+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Felsefe hikmet ilişkisi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Felsefe hikmet ilişkisi








    felsefe hikmet ilişkisi







  2. Asel
    Bayan Üye





    felsefe hikmet ilişkisi


    Felsefe Ve Hikmet


    İnsanlık, düşünme bilinci ile varlığının sahasına girer.
    Kendini ve çevresini, idrak edebilirliği ve algılaması boyutunda insandır.
    İlahi teklife muhatap olan insan olduğuna göre, insanlığın bittiği yerde teklif de biter.
    Zira Resulü Ekrem’in, “Aklı olmayanın Dini yoktur.”(1) Açıklayıcı ifadesi ile olayı netleştirmiştir.
    …
    Felsefe, bir düşünme bir akletme etkinliği olduğuna göre, felsefenin gerekliliği esastır.
    Felsefeyi kenara itme, dışlama; İnsanda ki düşünce boyutunu kısırlaştırma olur ki, İlahi
    İradenin buna rızası yoktur.
    Ama saf katıksız ve dayanaksız bir düşünme, yalın bir akletme şeklinde ki bu felsefenin
    hedefi belirsizdir. Kendisinden başka hiçbir şeye dayanmayan; boyutu, sınırı, durağı olmayan bir felsefedir.
    Buna,“Mutlak düşünceye dayalı felsefe” diyoruz.(2)
    Hegel’in “Kendini bilinçli hale getiren düşünce” dediği,(3)
    Kant’ın “Sadece akla dayanan zihinsel etkinlik” dediği,(4)
    Kimilerinin de “Çamura saplanmış, çıkışı olmayan eşeğin çırpınışı” tanımlaması ile ifade
    ettikleri felsefedir
    Gazali, “Duyular ve akıl tarafından sağlanan bilgilerin kesinliği yoktur.”(5) derken, bu felsefenin çıkmazına vurgu yapıyordu.
    Saidi Nursi, eserlerini örneklendirmeli ince bir felsefi üslup ile yazmışken; söz konusu bu felsefeyi “tuğyan etmiş, şeytanlaşmış ve Firavunlaşmış felsefe”(6) olarak tanımlamıştır.

    İnsanoğlunun nasıl görme, işitme, duyma gibi duyuları belli bir kapasitede ve boyutta ise ondan öteye geçemiyorsa, aynı şekilde akletme de,belirli bir kapasitede ve sınırlı bir boyutta dır. Ve bu kapasitenin üstüne çıkamaz ! Ama yer yer terakki gösterir.
    Onun içindir ki, dün hakikat dediğinizi bu gün beğenmeyebiliyorsunuz. Ve yarın da, bu gün düşündüklerinizi hatalı görmeniz olası bir durum.
    Felsefede de durum genellikle aynıdır. Bir filozofun dediğini diğeri yalanlayabiliyor. Onu da
    bir başkası yalanlıyor.
    Felsefe terakkisini, birbirlerini yalanlayan filozofların bu tutumları ile sürdürür.
    Akletme diye genel bir olgu yoktur. Kişiye göre farklılık arz eder. Çünkü kişinin felsefesi, sınırlı olan akletme kapasitesine göre cereyan eder.
    Ama alan sınırsızdır..!
    Bu sınırsız alan “Sınırsız Mutlak Güç”e aittir.
    Siz, sınırsız bir kapasiteye sahipmişçesine, bu alana girer, at koşturursanız; yanılmışlıklarınızın en büyük yanılgısına düşmüş olursunuz.
    Tarihte bu alanda at koşturan çok olmuştur. Müslüman için tehlikeli ve itikaden riskli bir alandır.
    İbni Sina, Farabi gibi İslam felsefecileri; “Mutlak Varlık, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu Allah’tır. Gerisi mümkün varlıklardır ve her şeyleri ile O’na muhtaçtırlar.”(7)demişlerse de;
    Felsefenin bu mutlak düşüncesinden, kopamamışlardır.
    Ve bu büyük İslam âlimleri, telafisi mümkün olmayan hatalara düşmüşler.
    İmam-ı Gazali, Tehafetü’l Felasife (felsefecilerin tutarsızlığı), adlı eserinde,
    bu İslam felsefecilerinin düşünceleri ile çok hatalar işlediklerini ama Üç konuda küfre girdiklerini açıklamıştır. Felsefecilerin küfre girdiklerinin iddia edildiği, üç tehlikeli görüşleri şunlardır.

