+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Hikayeler Forumunda Eskici Baba Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Eskici Baba









    Eskici Baba islami hikaye
    Eskici babanın ebedi istirahatgâhı
    Bursa'da Tezveren Hz. giderken dar sokakların
    hemen kenarındaki yol üzerinde bulunmaktadır
    Sokakta bir adam , başını iki eli arasına almış, ağlıyordu. Binek taşının üzerine oturmuştu! Hava iyice ayazlamıştı, neredeyse sabah ezanları okunacaktı. Ağlayan adam, birden dizi dibinde bir kimsenin belidiğini gördü. Gelen çok sessiz gelmişti. Onun zuhur anında , ağlayan , içinde en ufak bir kederi, bir sıkıntısı kalmadığını anlayıverdi.başını kaldırıp gelenin yüzüne baktıçocuksu çocuksu , gözlerini, göz yaşlarından ıslanan sakalını sildi.
    -Neden ağlıyorsun?
    --Karım evden kovdu?
    -Kimsin Sen?
    --Ben mi? Eskici Baba! şu köşedeki küçücük dükkanda Beni hiç görmedinmi?
    -Gördüm. Ben kimim. biliyormusun?
    --Şeyh Üftade'sin. Seni tanımayan varmı?
    -Neden evden kovuldun?
    --Hacca gidemediğim için Karım hacı karısı olmak istiyor Yıllardır başımın etini yer, ama ben fukara bir eskiciyim, iki kuruşu bir araya getiremiyorum ki!
    -Şimdi hacca gitmek istermisin?
    --Neye yarar? Yarın hacılar Arafat'ta olacaklar, onlara yetişmemin imkânı yok ki!
    - İstersen sen de yarın Arafat'ta olabilirsin.
    --Benimle şaka etme üftade!
    -Hayır , şaka etmiyorum, kapa gözünü! Haydi Allah selamet versin!

