+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda Bandırma nın milli mücadeledeki yeri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    Bandırma nın milli mücadeledeki yeri








    Bandırma nın milli mücadeledeki yeri

    Bandırma nın milli mücadeledeki yeri hakkında bilgi

    Mondros Mütarekesi’nin uygulanışından itibaren düzenli ordunun kuruluşuna kadar geçen devreyi, Kuvâ-yı Millîye dönemi olarak nitelendirmek gerekir. Çünkü bu dönemde yapılan mücadele çok zor şarlar altında oluşturulan, millî kuvvetlerle verilmiştir. Kuvâ-yı Millîye adıyla kurulmuş olan bu güçler, düzenli ordu kurulması sürecinde zaman kazanma açısından çok önemli bir görevi başarıyla yerine getirmişlerdir. Millî Mücadele ise, çöken bir imparatorluğun enkazları üzerinde, İmparatorluğun arta kalan unsurlarından çağdaş anlamda bir “Millî Devlet” kurma gayesine yönelik, yeniden doğuş hareketi olarak nitelendirilebilir. İşte Millî Mücadele’nin önemli bir kısmı gerek stratejik konumu, gerekse sosyal yapısı itibariyle ilginç bir çatışma sahası durumunda bulunan Kuzeybatı Anadolu'nun Balıkesir sınırları içerisinde cereyan etmiştir. Nitekim Millî Mücadele liderlerinin hem iç, hem de dış cephe özelliğini taşıdığını belirttikleri bölge, İstanbul hükümeti, İtilâf devletleri ve onların desteklediği Megali İdea peşinde koşan Yunanlıların yoğun bir şekilde faaliyetlerine ve bunlara karşı koymağa çalışan Millî kuvvetlerin mücadelelerine sahne olmuştur.

    bandirma.jpg

    Bilindiği üzere Mondros Mütarekesi sonrası ordular terhis edilmiş olduğundan, tümen ve alayların asker sayısı birkaç yüzle ifade ediliyordu. Bunun yanı sıra, mevcut askerî birliklerin durumu da asker kaçakları nedeniyle dana da azalmıştı. Dolayısıyla Yunanlılar Batı Anadolu’yu işgale başladıklarında karşılarında 56. 57. ve 61. Tümenlerin birkaç yüz kişilik zayıf kuvvetlerini bulmuşlardı. Üstelik Padişah, Yunanlılarla savaş durumunda olmadığını ilan etmiş ve hükümet de gerek askerî kuvvetlerin, gerekse halkın işgale karşı direnmemesini bildirmişti. Bütün olumsuz şartlara rağmen Yunanlılar karşılarında çetin bir direnme buldular. Zayıf mevcutlu askerî birliklerin komutanları millî duygularla vatanlarını savunurken hamiyetli Türk vatandaşları ve onların yanı sıra, eskiden eşkiyalık yapan bazı efeler, adamlarıyla birlikte bu direnişlere katıldılar, hatta bazı yörelerde duruma bile hâ kim oldular. Halkın, askerin, efelerin oluşturduğu bu direniş hareketinin ortak noktası vatan savunması idi. Böylece oluşan bu direniş hareketi Ayvalık’tan Denizli’ye kadar uzanan geniş bir çizgi üzerinde millî cephenin doğmasına yol açtı. Bu millî cepheyi oluşturan kuvvetlere ve bu harekete dar anlamda " Kuvâ -yı Milliye" dendi. Sivas Kongresi’nde bu anlam genişledi ve tüm yurdun savunulması anlamına geldi.

