+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda İstiklal marşı'nın yazıldığı dönemde yurdumuz hangi zorluklar altındaydı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. GÜLNUR
    Devamlı Üye

    İstiklal marşı'nın yazıldığı dönemde yurdumuz hangi zorluklar altındaydı








    İstiklal marşı'nın yazıldığı dönemde yurdumuz hangi zorluklar altındaydı


    st-klal-mar-i.jpg

    Trablus garp, Balkan, Çanakkale, Yemen ve Millî Mücadele Bire dörtle, bire on arasında ve amansız bir dövüşDünyanın en güçlü devletleri üstümüze çullanmışAnadolu insanı masum bir ceylan Mehmetçik ise sanki can pazarında; cepheler ölüme koşu beldesi olmuş. Her Mehmet göğsünü serhat, yüreğini kalkan yapmış. Ama nereye kadar? Tarihin kanlı seyrine www.alasayvan.net can borcumuzu, kan borcumuzu ödemişiz.

    İnsanın da bir tahammül gücü var. Zor'u başarır, olağanüstüyü yaparsınız belki ama sürekli değil. İşte söylemesi dilimize zor gelse de vakıa artık bir yılgınlık başlamıştır. Bu yılgınlığın, tıpkı közün üstünden külün üflenip savrulduğu gibi atılması gerekmektedir.Yeniden bir kendimize geliş şarttır. İnsanları heyecanlandıracak, gönülleri coşturacak; gözlerde damla damla yaşlar sıralayacak bir manevi atmosferin oluşturulması zaruridir. Körükle basılan havanın demiri erittiği gibi, insanımızı "vatan, millet, bayrak, sancak istiklâl sevdası" gibi kutlu bir amaçta birleştirip, yüce bir potanın içerisinde tek yürek, tek beden olmuşçasına dirilten millî bir inkılâba ihtiyaç vardır.

    O zaman insanlar cephelerde yeniden ayyuka kalkar; herkes erkek kadın kız-kızan evlerinden düşmanla kavga için tekrar koşarlar.

    Bunu da ancak şiirin enfüsî, kelimelerin hikmet yüklü sıralanışıyla yapabilirdiniz.

    İşte İstiklâl Marşı bu amaçla yazdırılmak istenmiş ve yarışma açılmıştır.

    Yarışma Açılıyor

    İşte o günlerde, "Genel Kurmay Başkanlığının" isteği üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı 7 Kasım 1920'de gazetelere verdiği bir ilanla "İstiklâl Marşı için müsabaka açıldığını, güfte ve beste için 500'er lira mükafat konulduğunu bildirdi"

    Yarışmaya katılan şiirler memleketin dört bir yanından gelmeye başlamış, beş yüzü aşmıştı.

    H. Basri ÇANTAY şöyle devam ediyor:

    Bu marşın M. Âkif tarafından yazılmasını kendisine söylediğim zaman O:

    – Ben ne yarışmaya girerim, ne de ödül alırım,cevabını vermişti.

    Ricalarımı tekrar ettikçe:

    – Bırak yazsınlar. Bu yaştan sonra yarışa mı çıkacağım. Ayıp değil mi ? diyordu.

    Bir gün Meclis'te H.Suphi Tanrıöver (Maarif Bakanı), beni gördü. Dedi ki:

    – Şimdiye kadar yarışmaya 500' den fazla şiir geldi(M. Akif'in yazdığı dahil toplam 725). Gelen şiirlerin hiç birisini beğenmedim; İstiklâl Marşı'nı yazması için, Üstad'ı ikna edemez misin? diye sordu.

    – Âkif Bey müsabaka şeklini ve ikramiyeyi kabul etmiyor. Eğer buna bir çare ve şekil bulursanız yazdırmaya çalışırım. Düşündü:

    – Dur, dedi; ben kendisine bir tezkire yazayım. Arzusuna www.alasayvan.net tabi olacağımızı bildireyim. Fakat bunu kendisine siz veriniz

    Bundan sonraki gelişmeler ise şöyle oldu:

    Meclis'te Âkif'le yanyana oturuyoruz. Çantamdan bir kağıt parçası çıkarıp ciddi ve düşünceli bir tavırla sıranın üstüne kapandım.

    – Neye düşünüyorsun Basri?

    – Mani olma işim var!

    – Peki, bir şey mi yazacaksın?

    – Evet.

    – Ben mani olacaksam kalkayım.

    – Hayır! Hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar.

    – Anlamadım.

    – Şiir yazacağım da

    – Ne şiiri?

