+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Sorular Forumunda Yer ve göklerin yaratılışı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gizli @ yara
    Özel Üye

    Yer ve göklerin yaratılışı








    Yer ve göklerin yaratılışı hakkında soru

    Ateist diyor ki:
    Sual: Yer ve gök bazı âyetlerde altı, bazılarında sekiz yazıyor. Bu çelişki değil mi?

    Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Araf 54)
    O, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Hud 7)
    Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Yunus 3)
    Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratandır. (Furkan 59)
    Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattı. (Secde 4)
    Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri altı günde yarattık. (Kaf 38)
    Göklerle yeri ve aralarındakileri altı günde yaratan Odur. (Hadid 4)

    Şu âyetlerde de 8 günde yaratıldığı söyleniyor:

    Siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip Ona ortaklar mı koşuyorsunuz? O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yer küreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı. (Fussilet 9,10,11,12)
    CEVAP
    Ateist toplamayı bilmiyorsa veya kasıtlı topluyorsa kabahat kimin olur? Arapça’da bir anlatış şekli vardır. Bunu bilmeyince ateist işte böyle zırvalıyor. Doğrusu, Yer küre ve içindekiler dört günde tamamlandı. Gökler de iki günde toplam altı gün eder. 7 âyette 6 gün deniyor. Fussilet’te ise detaylı olarak altı gün açıklanıyor. Bunun ikisi yer küre, ikisi içindekiler, iki günde de gökler. Hepsi altı gün.

    İşin uzmanı olan müfessir İmam-ı Kurtubi bu âyet-i kerimeyi şöyle açıklıyor:
    (Basra'dan Bağdat'a 10 günde, Küfe'ye de 15 günde gittim) denince, Bağdat’la Kufe arasının 15 gün olduğu anlaşılmaz. 15 -10 = 5 gün olduğu anlaşılır. Basra Bağdat arası 10 gün, Bağdat Kufe arası 15 gün denirse, toplam 25 olur ki yanlış olur. Çünkü Basra ile Bağdat arası 10 gün, Bağdat ile Kufe arası ise 5 gündür. (El-Câmiu li Ahkâm-il-Kur’ân)

    Âyet-i kerimede de durum aynen böyledir. 2 günde yeri, iki günde gıdaları ki toplam dört gün eder, âyette de bu bildiriliyor. Dört gün bildiriliyor. İki gün de gökler yaratılıyor. Toplam 6 gün. Hani 8 gün nerede?

    Tefsir uzmanı İmam-ı Beydavi de şöyle açıklıyor:
    Orada [yer yüzünde her mahlukatın] gıdalarını [iki gün yerin yaratılışı ile beraber toplam] dört günde yarattı.

    Tefsir uzmanlarının hepsi şöyle diyor:
    Böyle ifadeler, Arap dilinde de çok kullanılan bir üsluptur, mesela, Kufe’den Medine arası 20 gündür, Mekke ise 30 gündür denince, Kufe Mekke arası 50 gün anlaşılmaz. Medine'den Mekke arası 10 gündür toplamı 30 gündür. (Taberi, Beydavi, Kurtubi, Nesefi)

    Gün tabiri nedir?
    Ateist yine diyor ki:
    Sual: 1 gün dünyanın kendi etrafındaki 24 saatlik bir dönüşünden meydana geldiğine göre, dünya yaratılmadan önce böyle bir dönüş olamayacağından bu zamanı gün olarak hesaplamak mümkün mü?
    CEVAP
    Dünya günü, ahiret günü farklı olduğu gibi Allahü teâlânın indinde gün de farklıdır. Burada bildirilen gün için işin uzmanı müfessir İmam-ı Razi hazretleri (Burada gün demek, devir demektir, hâl demektir) buyuruyor. Allahü teâlâ için zaman mefhumu yoktur. “Ol” denince her şey olur. Buradaki “Ol” ifadesindeki günü 24 saat olarak algılamak yanlıştır. Hâşâ öyle emek sarf etmesi falan olmaz. Emek sarf etmek acizler içindir. Bir çok âyet de “Ol” denince her şey olur buyuruluyor.

    İşte birkaç âyet-i kerime meali:
    (O, [Allahü teâlâ] bir şeyi yaratmak istediği vakit ona “Ol” der, o da hemen oluverir.) [Bekara 117]

    (O, gökleri ve yeri hak ve hikmet ile yaratandır. “Ol” dediği gün her şey oluverir.) [Enam 73]

    (Bir şeyin olmasını isteyince, ona sadece “Ol” deriz, o da, hemen oluverir.) [Nahl 40]

    (O, bir şey yaratmak isteyince, “Ol” der, hemen oluverir.) [Yasin 82]

    (Dirilten de, öldüren de ancak Odur. Olmasını istediği şeye ol der, o da hemen oluverir.) [Mümin 68]

    (Allah’ın bir evlat edinmesi, olur şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece “Ol” der ve hemen olur.) [Meryem 35]

    Hazret-i Meryem, (Ya Rabbi, bana bir erkek eli değmediği halde, nasıl çocuğum olur) dedi. Allahü teâlâ da, (Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece “Ol” der; o da oluverir) buyurdu. (Al-i İmran 47)