    İşgale Karşı Mukavemet ve Kuvâ-yı Millîye Hareketinin Doğuşu

    Kuzeybatı Anadolu olarak belirlediğimiz bölge, Millî Mücadele hareketi açısından da stratejik olarak çok önemli bir durumdaydı. Karargâhı Tekirdağ olan 14. Kolorduya bağlı 61. tümen Bandırma ve Balıkesir bölgesinde bulunuyordu. Mütareke gereğince Çanakkale Boğazı mevkiî 9 Kasım 1918’de İngilizlerce işgal edilince, Anadolu yakasındaki 61. tümen Gönen ve Biga bölgesinde toplanmaya başladı. Bu tümen daha sonra karargâhını Bandırma’ya nakletti. 61. tümenin silahlarının önemli bir kısmı ise Lapseki’de depolanmıştı. Albay Kâzım Bey’in gitmekte olduğu 61. tümenin merkezi olan Bandırma, İzmir’den sonra işgal edileceğine kesin gözüyle bakılan yerlerdendi. Ayrıca, İzmir’e çıkartılan Yunanlıların Anadolu içlerine ilerleyebilecekleri bir yol da bu bölgeden geçmekteydi. Nitekim İzmir’in işgalinden sonra Balıkesir, işgal kuvvetlerine karşı oluşturulan direniş hareketlerinin önemli bir üssü haline gelecektir. Millî Mücadele liderlerinin belirttiği gibi dış cephe özelliği taşıyacak olan Balıkesir üs olmak için hem nüfus, hem de askerî açıdan oldukça uygun bir durumda idi. Ayrıca İngilizler, Boğazlar çevresinde tampon bölge oluşturmak düşüncesindeydiler ki bu tampon bölgeleri oluşturabilirlerse ilerde onları buralardan söküp atmak çok zorlaşabilirdi. Bunun yanında Millî Mücadele hareketi için bölgeden yararlanma olanağı da yok olabilirdi. Bu bakımdan bölgenin batısında Balıkesir’in yanısıra Biga da Kuvâ-yı Milliyece üs haline getirilmeye çalışılmıştır. Diğer taraftan İstanbul, İzmit ve Balıkesir yöresinde silah, cephane, araç ve gereç depoları ile askerî amaçlı fabrikalar bulunmaktaydı. Eğitim görmüş insanların önemli bir kısmı da İstanbul’daydı. Bunlar Millî Mücadele için gerekli kaynaklardı. İstanbul ile her türlü irtibat en kolay bu bölge üzerinden sağlanabilmekteydi. Nitekim İstanbul’la bağlantılı tek demir yolu ile önemli sayılabilecek kara yolu bağlantısı ve haberleşme de bölge üzerinden sağlanabilmekteydi. Yine Karamürsel ve Bandırma üzerinden İstanbul ile deniz yoluyla da bağlantı kurulabilmekteydi. İşte bu sebeple bu bölgeye sahip olunursa çok önemli bir stratejik bölge de elde edilmiş olacaktı. Bütün bunların yanısıra bölge ekonomik açıdan da çok önemli idi. Bu olanaklardan yaralanabilme doğaldır ki Millî Mücadele hareketinin en çok ihtiyaç duyduğu şeydi. Bu bakımlardan bölge, tarafların kıyasıya mücadele ettiği alanlardan biri olacaktır

    Bu arada hükümet kanadında önemli ve olumlu gelişmeler yaşanıyordu. İngilizlerin bilgisi dışındaki işgale karşı mukavemetten yana gözüken Dâhiliye Nazırı Ali Kemal Bey, Balıkesir mutasarrıfı Hilmi Bey’e “ Merkezden açık bir emir ve İngilizlerden konferansın mukadderatına dair kesin tebliğ olmadıkça asla Yunanlılar tarafından asker çıkarılmasına ve işgale müsaade edilmemesi ve gerekirse her türlü kuvvetle karşı konulması lâzımdır” telgrafını gönderiyordu . Bunların yanısıra Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, ilk iş olarak Batı Anadolu’daki buhranlı duruma düzen vermek ve tedbir almak, dağılan 17. kolordunun 56. fırkasını yeniden derleyip toparlamak göreviyle Albay Bekir Sami Bey’i (Kunduk) Batı Anadolu’ya gönderdi. Bu sırada Yunan işgali de gittikçe genişlemekteydi. Nitekim ilerleyen Yunanlılar Menemen’i işgal ederek silah ve cephaneyi ele geçirdiler. Bu durumda direnişten yana olan Genel Kurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa, 22 Mayıs 1919’da Batı Anadolu birliklerine “ Devletin Yunanlılara kaptıracak fazla ne bir silah ve de bir fişengi var. Binâenaleyh bu gibi tehlikelere maruz malzemelerle silah ve cephane ile toplarımızı hiçbir dağdağaya meydan vermemek üzere güvenli yerlere nakl ettirmenizi rica ve böylece teslim-i silah gibi zilletlere meydan bırakılmamasını önemle ilâve eylerim” mealindeki şifre telgrafı gönderiyordu .

