+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Sorular Forumunda İtaat, isyan ve imtihan Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    İtaat, isyan ve imtihan








    İtaat, isyan ve imtihan hakkında soru


    Ateist diyor ki:
    Sual: Bir âyette her şeyin Allah’a itaat ettiği bildirilirken, diğer âyetlerde İblis’in itaat etmediği bildiriliyor. Bu bir çelişkidir. İşte âyetler:
    Göklerde ve yerde olanlar hep Onundur. Hepsi Ona boyun eğmiştir. (Rum 26)
    Önce sizi [ruhlarınızı] yarattık, sonra size şekil verdik [cisimlerinizi yarattık], sonra da meleklere, Âdem'e secde edin diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı. (Araf 11)
    CEVAP
    İtaat etmeyen milyonlarca insan var iken, (Hepsi ona boyun eğmiştir) denir mi? Demek buradaki boyun eğmek insanlarla ilgili değildir. Ay, güneş, yıldızlar, gezegenler boyun eğerek belli yörüngelerde hareket etmektedir. Tabiat kanunu denilen olaylarda mevcut olan her şey, Rabbimize boyun eğmektedir. Burada boyun eğenlerin insan olduğu bildirilmiyor. Nasıl bildirilir ki, sayısız insan dinsizdir.

    İblis’in secde etmemesi, henüz dünyada tek insan yok iken, insanlığın başlangıcında meydana gelmiştir. Melekler ve İblis imtihana tâbi tutulmuştur. Melekler imtihanı kazanmış, İblis kaybetmiştir. Şimdi artık ne İblis, ne de melekler imtihan içinde değildir. Melekler günah işlemez. Şimdi imtihan içinde olan insanlar ve cinlerdir. İnsanlar da, cinler de itaat edip etmeyeceklerine dair imtihan için serbest bırakılmıştır. Serbest bırakılmazsa imtihanın önemi kalmaz.

    Yine bir ateist diyor ki:
    Sual: (Allah, insanların ne yapacağını, Cennete veya Cehenneme gideceğini ezeli ilmi ile bilir diyorsunuz. Bildiğine göre, ne diye cin ve insanları imtihan ediyor? Bir öğretmen, öğrencisinin durumunu iyi biliyorsa imtihana ne gerek var?)
    CEVAP
    Öğretmen öğrencisini imtihan etmeden sınıfta bıraksa, öğrenci, (Ben çalışmıştım, eğer imtihan etseydin, elbette bilirdim) diyebilir. Böyle söyleyip itiraz etmemesi için imtihan ediliyor. Bir öğretmen, öğrencisinin sınıfta kalacağını yüzde yüz bilse de, (Sen zaten bilmiyorsun, imtihana girmene gerek yok) demez.

    Allahü teâlâ da, imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, elbette bilir. Fakat, bir kimse, henüz suç işlemeden cezalandırılsa, (Suçum yokken, imtihan edilmeden, cezalandırılmam uygun değildir) demez mi? Suç işleyenle işlemeyen belli olsun diye, emir ve yasaklar konmuştur. Ahirette hiç kimse, ben haksızlığa uğratıldım diye herhangi bir bahane ileri süremeyecektir.

    Bir âyet-i kerime meali:
    (Allah isteseydi sizleri, tek bir ümmet [hepsini Müslüman] yapardı. Fakat, imtihan edip itaat edeni isyan edenden ayırmak istedi.) [Maide 48]

    Demek ki, Allahü teâlâ insanları imtihan etmektedir. Onlara akıl gibi büyük silah verip, en mükemmel bir rehber olan Kur’an-ı kerimi ve en büyük yol gösterici olarak son Peygamberini göndermiş, emir ve yasaklarını bildirmiş, bunlara göre hareket etmeleri için de, insanlara irade ve ihtiyar vermiştir. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
    (De ki: Ey insanlar, size Rabbinizden hak [Kur’an] gelmiştir. Artık hidayeti kabul eden, ancak kendi faydası için kabul etmiş, sapıtan da, kendi aleyhine sapıtmış olur.) [Yunus 108]

    (İsteyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. İnkârcılara Cehennem ateşini hazırladık.) [Kehf 29]

    Görüldüğü gibi, Allahü teâlâya itaat etmeyen dinsizler de bir imtihan içinde bulunuyorlar.

