+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Türkiye'deki yenilenebilir enerji kaynakları nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Türkiye'deki yenilenebilir enerji kaynakları nelerdir








    Coğrafya sorusu lütfennn çok acil Türkiye'deki yenilenebilir enerji kaynakları nelerdir?







  2. Asel
    Bayan Üye





    Türkiye'deki yenilenebilir enerji kaynakları nelerdir



    Doç. Dr. Tanay Sıdkı Uyar

    İNSAN, yaşamını doğal çevrede sürdürürken ihtiyaçlarını da doğal
    kaynaklardan sağlıyordu. Kurutmayı ve ısınmayı güneşle, tahıl üretimini
    rüzgarla yapıyor, bir kandilin ışığıyla aydınlanabiliyordu. Nüfus artıp
    ihtiyaçlar çeşitlenince, "daha çok" ve "daha hızlı"yı isteyen insan, yeni
    kaynakların arayışına girdi. Önce buharın keşfinde olduğu gibi kullandığı
    kaynakları yoğunlaştırarak "daha fazla" enerji elde etti. Ancak suda yaptığı
    yoğunlaştırmayı güneşin dağınık enerjisini birleştirmek için denemek yerine
    daha kolay bir yolu seçti. Yakılmasıyla daha fazla enerjiyi açığa çıkaran
    yakıtlara yöneldi. Fakat bu yakıtların çevreye ve atmosfere verdiği zarar,
    sağladığı faydayı gölgeledi.