    Bu sıralarda Albay Kâzım (Özalp) 17 Mayıs 1919’da Bandırma’ya geldi. Burada İstanbul’dan gelip, Batı Anadolu’ya gitmek üzere olan Vasıf (Çınar) Beyle karşılaştı. Onunla yaptığı görüşmeden sonra Vasıf Bey’den Redd-i İlhak Cemiyeti müfettişi olarak Batı Anadolu’da faaliyet göstermesini istedi. Bundan sonra Vasıf Bey Manisa’ya hareket etti. 18 Mayıs 1919’da ise Albay Kâzım Bey, Bandırma’da 61. tümenin subaylarıyla görüştükten sonra, Manisa’ya hareket etti. Yine yol boyunca istasyonlarda millî kuvvetler hazırlanması yönünde konuşma ve görüşmeler yapmaktaydı. Ancak direnişe karşı olan ve böyle örgütlerin kurulmasına karşı çıkan mutasarrıf Hüsnü Bey’in Albay Kâzım Bey’e Manisa’dan ayrılmasını bildirmesi üzerine, 20 Mayıs 1919’da Albay Kâzım Bey, Bandırma’ya gitmek üzere trenle Manisa’dan hareket etti. Bu arada Bekir Sami Bey, Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa ile görüştükten sonra 21 Mayıs 1919’da Gülnihal Vapuru ile yola çıkarak aynı gün Bandırma’ya geldi. Bandırma’ya geldiğinde şehrin Yunan bayraklarıyla donanmış olduğunu gören Bekir Sami Bey, bu duruma çok sinirlendi. Ancak akşam vakti olduğu için herhangi bir girişimde bulunmadı. Diğer taraftan, o akşam hemşehrilerinden Çerkez Hasan Bey’in evine yerleşti. Burada yine hemşehrisi ve okul arkadaşı Çerkez Reşit Bey’i çağırttı. Ancak eve Reşit Bey değil, Reşit Bey’in eniştesi Hafız geldi. Bekir Sami Bey, Hafız Bey’e durumu anlattı ve toplayabildiği kadar silahlı adamlarıyla kendisine katılmasını istedi. Anlaşılan Bekir Sami Bey, Manisa’da askerî kuvvetle birlikte buradaki silah ve cephaneden de yararlanarak Yunanlılara karşı silahlı direniş oluşturmak istemekteydi.

    Bandırma’ya geldiğinin ertesi günü olan 22 Mayıs 1919’da, 61. tümen kumandan vekili çağırtarak ona her tarafı Yunan bayraklarıyla donatılmış olan Bandırma’nın bu bayraklardan temizlenmesi emrini verdi. Nitekim kısa zamanda şehir, Türk halkının da yardımıyla Yunan bayraklarından temizlendi. Yine aynı gün Bekir Sami Bey, kaymakama da öğle namazından sonra camide halka hitap edeceğini söyleyerek memurları ve bütün eşrafı camiye toplamasını söyledi. Nitekim orada bulunanlara çok heyecan verici bir nutuk söyledi. Bu nutkun sonunda “..Müslümanlar! Eğer camide çan görmek istemiyorsanız, eğer ailelerinizi Yunan palikaryalarının kucağında görmek istemiyorsanız, haydi silah başına ! Bu gün ne hükümet ne devlet kalmıştır. Devlet de siz, hükümet de sizsiniz. Ya düşmanları öldüreceğiz, bu vatan bize kalacak ; ya biz öleceğiz bu vatanı alanlar burada tek bir Türk bulamayacak. Her yabancı bayrak düşmandır. Yırtın ve yakın “ dedi. O sırada Bandırma’da bulunan Kayseri mutasarrıfı Kemal ve İzmir Şark Mektebi Müdürü Necati Bey de aynı şekilde lâzım gelen telkinatı yapmaktaydılar .

