+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Oğuz Kağan Destanı Dil Anlatımı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Oğuz Kağan Destanı Dil Anlatımı








    Oğuz Kağan Destanı Dil Anlatımı







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Oğuz Kağan Destanı


    Metin ve Zihniyet: Destanda o dönemin sosyal, ekonomik siyasi yapısı ve yaşam biçimi ile ilgili çıkarımlarda bulunulabi*lir. Oğuz Kağan'ın avlanırken ok, yay, çıda, kılıç kalkan kullanması, ziyafet düzenlemesi, halkın birbirine danışıp ziyarete gelmesi, çeşitli yemekler, şaraplar, kımızlar ve tatlıların ikram edilmesi dönemin sosyal, ekonomik yapısı ve günlük yaşamıyla ilgili bilgiler yansıtır.

    Oğuz'un kendini kağan ilan etmesi, diğer beylere emir göndermesi, emrine itaat edenleri dost, etmeyenleri düşman say*ması ve onlara savaş açması o dönemin siyasi düşüncesi hakkında bize bilgi verir. Ayrıca Oğuz Kağan'ın söylediği "Daha deniz, daha ırmak / Gün tuğ olsun, gök de çadır" sözlerinden tüm dünyaya hâkim olmak istediğini; "Atalım yay dahi kal*kan" ifadelerinden de savaşarak bunu elde etmek istediğini söyleyebiliriz. Bunlar da "yaşamak için savaşmak" gerektiği*nin göstergeleri olarak dönemin zihniyetini yansıtan cümlelerdir. Bunun yanında Oğuz Kağan'ın doğumu, kırk günlükken konuşması, çadırına inen güneş gibi bir ışıktan erkek kurt çıkması da halkın olağanüstü olaylara ve güçlere inandığını göstermektedir.

    Metin ve Yapı

    a. Olay Örgüsü:Metnin olay örgüsünüşöyle sıralayabiliriz:

    ·Ay Kağan'ın perilerden daha güzel, ağzı kızıl, yüzü gök gibi ela gözlü, karakaşlı bir oğlu olur.
    ·Ay Kağan'ın oğlu (Oğuz) annesinden bir kez süt emer, sonrasında çiğ et ve şarap ister.
    ·Oğuz, kırk gün içinde yürümeye ve konuşmaya başlar.
    ·Büyür, yiğit bir delikanlı olur.
    ·Türk toplumuna büyük zarar veren gergedanıöldürür ve halkı bu beladan kurtarır. Bunun sonucunda halka büyük bir ziyafet çekerek kağanlığını ilan eder.
    ·Dört bir tarafa elçilerle emir göndererek herkesin kendisine itaat et*mesini ister, etmeyenlere savaşacağını emreder.
    ·Altun Kağan, Oğuz'un hanlığını tanır; ama Urum Kağan tanımaz; bu*nun üzerine Urum Kağan'a savaş açmak için sefere çıkar.
    ·Bu seferde mavi yeleli, mavi tüylü bir erkek kurt Oğuz'a ve ordusuna yol gösterir. İdil Nehri kenarında başlayan savaşı Oğuz Kağan kaza*nır ve Urum Kağan'ın halkını kendi egemenliğine alır.

    b. Kişiler:Destanın bu bölümünde Ay Kağan (Oğuz Kağan'ın anne*si) Oğuz Kağan, Altun Kağan, Urum Kağan, asıl kişilerdir. Ayrıca Oğuz Kağan'ın çerileri (asker), gergedan ve mavi tüylü erkek kurt da olayda yer alan yardımcı karakterlerdir.

    c. Zaman:Destanda geçen "bu çağda, yine günlerden bir gün" gibi ifa*deler destanın zamanının belirsizliğini göstermektedir. Fakat destandaki Oğuz'un Hun hükümdarı Mete olduğu tahmin edilmektedir. Mete'nin de MÖ 209 yılında tahta geçtiği göz önünde bulundurulursa destandaki olayın geçtiği zaman dilimi de ortaya çıkmış olur. MÖII. yüzyılda oluşmaya baş*layan destanın XIII. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülmektedir. Destanın oluşma zamanıyla yazıya geçirildiği zaman arasında yaklaşık 1500 yıllık bir süre vardır.

    d. Mekân

    Orman: Oğuz Kağan'ın gergedanı ve sunguru avlayıp öldürdüğü, içinde ırmakların aktığı, birçok av barındıran yerdir.