    Çok değil, 100 yıl gibi kısa bir sürede fosil yakıtların doğaya ve
    canlıların sağlığına verdiği zararlar etkisini gösterdi. Kömür, doğalgaz,
    petrol gibi binlerce yılda oluşmuş kaynaklar "insanlığın gelişmesi(!)" adına
    tükendikçe, atıklarıyla hava, su, toprak da tükenmeye başladı. Fosil
    yakıtlar olarak adlandırılan kömür, petrol ve doğalgazın yarattığı
    olumsuzluklar sadece yakın çevreyle sınırlı kalmadı; atmosfere de yayıldı.
    Sonunda bu kirlilik, iklim değişikliğine yol açmaya ve dünya yaşamını tehdit
    etmeye başladı.
    Bugün fosil yakıtların çevre ve insan sağlığı açısından yarattığı
    olumsuzluklar her geçen gün katlanarak artıyor. Fosil yakıtlar yakıldığında
    altı sera gazının açığa çıkmasına neden oluyor. Bunlardan en belirleyici
    olanları karbondioksit (CO2) ve metan. Diğerleri kirleticiler ise kükürt,
    partikül madde, azotoksit, kurum ve kül
    Yanma sırasında ortaya çıkan karbonmonoksit (CO), oksijenden çok daha hızlı
    bir şekilde kandaki hemoglobine tutunarak vücuttaki oksijeni bloke ediyor ve
    baş ağrısı vb. hastalıklara yol açıyor. Kömür ve petrolün yanmasıyla ortaya
    çıkan, kükürtdioksit (SO2) ise kokusuyla fark ediliyor. Sülfürik aside
    dönüşerek insan sağlığına ve doğal çevreye onarılmaz zararlar veriyor;
    kanser ve diğer hastalıklara yol açıyor.
    Doğalgazın yanmasıyla ortaya çıkan kokusuz ve gözle görülemeyen azotoksit
    ise güneş altında reaksiyona girerek nitrata dönüşüyor. Akciğerlerin koruma
    mekanizmasından geçen nitrat vücutta nitrik asite dönüşüyor. Bu da
    bağışıklık sistemini çökerten maddelerin başında geliyor.
    Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların iklim değişikliğine yol
    açmasının nedeniyse, yanma sırasında ortaya çıkan CO2 ve metan gibi sera
    gazlarının bünyelerinde ısı tutma özelliğine sahip olmaları. Güneş, gün
    doğumundan batımına kadar atmosferin içine ısı ve ışığını veriyor. Doğal
    döngünün devamı için, bu ısının tekrar uzaya transferi gerekiyor. Oysa fosil
    yakıtların neden olduğu sera gazları, ısının bir kısmının atmosferde
    tutulmasına yol açıyor. Böylece dünya, ısınmaya ve iklim değişmeye başlıyor.
    Isı artışının sonuçları
    1900 lerden 2000 lere kadar atmosferin ortalama sıcaklığı 0.5 derece arttı
    ve iklim değişikliğinin zincirleme sonuçları yavaş yavaş yaşamımızı
    etkiliyor. Su kaynakları kuruyor, çiçekler erken açıyor, erken yağan karlar
    ürünleri telef ediyor, bitkiler zamansız meyve veriyor ya da hiç vermiyor.
    Uzmanlar, fosil yakıtların etkilerini kısa ve uzun vadeli olarak
    değerlendiriyorlar. Kısa vadede oluşan sonuçlar artık yaşamımızın bir
    parçası. Sıcaklık arttıkça buzlar anakütleden koparak eriyor, çığ olayları
    artıyor, fazla miktarda su dolaşıma giriyor, sel felaketleri, fırtınalar,
    kasırgalar oluşuyor. Deniz kıyısında yaşayan binlerce kişi sel suları
    altında ölüyor.
    Küresel ısınmanın, uzun vadede öngörülen sonuçları daha vahim; ortalama
    sıcaklık artışı bu hızla devam ederse, 2020 yılında deniz seviyesi bir
    metreye kadar yükselecek. Bu, dünyanın en büyük kentlerinin sular altında
    kalması anlamına geliyor.
    Isı artışının kısa vadede meydana getirdiği değişimlerin yaşanmaya başlaması
    ve buna bağlı olarak yapılan tahminler, sivil kuruluşlarla birlikte
    hükümetleri de harekete geçiriyor. Suların altında kalma tehlikesiyle karşı
    karşıya kalan 77 ada devleti ve Malta nın insiyatifiyle ülkeler, 1992
    yılında Rio Çevre Zirvesi ne giden süreci başlattılar. 1992 de yapılan Rio
    Zirvesi nin ardından, gelişmiş ülkeler 1992 de Birleşmiş Milletler İklim
    Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ni imzaya açtılar. Zirveye katılan ülkeler,
    diğer ülkelerle çözüm bulmak ve sera gazı emisyonlarını 1990 yıllarındaki
    seviyenin altına çekmek için, ülkelerin uyması gereken kuralları belirlemek
    üzere bir dizi Taraflar Konferansı (COP-Conference of Parties) düzenlediler.
    Ancak pek çok ülke yine ekolojik dengeleri ya da insan ve çevre sağlığını
    değil, kendi ekonomik çıkarlarını gözetince anlaşmada zorlandılar. Türkiye
    Rio anlaşmasını 2003 yilina kadar onaylamadı. 1997 yılında yapılan Kyoto
    İklim Zirvesi nde ise ABD, Kanada, Japonya, Avustralya gibi bazı ülkeler
    kendi ülkelerinde sera gazı emisyonlarında indirim yapma sorumluluğunu
    üstlenmek istemediler. Bu arada kendi ülkelerinde güneş, rüzgar gibi temiz
    enerji kaynaklarını kullanan enerji sistemlerini geliştirerek Kyoto
    hedeflerini tutturmaya çalışan endüstrileşmiş Avrupa Birliği ülkeleri ise,
    Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi birliğe yeni katılan ülkelerin
    emisyonlarını 1990 yılına göre yüzde 30 civarında artırmasına göz
    yumulmasını istediler.
    Bir yandan ulusal ve ekonomik çıkarlar gözetilirken, diğer yandan da nükleer
    enerji dahil olmak üzere petrol, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtların
    zararını fark edenler, standart dışı ve pazar değeri olmayan çöp
    teknolojileri, bunun farkında olmayan ülkelere, aktarmaya başladılar. Bu
    teknolojileri satabilmek için kredi veren ülkeler, geçmişin sorunlu
    teknolojilerini başka ülkelere de taşıdı, taşıyor. Bunu yaparken de sorunun,
    iklim değişikliği ve küresel kirlenme gibi sonuçlarla kendilerine döneceğini
    hesap etmiyorlar.
    Sürdürülebilir değil, yenilenebilir enerji
    Fosil ve nükleer yakıtlara alternatif doğal enerji kaynakları konusunda
    yapılan araştırmalar sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kavramlarını da
    gündeme getirdi. Yaşamın sürdürülebilirliği için kaynakların sürdürülebilir
    olması yeterli değildi. Ekolojik denge için kaynakların yenilenebilir olması
    gerekiyordu: Bir şeyin sürekliliği sürdürülebilir olduğunu göstermiyordu.
    Sürdürülebilirlik bütün açısından ancak yenilenebilir olursa mümkündü. Bu
    nedenle enerji sistemlerinin sürdürülebilir, enerji kaynaklarının
    yenilenebilir olması gerekiyor.
    Yenilenebilir enerji, "doğanın kendi evrimi içinde, bir sonraki gün aynen
    mevcut olabilen enerji kaynağı" olarak tanımlanıyor. Bugün yaygın olarak
    kullanılan fosil yakıtlar, yakılınca biten ve yenilenmeyen enerji
    kaynakları. Oysa hidrolik (su), güneş, rüzgar, biyokutle ve jeotermal gibi
    doğal kaynaklar yenilenebilir olmalarının yanı sıra temiz enerji kaynakları
    olarak karşımıza çıkıyor.
    2020 yılında dünyada üretilen elektriğin yüzde 50 sinin yenilenebilir
    kaynaklardan olması planlanıyor. 2010 yılında kullanılacak elektrik
    enerjisinin yüzde 10 u ise rüzgardan sağlanacak. Bunun dışında dünyada pek
    yaygın olmayan başka yenilenebilir enerji kaynakları da bulunuyor. Dalga,
    med-cezir (gel-git), çöpten sağlanan metan gazı ve kanalizasyon ısısından da
    ısınma ve elektrik üretimi için enerji elde edilebiliyor. Doğaya saygılı
    enerji kaynaklarının kullanımı arttıkça, yeni enerji kaynakları konusunda
    yapılan araştırma faaliyetleri de artıyor.

