+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda osmanlı padişahları halife olarak islam alemini ne ölçüde etkilemiştir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. GÜLNUR
    Devamlı Üye

    osmanlı padişahları halife olarak islam alemini ne ölçüde etkilemiştir








    Osmanlı padişahları halife olarak islam alemini ne ölçüde etkilemiştir

    Osmanlılar'da Hilâfet müessesesi Algılanış biçimi

    hal-fel-k.jpg

    Hilâfet, Osmanlılar a intikal ettiği zaman, Osmanlılar zaten güçlerinin zirvesinde idiler. Fatih döneminden itibaren Osmanlı Devleti nin müesseseleri www.alasayvan.net oturmaya başlamış, klasik Osmanlı idare şekli iyice belirmiş durumdaydı. Dolayısıyla hilâfetin Osmanlılar a intikali, müesseselerin işleyişini ve yapısını hiç değiştirmemiş, sadece Padişah, hilafeti çağrıştırır unvanlar kullanmaya başlamıştır. Kanunî Sultan Süleyman, Mekke şerifine yazdığı cülus mektubunda, Hâdimâ i Beytillah ve lâ Harem (Mekke ve Medine hadimi) unvanını kullanmış ve kendisinin, hilafetü lâ kübra (en yüksek hilafet) makamına oturduğunu bildirmiştir (İnalcık, 1958:70).

    Kanunî Sultan Süleyman dan itibaren Osmanlı padişahları için Dünya Müslümanlarının Halifesi (Halifetü lâ Müslimin) unvanı yerleşecektir. Selim den sonra Osmanlı padişahlarının hükümdarlık ve devlet telakkisi, İslâm dinine daha uygun hâle getirilmeye çalışılmıştır. Bunda Kemal Paşazâde ve Ebu sâ Suud gibi nüfuzlu şeyh ülâ islâmların büyük rolünün olduğu muhakkaktır. 1520 den sonra tahta çıkan yeni padişahlara, Hz. Peygamber e ait hırkanın korunduğu odada biat olunurdu. Hz. Peygamber (s.a.s.) in hırkası, Abbasi halifeleri tarafından hilafetin en mühim alametlerinden biri olarak en önemli merasimlerde taşınırdı. Biattan sonra padişaha, Eyüp Sultan Türbesi nde şeyhü lâ islâm veya tanınmış bir şeyh tarafından kılıç kuşatılırdı (İnalcık, 1958 a: 71â 72). Orta Asya Türk ve Moğol geleneğinde kemer, hâkimiyet ifade etmekte idi.

    Akgündüz, 1517 den sonra Osmanlı padişahlarının, âSultan unvanının yanında Halife ve Halifeâ i Resûlillah unvanlarını da kullanmışlardır, der. Bu sebeple de, padişahların tayin usullerinin, halifelerin tayin usulleriyle yakından ilgili olduğunu ve veliaht tayininin, ilk dört Osmanlı halifesinden sonra başladığını, Osmanlı padişahlarının hem halife hem sultan olduklarını ve bu unvanları da kullandıklarını ekler (Akgündüz, 1990:204).

    Hilafetin Osmanlılar a gelişi, Osmanlı toplumundaki gelişme sürecini fazla etkilememiş görünmektedir. Fatih ile başlayan merkezîleşme süreci Kanunî döneminde tamamlanmıştır (Ocak 1991:483). Osmanlı Devleti ve onun halifesi, dışarıda dünya Müslümanlarının en güçlü hâmisi olurken, içeride ise, zaman zaman devlete karşı kaynaşmalar başgöstermiştir (Ocak; 1991:475â 483).

    Devlet ideolojisindeki yeri

    Osmanlı Devleti ne hilafetin intikal ettiği sıralarda İran da Şiî Safevi Devleti de güçlenmiş bulunuyordu. Her ne kadar Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail e karşı ezici bir üstünlük kazanmışsa da, Anadolu daki aşiretlerin İran a olan sempatileri devam ediyordu (Sümer 1976:15â 42). Orta Asya yı, Afganistan ı tehdit eden İran, Sünnî Müslümanların ortak düşmanıydı. İran Devletine büyük darbeler www.alasayvan.net vuran Osmanlı Devleti, Orta Asya Müslümanlarının sempatisini kazanmıştı. Çaldıran seferinden sonra Maveraünnehir uleması, Yavuz a hilafet tahtının sultanı diye hitap etmeye başlamıştı (Türköne 1994:187).