    Bir Şahsiyet-i Muzırra : Ahmet Anzavur ve Bölücü Hareketler







  2. Harbi @ kız
    Bayan Üye





    Mütareke döneminin İstanbulu, her şeyden önce dünya savaşı öncesi yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nu gizli anlaşmalarla aralarında paylaşmış bulunan emperyalist devletlerin merhametine ve hakseverliğine sığınarak tahtını kurtaracağını sanma gafletini ısrarla sürdürerek hain damgasını yiyen padişahın ve onun hükümetinin merkeziydi. Bu merkez etrafında diğer işbirlikçi güçler sıralanıyordu. “Hürriyet ve İtilaf Partisi, Askerî Nigehban Cemiyeti, İngiliz Muhibleri Cemiyeti, Ermeni ve Rum Patrikhanesi vs..” Bilhassa İngiliz Muhibleri Derneğinin iki görünüşü ve niteliği vardı. Biri dış görünüşü ve uygarca girişimlerle İngiliz desteğini istemeye ve sağlamaya yönelen niteliği idi. Ötekisi gizli yönü idi. Asıl çalışma bu yönde idi. Yurt içinde örgütler kurarak ayaklanma ve baş kaldırmalara yol açmak, millî bilinci işlemez kılmak, yabancı devletlerin işe karışmalarını kolaylaştırmak gibi haince girişimler, derneğin bu gizli kolunca yönetilmekteydi.

    Nitekim Kuvâ-yı Milliye'nin etkili olmaya başladığı sıralarda Rum Patrikhanesinin aldatma ve tahrikiyle, Erdek, Bandırma ve Kapıdağ taraflarında eşkıyalık yapan eşkiya Kirman, kırk beş serseriden ibaret avenesiyle Hırka köyüne gelmiş, gümrük idaresine girip, 3150 kuruşla memurların bazı eşyalarını gasb ettiği gibi eşini de kaldırarak kaçmıştı. Daha sonra Marmara nahiyesini basıp, Müslüman halka taarruzla Erdek orman memurunu dağa kaldırmıştı. Elde mevcut bulunan jandarma kuvvetinin yetersiz olması nedeniyle, bu gibi şekavet hareketlerinin önlenmesi konusunda kolordudan yardım isteniyordu .

    Bu arada Gönen kaymakamı, Ahmet Anzavur tarafından tevkif edilmiştir. Kasaba yağma edildiği gibi, hükümet ve askerlik dairesi yağma edilerek boşaltılmıştır. Savcı ve jandarma komutanları azl edilmiş, halk galeyan halinde imdat beklemektedir. Halktan Kaçabilenlerin ifadesine bakılırsa, halktan katl edilenler dahi bulunuyordu . Şimdilik Balıkesir dışına atılmış olan bulunan meşhur eşkıyalardan Şah İsmail de Ahmet Anzavur’un tavsiyeleriyle hareket ediyordu. Ayrıca başı sıkıştıkça Yenice ve Marmara’ya kaçan Kapıdağlı Kirman’ın dahi uzaklaştırılması için seri ve silahlı bir gemiye kesin ihtiyaç vardı. Böyle bir deniz aracına sahip olunmadıkça bu eşkiyalarla mücadeleden bir sonuç alınamayacağı belliydi . Ancak Balıkesir mutasarrıfının pek de dirayetli olmadığı anlaşılıyordu. Daha önce şehrin ileri gelenleri tarafından, defalarca livanın içinde bulunduğu durumu arz edilmiş ; Yunan çetelerinin tüm cephelerde olanca süratle yığınak ve tahkimat yaparken, Balıkesir’e dinini ve vatanını seven bir mutasarrıfın gönderilmesi rica edilmişti. Maalesef Mutasarrıf Fatin Bey, geldiği andan itibaren iki yüzlü siyaset izlemeye başlamış, din ve devlet, ırz ve namusları uğruna mallarıyla, bedenleriyle her türlü fedakâ rlığı yapmakta olan eşraf ve halk arasına nifak sokmaya kalkışmıştı. Ancak bunda başarılı olamayacağını anlayarak istifa edip gitmişti. Karesi sancağı Kongrede almış olduğu kararla, Osmanlı Devleti’nden ayrılmamağa yemin etmişti. Bu hususta tüm düşmanlara ve bilhassa Yunan vahşilerine karşı her türlü engellere rağmen silahlarıyla vatanlarını müdafaa edeceklerdi .




