+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Osmanlı döneminde ki kelimeler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Osmanlı döneminde ki kelimeler








    Osmanlı döneminde ki bu kelimeler ne anlama geliyor


    zerdali
    mabib
    kerpiç
    dizdar
    acem
    tekke







  2. Asel
    Bayan Üye





    zerdali; kayısı ağacının küçük meyveli bir türü (prunus armeniaca).
    bu ağacın acı çekirdekli meyvesi

    kerpiç: Yoprak+su+saman karışımının tahta kalıplarda dökülmesiyle elde edilen, duvar yapmakta kullanılan, yapı malzemesi, Günümüzdeki, Çimento+kum+su karışımından eldeedilen ve aynı amaçla kullanılan briketin atası.Bazı yörelerde, sağlıklı, ısıyı koruyucu (kışın sıcak, yazın serin) olarak bilindiği için hala tercih edilmektedir

    Dizdar
    Osmanlı İmparatorluğu'nda kale ağası makamı için kullanılan ikinci dereceden öneme sahip askeri görevlerden biridir

    Acem Anlamı 1: İranlı
    Acem Anlamı 2: Suriyeden gelen iplik bel kuşağı.
    Acem Anlamı 3: Bir çeşit beyaz buğday.
    Acem Anlamı 4: Azerbaycanlı bir Türk tipi. Gölge oyunumuzda zengin bir halı tüccarı olarak görülür.
    Acem Anlamı 5: Klasik Türk müziğinde mi notasına yakın bir perde.
    Acem Anlamı 6: Türk gölge oyunu ile ortaoyunu'nda izlenen Azerbaycan'dan ya da İran'dan gelen bir tip. Eliaçık, gönlü yüce, ancak atıp tutan bir kişidir. Çoğu kez halı satıcısı, tömbekici, antikacı ya da ara sıra tefecidir. Eğlence düşkünü olduğu kadar kendine dalkavukluk edenden hoşlanır. Şiiri sever.


    tekke
    İlk tekkenin Remle'de Hâce Abdullah Ensarî tarafından kurulmasından (Süleyman Ateş, Sülemî ve Tasavvufî Tefsiri, İstanbul 1969, 10) kısa bir müddet sonra her tarafta yayılan ve dolayısıyla daha sonra kurulan Müslüman devletlerin kuruluş faaliyetlerinde bulunan tekkeler, Türklerin Anadolu'ya gelip yerleşmesinde de büyük ölçüde rol oynadılar. Keza, Anadolu'nun İslamlaştırılmasında da bunların rolü inkâr edilemeyecek kadar büyüktür (Mustafa Akdağ, Türkiye'nin İktisadî ve İctimaî Tarihi, İstanbul 1974, 1, 38).

    İslâm ülkelerinde tarikat mensuplarının oturup kalkmalarına, zikr ve ibâdet etmelerine mahsus bu müessese, Farsça "Tekye" kelimesinden gelmektedir ki çoğulu "Tekâya"dır. Mısır Mevlevî Şeyhi Azmi Efendi, "Nuhbetu'l-Adâb" adlı eserinde bu müesseselerin kuruluş gayesini şöyle açıklar: "Tekâya, ilim ve fen tahsil ederek, dünya alâkalarından el çekenler ve ruhânı seyr ve terakkıyata çalışanlar için bina olunduğundan ilimde behresi (nasibi, payı) olmayan cahiller evvela ilim tahsili için medreseye gönderilmeli yahut tekkede talim ve tedrise muktedir zatlar tarafından okutulmalıdırlar" (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III, 445).

    Müslüman toplumların ekonomik ve sosyal yapısının teşekkülünde harç vazifesi gören bu teşkilâtın, son zamanlarındaki durumlarına bakıp bunların devamlı böyle olduğunu zannetmek, doğru değildir. Nitekim, M. Cevdet bu mevzuya temasla "Son zamanlardaki tereddisine bakıp ta tekkelerin daim öyle olduğuna hükm etmemelidir. Dört mevsimden Sonbahara bakarak İlkbaharda da ortalığı yapraksız ve yeşilliksiz sanmak doğru olmadığı gibi, kemâl zamanlarında tekkeler, ruhları çok terbiye etmiştir. Eskiden tekkeler, edebiyat, musikî ve tarih ocakları idi. Hayatın ızdırabını dindirmek ihtiyacında olanlar oralara koşar, nefis bir ahengin şelâlesi altında ruhlarını yıkar, tesellikâr söz ve tarihî menkıbelerle yeniden canlanırlardı. Hâsılı tekkeler, ye's ve mahrumiyet ile canına kıyacak insanların, yeniden tamir gördüğü yerlerdir" diyerek bir gerçeği ifade eder.

    Psikolojik, pedagojik ve tıbbî meselelere varıncaya kadar geniş bir hizmet sahası olan tekke, o devrin mektebidir, hastahanesidir, spor okuludur, dinlenme kampıdır, beldenin güzel sanatlar akademisidir, edebiyat ve fikir ocağıdır, moral kaynağıdır. Velhasıl tekke, insanların hayır ve faydasına olan şeydir.




+ Yorum Gönder