    Yavuz Sultan Selim den önce başgösteren İran kaynaklı Şiîâ Safevî tehlikesi Yavuz la birlikte önemli bir darbe yemişse de, Kanuni zamanında ve daha sonra da bu tehlike devam etmiş, dolayısıyla Osmanlılar Şiîlik ve Batınî cereyanlarına karşı zaman zaman sert bir tavır içine girme mecburiyetinde kalmışlardır. 1517 de Mısır ın fethinden sonra Osmanlı hükümdarlarının halife unvanını da taşımaya başlamaları, Osmanlı ülkesinde Şiîâ Batinî cereyanların aleyhine olarak Ehlâ i Sünnet yolunun daha da kuvvetlenmesine sebep olmuştur. Bunda, İran da Şiîliğe dayalı bir devlet kurmuş olan Şah İsmail in, akidesini Türkçe manzum bir şekilde yazmak suretiyle Anadolu da bulunan Türkmen kabileleri arasında yaymak istemesi ve bunda da başarı kazanması belli bir rol oynamıştır (Yurdaydın 1962:115).

    Osmanlı Devleti, İran ile olan mücadelelerinde Şiî İran a karşı Sünnî İslâm ı savunurken her ne kadar halifelik etkili olmuşsa da, diplomaside hilâfetin çok daha açık ifade edilmeye başladığı tarih, 1774 yılıdır. Osmanlı padişahı, kaybettiği Kırım da halife olarak tanınıyordu. Akşin e göre bu, devlet için zararlı olmuş, Rusya ya dinî müdahâle için açık kapı bırakmışsa da, Rusya nın ve diğer Batı ülkelerinin eskiden beri siyasetlerinde dinin çok önemli bir rol oynadığı, Haçlı seferlerinin daha asırlarca önce düzenlendiği dikkate alındığında, Osmanlı Padişahı nın mukabil bir tavır içine girdiğini söylemek çok daha gerçekçi olacaktır (Akşin 1974: 138).

    Asrar, Osmanlı sultanlarının Yavuz dan itibaren 18. yüzyıla kadar hilafeti diplomaside açık biçimde niçin kullanmadıklarını şöyle açıklar. Osmanlılar, kazandıkları büyük şöhret ve şeref itibarıyla hilafetin asıl ve haklı iddiacısı olduklarını ispat etmişlerdi. Ayrıca elâ Mütevekkil in vefatından sonra halefleri hilâfetten feragat ettiler. Ve böylece bu boşluğu doldurmak, Osmanlılar a düşmüştür. Fakat hilafet unvanı, o zamana kadar bütün özelliklerini kaybetmiş ve sadece sözde kalmış bir unvandan ibaretti. Osmanlılar ın kudreti böyle boş bir unvana muhtaç değildi (Asrar 1972:55). Buna ilâve olarak şunu söyleyebiliriz ki, Osmanlı Devleti zaten, dünya Müslümanlarının hâmisi ve İslâm ın merkez gücü olarak kabûl ediliyordu ve ayrıca bir diplomasi aracı olarak hilâfeti kullanmaya gerek duyulmuyordu. Yani meselenin tabiî bir yanı vardı.

    18. asırdan itibaren Osmanlılar mutad Abbasi hilafet telakkisini canlandırmaya başlamışlardır. Osmanlı padişahı bütün Müslümanlar ın tek meşru halifesi olarak gösterilmeye başlanmıştır. 18. asırda İran ile yapılan anlaşmalarda bu temayül kendini açıkça gösterir (İnalcık 1964:494). Köprülü ye göre, büyük garp devletleri ile Osmanlı padişahları arasındaki muahedelerde, padişahın, terkettiği memleketlerdeki Müslümanlar üzerinde halife sıfatıyla ruhani bir hakkı bulunduğu 1774 tarihli Küçük Kaynarca muahedesinde kabul edilmiş, yani padişaha bütün Müslümanlar üzerinde â Katolikler için papaya tanınmış olan haklar gibiâ bir hak tanınmıştır (Barthold 1973:141). Küçük Kaynarca anlaşmasından beri Hıristiyan Avrupa, halifenin, tıpkı papanın Katoliklerin dini reisi olduğu gibi, Osmanlı sultanının tebası olsun olmasın bütün Müslümanların ruhani reisi olduğu telâkkisi içine girmiştir. Daha doğrusu, bu vakıa, siyasi sahada tesirini göstermeye başlamış, bilhassa, II. Abdülhamit, halife sıfatıyla haiz bulunduğu mevkiye ehemmiyet vermiş, saltanatının başında ilan edilen Kanunâ i Esasi de bu cihet tespit edilerek zatâ ı hazretâ i padişah hasbe lâ hilafe dinâ i İslâmın hamisi (Kanunâ i Esasi, madde 4) kaydı konulmuştur (Arnold 1964:152). 1876 anayasasında, devletin dininin İslâm olduğu ve padişahın adının hutbelerde anılacağı kaydı vardı (Akgün, 1983:22).

