama şansını arttırdığı ve kendi başına bir tür haline geldiğidir. Bu düşünce ilk kez Amerikalı bilimci Constantine Rafinesque tarafından açıklanmıştı. Darwin bu düşünce üzerinde yoğunlaşınca ilginç bulgular edindi. Maymunlar ve insanların el ve tarak kemikleri şaşırtıcı derecede birbirlerine benziyorlardı. Darwin bundan maymunlar ve insanların ortak bir atadan evrimleştiği sonucunu çıkardı.

    Darwin bunlarla beraber pek çok kanıtlar buldu. Çalışmalarını yaptığı Güney Amerika’daki Galapagos Adaların’da sert esen rüzgar nedeniyle adaya savrulan kimi kuşların adanın yerli kuşları ile çiftleştiğini gözlemleyen Darwin giderek teorisine son şeklini vermeye başlamıştı. O çağda yagın olan bir kuram göre her canlı kendi coğrafyasına göre yaratılmıştır. Darwin buna karşılık olarak Galapagos ile hemen hemen aynı koşullara sahip olan Cape Verde Adaları’benzer türlerin olmadığını iddia etti. Ona göre bu türler en yakın anakaradan gelmişlerdi, zamanla oranın şartlarına uyum sağlayıp değişmişlerdi. Darwin’in yardımına Avrupalı madenciler yetişti. Avustralya’ya yanlarında kimi hayvanlar götüren madenciler hayvanların oraya rahatlıkla uyum sağlayıp, hatta oradaki bazı hayvanların nesillerinin tükenmelerine sebep olduklarını gözlemlediklerinde, Darwin’in kanıtları sağlamlaşmıştı.

    Darwin yaşayan canlılar üzerinde yeterince kanıt bulduğuna inanınca, kanıtlarını fosillerde aramaya başladı. Pek bir şey bulduğu söylenemezdi ama buldukları oldukça ilginçti. Memeliden sürüngene geçit formu gibi duran bir kısım iskelet bulunca, hayatını evrimi kanıtlamaya adayan Darwin’in ne düşündüğü bilinmez ama bunların onu heyecanlandırdığı kesin olsa gerek. Yaklaşık 300 milyon yıl öncesine ait bu fosiller ilk başta dinozor izlenimi verseler de daha eskilerdş, ayrıca memelileri andıran özellikleri de vardı. Örneğin Darwin’i heyecanlandıran fosillerin başında gelen Procynosuchus’un iskeleti çok ilginç özelliklere sahipti. Temel olarak görünümü ufak bir dinozora benziyordu, dev sürüngenlerin aksine kafasında sinapsid açıklığı vardı. Sinapsid açıklığı sadece memelilerde bulunduğundan Darwin artık iyice emin olmuştu. Ona göre Procynosuchus tahminen 300 milyon yıl önce bır sürüngendi, dinozorların ortaya çıkışı ve yaşam şartları onu 160 milyon yıl kadar önce memeliye doğru evrimleşmeye zorlamıştı.

    Procynosuchus, iskelet olarak ilk başta bir sürüngen gibi gözükse de alt çenesi birden çok kemikten oluşmuştur ve dişleri ayrı bir işlev için özelleşmiştir. Bacak yapıları sürüngenler gibiydi, bacakları yandan çıkmıştı ama kemik yapısı, hızlanması gerekince bacaklarınıbir memeli gibi bedenlerinin altına çekebildiklerini göstermişti. Sürüngenlerdeki pullu yapının aksine –kesin olarak bilinmemekle beraber- kürklü olduğu sanılmaktadır. Procynosuchus kesin olarak sürüngenlerden memelilere bir geçit formudur.

    Darwin bu araştırmayı yaparken ilginç bir şey keşfetti. Fosil araştırmaları hayvanların 570 milyon yıl kadar önce, sanki aniden oluşmuşcasına dünya üzerinde boy göstermeye başladıklarını ortaya çıkardı. Darwin bu konuyla yakından ilgilenir, evrim kuramını tehlikeye sokabilecek bir gelişmeydi bu. Zamanın kiliseye yaranmak için artniyet gösteren pek çok sözde bilim adamı eleştiri oklarını Darwin’e yöneltmişlerdi bile.

    Kambriyen adı verilen bu dönemden önceki fosilleri incelemeye karar verir. Bu zamandan önceye ait her ne kadar çok fosil bulsa da, kambriyen dönemindeki hayvanların atası olabilecek bir türe rastlayamaz. Buna rağmen pek çok bakteri ve tuhaf bir grup hayvanın foslini bulur. Edicara faunası adı verilen bu grup yeryüzünden tümüyle silinmiştir. Bu konuya açıklık getirebilecek fosiller bulunamadı ama Darwin’in savını çürütecek hiç bir bulgu ortaya çıkmadı. Kambriyen patlamasi adı verilen bu olay günümüzde de hala bir sırdır.

    Darwin’in ve Lamarck’ın dedikleri gibi her canlı ortama uyum sağlamak zorundadır. Uyum sağlayamayan canlının sonu neslinin tükenmesidir. Bir köstebeğin güçlü ve geniş kolları ya da bir kutup ayısını kalın kürkü gibi. Pek çok kişi onların işe yaradıkları için orada olduklarını düşünür. Ama Darwin kimi türlere dikkati çekiyordu. Fregat kuşu adı verilen bir tür kuş, geniş perdeler taşır. Bunda garip olan ne, diye düşüneblirsiniz ama Fregat kuşu bir ördek gibi suda yaşamaz –dahası suya bile girmez!-Darwin fregatların daha önce sularda yaşadıklarını ama bölgede uzun süren kuraklıktan sonra kara yaşamına alıştıklarını iddia eder. Perdeler kara yaşamında onlara hiç zorluk çıkarmadığından yerini terk etmemiştir.








  2. Meryem
    Bayan Üye





    evrim deyince akla insannın maymuna benzemesi gelebiliyor ama aslında bu bir sürecin anlatlması birdenbire olmayan, zaman içinde ve doğal biçimde, kendiliğinden ve sürekli olarak, evre evre olan gelişim, ağır ağır ve kendiliğinden olan niteliksel ve niceliksel değişme sürecine deniliyor




+ Yorum Gönder