  3. Harbi @ kız
    Bayan Üye
    0 sıralarda, Gelibolu’daki Akbaş cephaneliğinde çok sayıda Rus tüfeği, mitralyöz ve 5 bin sandık kadar da cephane vardı. İtilaf Devletleri bunları Menşeviklere vermek istiyorlardı. Bunu duyan vatanseverler, özellikle Balıkesir Hey’et-i Merkeziyesi üyelerinden Köprülülü Hamdi Bey, arkadaşı Dramalı Rıza Bey ile birlikte Akbaş cephaneliğini 26/27 Ocak 1920 gecesi basarak, cephaneyi Anadolu’ya geçirmişti. Buna son derece sinirlenen İngilizler 1 Şubat 1920’de Bandırma’ya 200 kişilik bir birlik çıkardılar. Bu işgalle de yetinmeyerek kendilerine ayrılmış olan Rumlara ait evleri reddederek “Mekteb-i İ’dâ di” binasıyla, civarındaki Müslüman evlerini işgal ettiler .

    İtilaf Devletleri gemileri ise Bandırma’nın önüne gelerek, demir atmışlardı. Akbaş Cephaneliğinden alınan silahların derhal geri verilmesini istiyorlardı. İzmir’e Doğru Gazetesi, Bandırma’nın işgali aleyhinde şiddetli neşriyatta bulunuyordu. Balıkesir Hey’et-i Merkeziyesi de işgali protesto etti ve Bandırma’nın derhal tahliye edilmesini istedi. Bu protestoda “Milliyetimizin ruhundan doğan bu gibi zaruri haklı mücadeleye karşı hiç bir tedbir alamayız. Millî Mücadelemiz, çoluk çocuğu doğranan bir milletin eser-i galeyan ve fedakârisidir. Hükümetin bu gibi mesailde icra edeceği tebligatın infazı mümkün değildir. Bandırma işgalinin devamı üzücü olaylara sebeb olacağı ve kamuoyumuz nazarında Yunanlıları teşci gibi telâ kki edileceği şüphesiz bulunan açık bir tehditten başka bir şey değildir.” deniliyordu . Bunun bir blöf olmadığını ve her an kritik bir durumun meydana gelebileceğini anlamış olan İngilizler, Bandırma’da daha fazla kalmanın gereksiz olduğuna kanaat getirerek, araştırmalarından bir sonuç alamadan 11 Şubat 1920’de Bandırma’yı terk ettiler. Fakat bu tarihlerde isyan halinde bulunan Ahmet Anzavur, Akbaş cephaneliğinden kaçırılmış olan silah ve cephanenin Yenice’ye götürüldüğünü öğrenmiş ve oraya saldırmıştı. Bu arada tedbirsiz davranan Hamdi Bey, İnova Köyü'ne uğradığı sırada Anzavur yanlısı köylüler tarafından tanındı. Yakalanıp Gâvur İmam'ın adamlarına teslim edildi. Yolda çeşitli hakaret ve işkencelerle şehit edildi (17 Şubat 1920) .