    Davacı kadını, Bursanın en ünlü kadısı Aziz Mahmut Hüdaî Efendinin önüne getirdiler; nefes almadan belki bir saat konuştu. "Artık bu adamla oturamam Kadı Efendi!" diyordu. "Kurban bayramından iki gün evvel Bursa'da olduğunu herkes biliyor. Halbuki ona sorun Hacca gitmiş, Arafat'a çıkmış, şeytan taşlamış, zemzemler, sürmeler getirmiş beni aldatıyor, nasıl gidermiş? Bir alayda yalancı şahit bulmuş. Hepsi , Eskici Baba orada bizimle beraberdi diye yemin üstüne yemin basıyorlar.
    Kadı Şahitleri dinledi: Evet! Eskici Baba Hicaz'a gitmiş hacı olmuştu. Bursa'daki şahitleri dinledi:Evet Eskici Baba Kurban bayramından iki gün evvel Bursa'daydı.
    Bursa'nın ünlü kadısı şahitlerin sözüne göre , Eskici Babayı Hac yapmış kabul ederek kadının boşanma isteğini geri çevirdi. Fetvayı vermişti ama bu işte anlayamadığı bir yan vardı. Zaten son zamanlarda her işte ona iki yan görünüyordu; bir akıl erdirebildiği , bir de akıl erdiremediği yan! Bilgindi, develer yükü kitap okumuştu. Aklı herşeye erer zannediyordu. Fakat bir gece rüyasında cehennemi görmüş , rahatını huzurunu kaybedivermişti. O günden sonra Ferhadiye medresesinde kürsüdeyken ya da bir davayı halle uğraşırken aklına gelse soğuk terler döküyordu.
    Bozulmuş düzenini yerine getirecek, kaybettiği huzurunu ona geri verecek bir şey arıyordu. Bu aradığı neydi? kimdi? sorsanız ünlü kadı cevabını veremezdi.
    Aziz Mahmut Efendi, Eskici Baba'yı dükkanında buldu:
    -Bana bak eskici! Diye başladı. "Fetvayı aldın. Şahitlerin seni kurtardı Şimdi söyle bakalım bu işin iç yüzünde ne var?"
    Eskici saflık kapısından girdi, hangi işti, ne olabilirdi? iç yüzü filan yoktu diye kem küm etti , kadıyı kandıramadı. İnkar kapısından girdi: gittim işte geldim işte diye kem küm etti. kadıyı kandıramadı.Yalanı, dolanı beceremezde Oturdu, o sabah ezanı başına gelenleri bir bir anlattı. Lakırdısının sonu yarım kalmıştı. Kadı Üftade'nin adını duyunca yerinden fırladı. Aradığı oydu işte! Daha adını duyar duymaz gönlüne bir aydınlık gelmiş,kalbinin üstündeki ağır yük kalkmıştı.
    Şeyh üftade , Aziz Mahmut Hüdai'yi dinledi, dinledi, dinledi. sonra nazlı nazlı boynunu büktü: "Yazık Kadı Efendi!" dedi "Yalış kapı çaldın. Burası yokluk kapısıdır, biz yokluk kapısının kuluyuz. Sen ise varlık kapısının adamısın, ikimiz bağdaşamayız. Senin ilmin var bilgin var şanın, şerefin, malın, mülkün kısaca Allah'tan başka her şeyin, yani dünyan varç Bizim hiç, hiç bir şeyimiz yok! Allah'tan başka!
    Aziz Mahmut'un gözlerinden iki sira yaş iniyordu. "Her şeyimi, bu kapının önünde bırakıyorum. Şanımı şerefimi, malımı, mülkümü her şeyimi. Yeter ki sen elini üzerimden çekme!" dedi.
    Ertesi gün ve daha sonraki günler Bursa Şer'iye mahkemesi'nin en ünlü kadısı , görevi başına gelmedi, makamı boş kaldı. İşini gücünü, kitabını defterini, adını şanını birakmışbir aba bir asâ, Üftadenin kapısına kul olmuştu.
    Halkın nazarında velî ile deli arasında büyük fark yoktur. Aziz Mahmut Hüdai'nin adı tez vakitte Bursa'da Deli Kadı oluverdi. Şehir çelkalandı, çalkalandı, günlerce bu olayı konuştu. Sonra her zaman olduğu gibi usandı, peşini bırakıverdi. Mürşid ve mürid baş başa, can cana kaldılar.
    Aziz Mahmut Hüdai mürsidini aştan üstün bir duyguyla seviyordu. Develer yükü kitabın ona öğretemediğini Üftade'nin bir bakışı öğretiyor, gönlünden geçen bir sualine bin cevap birden geliyor, müşküller müşkülden çözülüyor, imkânsızlar mümkün oluyordu.
    Üftade mürüdine "Hakkı sevmek ancak Khalkı sevmekle mümkün olur" diye öğretiyordu. "Her zerrede Hakkı göreceksin, Her zerreye Hak muamelesi yapacaksın, başka yolu yoki bu böyledir." Aziz Mahmut , Hak tecellisiyle içi nur kesilmiş, mürşidinin yüzüne baktıkça gerçekten Hakkı görüyor ve "Ne doğru söylüyor" diyordu.
    Bir kış sabahıydı, gözlerini açtı ki mürşidin abdest alma vakti gelmiş , ama o abdest suyunu ısıtmaya geç kalmıştı. Bu gafletini affedemedi, ateş yakmaya vakit yoktu, bakır ibriği kalbinin üstüne koydu cübbesiyle sardı, içten zikre başladı"Allah! Allah!" diye inliyor, suyu ateşiyle ısıtmaya çalışıyordu.
    Üftade abdest alırken başını kaldırıp eline su döken ünlü Kadı'ya baktı. " Aziz'im!" dedi, "Bu su odun ateşiyle ısınmış suya benzemiyor, aşkının ateşiyle kaynamış bu su Bizide yaktı