    Bu felsefecilere göre;
    1-Haşir cismani olmayacaktır.
    2-Âlem hudustur. Ama hudus oluşu zamanla mukayyet değildir.
    (diyerekten, yeniden âlemi kadim yapmışlardır. Ki Kadim olan tek varlık Allah’tır.)
    3-Allah çok ayrıntılı, cüz-i olayları bilmez.(8) demişlerdir
    Yukarıda ki maddeleri incelediğinizde, bu felsefenin ulemayı bile, hangi noktaya getirmiş olduğunu görmüş oluyorsunuz.
    …
    Müslüman, kelimenin ifadesi ile de, “teslim olan” demektir.
    Haddini, edebini ve adabını bilen demektir.
    Müslüman, akli muhakemesini vahyin emrinde, O’nun çizdiği sınırların dâhilinde,
    O’nun verdiği ölçülerin boyutunda çalıştırır.
    Nerede yürüyeceğini, nereye yürüyeceğini ve nerede duracağını bilendir.
    Akletmesi ile vahyin çeliştiği hissine kapıldığı an; aklederliliğinin, o an za’fe düştüğünü anlar! “Vahy’in mutlak doğruluğundan” şüphe etmez.
    Sabreder, Allah’ın lütfünü bekler.
    Allah’tan ittika ederek, her şeyden O’nun rızasını arayarak bir Aklı Selimle yürüme
    çabalarının sonucunda Hikmet lütfü verilir.
    Uçsuz bucaksız okyanusta ilerleyen bir gemi için, deniz fenerinin elzemiyeti ne ise, mü’min için de Hikmet odur.
    …
    Yine de şu da unutulmamalıdır ki,
    Hikmete sahip olmanız, Uhrevi hiçbir şeyi sizin için garanti kılmaz.
    Hikmet, sadece kişiyi hakikate yönlendiren kılavuz bir ışıktır. Kuralları ile İmtihan devam etmektedir.
    Ayrıca, hikmete sahip olmak özel bir durumdur. Yanı kişiye hastır.
    Allah ile ikram ettiği kulları arasındadır. Kurumsallaştırılamaz.
    Belli gurupların bunu suiistimal ediyor olmaları, bu hakikati değiştirmez ve bu hakikate halel getiremez
    …
    Müfessirler, Hikmet’in çok farklı tanımlarını yapmışlar:
    İbrahim Neha-i - Hikmet, Varlıkların özünde ki manaları anlamaktır.(9)
    Fahruddin-i Razi- Hikmet, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmaktır. demiştir.(10)
    Ayeti Kerime’nin “tanımlamasına uygunluğu” açısında, şu tarif en uygunu ve izah edici olanıdır.
    Hikmet: Esas ve öz olan hakikatin kendisine ulaşabilmek için, Vahyin ışığında Salim bir kalb ile Allah’tan İttika ederek, yapılan çaba ve gayretlerin sonucu kalbe doğan ilahi bir esin ve rakik bir çizgidir.
    (Bakara:269’da)’da. Allah (cc) , “ O dilediğine Hikmet bağışlar. Ve her kime Hikmet bağışlanmışsa, doğrusu ona çok hayır verilmiş demektir. Ama derin kavrayış sahipleri dışında kimse bunu düşünüp anlayamaz.”(11)

    Ayeti Kerime’nin ifadesine baktığımızda;
    Öncelikle, her isteyenin sahip olabildiği şey değildir..
    Hikmete sahip olan, çok şeylere, büyük bir hazinelere sahip olmuş demektir.