    Doğayla gelen enerji kaynakları
    HİDROLİK (SU)
    Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarından olan su gücünden enerji
    üretimini (hidroelektrik) gerçekleştiriyor. Ancak büyük ölçekli hidrolik
    santrallerin sürdürülebilirliği de tartışmalı.
    Yapılan barajlarla oluşan baraj göllerinin doğal kaynakları olduğu kadar
    kültürel zenginliği yok etme tehlikesi üzerinde duruluyor.
    GÜNEŞ
    Güneşten enerji elde etmek, güneşin doğuşundan batışına kadar atmosferin
    içine verdiği ısı ve ışığı, insanların ihtiyaç duyduğu elektrik ve proses
    ısı (sıcak su ve buhar gibi) ihtiyacıyla buluşturup yararlanmakla mümkün
    oluyor. Burada asıl kaynak güneş ve her gün yenileniyor. Güneşin ulaştığı
    yere bir düz toplayıcı konulduğunda bunun ısısıyla 70-80 derece su elde
    etmek mümkün. Bugün bu sistem, Türkiye de yaygın olarak, ancak verimsiz
    kullanılıyor. Oysa İsveç gibi güneşi çok az gören bir ülkede bile dışarıda
    sıcaklık -4 dereceyken güneş toplayıcısından 70 derece su elde edilebiliyor.
    Güneşten daha yüksek ısı elde etmek için (130 derece proses ısı) gelen
    ışınımın çeşitli yansıtma teknikleriyle bir nokta veya çizgiye odaklanması
    gerekiyor. Bu da bir yoğunlaştırıcı, odaklı toplayıcı yardımıyla yapılıyor.
    Böylece dağınık enerji kaynağı odaklanarak, 130 derece buhar elde etmek
    üzere kullanılabiliyor. Bununla da endustrinin toplam enerji talebinin % 50
    sini oluşturan proses ısısı sağlanabiliyor.
    Güneş dünyadan yaz ve kış aylarında farklı konumlarda görünüyor. Mimari
    tasarımlarda, yaz aylarında güneşin evin içine girmesini engelleyen, kış
    aylarında ise içeriye girmesini sağlayan pasif sistemler de
    tasarlanabiliyor. Burada asıl amaç, mevcut işleri daha az enerjiyle
    yapabilmek.

