+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Sohbetler Forumunda Zühd ile ilgili geniş açıklama Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Zühd ile ilgili geniş açıklama








    Zühd ile ilgili bilgi

    Zühd, bir yönüyle dünyaya ve geçim araçlarına fazla meyletmeyip ibadetle meşgul olmaktır. O, aynı zamanda elde olan dünyalığa fazla sevinmemek ve elden çıkana üzülmemektir. Zühd sahibi kimseler, ellerinde olan veya olmayan dünyalıkların sevgisini gönüllerine yerleştirmemeye çalışırlar. Zühd, dünyaya, dünya zenginliğine rağbet etmemek, önem vermemek, buna karşı ibadete ve takvaya değer vermektir. Bu tutum hiçbir zaman çalışmaktan yüz çevirmek, bir köşeye çekilerek başkalarının eline bakmak demek değildir. Böyle bir anlayış İslâm’ın hayat anlayışına ve ilkelerine uymaz.



    Zühd bir açıdan da takva’ya benzer. Takva anlayışı mümini dikkatli ve şuurlu olmaya sevk eder. Takva, dünya varlıklarına, eğlencelere, zenginliklere ve nefsin isteklerine aldanıp da Allah (c.c.)’a karşı gelmekten, ibadetleri ihmal etmekten korur. Zühd, takva yolunu açan, kişinin nefsinin isteklerini kontrol altına alınmasını sağlayan güzel bir ahlâktır.



    İnsanı hataya ve kulluk görevlerini ihmal etmeye iki önemli sebep ihtiras, yani maddeyi, dünyalıkları elde etmedeki aşırı istek, onlar için deli divane olmak ile şehevî arzular, yani sınır tanımayan istekler ve emellerdir. Zühd ahlâkı, bu ihtiras ve şehevî arzuları sınırlayan, mümini ibadete yönlendiren ve onu takvaya hazırlayan bir anlayıştır.



    Zahidler, Allah (c.c.)’ın koyduğu bütün yasak ve kötü fiillerden nefislerini uzak tutmaya çalışan kimselerdir. Onlar, dünyalıkları, maddî çıkarları elde etmek için haram yollara girmekten ve Allah (c.c.)’a karşı görevlerini aksatmaktan korkarlar. İşte zühd, bu titizliktir, bu dikkattir.



    Zühd, maddî bir darlık nedeniyle dünya nimetlerinden zorunlu bir uzaklaşma değildir. Zühd, hele hele dünya geçimliklerinden yüz çevirerek ruhbanlık yapmak, bir köşeye (uzlete) çekilmek, fakir bir halde, bir hırka birkaç lokma ekmeğe razı olmak demek değildir. Böyle bir düşünce kesinlikle İslâmî olamaz. Bu düşünce müslümanların arasına başka dinlerden geçmiştir. Dinimiz, insana faydalı olmayan bir ruhbanlığı ve tek başına köşeye çekilmeye hoş bakmamaktadır.



    Müminler için zühd ahlâkına sahip olmak; haram olan işlere karşı, yani harama gitmemek, haram kazançlardan yüz çevirmek açısından farzdır. Helâl olan şeylere fazla düşkün olmamak, hırslı ve bencil davranmamak da fazilettir. Zühd ahlâkı, mümine madde karşısında bir bağımsızlık ve bir üstünlük kazandırır. Maddenin peşinde bir ömür boyu koşturanın, gözünde ve gönlünde maddeden başka bir şey olmayanın, mal ve servet uğruna her türlü kötülüğü yapanın; özgürlüğü ve bağımsız kişiliği söz konusu edilebilir mi? Böyle bir kimse bağımsız kişiliğini yitirmiş, özgürlüğünü çıkarının eline vermiş kişidir.



    Mümin, kendini dünyadan, maldan ve servetten, bunları kazanmak ve harcamaktan soyutlayamaz. Bütün bunlar dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Gerçek kazanç ise, iman edip sâlih (iyi) amel işleyenler için Allah (c.c.) katındadır.



    Allah (c.c.), dünya nimetlerini insanlar için yaratmıştır. Yaratılan nimetlere karşı da insanların içerisinde bir meyil var etmiştir. İnsanın dünyalıklara eğilimli olması, onlara sahip olmak, onlardan çokça yararlanma istemesi kötü değildir. Önemli olan bu dünyalıkların peşine düşüp, Allah (c.c.)’ı unutmanın, kulluğu ihmalin olmamasıdır.



    İşte zühd ahlâkı, bu dengeyi kurmanın adıdır. Bazılarının anladığı zühd, nimetlerden yüz çevirmek, kuru ekmekle yetinmek ya da bedene eziyet etmek değildir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatı baştanbaşa takva ve zühd hayatıdır. O, bir peygamber ve devlet başkanı olduğu, çok mala sahip olma imkanı olduğu halde bunlara itibar etmemiş, geçimini kendi sağlamış, kimseye el açmamış, başkasına yük olmamıştır. Geçimini sağlayacak kadar çalışmış, yetecek kadar dünya eşyasına sahip olmuş, hiçbir şekilde dünyalıklar peşinde koşturmamış, maddeye sahip olmayı hayatının öncelikli hedefi yapmamıştır.



    O’nun sade bir hayatı vardı. Gerektiği zaman elbisesinin söküğünü dikmiş, ayakkabısını kendi eliyle tamir etmiş, merkebe binmekten çekinmemiş, kıldan yapılmış elbiseyi giyerek alçak gönüllü olduğunu göstermiştir. Toplumun en alt kesimi sayılan insanların arasına girmiş, kendisi sıkıntıda olsa bile yardım etmekten asla geri durmamıştır. Nefsi için kimseye kızmamış, insanlara hiçbir zaman kötü davranmamıştır.



    O’nun hayatı (ihsan anlayışı), yani Allah (c.c.)’ı görüyormuş gibi ibadet şuuru içerisinde geçmişti. İşte O’nun zühdü bu idi.








  2. Betul
    Devamlı Üye





    Züht dinin yasak ettiği davranışlardan sakınan, buyurduklarını yerine getiren ve neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleyen ve kendini çok ama çok iyi bir şekilde dine verdiği kişilere Züht denir.




+ Yorum Gönder