    Çoğu kez Hikmet, Felsefenin karşı tarafı ve zıddı olarak gösterilmektedir ki,
    Bu tez de doğru değildir.
    Hikmet, akletme olan felsefe ile aynı kulvardadır.
    Bu Felsefede mutlak olan akıldır. Her şey akla göre değerlendirilirken.
    İslam’da mutlak olan varlık Allah’tır. Aklın gücü bir yere kadardır. Her şey Allah’ın sözleri olan vahye göre değerlendirilir
    Akletme ile yola çıkılır. Akletme zaafa girdiği an, devreye Hikmetin yol göstericiliği girer.
    Çünkü mutlak güç olan “Allah, Vasi’dir Âlim’dir.”(12)
    “O vicdanların, Akli muhakemelerin derinliklerin de cereyan edecek vesveseleri önceden bilendir. Bildiği için, Yolunda say-ü gayret gösteren bu kullarını mahrum etmez. Şeytanın , nefsin ve şeytanlaşmış insanların tasallutuna karşın ona yardımcı olur.,”(13)
    “Bizim yollarımıza yönelenlere, biz yollarımızı gösteririz”(14) İlahi mesajı mucibince,
    İmtihanın kolaylaşmasına yönelik bir lütufta bulunur. İşte bu lütuf, Hikmettir.

    “ Hikmet’in başı Allah korkusudur.”(15)
    Allah’tan korkarak, O’nun emir ve nehiylerinden ittika ederek, Hikmet yolunda ilk adım atılmış olunur. Bu yolda çaba ve gayret gerekir.
    Hikmete sahip olmak bir seviyedir. “Hikmet ile eşyanın yerli yerine oturtulması, idrak ve basiret ile anlaşılması mümkün olur.”(16)
    Hikmete sahip mümin, yolu daha berrak görür.

    Sonuç olarak,
    Büyük Müfessir, M.Akif Ersoy’un dediğini diyoruz;

    “Allah’a dayan saye sarıl, Hikmete ram ol.
    Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol! ”(17)

    Günümüz Müslüman’ının, en büyük hastalığı, Hikmetin kapılarını aralayarak onunla yürüme çabalarının yerine, mutlak felsefenin zemininde yürümesidir.
    “Bana göre” diye başlıyor.
    Kendine, “yanılıyor olabilme” şansı vermiyor.
    Veya hatalı bir ifade kullanıyor, itiraz edildiğinde de, dediklerinde ısrarcı oluyor…

    Mü’min, Allah’ın dini hususunda, yüz ölçmeli bir söylemeli.
    İstikrarlı olmaya dikkat etmeli. Her şeye rağmen, hatalı yazıldığı veya söylendiği hatırlatılınca, yeniden bir incelemeye tabi tutmaktan çekinmemeli.
    Ve hatalı olduğunu anladığı an, hemen dönüş yapılmalı, tövbe edilmeli.
    Enaniyet devreye girmemeli.
    Ene’nin zaferi için bin dereden su taşınmamalı.

    Doğulu bir medrese mollasına, İlim ehlinde yiğitlik nedir? diye sorulmuştu.
    Cevabı şu olmuştu; İlim ehlinde yiğitlik, hatalı söylediğini anladığı an, o şeyden hemen ve çok keskin olarak dönüş yapması; anlattığı kişilere, dönüşünü çok net bir şekilde iletmesidir. diyordu.
    Hangi ilim ehli olursa olsun, eleştirilere açık değilse; bu, onun “nefsini putlaştırmış” olduğunu gösterir.
    İnsanlığın, delalete düştüğü bu asırda, İstisna olan; İman etmiş, Salih amel işlemeye talip olan müminlerin, birbirlerine Sabrı ve Hakkı tavsiye etmeleridir.
    Bu tavsiyelere riayet etme, tavsiyeden de önemli bir esastır..!
    Rabbim bizleri bir an da olsa nefsimizle baş başa bırakmasın.
    Bizlere acısın, merhameti ile kuşatsın.




+ Yorum Gönder