    – Ne şiiri olacak, İstiklâl şiiri. Artık onu yazmak bize düştü!

    – Gelen şiirler ne olmuş?

    – Beğenilmemiş.

    – (Üzüntüyle) Ya!?

    – Üstad bu marşı biz yazacağız.

    – Yazalım ama şartları berbat!

    – Hayır şartları filan yok. Siz yazarsanız müsabaka şekli kalkacak.

    – Olmaz, kaldırılamaz, ilan edildi.

    – Canım Vekâlet buna bir şekil bulacak. Sizin Marş’ınız yine Meclis'te kabul edilecek. Güneş varken yıldızı kim arar?

    – Peki bir de ikramiye vardı.

    – Tabi alacaksınız!

    – Vallahi almam!

    – Yahu latife ediyorum. Onu da bir hayır kurumuna veririz. Siz bunları düşünmeyin.

    – Vekalet kabul edecek mi ya?

    – Ben H. Suphi Beyle görüştüm. Mutabık kaldık. Hatta sizin namınıza söz bile verdim!

    – Söz mü verdiniz, söz mü verdiniz?

    – Evet!

    – Peki ne yapacağız?

    – Yazacağız!

    (Buradaki yazacağız sözünden muradın, Âkif'e hitaben "Yazmalısın!" manasında söylendiği gayet açıktır)

    Tekrar tekrar "söz verdin mi?" diye sorduktan ve benden aynı kati cevapları aldıktan sonra, elimdeki kağıda sarıldı. Kalemini eline aldı. Benim daldığım yapma hayale şimdi o gerçekten dalmıştı.

    Aradan bir iki gün geçti. Sabahleyin erken Üstad bizim evde. Marşı yazmış, bitirmiş.

    Mehmet Âkif neden yarışmaya katılmadı ?

    Mehmet Akif'in Evi

    Mehmet Âkif, o sırada Burdur Mebusu olarak Millet Meclisi'nde bulunmasına rağmen, bu müsabakaya acaba neden katılmamıştı?







  2. GÜLNUR
    Devamlı Üye





    Bunun iki sebebi vardı zannederim. Gerçi her iki sebep de müsabaka ile ilgilidir. Birincisi, şiirin karşılığında verileceği bildirilen mükâfat idi. Âkif böyle millî bir vazife için para alınmasını doğru bulmuyor, hele kendisine hiç yakıştıramıyordu. Üstelik ne kadar halisane duygularla katılırsa katılsın, yarışmaya para için katılmış şüphesini daima üzerinde hissedecekti. Ona çok ağır gelen böyle bir baskının altında, tavizsiz ve mert gönlünün duygularını gereği gibi kağıda dökebilmesi mümkün değildi.

    İkincisi ise, Mehmet Âkif, artık umuma ilan edilen ve her önüne gelenin iştirak edeceği, biraz çocukça gibi görünen bir yarışmaya çağrılacak adam değildi. Âkif, o zamana kadar, Safahat'ın 7600 mısra tutan ilk beş kitabını yayınlamış ve bu şiirleriyle büyük bir millî şair olduğunu ispatlamış durumda bulunuyordu. Kendisinin bu yüksek mevkii, edebiyat üstadı Recaizade Mahmut Ekrem tarafından, daha Balkan Harbi sırasında açıklanmış ve Üstad Ekrem, Âkif'e Memleketin bir Millî destana ihtiyacı vardır. Onu ancak siz yazabilirsiniz Âkif Bey diyerek, kendisini tanıyanlar için çok mühim bir istekte bulunmuştu. Şimdi bu seviyede olan bir büyük şairin, adeta çoluk çocuk denilebilecek yüzlerce heveskarla birlikte yarışa çağrılması, elbette uygun birşey değildi.

    Maarif Vekâleti müsabaka için bir heyet seçmişti. Doktor Şair Hüseyin Suat, Bursa Mebusu Şair Muhittin Baha, onlar bu heyette bulunacaklardı. Ancak onlar da birer istiklâl marşı yazıp vermişlerdi. Sonradan Âkif'in marş yazacağını duyunca ikisi de şiirlerini geri aldılar ve heyete girdiler.

    Âkif'in İstiklâl Marşı şiiri ilk defa 17 Şubat 1337(1921) tarihinde, Ankara da Sebilü'r-Reşad dergisi'nde yayınlandı. Bu ilk yayınında beşinci kıtasındaki "uğratma" kelimesi "bastırma" şeklinde iken, sonradan M. Âkif Bey tarafından "uğratma" şeklinde değiştirilmiştir.