    Buz Dağı:Oğuz Kağan'ın ordusunun kırk günde aştığı büyük bir dağ olarak tasvir edilmiştir.

    İtil Müren (İdil Nehri) kıyıları ve Kara Dağ:Oğuz Kağan ile Urum Kağan'ın savaştığı yerdir.,

    Tema: Oğuz Kağan'ın kendi halkı için yaptığı iyilikler, hizmetler ve gösterdi*ği olağanüstüçabalar destanın temasını oluşturmaktadır.

    Dil ve Anlatım: Oğuz Kağan, Destan Dönemi Türk EdebiyatıÜrünlerin-dendir. Dil ve söyleyiş bakımından günümüz Türkçesiyle bazı farklılıklar gösterir. Bugün söyleyişleri değişmişünlü ve ünsüzleri aşağıdaki şiirsel an*latımda görelim:

    Ay oğullar köp men aşdum à Ey oğullar, ben çok (yerler) aştım,
    Uruşgular köp men kördüm àÇok savaşlar gördüm.
    Çıda birle köp ok atdum àÇok mızrakla, çok ok attım,
    Aygır birle köp yürüdüm à Atla çok yürüdüm,
    Düşmanların ıglagurdum à Düşmanları ağlattım
    Dostlarımın men kültürdüm à Dostlarımı güldürdüm.
    Kök tengrige men à Gök Tanrı'ya (borcumu) ödedim.
    Senlerge bire men yurtum à Yurdumu sizlere veriyorum.

    aşdum è aştım
    Kördüm è gördüm,
    tengrige è tanrıya
    boldum è oldum (b ünsüzü düşer)
    men è ben ( m ünsüzü b'ye dönüşür.)

    İsmin -i ve -e hâli şöyle söylenmiştir:

    Dostlarımnıè dostlarımı (-m à ismi -i hâli)
    sinlerge è sizlere (-ge àismin -e hâli)
    Düşmanlarnıè düşmanları

    Men sinlerge boldum Kağan a
    Alalınğ yay takı kalkan a
    Tamga bizge bolsun buyan a
    Kök böri bolsungıl uran a
    Temür çıdalar bol orman a
    Ay yirde yürüsün kulan a
    Takı taluy takı müren a

    Asıl metinden alınan yukarıdaki dizelerden anlaşılacağı gibi bu parçanın man*zum, 8'li hece ölçüsüyle, yarım uyak ve aaaaaaaa biçiminde uyaklandığı gö*rülmektedir.

    Destanı, anlatım bakımından incelediğimizde anlatıcı, olay ve kahramanla*rı bilen ve onları dışarıdan gören biridir. Dolayısıyla "ilahi bakış açısıyla" anlatıldığını söyleyebiliriz. Destan anlatıcısı" parladı, .içmedi, yakaladı" gibi görülen geçmiş zaman kipiyle öyküleyici bir anlatım kullanmıştır. Oğuz Kağan'ın ağzından aktarılan kısımlarda ise "olsun, yürüsün" gibi emir kipiyle çekimlenmiş fiiller emredici, destansı bir anlatımın özelliğini göstermektedir.