    (Allah nezdinde İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona “Ol” dedi ve oluverdi.) [Al-i İmran 59]








  2. Fatih
    Yeni Üye





    1- Yaratılış Safhaları

    a- Yer Ve Göklerin Tek Kütle Hâli Ve Kütlenin Bölünmesi


    Yukardaki başlık altında maddenin bölünmesini ve çoğalıp çeşitlen*mesini incelerken ele aldığımız yaratılışla ilgili fiillerden özellikle,yanp bö*lerek yaratma anlamındaki "f atr: " fili, bu konu içinde de bizi ilgilen*dirmeğe devam edecektir. Orada belirttiğim gibi kanaatımca "fatr", madde*nin kendi içinde bölünerek üreyip çoğalması veya çeşitlenmesi işlemidir. Bunda da esas olan; zerre (:atom), molekül ve hücrelerin bu söylediğimiz işleme tâbi tutulmalarıdır. Bunun sonunda çeşitli madde zerrelerine kavuşan ve büyüyen dev bulutsu kütle patlayıp bölünecektir. Bu kütle ilk baştan çok küçük bir nokta durumunda olabilir. Tabiatiyle bütün yaratma olaylarının fa*ili İslâm îmanında tek Allah'dır ki bunu her zaman söylemeğe gerek yoktur. Biz yukarda "fatr" fiilinin geçtiği âyetlere; "yarıp bölerek yer ve gökleri yaratan Allah" tarzında anlam vermiştik. Nitekim orada da kaydetti*ğimiz gibi bu şekildeki âyetler 7 ayrı sûrede geçmektedir ki bu da zerre (atom) lerin bölünüp maddelerin çoğalması ve çeşitlenmesi yoluyla 7 göğün oluştuğuna bir işaret sayılmalıdır.[1] Burada ise biz bahsettiğimiz işlem so*nucu büyüyen dev kütlenin patlayıp bölünmesinden söz edeceğiz.

    Kur'an'da 41. sırada bulunan Fussılet sûresi 11. âyette; yer ve gökle*rin, yaratılmadan önce duman (:duhan) hâlinde oldukları açıkça ifâde edil*miştir.[2] Burada, yer ve gök her ikisinin de aynı maddeleri ihtiva eden tek bir kütleden yaratıldıklarına dair açık bir ifade bulunmamakta ancak dolaylı olarak böyle bir anlam çıkarmak mümkün olmaktadır. Buna karşılık Enbiyâ sûresi 30. ayette bu durum çok açık olarak tesbit edilmiş bulunmaktadır. Ayetin ifâdesi ise aynen şöyledir:

    " Gökler ile yer bitişik bir halde iken Bizim onları yarıp bir birin*den ayırdığımızı ve her canlı şeyi de sudan yarattığımızı o in*karcılar görmedilermi? Hâlâ inanmıyacaklar mı onlar!".

    Müfessirler bu âyette anlatılmak istenenler hakkında çeşitli görüşler ileri sürdüler. Burada ihtilâflar bitişik olma (:ratk ile ayırma (:fatk üzerinde yoğunlaştı. Çeşitli İslâmî ilimler sahasında eser yazmış olan hicrî 3. asır bilginlerinden Taberî (224-310 h/838-922 m)'den tutun da onu takibeden bütün müfessirlerin eserlerinde bu görüşlere rastlamak mümkün*dür. Genel olarak dört ayrı görüş ortaya konulmuştur:

    1- Yer ve gökler her ikisi bitişik tek kütle iken yüce Allah bunları bir*birinden ayırdı. Ka^bu'l - Ahbâr (ö. 32 h/652 m), Dahfıâk (ö. 105 h./723 m.), Hasan el-Basrî (ö. 110 h/728 m), Sald b. Cubeyr (695 - 714 m.), Ata' (ö. 115 h/733 m) ve bir görüşünde İbn Abbas (ö. 68 h/687 m) gibi İslâmî ilk devrin önde gelen bilginleri bu görüşün temsilcileri olmuşlardır.

    2- Gökler birbirine bitişik tek kütle idiler. Allah bu kütleyi bölüp onu 7 gök hâline getirdi. Yerler de tek kütle ve tek bir tabaka iken Allah aynı şe*kilde onu da bölüp 7 yer hâline getirdi. Bu da Mücâhid (ö, 100 h/718 m) ve e s - S ü d d î (ö. 127 h/744 m) gibilerin görüşüdür.

    3- Gökler birbirine bitişik olup katılıktan yağmur yağdırarmyorlardı. Yerler de birbirlerine bitişik olup katılık ve sertlikten nebat bitiremiyordu. Allah göğü yağmurla yeri de nebatlarla yardı. Başta İkrime (115 h/733 m) olmak üzere pek çok müfessir de böyle bir görüşe sahip olmuşlardır. İbn Abbas (r.) dan gelen ikinci bir rivayete göre de o böyle bir görüşü savun*muştur.

    4- Ayırma (:fatk); varlık âlemine getirmek ve ortaya çıkarmak, de*mektir. Bu, "yer ve gökleri yarıp bölerek yaratan Allah-3511, 21/56" anla*mındaki âyetler gibidir. Varlık âlemine getirilmeden önceki durum ise "ratk: bitişik ve kaynaşmış" kelimesiyle ifâde edilmiştir. Bu görüşün tek temsilcisi Ebû Müslim eî-Isfahânt (322 h/934 m) olmuştur.