    Bunun dışında İstiklâl Marş’ımızın ilk metni ile sonrakiler arasında hiç bir fark yoktur.

    Nihayet Marş Büyük Millet Meclisi'nde. M. Âkif de sırasında.

    H. Suphi Bey, kürsüde İstiklâl Marşı'nı okudu.

    Meclis alkış tufanları arasında çalkalanıyordu. O gün, görüşmelerle geçti. Marşın esas kabulü 12 Mart 1337 tarihinin ikinci celsesinde oldu.

    Ne kadar ibretli bir durum ki İstiklâl Marşı şairi tevazuundan kendi Marşı'nı kürsüden okumuyor. Bu görevi H. Suphi Bey yerine getiriyor.

    Yine ne kadar ibretli bir durumdur ki, M. Âkif'in şiiri, Millî Marş olarak kabul edilirken şairi, sıkılarak salondan dışarı fırlamış, cümle kapısından çıkmış, hatta caddeyi boylamıştı. Konulan ödülü de almamış, çek'ini yoksul kadınlara ve çocuklara örgü işleri öğretmek üzere açılan "Daru'l-Mesai" adındaki iş yurduna bağışlamıştı.

    Sözün burasında şu hakikati belirtelim; O günlerde bir memur maaşı 7.5 liradır ve 10 lira zenginlik ölçüsü sayılmaktadır.

    Bir başka ibretli hâle bakın ki, Âkif ödül olarak verilen 500 lira gibi o gün için büyük bir değer taşıyan parayı almadığı günlerde, paltosu olmadığı için sokağa ya ödünç bir palto ile veyahutta ceketle çıkmak durumunda kalıyordu.


    Âkif, İstiklâl Marşı konusunda çok hassastı. Birkaç gazeteci, ölümünden kısa bir süre önce ziyaretine gittiler. Söz İstiklâl Marşı'ndan açıldı.

    İstiklâl Marşı denince Üstadın gözleri büyümüş ve parlamıştı. Hastabakıcının yardımıyla doğruldu, anlatmaya başladı:

    İstiklâl Marşı O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi! O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o Marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur.

    İstiklâl Marş’ımız, bizim âdeta tarihimizdir. Geleceğimizin bir aynası ve bütün milletimizin iman ve ahlakta son gayesi olan temel esasların bir özüdür.

    Büyük Âkif, milletinin ruhunu okumuş ve onu sanki taşa kazırcasına yazarak, bir anıt gibi gözler önüne dikmiştir.

    Edebi açıdan İstiklal Marşı

    İstiklâl Marşı 41 mısradır. Aruz vezninin Fe'ilâtün/ Fe’ilâtün/ Fe’ilâtün/ fe'ilün, kalıbıyla yazılmıştır.

    .




  3. Ziyaretçi
    İstiklal marşı nezorluklardan gecti ve neden seçildi




  4. Fatma
    Administrator
    İstiklal marşı nezorluklardan gecti ve neden seçildi
    TBMM 12 Mart 1921’de Mehmet Akif Ersoy’un şiirini istiklal marşı olarak kabul etti. Bu marş o günden beri büyük bir heyecanla okunmaktadır.Ve bu heyecan artarak sürecektir. 600 küsür yıllık koskoca imparatorluğumuz 20.yüzyıl başında doğum sancısında ölen ana gibi çöküvermiştir. Fakat doğan çocuk yaşayacaktır. Hatta ölü ananın göğsünden süt emerek gelişecektir. Çünkü İstanbul papaz karası bulutlarla kaplı iken Anadolu’da fecir beyazlığı halinde milli mücadele başlıyordu.
    Çanakkale’de büyük bir kahramanlık göstererek imanı ve cesaretini bütün dünyaya kanıtlayan Mehmetçik şimdi silahsız aç ve bitkindi. Fakat hiçbir vatanseverin bu zillete katlanması düşünülemez. Çok geçmeden Anadolu’da milli mücadele bayrağı açıldı.

    Akif asla ümitsiz değildi, biliyordu ki Asım’ın nesli bu milletin namusunu şimdiye kadar çiğnetmedi ve çiğnetmeyecek. Ümitsizliğe düşmemek gerekirdi. Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak korkaklıktan başka bir şey değildi onun nazarında. İşte Asım’ın nesli düşman çizmeleri altında ezilmeye, zelil olmaya rıza göstermemiş düşman işgaline karşı yiğitçe direnmeye başlamıştı.