    GÜNEŞTEN ELEKTRİK ÜRETİMİ
    Güneşten elektrik üretmek için yarı iletken malzemelerin özelliğinden
    yararlanılıyor. Yarı iletken malzemelerde elektronlar atomlarına gevşekçe
    bağlı. Yalıtkan malzemede bu elektronlar sıkıca bağlı, iletken malzemedeyse
    serbest dolaşımdalar. Güneşten gelen ışınımın enerjisi foton dediğimiz
    kümelerden oluşuyor. Foton miktarında enerji bir yarı iletken tabakasında
    gevşekçe bağlı olan elektronları serbestleştiriyor. İkinci bir yarı iletken
    tabakasıyla oluşturulan gerilim farkı yardımıyla serbestleşen elektronları
    hareketlendiriyor. İki yarı iletken tabakanın dışına birer kablo bağlayıp
    elektronların geçişine izin verdiğinizde bu gerilimden elektrik
    üretebiliyorsunuz.
    Bu yolla üretilen elektrik, şebekede kullanılan kaliteye getirilebiliyor.
    Binaların yüzeylerine ve çatısına monte edilen beş adet güneş pili modülüyle
    bir evin elektrik gereksinimi karşılanabiliyor.
    Bu sistem halen kamu desteği olmadan tüketici için ekonomik olmasa da,
    kullanım arttıkça maliyet düşüyor. Fotovoltaik sistem olarak adlandırılan
    güneş pilleri modülleri Türkiye de az da olsa bazı müstakil evlerde, bazı
    telefon kuruluşlarının aktarıcı istasyonlarında kullanılıyor. Güneş pilleri
    de saatlerde ve hesap makinelerinde başarıyla uygulanıyor.