  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Anne Baba Hakkı İle İlgili Dini Hikaye

    Enes bin Malik radıyallahu anhudan şöyle rivayet edilmiştir: “Alkame adında bir genç vardı. Şiddetli bir hastalığa tutuldu ve yatağa düştü. Onun hanımı Peygamber Efendimize gelerek;
    — Ya Resulellah! Kocam son nefesini vermek üzere, dedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Hz. Bilal, Hz. Ali, Selman-ı Farisi’ye ve Ammar’a (radıyallahu anhum);
    — Gidin, Alkame’nin durumunun nasıl olduğuna bakın, buyurdu. Bu sahabeler gelip Alkame’ye;
    — Ya Alkame! Şehadet getir, dediler. Alkame bir türlü şehadet getiremeyince, Hz. Bilal (ra) gelip durumu, Peygamber Efendimize haber verdi.

    Bunun üzerine Hz. Resulullah aleyhisselam;
    — Ana babası hayatta mı? Diye sordu? Hz. Bilal:
    — Babası öldü, yaşlı bir annesi var, dedi. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
    — Ya Bilal! Alkame’nin annesine git, benim selamımı söyle. Gelebilirse yanıma gelsin. Gelemezse ben onun yanına geleyim, buyurdu. Hz.

    Bilal, kadının yanına gelip durumu anlatınca, kadın;
    — Onun huzuruna gitmek bana düşer, diyerek, bastonunu aldı ve Peygamber Efendimiz (sav)’in huzuruna geldi. Peygamber Efendimiz:
    — Alkame’nin durumu nedir, diye sordu? Kadın dedi ki;
    — Yâ Resulellah! Alkame, çok namaz kılan, sadaka veren biridir. Ama ben ona dargınım. Çünkü hanımını bana tercih ediyor(du).
    O zaman Peygamberimiz (sav) buyurdu ki;
    — Annesi Alkame’ye darıldığı için şehadet getiremiyor. Ya Bilal! Git biraz odun hazırla. Gelip onu yakacağım. Bunu duyan kadın:
    — Ya Resulellah! Oğlumu mu yakacaksın? Hem de benim gözümün önünde. Ben buna dayanamam. Efendimiz buyurdu ki;
    — Allah’ın azabı çok şiddetli ve süreklidir. Eğer Allah’ın onu bağışlamasını istiyorsan, ona hakkını helal et. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ona dargın durduğun sürece, namazının ve sadakasının ona bir faydası olmaz. Bunun üzerine kadın dedi ki;
    — Ya Resulellah! Allah-u Zülcelal’i, seni ve beni buraya getireni şahit tutuyorum ki ben Alkame’den razı oldum.

    Hz. Resulullah Efendimiz, Hz. Bilal’e;
    — Ya Bilal! Git, Alkame’nin durumuna bak, buyurdu.

    Hz. Bilal, Alkame’nin evine gelince, şehadet getirdiğini ve vefat ettiğini gördü. Durumu Peygamber Efendimize bildirdiler. Yıkanıp kefenlenmesini emretti ve bizzat kendisi namazını kıldı ve kabrin başına gelip şöyle buyurdu;
    — Ey muhacir ve Ensar topluluğu! Her kim hanımını, anasından üstün tutarsa ona Allah’ın laneti vardır. Onun ne farz ne de nafile ibadeti makbul olmaz.

    İşte, ana baba hakkı böyledir. Onun için onların hakkını yerine getirmek, duasını almak, gönüllerini hoş tutmak ve daima onlara iyilikle muamele edip rızalarını kazanmak için gayret göstermek lazımdır. Ana babamıza hizmet edersek, Allah-u Zülcelâl bizden razı olur. Ama onlara karşı gelir, rızalarını kazanmazsak hem bu dünyada hem de ahirette huzurumuz olmaz





+ Yorum Gönder