    Tefsirinde tabiat ve gök bilimlerine çok geniş yer veren Fahru' d-dîn er-Râzî (544-606 h/1150-1210 m) bütün bu görüşlerden birincisine daha çok gerçeklik payı vermektedir. Birinci görüşü savunanlar, bölünüp ayrılmanın hava gücüyle olduğu kanaatındadırlar. Onlara göre bu hava, küt*lenin ortalarında yer alıp onun gökler ve yer olarak bölünmesine yol açmış*tır. Bazıları da hava yerine rüzgâr kelimesini kullanırlar ki bu da duruma göre aynı anlama gelebilmektedir.[3] Müfessir İbn Kesîr(ö. 774 h/1372 m) ilgili âyeti tefsir ederken; "hepsi birbirine bitişik ve birbiri üstüne yığıl*mış durumdaydı. Allah onları birbirinden ayırıp gökleri 7, yerleri de 7 ola*rak yarattı. En yakın gökle yer arasını da hava ile birbirinden ayırmıştır[4] diyerek biraz daha farklı bir açıklamada bulunmuş. O, görüldüğü gibi yerle gök arasını kaplıyan bir hava tabakasından bahsetmekte ve muhtemelen o, bütün boşlukların hava ile doldurulduğu düşüncesine sahip bulunmaktadır. Diğerlerinin bahsettiği dev kütleyi bölen hava gücü bu kütle içinde ortaya çıkmıştır. Yahudi olup İslâmı seçerek bu dinin de eğitiminden geçmiş bulu*nan Kâ'bu'l-Ahbar'ın bölücü güç olarak rüzgârdan bahsetmesi bir dış etkiyi aklımaza getirmektedir. Fakat söylediğim gibi bu anlamdaki "rîh" kelimesi doğrudan hava anlamı da içerebilmektedir. Kütlenin, ortasındaki faal hava gücüyle patlayıp bölündüğü fikri, bize içerdeki gaz hareketleri üzerinde düşünme imkânı verecektir. İkinci görüşü savunanlar ise görüldü*ğü gibi, yerler ile gökleri tek bir kütle yerine iki ayrı kütleden oluşturmuş*lardır.

    İbn Abbas (r.) bir görüşünde; patlayıp ayrılma (:f atk) dan sonra, göklerin yükseldiğini, yerlerin de alçaldıklarını, söylerken, ona mâledilen öteki görüşte ise yeryüzünün olduğu yerde tutulduğundan bahsedilir. Onun birinci görüşü Taberî gibi çok eski bir kaynakta yer aldığından rivayet açısından daha sağlıklı olmalıdır.[5] Eğer "fatk" olayını, dev kütlenin pat*layıp bölünmesi ve her parçanın uzaklara doğru savrulması olarak anlarsak o takdirde parçalardan birinin patlama noktasında kaldığını söylememiz uy*gun düşmez. Şüphesiz kâinatın bu en büyük patlayıp bölünmesinden sonra savrulan dev parçalar da ayrıca çeşitli patlayıp bölünmelere mâruz kalmış*lardır. Bunun sonucu olarak da yerler, gökler, gökadalar ve bunların içinde*ki yıldız, gezegen ve uydular ortaya çıktılar ki biz az sonra bu konuyu ele alacağız.

    İncelemesini yaptığımız âyette geçen "fatk:" fiili, esas itiba*riyle; yarma, ayırma ve yarıp bölme gibi anlamlara geliyor. Bu yarılıp bö*lünme ne şekilde olmuştur? Bu yavaş bir bölünme olabilir. Büyük bir patla*ma sonucu da olabilir. Birbirlerine kaynaşmış nesnelerin ayrılması ve kopan dev parçaların korkunç mesâfelerdeki uzaklara gidebilmeleri için "fatk" fi*ilini, patlatıp bölme, tarzında anlamak daha uygun görünüyor. Bizim buna patlama yerine "Büyük Bölünme" dememiz belkide en doğrusu olacaktır. Çünkü "fatk" da doğrudan bir patlama anlamı yoktur. Bulutsu kütle parça*larının patlama sırasında, çok fazla dağılmayıp hedeflenen yerküreler ile gökleri oluşturabilmeleri için belli bir yoğunlukta olmaları gerekir. Aksi hal*de bir göğü veya bir yıldızı yahut bir gezegeni oluşturacak olan bölünmüş kütle zerre (atom) ve parçacıkları birbirlerine tutunamazlar ve her hangi bir kütleyi oluşturamıyacak biçimde kâinatın sonsuz boşluğuna dağılıp gi*derler. İncelemesini yaptığımız âyette bitişik diye tercüme ettiğimiz "ratk: " kelimesine, Kur'an'in garip kelimeleri üzerine eser yazmış' olan bazı müellifler "bir birine kaynamış" anlamını verdiler[6] ki bu da belli bir yoğun*luk olmadan mümkün değildir.[7]