    Bir âyet meali:
    (Yedi kat gök ve yer ve bunların içinde bulunan varlıklar, Allah’ı tesbih eder. Allah’ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız.) [İsra 44]
    İnsan da bir varlık değil mi? Ama ateistler zikretmez. Demek ki bu âyette de, insandan başka varlıklar kast ediliyor. Bu kadar basit bir ifadeyi ateist anlayamaz. Çünkü Allahü teâlâ, (İnkârcılar Allah'a karşı yalan uydururlar, çoğu da akletmez) buyuruyor. (Maide 103)








  2. Fatih
    Yeni Üye







    Allah'a İtaat ve İsyanın Boyutları hakkında bilgi


    Allah'a İtaat ve İsyanın Boyutları İtaat ve isyan, insanlar için imtihan konuları olduğundan, nefse zor gelir. Bâtıla isyan, irâde gücünün göstergesidir. Nefsin hevâsına, kötü arzularına isyan etmek, yani olumlu isyan da savaş kadar zor olduğundan, geleneksel İslâmî kültürde “büyük cihad” sayılmıştır. İnsan, hevâsını/kötü arzularını mı, yoksa gerçek ilâh Allah’ı mı ilah kabul ediyor; bu itaat ettiği mercî ile ilgilidir. İtaatin her türlü şartta, her çeşit zorlukta ve kayıtsız şartsız, pazarlıksız uygulanması gerekir. Bazı küçük zorluklara göğüs gererek yapılan itaat, belki münâfıklar tarafından da gösterilebilir; oysa zorluk ve sıkıntıya rağmen itaat, mü’minlere hastır. Kur’an’da münâfıkların Allah yolunda girişilecek mücadeleyi zor görerek geride kaldıkları bildirilir. Ancak, eğer “yakın bir yarar ve orta (zorlukta) bir sefer olsa, geleceklerdir (9/Tevbe, 41-42). Mü’minin sahip olduğu en önemli özelliklerden biri, itaatini her durumda korumasıdır. Rasulullah bir hüküm koymuş, bir karar vermişse, mü’min, kendi basit çıkarlarına aykırı da olsa buna itaat eder. Kur’an, münafıklarla mü’minleri itaat konusunda farklı davranışlarıyla bize tanıtır (24/Nûr, 47-54). İtaat ve isyan bir bütündür. Yani, Allah’a itaat eden, O’na isyandan da kaçar. Hem itaat hem isyan birlikte barınamaz; beraber bulunurlarsa her ikisi de eksiktir, yok sayılır. Bazı insanlar, övülürken, “kumarı yok, içkisi yok, kötü alışkanlıkları yok” diye bazı isyan türü davranışlarının olmadığı, o yüzden iyi insan olduğu vurgulanır. Bu “yok”ların yanında, nelerin “var” olup olmadığı önemsenmez. Ancak, Allah’a itaat olarak tüm emirlere uyup uymadığı değerlendirilince, onun isyankâr olup olmadığı açığa çıkacaktır. Yani, itaatsizlik de bir isyandır. Allah’a tam itaat etmeyen biri, isyan içinde demektir, isterse bazı isyan türünden kötü alışkanlıkları olmasın. Yine, Allah’a itaatla birlikte Allah’ın itaat için izin vermediği, itaat etmemizi istemediği ilke ve şahıslara itaat, birbiriyle bağdaşmaz. Biri varsa, öteki yok demektir. Tâğutu reddetmeden Allah’a imanın geçerli olmadığı (2/Bakara, 256; 16/Nahl, 36) gibi, tâğuta isyan olmadan, tâğuta kayıtsız şartsız itaatle birlikte Allah’a itaat de gerçekleşmez. Kayıtsız şartsız itaat edilecek mercî olarak kişi neyi tercih ediyorsa, ilâh olarak onu kabulleniyor demektir. İtaat, imanın test edilmesidir. Allah’ı tek ilâh kabul eden kimse, O’na kulluğunu, O’na kayıtsız şartsız itaat etme zorunluluğu