    GÜNEŞTEN ISIL ELEKTRİK ÜRETİM SİSTEMİ
    Bu çok ekonomik bir sistem. Güneş ışınımının 500 aynayla yansıtıldığı bir
    kulede çok yüksek sıcaklıklara ulaşılabiliyor. Bu kuleden geçirilen bir
    akışkan yardımıyla elde edilen buhardan da elektrik üretiliyor.
    RÜZGAR
    Rüzgar, güneşin doğuşundan batışına kadar yeryüzündeki farklı yüzeylerin,
    farklı hızlarda ısınıp soğumasıyla oluşuyor. (Örneğin, deniz kayadan daha
    geç ısınır. Isınan yerdeki hava yükseliyor ve daha soğuk kısımdaki hava
    hareketlenerek rüzgarı oluşturuyor.) Hareket halindeki havanın kinetik
    enerjisine rüzgar enerjisi deniyor. Dev kulelerin üzerine monte edilen
    kanatlar yardımıyla rüzgardan elektrik enerjisi üretilebiliyor. Normalde bir
    vantilatörün kanatları döndüğünde havayı hareketlendiriyor ve
    serinliyorsunuz. Rüzgar enerjisi de bunun tam tersi bir sistemle elde
    ediliyor. Gelen hava kanatları döndürüyor, kanatların bağlı olduğu mil de
    jenaratörü çalıştırıyor. Kanatların birleştiği yükseklikte bulunan bölmeden
    aşağıya sadece elektriği ileten kablo indiriliyor.
    Rüzgar türbinleri gelen rüzgarın yönüne göre konum alabiliyor ve otomatik
    olarak kontrol ediliyor. Kanatlar kendi ekseninde hareket edebiliyor ve
    fırtına durumunda kendini durdurabiliyor.
    Rüzgar türbinleri fosil yakıt santrallarıyla karşılaştırıldığında daha
    ekonomik üretim yapabiliyor. Bozcaada daki rüzgar türbinlerinde bir kWh
    kapasite maliyeti 1000 USD iken, bir hidroelekrik santralı için 2 bin-4 bin
    USD olarak gerçekleşiyor. İşletme maliyetinin de sıfır olduğunu hesaba
    katarsak rüzgar, çok ekonomik bir enerji kaynağı.
    EUROSOLAR Türkiye tarafindan 1996 dan bu yana düzenlenen uluslararası rüzgar
    enerjisi atölye çalışmalarına katılan özel kuruluşlar bugüne kadar yaklaşık
    8 000 MW kapasiteli rüzgar güç santralı fizibilitesi hazırlayarak üretim
    lisansı için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı na başvurdular. Bu
    projelerin bugune kadar 180 MW ı gercekleşti.
    Türkiye de mevcut toplam elektrik üretme kapasitesi 41 000 MW. OECD ulkeleri
    icin 1993 yilinda yapilan bir calisma Türkiye de yılda tüketilen elektriğin
    en az iki mislinin rüzgardan karşılanabileceğini gösteriyordu. 1 Kasim 2007
    tarihinde EPDK (Enerji Piyasasi Denetleme Kurulu) na yapilan 78 000 MW
    kapasiteli ruzgar guc santrali lisans muracaati da bunu kanitlamistir.
    JEOTERMAL
    Yeraltında magmada artan sıcaklıkla yeraltı suları (özellikle deprem
    bölgelerinde) ısınıp yeryüzüne çıkıyor. Elektrik üretimi de jeotermal
    buharın gücüyle yapılıyor. Türkiye de Denizli, Kütahya ve İzmir-Aliağa
    benzeri bölgelerde jeotermal enerji kaynaklarından konut ısıtma ve elektrik
    üretimi gerçekleştirilebiliyor.
    Halen Türkiye de jeotermal enerji kaynaklarından 20 Megavat elektrik
    üretiliyor. Bu kaynaktan Türkiye de 2010 yılında 500 Megavat, 2020 yılında
    1000 Megavat elektrik kapasitesi kurulabilecek. 2000 de 51 bin 600 konut
    ısıtılırken, 2010 yılında 500 bin, 2020 yılında ise 1 milyon 250 bin konut
    ısıtılabilecek.
    BİYOKÜTLE
    Bitkiler büyürken, fotosentez sırasında atmosferden aldıkları
    karbondioksitin (CO2) karbonunu bünyelerinde biriktirip biyokütleyi
    oluştururken oksijeni dışarıya veriyorlar. Bu bitkiler yakıldığında ise CO2
    yeniden atmosfere veriliyor. Bu nedenle biyokütle yakılmasına
    "sürdürülebilir biyokütle enerjisi kullanımı" adı veriliyor. Hızlı büyüyen
    bitkilerle enerji ormanları oluşturup, bir yandan yetiştirip diğer yandan
    yakarak elde edilecek buhardan elektrik üretimi yapılabiliyor. Bu konuda
    gerçekleştirilebilecek büyük bir potansiyel bulunuyor. Türkiyenin enerji
    ormanları konusunda başlattığı pilot çalışmalar var.
    BİYOGAZ
    Hayvansal ve bitkisel atıkların çürütülmesiyle üretilen metan gazını
    depolayarak tehlikeli ve çevreye zararlı olabilecek bir gazı enerjiye
    dönüştürmek mümkün. Metan gazı daha sonra yakılarak enerji elde ediliyor.
    Çöpten, çamurdan elektrik
    Türkiye de bazı belediyeler çöp alanlarında açığa çıkan metan gazından
    elektrik üretiyor. Çöp içinde biriken metan gazı açılan kuyulardan borularla
    enerji üretim tesisine pompalanarak üretim gerçekleşiyor. Aktif gaz depolama
    sistemiyle depolanan gazların arıtılmasıyla elde edilen metan gazı yakılarak
    elektrik enerjisine dönüştürülüyor.
    Biyolojik Atıksu tesislerinden çıkan çamurdan biyogaz ve elektrik elde
    edilebiliyor. Enerji üretim sisteminin devreye girmesiyle bir yandan çamur
    miktarında azalma sağlanırken, diğer yandan da tesiste tüketilen elektriğin
    önemli bir kısmı biyogazla elde edilebiliyor.