  3. Fatih
    Yeni Üye

    B- Yer Ve Göklerin Oluşumu Ve Oluşum Devreleri

    b1- Yer Ve Göklerin Oluşumu


    Yer ve göklerin tek kütleden yaratıldıklarını söyliyen âyetin hemen ar*dından, yeryüzünün ve ona âit göğün düzenlenişinden; güneşin ayın yaratılı*şından, gece ve gündüzün oluşturulmasından bahseden âyetler gelmekte*dir.[8] Bulutsu bir kütleden bahseden âyet ise yedi adet göğe bu kütlenin kay*naklık ettiğini açıkça ifâde etmektedir ki biz bunu yukarda gördük. Gerek bu ve gerek onu takip eden ayetlerde yer ve göklerin yaratılışı şöylece anlatıl*maktadır:

    " - Sonra (Allahın irâdesi) duman halinde bulunan göğe yöneldi de ona ve arza; ister istemez ikiniz de (varlık âlemine) gelin, buyurdu, onlar da; isteye isteye geldik dediler.

    — Bu şekilde onları yedi gök olmak üzere iki gün (devir) de vücu*da getirdi ve her gökte ona âit emri (ikamın ve görevi) bildirdi. Biz en yakın göğü de kandillerle donattık ve onu (düzensizliğe uğramaktan) koruduk, iste bütün bunlar, O, mutlak kadir, O, her şeyi bilen Allah'ın takdiridir".[9]

    Burada ilk âyetten anlaşıldığına göre Allah; bulutsu kütle hâlinde olan göğe ve henüz onun içinde mündemiç bulunan yeryuvarlağına, varlık dünya*sında yerlerini almaları için "k ü n: ol" emrini vermiştir. Veyahutta bu emir, patlayıp bölünmeden sonra ortaya çıkan çok sayıdaki bulutsu kütleye aynı anda verilmiştir. "Göklere ve yeryüzüne; ikinizde ister istemez (varlık dünya*sına) gelin, buyurdu. Onlar da; isteye isteye geldik, dediler". Âyetin bu ifa*desinden öyle anlaşılıyor ki patlayıp ayrılma (: fatk) dan önce, varlık mad*desi, yer ve gökleri oluşturmak üzere kurulup yönlendirilmiştir. Bu sebeple olmalıdır ki onlar "isteyerek geldik" demişlerdir. Çünkü yer ve göklere temel teşkil eden maa'de böyle hedeflendirilmiştir. Nitekim burada yedi göğün ya*ratılışı için "kada: fiili kullanıldı ki bu, aslında; Önceden takdir edilen bir şeyin zamanı gelince o takdir ve tasarıya uygun biçimde yaratılışını, ifâde eder. Şu halde gerek bu bölünme ve gerek ayrılan kütlelerin birbirlerin*den uzaklaşmaları gelişi güzel olmayıp İlâhî hedefler ve İlâhî düzenleme doğrultusunda olmuştur. Bu âyetlerden önceki iki âyette yeryüzünün yaratılı*şının konu edilmesi ilk önce dünyamızın yaratıldığı kanaatim veriyorsa da daha sonra göklerle beraber onun da "o1" emrine muhatap olması, yer ve gökler her ikisinin de varlık âlemine beraber çıktıklarını gösterir. Ancak her ikisindeki gelişmeler, özelliklerine göre değişik bir seyir takip etmiş olabilir.

    Yukardaki âyette yer ve göklere "gelin" diye verilen emir değişik yorumlara yol açmıştır. Bazıları bunu; "Allah bir şeyin olmasını istediğinde ona; ol, der, o da hemen oluverir" anlamındaki âyet yönünde anlamışlar*dır. Bu emir verildiğinde yerler ve gökler henüz varlık âleminde şekillenme*diklerinden, emir onların kendilerine değil sâdece var olmaları için verilmiş*tir. Harzem ülkesinden Zemahşerî (467-538 h/1074-1143 m) ile Fah-ruddîn er-Râzî (544-606 h/1150-1210 m)nin ve daha pek çoklarının gö*rüşleri, bu yöndedir.[10] Tefsircilerin pîri sayılan ve küçük yaşında Hz. Pey*gamber (S) e talebelik yapıp gene bu yaşlarda onu kaybeden Abdullah İbn Abbas (r.) ise daha değişik olarak şöyle bir yorumda bulunmuştur; "Allah bu emri ile göğe; güneşini, ayını ve yıldızlarını ortaya çıkar, yere de; yarıp nehirlerini aç ve bitkilerini meyvelerini ortaya koy" demiştir.[11] Biz İbn Abbas'in bu açıklamasının Peygamber'den kaynaklanıp kaynak*lanmadığını bilemiyoruz. Bu anlayışa göre, büyük kütlenin patlayıp bölün*mesinden sonra yüce Allah, her bir parçayı hedeflenen yapısına ve özel*liğine kavuşması için yönlendirmiştir. Buna göre ana karnındaki bir ceninde uzuvların belirip teşekkül etmesi gibi gökler âleminde güneşler, gezegen ve diğer uydular ortaya çıkmış ve bu arada yerküre de kendi güneş ailesi için*deki yerini almıştır. Endülüslü müfessir Kurtubî (ö. 671 h/1272 m)nin yo*rumu da biraz değişik olmakla beraber İbn Abbas'ınkine yakındır. Ona göre âyet; "sizde yaratılmasını takdir ettiğim yararlı ve uygun şeyleri getirin ve onları yaratıkların faydasına olarak ortaya çıkarın" anlamım taşımakta*dır![12]Bu da elbetteki büyük bölünmeden sonraki safhalarda tedricen ger*çekleşecek olan şeydir.

