+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Coğrafya Forumunda Dünyanın Yapısı Hakkında Resimlı Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Dünyanın Yapısı Hakkında Resimlı Bilgi








    Dünyanın Yapısı Hakkında Bilgi


    Yerin oluşumu nasıl olur?




    Yer’in oluşumu sorunu, yüzyıllar boyunca insanı düşündüren ve düşündürmeye devam etmekte olan, önemli bir bilimsel sorundur. Gerçi Yer’in oluşumu konusunda, bugün geçmişe oranla, daha çok şey bilmekteyiz. Ancak yine de, problemle ilgili görüşler, hipotez düzeyindedir.

    Bunların delilleri güçlü olmakla birlikte,kesin birtakım sonuçlara ulaşıldığı ileri sürülemez. Yer’in yaşının 4,5 ile 5 milyar yıl dolayında olduğu sanılmaktadır. Bunun 10 milyar yılı bulduğunu ileri süren kaynaklara da rastlanır.

    1.jpg
    Yer’in nasıl oluştuğu sorusunu cevaplamayı amaçlayan teoriler ve bunların eksikliklerini daha iyi anlayabilmek için Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğu sorusuna kısaca değinmek gerekir. Güneş sistemi bu sistemden çok daha büyük bir sistemdir. Fakat güneş sistemini de içine alan daha büyük bir dev sistem vardır. Bu sistemde pek çok sisteme ayrılmıştır. Bu sistemlerin her birine Galaksi denir. Yer’in de içinde yer aldığı insalığın Galaksi’sine (Yun. süt demektir.), Türkçe bir terim ola Samanyolu denir. Batı kaynaklarda Samanyolu, Sütlü yol diye geçer. (Yani bu anlama gelir.)


    2.gif
    Samanyolu’nda bazı kaynaklara göre 100 milyar, bazı kaynaklara görede 200 milyar gök cismi vardır. Kuşkusuz bunlardan biri de şimdiki bilgilerimize göre insan barındıran tek gök cismi olan Dünya’mızdır. Yer Samanyolu’nun merkezi kabul edilen Güneş’ten 149,6 milyon km. uzaktır. Çapı hemen hemen 300 milyon km yi bulan yörünge adı verilen bir düzlem üzerinde dolanır. Bu düzleme, eliptik düzlem (tutunma düzlemi) denir. Bunun üzerindeki dolanımını, bir yılda 365 gün 6 saatte tamamlar.

    Yer’in oluşumu ile Samanyolu’nun oluşumu,aynı esaslara ve büyük bir ihitimalle de aynı zaman dilimine rastlanmaktadır. Bu konudaki ilk teori ünlü Franız gök bilimci Laplace (Laplaş;1749-1827) tarafından 1796 yılında ileri sürülmüştür. Teori’i ilme, Nebula kramı diye geçmiştir.

    Laplace’ın varsayımına göre,Güneş ve gezegenler ile Samanyolun’daki diğer gök cisimleri, oluşum tarihinin (4.7 ile 5 milyar yıl) ilk evresinde, kütle çekimi etkisi altında sıkışarak dönmeye başlayan, bir toz kümesinin birleşmesi sonunucu oluşmıştur. İleri sürülen bu teoriye Birleşme hipotezi adı verilir. Teorinin kabülüne göre, nebula sıkıştıkça, halkalar teşkil etmeye başlamıştır. Oluşan halkaların giderek yoğuşması sonucu, gezegenler oluşmaya başlamıştır. Dolayısıyla iç gezegenler (Yer ile Güneş arasındakiler) önce, dış gezegenler ise, daha sonra oluşmuştur.

    Kısaca söylersek, Laplace’ın görüşüne göre Samanyolu ,milyarlarca yıl önce, bir gaz ve toz kümesi idi. Ekseni çevresinde bir bulutsu, kütle çekimi etkisi altında çevresine gaz ve toz saçabilir.

    Esas kütleden uzaklaşan ve yine etkisi altında kalarak dönmeye, yani dolanıma devam eden kümeler zamanla yoğuşabilir. Gezegenler, bu esasa göre oluşmuştur.

    Bulutsu, ya da birleşme teorisi; uzun yıllar geçerliliğini korumuştur. Bundan sonra, gel-git kuramları diye ilme geçen, Laplace teorisini reddetmeyen, fakat matamatiksel yanlışlıkların bulunduğunu doğrulayan bir dizi teori ortaya atılmıştır.








  2. Zeyneb
    Bayan Üye





    Dünya'nın Yapısı

    Dünya'nın içi akıl almaz ölçüde sıcak bir fırına benzer. Ama genellikle taştan oluşur, çekirdeğinin çok küçük bir bölümü tümüyle sıvıdır. Yerküreyi bir uçtan ötekine geçen deprem dalgaları bize onun fiziksel özellikleri ile çeşitli katmanlarının yoğunluğu ve kalınlığı konusunda bilgi verir. Biz yalnız yüzeye çok yakın kayaçları tanırız. En derine inen sondajlar bile kabuğun ancak yarısına kadar ulaşabilmiştir.