    Kurmak kolay, kurtulmak zor
    Nükleer enerji bugün diğer enerji kaynakları arasında hem toplumsal hem
    çevresel hem de ekonomik açıdan en maliyetli kaynak.1978 yılından beri bu
    santrallar için yeni bir sipariş verilmiyor. ABD de verilen siparişler ise
    iptal edildi. Nedeni öngörülmeyen beşikten mezara maliyetlerdi.
    Bu santralları kurmak yetmiyor, güvenlik altyapısı sisteminin de tesisi
    gerekiyor. Dünya Bankası uzun inşaat süreleri ve güvenlik sisteminin kurulma
    maliyetleri nedeniyle Türkiye de kurulması planlanan nükleer santrallara
    kredi vermedi. Bu maliyetlere Çernobil reaktöründe yaşanan kazadan sonra,
    lisanslama maliyetleri de eklendi. Nükleer santrallara lisans almak için
    alınacak önlemlerin maliyetleri en az santralın maliyeti kadar tutuyor. Bir
    de bunlara nükleer santralların kapatılma maliyetleri ekleniyor. ABD deki
    Maine-Yankee reaktörünün kuruluş maliyeti 280 milyon USD iken, sökülüp
    bertaraf edilmesinin maliyeti 2 milyar USD. Yani bir nükleer santraldan
    kurtulabilmek için kuruluş maliyetinin sekiz katını ödemek gerekiyor.



    Doç. Dr. Tanay Sıdkı Uyar




  3. Zühre
    Devamlı Üye
    Türkiye’nin enerji kaynakları

    Günlük hayatta evlerimizde, ulaşımda ve sanayide enerji tüketimi sürekli artmaktadır. Türkiye çeşitli enerji kaynaklarına sahip bir ülkedir. Bazı enerji kaynaklarında önemli rezervlere sahiptir. (Sugücü, linyit) Bazı enerji kaynaklarının üretimi az olup, dışarıdan başka ülkelerden ithal edilir (Petrol).

    Taşkömürü:

    Türkiye’de taşkömürü yatakları Zonguldak ve çevresinde yer alan genişçe bir havzada bulunur. Taşkömürü havzasında rezervin bir milyar tondan fazla olduğu tahmin edilmektedir. Yılda 7 milyon ton çıkarılırken, üretim günümüzde çok azalmıştır. Maden ocaklarının işletme yöntemleri moderinize edilemediğinden maliyeti çok yüksek olmaktadır. Üretim bunun için azaltılmaktadır. Ulusal sanayi için üretim yapılır. Taş kömürü demir-çelik endüstrisinde enerji kaynağı, kimya endüstrisinde hammadde, trenlerde, gemilerde ve evlerde yakıt olarak ta kullanılır. Çeşitli sanayi kollarının enerji kaynağını oluşturur. Çatalağzı Termik Santralinde de kullanılmaktadır. Türkiye’nin ihtiyacını artık karşılayamamaktadır.

    Linyit:

    Kalori değeri taş kömüründen daha azdır. Türkiye’nin hemen, her bölgesinde çıkarılır. Bazı linyitler yüksek kalorili, bazıları düşük kalorilidir. Kütahya’da Tavşanlı, Tunçbilek, Değirmisaz, Manisa’da, Soma, Amasya’da Çeltek, Erzurum ve Bilecik’te çıkarılan linyitler yüksek kalorilidir. Muğla Yatağan, Kahramanmaraş’ta Afşin-Elbistan Linyitleri düşük kalorilidir. Düşük kalorili linyitler bulundukları yerlerde kurulmuş bulunan termik santrallerde kullanılarak, elektrik enerjisi üretimine katkıda bulunurlar. Linyit kömürü evlerde yakıt olarak, taş kömüründe olduğu gibi sanayide hammadde olarak kullanılır. Türkiye’de yılda 20 milyon tonun üzerinde linyit çıkarılmaktadır.