    Bulutsu kütlenin bölünmesinden sonra 7 göğün tasarlanıp hedeflenen biçimde yaratıldığını ifade için "kada" fiilinin kullanılmasına karşılık bir başka âyette göklerin 7 gök olarak düzenlenişinden balısedilmiştir.

    " Yerde ne varsa hepsini sizin (faydalanmanız) için yaratan ve sonra göğe yönelip de onları yedi gök hâlinde düzenleyip den*geleyen (tesviye yapan) O'dur ve O, herşeyi gereği gibi bilendir"[13]

    Bu âyette kütlelerin, gökler olarak düzenlenmesi ve aralarında denge*nin kurulması Öne çıkmıştır. Çünki tek kütleden çok kütleye ve sayısız de*nebilecek parçalara geçiş, bir düzenleme ve dengelemeğe ihtiyaç göstermiş*tir. Her iki yerde de biz yerküresine öncelik verildiğini görüyoruz. Bu, en fazla bizi kendi dünyamızın ilgilendirmesinden kaynaklanabileceği gibi bu*rasının canlı hayata kavuşturulması için diğerlerinden daha erken bir geliş*meye tâbi tutulduğunu da anlatabilir. Türk asıllı ünlü dil ustası Zemahşe*rî âyette geçen "tesviye" fiiline; dengeleme, her çeşit eğrilik ve denge boşluklarını gidermek ve yaratılışı tamamlamak, gibi anlamlar vermiştir.[14] Şüphesiz ondan çok daha önce ünlü bilgin Taberî (224-310 h/838-922 m; bu âyete benzer anlamlar vermiştir. O, kitabında "tesviye" fiilinin; yara*tıp hazırlama, tedbirler ortaya koyma, düzeltme, ıslah edip eğriliğini gider*me, gibi anlamları olduğunu yazar. Buna göre Allah, gökleri varlık âlemine çıkarmasının ardından onları düzenleyip dengelemiş olmaktadır. Gene Ta*berî 'nin yazdığına göre İbn Is hak, göklerin duman hâlinde olarak 7 adet oldukları ve Allah'ın onları bu durumdayken düzenlediği, görüşüne sa*hiptir.[15] Tesviyenin bu anlamlarından hareketle, denge için özellikle ilk zamanlarda parçalar arası madde alış-verişini ve buna ilâve yeni bölünme*leri kabul etmemiz gerekecektir. Bu işlem, terazi kefelerinin dengelenmesi için gerekli olabilir.

    Göğe yükseklik boyutunun kazandırılmasını konu alan âyetlerde aynı şekilde biz gene tesviye işlemi ile karşılaşıyoruz:

    - Sizi yaratmak m (sizce) daha güç yoksa göğü yaratmak mı ki onu Allah bina etmiştir,

    - Onun boyutlu O yükseltip ona bir düzen ve denge vermiş (tesvi*ye yapmış) dır.

    - Onun gecesini O kararttı, gündüzünü O (aydınlığa) çıkardı.

    - Bundan sonra da O, yeryüzünü yayıp döşedi".[16]

    Muhtemelen buradaki âyetler, ilk bölünme ile birbirlerinden çok uzaklaşan parçaların genel denge için uygun mesafelerine konulup yerleştirilmelerini ve bu arada her gök ve yerde yapılan iç düzenlemeleri bize anlatmak istiyorIar.[17]





  4. Fatih
    Yeni Üye
    b2- Yer Ve Göklerin Oluşum Devreleri


    Burada yer ve göklerin kaç merhale içerisinde oluştuklarını inceleye*ceğiz. Yerküresi de dahil olmak üzere tüm gökler hiç şüphesiz varlık âlemi*ne bir kısım merhalelerden geçerek çıktılar. Tekâmül kanunlarına tâbi tutu*lan âlemler, geçtikleri her merhalede uzun devirler kaldılar. Kur'an-ı Kerîm'de, her bir devir ve merhale "gün: ^ " kelimesiyle ifâde edil*mekte ve yer ile göklerin altı gün (:devir) de yaratıldıkları bildirilmektedir. Bu hususta birbirinden az farklı olan 7 âyet vardır ki bu, yedi yer ve gök sa*yısına da uygun düşmektedir. Fussılet sûresi 9 ilâ 12. âyetlerde ise toplam olarak değil de, yer ve göklere ve bunlar içinde yer alan varlıklara ait ayrı ayrı yaratılış devreleri verilmektedir ve buradaki âyetler kümesi ile yani ikisi bir düşünüldüğünde sayı sekize ulaşmaktadır. Bütün bu âyetler sekiz ayn sû*rede yer almakta ve bu da arş ile yer ve göklerin sayısına eşit bulunmakta*dır. Aslında, yeryüzünde hayatın başlamasıyla ilgili Fussılet 9. âyet istisna edilebilir. Çünkü bunun ana kütlenin oluşumuyla ilgisi yoktur. Onunla bir*likte toplam âyet sayısı dokuz olmakta ve bununla da sayı; yer, gökler, Arş ve arşın altındaki su âleminin sayısına denk bulunmaktadır. Bu âyetler*den altısında arşa ve üçünde de yerle gökler arasında yer alan ara madde ve nesnelere de temas edilmiştir. Bu açıklamadan sonra biz şimdi ilgili âyetle*rin açıklamasına geçebiliriz. Onlardan biri şöyledir:

    "Şüphesiz Rabbiniz gökleri ve yeri altı gün (devir) de yaratan, sonra idare ve hükümranlığı arşı kaplamış bulunan o Allah'dır. Kendisini hiç ara vermeden kovalıyan gündüze, geceyi O bürü-yüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızlan idare ve emrine boyun eğer durumda yaratan O'dur. Bilesinizki yaratmak da, emir ve idare de O'na aittir. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!".[18]

    Diğer bir âyette ise altı zaman bölümü içinde yaratılan yer ve gökler önce*sinde, Allah'ın hükümranlığını veya O'nun ilk ve en mükemmel âlemini ifâde eden "Arş"in su üstünde olduğu, yani yer ve gökler öncesinin maddî varlık âleminde, sâdece suyun bulunduğu dile getirilmektedir ki biz daha ön*ce bu suyun ne anlamlara gelebileceğini açıklamaya çalışmıştık.[19] Şimdi de bu âyeti görelim:

    " O (Allah), hanginizin daha güzel amel ve işte bulunacağını de*nemek için, arşı su üstündeyken, gökleri ve yeri altı günde ya*ratandır".[20]

    Yer ve göklerin yaratılışına bir temel veya bir basamak teşkil eden bu su âle*minin evrenin yaratılışından sonra ortadan kalktığını elbetteki iddia edeme*yiz. Bununla beraber eğer bu su âlemi bütünüyle yer ve göklere dönüş-tüyse o takdirde artık onun müstakil bir varlığından sözetmemiz de mümkün olamaz.

    Yukarda da değindiğimiz gibi altı oluşum ve tekâmül devresi içerisi*ne, hiç bir yıldız, gezegen ve yerküreye katılamamış, boşluklardaki ara kalıntılar da dahil edilmiş bulunmaktadır. Biz ilgili âyetlerden bu kalın*tıların, çok büyük kütleler oluşturan ecram (yıldız, gezegen ve her çeşit uy*du) ile temelde ve ilk basit halde aynı yaşta olduklarına hükmedebiliriz. Bu ara maddeler ecramdan hiç birine dahil olamadıklarına göre büyük bir ihti*malle onlar hiç bir değişikliğe uğramadan ilk halleri gibi duruyorlar. Şu ka*dar varki bunları daha sonra yıldız ve gezegenlerden kopan maddelerden ayırmak gerekir. Bu ara nesnelere temas eden Kur'an âyetlerinden birinde; Yahudilerin, Allah'ın kâinatı yaratırken altıncı gün sonunda yorulup yedinci gün dinlendiğine dair inançları, şiddetle reddedilmekte ve şöyle denilmek*tedir:

    " Andolsun ki Biz gökler ile yeri ve ikisi arasında olan şeyleri al*tı günde yaratmışız ve Bize hiç bir yorgunluk da gelmemiş*tir".[21]

    F. Râzî 'nin de belirttiği gibi "gün" güneşin doğuş ve batışıyla ortaya çı*kan bir durum olduğundan güneşten önce gün olayının meydana gelmesi dü*şünülemez. Gökler yaratılmadan önce ise ne gün ve ne de gece vardır. Bun*dan dolayı ilgili âyetlerdeki "gün: "den kasıt mutlak zamandır.[22] Ebu's-Suûd (982 h/1574 m) da günü nöbet (:belli zaman devresi) olarak tefsir etmiş ve güneşin yaratılmasından ve göklerdeki hareketlerin belli bir düzene tâbi tutulmasından önce, gerçek günden bahsedilemiyeceğini, ifâde etmiştik.[23] Biz bir günün ne kadarlik bir zaman devresine karşılık olabilece*ğini ilerde "zaman ve mesafe" başlığı altında inceliyeceğiz. F. Râzî yukar-daki açıklamasına ilâve altı günün; yer, gökler ve ara nesneler olmak üzere üç ayrı varlığın esas maddelerine ve bir de onların sıfatlarına yönelik ikişer*den toplam altı durum gösterdiği, yorumunda da bulunur. Ona göre altı gün (zaman) âlemin yaratılmasında geçen sürelerdir. Yedinci gün ise, yer ve gök âlemlerinin toplamını ifade eden "m ele küt "un gelişme ve tamamlanması*na ayrılan süredir.[24]