    Dünya'nın Yapısı.jpg

    Dünya'nın Çekirdeği

    Katı yerkürenin çapı ortalama 6.371 km'dir. Yaklaşık 2.900 km derinde bir sınır bölgesi, bir süreksizlik bulunur. Bunu deprem dalgalarının yalnızca bir bölümünün geri yansımasından anlıyoruz. Burası katıdan sıvıya geçiş bölgesidir. Daha iç bölgelerin, yani çekirdeğin, yaklaşık 10 g/cm3 gibi çok yüksek bir yoğunluğu vardır. Ancak demir içeren göktaşları buradaki sıcaklık ve basınç koşulları altında oluşana benzer bir yoğunluğa ulaşabilir. Bu nedenle bugün, çekirdeğin daha çok demir ve nikelden oluştuğu varsayılıyor. Daha az benimsenen bir düşünce ise çekirdeğin de kabukta bulunan elementlerle aynı karışımda, yalnız daha yoğun olduğudur. Daha içte, yaklaşık 5.150 m derinde yeni bir sınır bölgesi daha vardır, bu da oradan sonraki bölümün fiziksel özelliklerinin daha farklı olduğunu gösterir. Büyük bir olasılıkla burası katıdır. 3.500 km'lik bir çapı olan çekirdeğin 175 milyar km3'lük bir hacmi vardır, yani yerkürenin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturur. Buna karşılık ağırlığı, toplam ağırlığın yüzde 32'si kadardır. Yüzeyindeki elektrik akımlarının da, Dünya'nın magnetif alanının oluşmasına yol açtığı düşünülmektedir.

    Manto
    2 – 60 km arasındaki derinliklerde mantoya ulaşılır. Burası Mohorovicic süreksizliği adı verilen sınır bölgesiyle üstündeki kabuk katmanından ayrılır. Bu alandaki maddelerin yoğunluğu birden bire 2,9 gr/cm3'ten 3,3 gr/cm3'e çıkar. 700 km kadar derine inildiğinde ise yoğunluk 3,3 gr/cm3'ten 4,5 gr/cm3'e yükselir. 2.000 km derinlikte bu değer 5,7 gr/cm3 olur. Bu bölge yaklaşık 900 milyar km3'lük hacmiyle yerkürenin toplam hacminin yüzde 83'ünü oluşturur. Mantoda bulunan kayaçların daha az silisyum oksit içerdiği, buna karşılık daha ağır olan metal oksitlere, özellikle de magnezyim (% 37) ve demire (% 12) sahip olduğu bilinir; bu da onun renginin daha koyu olmasına yol açar. Kayaç yapılı meteorların kimyasal bileşimi bu mantonun yapısıyla uyuşur. Deprem dalgalarının yayılış biçimine bakılırsa burası sıvı değil katı, daha doğrusu plastik bir durumdadır. Sıcaklık kabuktaki kadar çok artmaz, en çok 2.500 dereceye çıkar. Kayaçların sıvıya dönüşmelerini engelleyen etken, üstlerindeki yüksek basınçtır. Yalnız tektonik tedirginlikler sonucu yerel sıvılaşmalar olabilir. Kabukta ortaya çıkan bütün hareketlerin nedeni mantonun astenosfer adı verilen üst katmanlarından kaynaklanır. Katmanlar arasındaki ısı farklarından dolayı plastik haldeki kayaçlar da durumları elverdiğince hareket ederler. Deprem bölgelerinin gösterdiğine göre 600 km derinliklerde kırılmalar olabilmektedir.

    Kabuk
    Katı yerkürenin en üst katmanına kabuk denir ve kalınlığı 5 km ile 60 km arasında değişir. Burası tüm hacmin yüzde 1,5'ini kapsar. Kabuğun yoğunluğu mantodan daha azdır. Kıtalar ile okyanusların altındaki kabuklar arasında fark vardır. 20-60 km kalınlığındaki hafif kabuk levhaları kendilerinden daha yoğun olan mantonun üstünde yüzer; böylece kıtalar, okyanus diplerine göre biraz daha yüksekte kalır. Okyanus dipleri ise 5-10 km kalınlıkta olur ve büyük ölçüde yoğunluğu 2,9 gr/cm3 olan bazalttan oluşur. Her ikisi de mantonun üstünde bulunur ve onun çarpma hareketlerinden etkilenir. Bu arada kabukta çatlaklar olur ve mantodan buraya sızan madde nedeniyle okyanus diplerinde yeni bir kabuk oluşmaya başlar. Bu bölge iki yanındaki daha soğuk alan tarafından bastırılınca yukarı doğru yükselir ve duruma göre ortaya ya bir ada ya da sıradağlar çıkar.

    Biz yalnız kabuğun kıta bölgesindeki yapısını ve kayaçlarını tanırız. Kabuğun üst katmanları daha çok silisyum oksit içerir ve ortalama 2,7 gr/cm3 yoğunluğundadır. Bu daha aşağı katmanlarda 2,9 gr/cm3'e çıkar. Her ikisi arasında, Konrad süreksizliği adını taşıyan bir sınır bölgesi vardır. Alt katmanlarda, içinde kuvars (SiO2) olmayan başkalaşım kayaçları bulunur. Üst bölgeler ise bildiğimiz çeşitliliğiyle öteki kayaçlardan oluşur. Mağma kayacı ya da korkayaç denen kayaçlar, mantonun yerel olarak eriyip başka bir yerde yavaş yavaş soğumasıyla ortaya çıkar. Bunların en bilinenleri kuvars içeren granitlerdir. Vulkanitler ise daha hızlı soğuyan ve camlaşmış parçalar içeren kayaçlardır. Rüzgar ve akarsuların etkisiyle yeryüzünden kopan parçaların denizlerin dibinde birikerek taşlaşması ise tortul kayaç denen kayaçların oluşmasına yol açar. Bu kayaçlar yerkabuğu hareketleri nedeniyle bulundukları yerden daha derinlere iner ve buralardaki sıcaklık ve basınç nedeniyle değişime uğrarlarsa, bu kez de başkalaşım kayaçları ortaya çıkar. Kabuğun kıta bölümünde her 100 m derinliğe inildikçe sıcaklık da 3 derece artar.





+ Yorum Gönder