    Dramalı Rıza Bey ise, bu saldırıyı ilk defasında önlemeye muvaffak olmuşsa da, Anzavur’un 800 kişi ile yaptığı ikinci saldırıyı durduramayacağını anlayınca cephane ve silahları dinamitlemiştir. Dolayısıyla büyük fedakârlıklarla Akbaş'tan kaçırılan silahların Balıkesir'e sevki bir türlü mümkün olamamıştır. Bu sonuç, Balıkesir Kuvâ-yı Milliye teşkilatını hayal kırıklığına uğratmakla beraber, teşkilat için önemli bir yıkım olmadı. Ancak cepheler bir süre yeterli silah ve cephaneden mahrum kaldı .

    Ali Rıza Paşa Hükümeti döneminde Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa ve Genel Kurmay Başkanı olan Cevat Paşaların Kuvâ -yı Milliye’nin Batı Anadolu’da teşkilatlanmasında çok büyük hizmetleri vardır. Örneğin o dönemde Bursa’dan Bandırma’ya bir alay nakledilmiş, yine Anadolu’ya gizlice silah ve cephane yollanmıştır. Kuvâ -yı Milliye’nin o bölgede bulunan askerî birliklerce iaşe edilmeleri hususunda Bandırma’da bulunan 14. Ve Konya’da bulunan 12. Kolordulara gizli talimatlar verilmiştir .

    Anzavur'un Bandırma Üzerine Yürümesi

    Ancak Damat Ferit’in tekrar iktidara getirilmesinden sonra, İstanbul’da millî hareket düşmanlarının faaliyetleri tekrar hızlanmıştı. Vahdettin’in yeniden iktidara getirdiği Damat Ferit Hükümeti, O yüzden tüm güçleriyle bu haini desteklemeye koyuldular. 8 Nisanda görüştüğü İngiliz Yüksek komiseri Amiral Robeck’le millî hareketi yok etmek için devletin askerî gücünü de kullanmak istediğini bildirdi. Bu görüşme sırasında Ahmet Anzavur’un Bandırma bölgesinde görevlendirmek, İzmit-Bolu ve Trabzon’da milliyetçilere karşı patlak veren yerel ayaklanmalardan yararlanmak istediğini söyledi. O sıralarda Bandırma’da bulunan Askere alma dairesi başkanı Şehzâde Cemalettin Efendi de, Anzavur’a nasihatta bulunmak için Gönen’e gitti. Halbuki bu nasihatların hemen arkasından Anzavur, Gönen’den kendisine katılan yeni kuvvetlerle Bandırma üzerine yürümeye başladı. O sırada Bandırma’da Yusuf İzzet Paşa’nın kumandasında önemli sayılabilecek bir kuvvet ve mühimmat vardı. Her nedense Bandırma’daki kuvvetin mukavemete yeterli olmadığını düşünen Paşa, yanına yaverini ve daha birkaç subay ve biraz kuvvet alarak Bursa’ya gitmek üzere Karacabey’e hareket etti. Bunun üzerine Bandırma’da bulunan Kaymakam Seyaaaaah Bey’e 175. Alay karargâh kumandanı Kâzım Bey, Bandırma’da bulunan bütün subay ve askerle derhal Balıkesir’e hareket etmesini, gelmeyecek olan subayların kendilerinden sayılmayacaklarını, çok yakında eşkıyaların ezileceğini bildirdi. Seyaaaaah Bey, bu görüşme üzerine subay ve askerlerle beraber süratle Balıkesir’e hareket etti. Böylece Anzavur bir çarpışma olmadan Bandırma’ya girdi. Bandırma’ya giriş de, aynen Gönen’de yapıldığı gibi, çapulculuk ve alçakça zulümle sonuçlandırıldı. Eşkıyaların Bandırma’ya girmeleri üzerine önemli bir durum ortaya çıkıyordu. Artık Anzvavur’la İstanbul Hükümetinin doğrudan doğruya irtibat kurmalarına bir engel kalmıyordu. Anzavur bizzat sadrâzamla haberleşiyordu. Nitekim ilk olarak 9 Nisan 1920’de Vahdettin, Anzavur’u mir-i miranlık, yani paşalık rütbesi ile Karesi (Balıkesir) mutasarrıflığına tayin etti.