    Metin ve Gelenek:

    ·Oğuz Kağan Destanı sözlü edebiyat geleneğini yansıtan ürünlerdendir. Eski Çağlarda ezgiye eşlik etmeye uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiş, epik şiirin en güzel örneklerindendir.
    ·Olağanüstü olayların, olağanüstü kahramanların, tanrıların ve savaşla*rın yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve var oluş konu*sundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri dile getirilir.
    ·Bu nedenle destanlar olayları dinleme ve anlatma ihtiyacından dola*yı kuşaktan kuşağa yayılmıştır. İslamiyet'in kabulünden sonra da halk edebiyatımızda buna benzer sözlüürünler dönemin sanat anlayışına ve zihniyetine uygun şekilde varlığını sürdürmüştür.
    ·Destanlar bilimsel düşünüşün oluşmadığı, akla dayanan açıklamaların yapılamadığı, eski çağlarda meydana gelen büyük doğa ve tarih olay*ların doğaüstü güçlere bağlanarak anlatıldığıürünlerdir. Bu nedenle mitolojik öykülerin uydurulduğunu, bunların içinde olağanüstüöğelerin yer aldığını, destanların bu öyküleme geleneğinin bir devamı olduğunu söyleyebiliriz.
    ·Olay çevresinde gelişen ve anlatmaya bağlı bu tür metinler, bağlı olduğu gelenek, İslamiyet'in kabulünden sonra yarı destansı, yarı halk hikâyesi özelliğine bürünerek devam etmiştir. Destandan halk hikâyesine geçi*şin ilk örneği olarak Dede Korkut Hikâyeleri'ni görüyoruz. Battalname, Danişmentname, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin ve benzeri halk hikâyeleriyle devam eden bu gelenek 19. yüzyılda yerini roman ve modern hikâyeye bırakır.

    Anlama ve Yorumlama: Günümüzde de toplumu derinden etkileyen afet, göç, deprem, savaş vb. olaylar var oldukça destan geleneği sürecektir. Ancak günümüzde meydana gelen olaylar toplumu etkilese de teknoloji sayesinde yazılı ve görsel kayıtlara aktarılıyor. Dolayısıyla olağanüstü bir olay destan haline dönüşse bile bu daha çok toplum tarafından değil; bir sanatçı tarafın*dan gerçekleştirilmektedir. Bu durumda oluşacak destanların ise doğal değil yapay destan olacağını söyleyebiliriz.

    Metin ve Yazar: Oğuz Kağan Destanı sözlü, manzum edebiyat ürünlerin-dendir. Bir olay etrafında uzun yıllar anlatılanlar kulaktan kulağa aktarılarak gelmiş, bu aktarım sırasında milletin ortak hayal gücüyle destandaki olay ve kişiler olağanüstüözelliklerle donanmıştır. Uzun yıllar sonra bir sanatçı tara*fından yazıya geçirilmiştir.




  3. Zeyneb
    Bayan Üye
    Oğuz Kağan destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun hükümdarı Mete'nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk destanlarında olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. Bugün, elimizde Oğuz destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği temsil ettiği kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen Reşîdeddîn'in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. Oğuz Kağan Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü'l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır.

    Oğuz Kağan Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan'ın yüzü gök, ağzı ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir oğlu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et, çorba ve şarap istedi. Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz'un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı. Günlerden bir gün bu gergadanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşden ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu.Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oğuz'un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.

    Oğuz Kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.Çeşit çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.Toydan sonra Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:

    Ben sizlere kağan oldum

    Alalım yay ile kalkan

    Nişan olsun bize buyan

    Bozkurt olsun bize uran

    Av yerinde yürüsün kulan

    Dana deniz, daha müren

    Güneş bayrak gök kurıkan

    Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:" Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm". Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz Kağan'a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı dinlemezdi. Oğuz Kağan'ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü. Kırk gün sonra Buz Dağ'ın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: " Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim."dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteğinde durdu. Urum Hanın ordusu ile Oğuz Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlığını ve halkını aldı. Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan'ın beylerinden Uluğ Ordu bey itil ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz'un bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey'e "Kıpçak" adını verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan'ın çok sevdiği alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: " Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun." dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun eğmeyince büyük savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Oğuz Kağan bu rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.





+ Yorum Gönder


oğuz kağan destanı dil ve anlatım,  oğuz kağan destanı incelemesi,  oğuz kağan destanı zihniyeti,  oguz kagan destani cikarimlar,  oguz kagan şiirinin şekil özellikleri,  oğuz kağan destanının dil ve anlatım özellikleri