    Petrol:

    Başta ulaşım, çeşitli sanayi dalları ve petro kimya olmak üzere çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Ülkemizde Siirt, Batman, Adıyaman illeri petrol üretim alanlarıdır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Adana çevresi, Sivas çevresi, Van ve Tuzgölü havzaları ve Trakya petrol arama bölgeleridir. Buralarda petrol araması yapılmaktadır.

    Türkiye’nin yıllık petrol üretimi 3 milyon ton civarındadır. Yılda 15-20 milyon ton petrol tüketilmektedir. Ülke içerisinde çıkarılan ve dışarıdan getirilen petroller çeşitli yerlere kurulmuş bulunan rafinerilerde işlenerek türevlerine ayrıştırılır. (Benzin, mazot gibi) Rafinerilerimiz Batman (Batman), İzmit (İpraş), Mersin (Ataş), İzmir (Aliağa) ve Kırıkkale (Orta Anadolu) bulunmaktadır. Ayrıca petrokimya tesislerinde (İzmit- Yarımca) işlenen petrolden çeşitli maddeler (plastik, kauçuk V.s. gibi) elde edilmektedir.

    Doğalgaz:

    Türkiye’de doğalgaz Trakya’da Kırklareli sınırları içerisinde Hamitabatta çıkarılmıştır. Çıkarılan doğalgaz elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Son yıllarda ülke dışından (Bağımsız Devletler Topluluğu) getirilen doğalgaz sanayide ve evlerin ısıtılmasında kullanılmaktadır. Yurt içerisinde petrol ararnasında olduğu gibi doğalgaz aramalarıda devam etmektedir.

    Su gücü:

    Türkiye’de enerji ihtiyacının büyük bölümü barajlarda kurulmuş bulunan hidroelektrik santrallarından sağlanır. Hidroelektrik enerjisinde üretim yeni kurulan barajlarla sürekli artmaktadır. Keban, Karakaya ve Atatürk barajları dünyadaki sayılı barajlar arasında yer almaktadır. Bu barajlarımızın her birinden yılda 6 milyar kilovat saat (Kwh) elektrik enerjisi üretilmektedir.

    Jeotermal enerji:

    Yeraltından gelen sıcak sudan ve buharlardan yararlanmaya denir. Sıcak sular evlerin, seraların ısıtılmasında ve kaplıcalarda kullanılır. Denizli’de Sarayköy’de yeraltından gelen sıcaksu buharı evlerin ısıtılmasında kullanılmaktadır. Jeotermal enerjinin kullanım alanı şu anda ülkemizde çok düşüktür.

    Güneş enerjisi:

    Türkiye’de güneş enerjisinden yararlanmak için deneme çalışmaları yapılmaktadır. Su ısıtma, pompa çalıştırma, seraları ısıtmada yararlanılabilir. Güney ve batı bölgelerimizde evlerin sıcak su ihtiyacını karşılamakta güneş enerjisinden yararlanılmaya başlanılmıştır. Doğu Karadeniz hariç Türkiye’nin her yerinde güneş enerjisinden yararlanılabilir.

    Nükleer enerji:
    Türkiye uranyum ve toryum gibi radyoaktif maddelere sahiptir. Atom enerjisinin kaynağını oluşturan uranyumun Aydın, Çanakkale, Giresun, Manisa ve Muğla’da, toryumun Eskişehir’de zengin rezervleri tesbit edilmiştir: Küçükçekmece’de kurulmuş bulunan Nükler Araştırma Merkezinde bilimsel araştırmalar yapılmaktadır





+ Yorum Gönder


türkiyedeki yenilenebilir enerji kaynakları nelerdir,  türkiye de yenilenebilir enerji kaynakları nelerdir,  türkiyedeki alternatif enerji kaynakları nelerdir