    Anzavur telgraf başında Damat Ferit’e, Kuvâ-yı Milliyeyi yakında perişan edeceğini bildiriyor, silâh, cephane, para ve iki uçak gönderilmesini istiyordu. Anzavur, Bandırma’daki zaferiyle büsbütün kudurmuştu. İlanlar, beyannameler neşrediyor, yabancı temsilcilerle görüşmeler yapıyor ve bir de Yunan ordusu gibi Anadolu’yu istilaya hazırlanıyordu. Onunla son ve kat’i bir çarpışmayı kabul etmek gerekiyordu. Anzavur, Bandırma’daki tertibat ve icraatından sonra Bandırma’yı merkez haline getirdi. Buradaki tertibat ve icraatından Balıkesir telgraf müdürü Yusuf Bey’in sağladığı özel bir çalışma sayesinde 61. Tümen haberdar olmaktaydı. Ayrıca 61. Tümen kumandanı Kâzım Bey, İngiliz Kemal’i kıyafet değiştirerek Dr. Durry adıyla Bandırma’ya göndermişti. Böylece Anzavur’un faaliyetlerinden haberdar olmaya çalışıyordu .

    Anzavur alayının başında meşhur şakilerden Şah İsmail, at üzerinde ve elinde büyük bir bayrak tuttuğu halde ilerliyor ve sancağın bir tarafının üzerinde Kur’an-ı Kerim’den bazı âyetlerle Kelime-i Tevhid yazılı, diğer tarafında ise " Nasrun Minallahi ve Fethun Karib ve Mübeşşirülmüminin" tebşiratı yazılı idi. Alay bu şekilde doğruca hükümet konağına gelmiş ve konağın arka kapısı önündeki binek taşı üzerine çıkarak halka hitaben bir nutuk söylemişti. Bu nutkunda Padişah ve Halife tarafından Kuvâ -yı Milliye’yi tedib ve tenkille görevlendirildiğini, haydutların yakın bir zamanda tamamen temizleneceğini, Biga’da ve Gönen’de Millî kuvvetlere karşı kazandığı parlak zaferleri uzun boylu açıkladıktan sonra yakında Bursa ve Balıkesir’i de ele geçirip, bu bölgeyi İttihatçı çetelerin ve "Kuvâ -yı bağıyenin" elinden kurtaracağını söyleyerek halkı Padişah ve Ferit Paşa hükümetine sadâkate dâvet etmişti.

    Anzavur, Bandırma’da muzafferiyet neşesiyle kudurmuş bir halde idi. Şehirde ilâ nlar, beyannameler neşrediyor ve yabancı temsilcileriyle görüşmeler yapıyor ve bütün Anadolu’yu feth ve istilâ ya hazırlıyordu. Kendisine paşalık verilerek Balıkesir mutasarrıflığına tayin edilen Anzavur, Bandırma’daki tertibat ve icraatından sonra Bandırma’yı merkez haline getirdi. Anzavur’un buradaki tertibat ve icraatından Balıkesir telgraf müdürü Yusuf Bey’in sağladığı özel bir tertibat sayesinde 61. Tümen haberdar olmaktaydı. Ayrıca 61. Tümen kumandanı Kâzım Bey, asıl adı Esat (Tomruk) Bey olan İngiliz Kemal’i kıyafet değiştirerek Dr. Durry adıyla Bandırma’ya göndermişti. Böylece Anzavur’un faaliyetlerinden haberdar olmaya çalışıyordu .





  4. Ziyaretçi
    Beyefendi ya da Hanımefendi merhaba..
    Bu makalenin yazarı kimdir? Öğrenebilir miyiz efendİm?

    Selamlar

  5. Ziyaretçi
    "Bandırma nın milli mücadeledeki yeri" başlıklı makalenin yazarı Metin AYIŞIĞI'dır.
    Bu çalışmada büyük emek vardır. Emeğe saygı gerekir. Elbette çalışmalardan alıntılar yapılır ancak kaynak göstermek bilimsel etik gereğidir. Bilgilerinize..
    Prof. Dr. Metin Ayışığı

+ Yorum Gönder


balıkesirin milli mücadeledeki yeri