duyarak gösterecektir. İtaat olmadan cennet yoktur (4/Nisâ, 14). Allah ve Peygamber, mü’minleri kurtaracak, onlara hayat verecek şeylere çağırmaktadır. Bu dâvete icabet etmektir itaat. “Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Rasûlü’ne icâbet edin.” (8/Enfâl, 24) Allah’a itaati terk eden isyankâr ve kendine zulüm/yazık edenlere dünyevî cezalardan biri, kendileri gibilerin onları yönetmesidir. “Zâlimlerin bir kısmını, bir kısmının başına geçiririz.” (6/En’âm, 129) İnsanlar bozuldukları, Allah’a âsi oldukları zaman, onların kötüleri başlarına getirilir: “Nasılsanız, öyle yönetilirsiniz.” (Aclûnî, Keşfu’l Hafâ, 2/126-127) Allah’a ve Rasûlü’ne itaat, namaz ve zekâtla da yakından ilgilidir: “Namaz kılın, zekât verin, Peygamber’e itaat edin ki size merhamet edilsin.” (24/Nûr, 56) “Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (58/Mücâdele, 13) Allah’a gerçekten iman etmiş kimse, yaratılış amacının sadece Allah’a ibâdet olduğu (51/Zâriyât, 56) bilincindedir. O, namazını, ibadetlerini, hayatını ve ölümünü hep âlemlerin Rabbi için (6/En’âm, 162), O’nun rızâsı doğrultusunda geçirmeye söz vermiştir. Mü’minin hayatı, tümüyle ibâdet olduğundan/olması gerektiğinden, itaat ve isyanı da namazına benzeyecektir. Namazı, Allah’ın istediği gibi kılmakla nasıl ibâdet yapılmış oluyorsa, Allah'a herhangi bir konuda itaat de ibâdettir. Namaz kılarken imama uyup itaat ettiği gibi, büyük imam olan müslüman yöneticiye, yani ülü’l emre de öyle itaat edecektir. Namaz kılarken, kendinden daha âlim ve takvalı olsa da imamın yanlışına uymadığı, onu gerektiği şekilde düzelttiği gibi, yöneticisinin de yanlışlarını ikaz edecek, düzeltecektir. Hz. Ömer’in, “ben Allah’a ve Rasûlü’ne itaatten ayrılırsam, ne yaparsınız?” diye sorduğunda, cemaatten herhangi bir genç, ayağa kalkıp “Allah’a ve Rasûlüne azıcık muhâfet etsen, itaatten kıl kadar ayrılsan, seni kılıçlarımızla düzeltiriz!” diye cevaplaması, Hz. Ömer’in de bu cevaba şükretmesi, örnek alınma gereği duyulmadan, sadece tarihî bir vaka olarak değerlendirilemez. Bilindiği gibi, Hz. Ebu Bekir, halife seçildikten sonra yaptığı konuşmada şunları söyledi: “İnsanlar! Sizin en iyiniz olmadığım halde başınıza getirildim. İyi davranırsam bana yardımcı olun; saparsam düzeltin beni. Doğruluk emanet, yalan hiyanettir. İçinizdeki güçsüz, hakkını alıncaya kadar benim yanımda güçlüdür. İçinizdeki güçlü de, Allah’ın izniyle hakkı ondan alınıncaya kadar benim yanımda zayıftır. Sizden kimse cihadı terketmesin; çünkü onu terkeden bir kavmi, muhakkak Allah zillete düşürmüştür. Allah'a ve Rasülüne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Allah'a âsi olursam, bana itaatiniz gerekmez!”





  3. Nesrin
    Devamlı Üye
    İnsanlar allaha kulluk etmek için yaratıldılar. onların haddi değil ki yaratıcılarına şirk koşmak . allaha şirk koşanların günahı çok büyüktür. biz insanlar bu dünyaya belli imtihanlara tabi tutulmak için yaratıldık. bizim görevimiz allahın emirlerine itaat etmektir.




+ Yorum Gönder