    O günlerde Garp Cephesi Kurmay başkanı olan İsmet Paşa Maarif Nazırı (Milli Eğitim Bakanı)milletvekili Rıza Nur’u ziyaret etmişti. İsmet Paşa askeri şevklendirecek bir istiklal marşı yazılması düşüncesini açtı Rıza Nur’a. O da bu düşünceye katıldı bir yarışma düzenleme konusunda anlaştılar. Marşın güfte ve bestesi ayrı ayrı yarışmaya konulacaktı. Her birini kazanana 500 lira ödül verilecekti.

    8 Kasım 1920 tarihli Hakimi Milliye’ de bir ilan yayınlanır.

    'Türk şairlerini nazarı dikkatineMaarif milletvekillerinden' başlığı vardır ilanda.

    Gönderilecek eserlerin 23 Aralık1920’de Maarif milletvekillerince edebi bir heyet tarafından değerlendirileceği ve kazanan eserlerin şairlerine 500 Lira ödül verileceği bestesi için de müsabaka açılarak kazanana 500 lira verileceği bildirilmektedir.

    Yarışmanın tek şartı yazılacak güftenin milli mücadele ruhunu ifade etmesiydi. Beste yarışması daha sonra açılacaktı.

    Çok sayıda şair yazdığı güfteleri Maarif milletvekillerine gönderdi. Kısa sürede 724 şiir gönderilmişti.

    Gönderilen şiirlerin hiçbiri milli mücadele ruhunu ifade edecek güçte olmadığından yarışma istenen sonucu vermemişti.

    Yarışmaya katılan şiirlerde İstiklal Marşı olabilecek bir şiir maalesef yoktu.

    Rıza Nur’un yerine gelen Hamdullah Suphi Bey sonuçtan memnun değildir.

    Hamdullah Suphi’ye göre bu şiiri tek bir şair yazabilirdi: Mehmet Akif

    Mehmet Akif imanıyla yazdığı yaşadığı hayatla, Anadolu’nun asırlık ızdırabını nefsinde hisseden ruhuyla,zulme, küfre karşı zaman zaman zaptedemediği isyanıyla milli mücadelenin örnek şahsiyetiydi.

    Bu nedenle Mehmet Akif milli mücadelenin destanı marşını yazmakta güçlük çekmeyecekti.

    Hatta istiklal marşını yalnız o yazabilirdi. Mehmet Akif 1915’lerde o marşın ses ve muhtevasını hazırlayan, yakalayan, ortaya koyan şiir örnekleri vermişti zaten.

    Hatta istiklal marşının başındaki korkma hitabını kullanmaya kadar varan bir hazırlık vardı.

    Korkma:
    Cehennem olsa gelen Göğsümüzde söndürürüz Bu yol ki halk yoludur Dönme bilmeyiz. Yürürüz….

    Ne var ki Mehmet Akif istiklal marşı için açılan yarışmaya katılmamıştı.

    Hamdullah Suphi Bey bir gün Akif’in yakın dostlarından Karesi (Balıkesir) mebusu Hasan Basri Çantay beyle mecliste görüştü, söz yarışmadan açılınca gönderilen şiirlerden hiç birisinin kendisini tatmin etmediğini söyledi.

    Hamdullah Suphi Hasan Basri Bey’e marş yazma konusunda Akif’i ikna edip edemeyeceğini sordu.

    Mehmet Akif 500 liralık mükafat konusunda gerçekten çok hassastı.En büyük korkusu para için yazdığının düşünülmesiydi.Halbuki istiklal marşının yazıldığı günlerde maddi bakımdan sıkıntı çekiliyordu.

    Hamdullah Suphi ödül meselesinin kolayca halledilebileceğini söyledi ve ona hitaben bir mektup yazdı.

    Mehmet Akif şiiri yazmaya başladı.O edebiyatın usta şairlerinden biriydi ve milletin ızdırabını derinden dinleyen bir aydındı.

    Yazdığı şiirle Mehmet Akif büyük beklentiyi boşa çıkarmadı.Bütün dostları onun evde,sokakta,camide,uyurken,yürürken,yemek yerken,adeta bütün hücreleriyle istiklal marşını düşündüğünü görüyordu.

    T.B.M.M.’de hararetli müzakereler yapılmaktaydı. M. Akif bütün dikkatini bitirmeye çalıştığı marşın mısralarına yoğunlaştırmıştı. Mehmet Akif çevresinde olup bitenden habersiz bir halde sürekli yazıyordu. Ancak müzakereler bitince daldığı alemden uyanıyordu.