    Yukardaki âyetlerde olduğu gibi Yunus sûresi 3. âyette gene yer ve göklerin altı günde yaratılışı dile getirilir ve bunun ardından da; "soma (O'nun) idare ve hükümranlığı arşı kapladı. O, her işi düzenleyip idare edendir" denilir. F. Râzî'nin yazdığına bakılırsa Ebû Müslim el-Is-fahânî (ö. 322 h/934 m) bu âyette geçen "arş" hakkında çoğunluğun gö*rüşünden ayrıldı. Ona göre; Allah'ın yer ve gökleri altı günde yarattığına, ilişkin ifâdeler, sırf bunlara yönelik bir yaratma olayını anlatırken, "Al*lah'ın arş üzerindeki idare ve hükümranlığı" O'nun göklere tavan yapması ve onları düzenleyip uygun biçimlerde şekillendirmesi anlamına gelir. Ona göre Allah; "Sizi yaratmak mı (sizce) daha güç, yoksa göğü yaratmakmı güç ki onu Allah bina etmiştir -Onun boyunu O yükseltti ve (sonra) onu dü*zenleyip dengeledi (tesviye etti)" [25]derken bunları anlatmak istemiştir. Al*lah önce göğü bina etmiş sonra da onun boyunu yükseltmiş; ona yükseklik boyutu (:semk) vermiş ve onu düzenleyip dengelemiştir.[26] el-Is-fahânî, özellikle bu âyette geçen "arş"ı, bir şeyin en üstünde yer alıp onu koruyan tavan olarak anlamış, yer ve göklerin yaratılışından sonra da sıranın tavan düzenlemesine geldiği kanaatma varmıştır ki F. Râzî'nin 7. devreyi, tamamlanma süreci olarak görmesi ile bunun arasında asılda bir fark bulunmamaktadır. Râzî (544-606 h) ye göre, âlem bir defada değil de peyderpey yaratılmıştır ki altı gün ifâdesi bunu gösterir.[27] Biz şunu söyle*yebiliriz ki yaratılıştan önce bir karar ve yaratılan İlk maddeyi kurup hedef*leme ve yönlendirme vardır. Her şey buna göre devreler hâlinde dalga dalga ortaya çıkacaktır. Nitekim biz Kur'an-ı Kerîm'de genel bir ifâde şek*linde şu âyetleri görürüz:

    " - Şüphesiz Biz, herşeyi bir takdir ile yarattık.


  5. Fatih
    Yeni Üye
    - Ve Bizim emrimiz bir tekdir, bir göz kırpması (ânı kadar) gibidir"[28]

    Altı aşamadan geçerek bugünki varlık âleminde yerlerini alan yer ve göklerin acaba ilk devresi ne zaman başlamıştır? Daha önce açıkladığımız gibi doğrudan suyun veya onun en büyük katkı maddesi hidrojenin ve ardın*dan oksijenin yaratılması altı safhadan ilki olarak kabul edilebilir mi? Bun*lardan önce mevcut olan İlâhî Takdir, bu safhalar içinde yer alabilirmi? Benim kanaatıma göre bu devrelerin başlangıcı, yerle göklerin bitişik hâli olan bulutsu kütlenin bölünmesi hadisesidir. Az yukarda kaydettiğimiz ve; yer ve göklerin Arşın su üstündeyken yaratıldığını bildiren ayet ile Al*lah'ın; duman hâlindeki bir kütleye yönelip ondan yedi gök çıkarmasına ilişkin aşağıda kaydedeceğimiz âyet bizi bu kanaata vardırmıştır. Burada yü*ce Allah'ın arşı-ki bu Arş ister kendi başına en mükemmel bir âlem olsun ister o, Allah'ın tüm âlemler üzerindeki hükümranlığını ifade etsin - su veya onun katkı maddeleri üzerindeyken bundan sonra altı devrede yer ve gökler meydana getirilmiştir.

    Buraya kadar gördüğümüz âyetlerde yer ve göklerin toplam oluşum devreleri ele alınırken diğer bazı âyetlerde, her ikisinin içlerinde barındırdık*ları varlıklarla beraber ayrı ayrı yaratılış devreleri ele alınmıştır. Meselâ biz şu âyetlerde bunu açıkça görmekteyiz.:

    "- Deki; gerçekten siz mi O, yeryüzünü iki günde yaratanı inkâr ediyor, Ona ortaklar koşuyorsunuz. O, âlemlerin Rabbidir.

    -Allah orada üstten, ağırlık sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı. Onda isteyip arıyanlara yeter, dört günde, onun gıdalarını tamamladı.

    -Sonra (Allah'ın iradesi) duman halinde bulunan göğe yöneldi

    de ona ve yeryüzüne; ister istemez ikiniz de (varlık âlemine) ge*lin, buyurdu. Onlar da isteye isteye geldik dediler.

    - Bu şekilde onları yedi gök olmak üzere iki gün (devir) de vücu*da getirdi ve her gökte ona ait emri (ıkanun ve görevi) bildirdi. Biz en yakın göğü de kandillerle donattık ve onu (düzensizliğe ve dengesizliğe uğramaktan) koruduk. İşte bütün bunlar, O, mutlak kadir, O, her şeyi bilen Allah'ın takdirleridir"[29]