    Osmanlı Devleti nde hilafetin en aktif biçimde kullanılması II. Abdülhamid dönemindedir. Batılı devletler tarafından Müslüman unsurların Osmanlı aleyhine tahrik ve teşvik edilmeye başlandığı ve devletin bunlara başka yollardan yeterli karşılık verme imkânının kalmadığı zamanlardır ki, hilâfet politikası Osmanlı siyasetinin başlıca unsurlarından birisi hâline gelmiştir. Özellikle 19. yüzyılın, bir taraftan Rusya nın, diğer taraftan Avrupalı devletlerin sömürgecilik ve istila mücadelelerine girdiği bir çağ olduğu düşünüldüğünde (Güngör; 1987:158â 159), böyle bir müessesenin Osmanlı Devleti adına nasıl bir güç ve Müslümanlar nezdinde dayanışma kaynağı teşkil edeceği anlaşılabilir.

    Nitekim Osmanlı Devleti, Avrupa ve Rusya yayılmacılığına karşı hilâfet temelinde Panislamizm ile mukabeleye çalışmıştır. Esasında Panislâmizm teriminin ana kaynağı, Fransızâ İngilizâ Rus diplomatik yazışmalarıdır. Panislâmizm in gelişmesinde içeride ve dışarıda meydana gelen olaylar etkili olmuştur. İçeride Osmanlı Devleti nin www.alasayvan.net Kafkas ve Balkanlar da harpler kaybetmesi üzerine yoğun bir göç dalgası başlamış, bunun üzerine ekonomik sıkıntılar da eklenince bu fikirler ortaya çıkmıştır. Dünya Müslümanları açısından ise Rusya nın Orta Doğu da, İngiltere nin de Uzak Doğu da giriştiği sömürge faaliyetleri panislâmizm fikrini kuvvetlendirmiştir. Osmanlı Devleti nin ekonomideki zaafına rağmen siyasî istiklâlini kaybetmemiş, milletlerarası münasebetlerde hareket serbestisi ile siyasî teşebbüs hürriyetini korumuş tek müslüman ülke olması, dışarıda büyük ilgiyle takip edilmiş, dahası, Sultan Abdülaziz zamanında Sumatra, Java, Komere adaları sultanın halife sıfatını da kullanarak, ona uzun mektuplar yazmış, ortak cephe teklifinde bulunmuşlardır (Karpat 1987:26â 27).

    Fransa nın Kuzey Afrika daki Osmanlı topraklarına saldırması, Cezayir den sonra diğer taraflara da göz dikmesi, Rusya nın Orta Asya daki Müslüman hanlıkları işgal etmesi, İngiltere ve Hollanda nın yoğun bir sömürgeleştirme faaliyeti içerisine www.alasayvan.net girmesi sebebiyle gelişen olaylar, Abdülhamid in, hem kendi devletini koruma, hem de dünya Müslümanlarının durumlarıyla ilgilenme teşebbüs ve faaliyetleri, Rusya, İngiltere ve Fransa nın, bunu Panislâmizm olarak nitelemesine yol açmıştır.








  2. Acil

    osmanlı padişahları halife olarak islam alemini ne ölçüde etkilemiştir isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


osmanlı padişahları albümü,  bütün osmanlı padişahları,  osmanlı devlet yapısı,  osmanli pasalari,  osmanlı paşaları,  osmanlı sultanları albümü