    Marş nihayet son şeklini aldı .7 şubat1921 tarihinde imzasız olarak maarif vekaletine teslim edildi.Mehmet Akif bu yarışmaya katılan 725. şairdi.İstiklal marşı komisyonu 7 şiiri seçti.Mehmet Akif’ten başka Bahattin Baha, Kemalettin Kami, Hüseyin Suat, Kazım Karabekir, İshak Rafet gibi tanınmış kişilerde vardı.1921 yılı mart ayında meclisin 2.toplantı dönemi açılmaktaydı. Bütün mebuslar yerini almıştı. Localar dinleyicilerle dolmuştu. Bu istiklal mücadelesinin tarihi günlerinden biriydi.Önce başkanlık kürsüsünde oturan Mustafa Kemal’in açılış konuşmasından sonra 2.celsede ismet Paşa konuştu.Ardından Karesi mebusu Hasan Basri Çantay Beyle maarif vekili Hamdullah Suphi Bey’in İstiklal marşıyla ilgili verdikleri takrire geçildi.

    Görüşmeler sonunda encümen tarafından seçilen 7 şiirin bastırılarak mebuslara dağıtılması kararlaştırıldı.

    Hamdullah Suphi Bey bu görüşmeler sırasında kendisine Mehmet Akif Bey’in şiirini tercih ettiğini söylemiş ve büyük bir heyecanla okumuştu.

    İstiklal Marşının mısraları Maarif vekilinin gür ve tesirli sesinden yükselirken ,alkıştan çınlıyordu.

    Ve M. Akif Bey’in şiiri İstiklal Marşı olarak kabul edildi

    İstiklal Marşı’nın resmen kabulü 12 Mart 1921tarihli oturumda gerçekleşti.

    Hamdullah Suphi İstiklal Marşı’nı kürsüye gelerek büyük bir heyecanla tekrar okudu.Bütün milletvekilleri milli mücadelenin ruhunu ifade eden bu şiiri ürpertiler geçirerek dinlediler.

    Bu şiir öyle bir şiirdi ki o trajik anda,var olup olmama noktasında bir toplumun,bir milletin ihtiyaç duyduğu büyün değerleri içinde toplamıştı.

    Bir bakıma, bir mücadelenin,bir ruhun, bir tarihin hatta bir medeniyetin özüydü.

    Mehmet Akif o sıradan mecliste yoktu. Çünkü görüşmeler başladığında mahcubiyetinden fazla kalmamış, sessizce bir gölge gibi çekip gitmişti.

    İstiklal Marşı resmen kabul edildikten sonra Mehmet Akif’in kaldığı Tacettin dergahı tebrike gelenlerle doldu, taştı.

    Marş için ordu tarafından konulan ödülü M. Akif kırgınlığa sebep olmamak için aldı.Bu 500 lirayı Darül’mesai isimli derneğe bağışladı.Bu para 500cumhuriyet altını ile ölçülebilir.İstiklal Marşının kabul edildiği gün ise Akif’in cebinde iki lira vardı ve onu da Zonguldak milletvekili Hayri Beyden borç almıştı.

    Her adımını her hareketini Allah rızası için yapmaya gayret eden yüksek gönüllü bir aydın olduğu için hayat şartlarının zorlukları onu hiç yıldırmamıştır.Hayatının hiçbir döneminde ikbal peşinde koşmamış, ayağına kadar getirilen ,tepsi içinde sunulan imkanları reddetmiştir.O İstiklal Marşı için verilen 500 lirayı da milletine iade etmiş,kendi halinde bir insan, mütevazı bir münevver olarak hayatını noktalamıştır.

    İki gazeteci, Hakkı Tarık Us’la,Ruşen Eşref Ünaydın, ölümünden birkaç gün önce M. Akif’i ziyarete gelmişlerdi.Sohbet İstiklal Marşına geldi ve üstada değiştirilip değiştirilmeyeceğini sordular.Hasta yatağından doğruldu M. Akif ERSOY. Bu istiklal marşını kimse yazamaz dedi, ben dahi yazamam. Sonra yatağına yerleşti ve şu niyazda bulundu:

    'Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmayı nasip etmesin.'


+ Yorum Gönder


istiklal marşının yazıldığı dönemdeki zorluklar,  istiklal marşı hangi zorluklarla yazılmıştır,  istiklal marşı hangi zorluklarla yazıldı,  istiklal marşı ne zorluklarla yazıldı,  istiklal marşının yazıldığı dönem,  istiklal marşının ne zorluklarla yazıldığı