    Bu âyetlerde yerkürenin iki devirde, göklerin de iki devirde yaratıl*dıkları ve yeryüzünde insan ve öteki canlıların ihtiyaç duydukları gıda ve di*ğer şeylerin de dört merhalede ortaya çıktıkları, bildirilmektedir. Ayetlerde toplam sekiz gün (:de vir) in bulunması ve diğer yandan, yerin yaratılışına öncelik verilmesi; hem yaratılış devre sayıları ve hem de yer ve gök her iki*sinin ortaya çıkış zamanlan bakımından müfessirler arasında bir ihtilafa yol açmıştır. Daha önce kaydettiğimiz âyetlere bakacak olursak elbetteki toplam süre altı devirden fazla olmamalıdır. F. Râzî (1150-1210 m); her iki âyet kümesinde yer verilen 6 ve 8 günlük sürelerin birbiriyle çeliştiğini fakat âlimlerin, gıdaların yaratılışına ilişkin dört günlük süreyi; "ilk iki günle be*raber dört gün" şeklinde yorumlıyarak bu çelişkiyi giderdiklerini, yazar.[30] Ondan çok daha Önce Taberî (224-310 h/838-922 m), bir kısım Basra dil bilginlerinin bu âyete; "Önceki iki günle beraber dört" anlamını verdiklerini, kaydeder[31] ki genellikle mü fecirlerin anlayışları da bu şekilde olmuştur.[32] Bunda pek ihtilâf yoktur. Bu duruma göre yerküresi, üzerinde canlı hayatın ortaya çıkışma kadar dört devir geçirmiş olmaktadır.

    Yerle göklerin aynı zamanlarda mı yoksa birbirlerinden farklı devre*lerde mi yaratıldıkları üzerinde farklı görüşler ortaya atılmışıtır. Bu farklılık Kur'an-1 Kerîm'in anlatım tarzından kaynaklanmış olmakla beraber as*lında orada bir çelişki yoktur ve âyetler incelendiği takdirde, yerle göklerin iç içe girmiş safhalar içinde ve fakat aynı zaman dilimi içerisinde yaratılmış oldukları görülür. Her ikisinin farklı özellikleri dolayisiyle ayrı düzenleme*lere tâbi tutulmaları bizi şaşırtmamalıdır. Müfessirlerin bu konudaki ihtilâf*larının üç âyet kümesi üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Yukarda kaydet*tiğimiz Fussılet sûresi 9 ilâ 12. âyetlerde önce yerküresi ile onun yüzey şe*killerinden ve sonra da orada canlı hayatın yaratılışından bahsedilmekte ve ardından da göklerin yaratılışı konu edilmektedir. Burada anlatım sırası gök*lere gelince konuya "sonra" edatiyle başlanmış ve o sırada göğün duman ha*linde olduğu ve iki gün (devir) içerisinde bu kütleden 7 göğün meydana getirildiği bildirilmiştir. Aynı şekilde Bakara sûresi 29. âyet bu anlatım tarz ve sırasına uygun düşmekte ve daha kısa yoldan aynı hükmü ortaya koy*maktadır. Orada şöyle denilir:

    " Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip de onu yedi gök hâlinde tesviye eden (.-düzenleyip dengeliyen) O'dur ve O, her şeyi bilendir."

    Nâziat sûresi 27-30. âyetlerde ise yukardaki anlatımlara ters gibi görünen bir anlatım vardır ve burada yukardakinin aksine önce göklerin yaratılışı ve sonra da yerin yayılıp döşenmesinden söz edilmektedir. Şöyle ki:

    " - Sizi yaratmak mı (sizce) daha güç yoksa göğü yaratmakmı ki onu Allah bina etmiştir;

    - Onun boyunu O yükseltti ve (bu arada) ona bir düzen verdi.

    - Onun gecesini O kararttı ve gündüzünü (aydınlığa) O çıkardı. Bundan sonra da yeri yayıp döşedi;

    - Ondan suyunu, otlağını çıkardı, -Dağlarını oturtup (sapasağlam) dikti."

    Fussılet sûresinde yerin yaratılışından sözedilmesinin ardından yer ve gök her ikisine birden varlık âlemine gelmeleri çağrısının yapılması, oluşumun beraberce başlayıp sürdüğünü gösteren diğer bir delildir. Şu kadar var ki dünyanın ve öteki âlemlerin farklı özellikleri dolayisiyle iç düzenleme ve oluşumlar zaman farkına ihtiyaç gösterecektir. Yerkürenin orada canlıların yaratılışına uygun hâle getirilmesi ve burasının onların ihtiyaç duyacakları gıdalar (:kut)a kavuşturulması elbet göklerdeki oluşumlardan ayrı bir se*yir izleyecektir. Onun içindir ki Fussılet sûresi 10. âyette bu durum ele alın*mıştır.

    İslâm bilginleri yer ve göklerin yaratılış zamanlan konusunda üç gö*rüşe ayrıldılar; a) Yer kütle olarak göklerden önce yaratıldı, fakat yayılıp dö*şenmesi ve hayat için gerekli gıdaların yaratılışı göklerin yaratılışından son*ra olmuştur, b) Yerle gökler aynı zaman süreci içinde yaratıldılar, c) Gök yeryüzünden önce yaratıldı


  6. Nesrin
    Devamlı Üye
    Yeri ve gökleri yaran yalnız allahtır. allah yeri ve göğü yaratırken belli bir düzen yaratmıştır. allahın yarattığı sadece bu düzene bakarak onun ne kadar büyük olduğunu ve mucizelerini görebilirsiniz.

+ Yorum Gönder