+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Dini Yazılar Forumunda Eşyanın hakikatından bahseden ilim Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Eşyanın hakikatından bahseden ilim









    Eşyanın hakikatından bahseden ilim hakkında yazı


    HİKMET: “İşleri en doğru ve en uygun biçimde yapmak” “Eşyanın hakikatından bahseden ilim”, “Eşyada gizli İlâhî sırlar ve gayeler” , “Amelle beraber ilim” , “Faydalı ilim ve salih amel” , “İnsandaki akıl kuvvesinin istikamet üzere ve aşırılıklardan uzak olma mertebesi”

    “Hikmeti dilediğine verir Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona pekçok hayır verilmiştirBunu ancak akıl sahipleri anlar” (Bakara Sûresi, 269)

    Hikmet için değişik tarifler getirilmiş, farklı mânâlar verilmiş Bunlar içerisinde en yaygını “sır, gaye, fayda” mânâsı

    “Bu işin hikmeti nedir?” denildiği zaman,”bundan maksat ne, bilemediğimiz ne gibi gizli sırlar taşıyor?” mânâsı akla gelir O halde, bir iş yapılacak ve ondan bir fayda hâsıl olacaktır ki hikmet tahakkuk etsin

    Bu düşünce bizi hikmetin, “amelle beraber ilim” tarifine götürür İslâm âlimleri, yalnız başına ilmi, hikmet kabul etmezler İlimle amel edilmesini, bu ilmin fiiliyat sahasına konulmasını ve faydalı neticeler vermesini şart koşarlar

    Eşyanın hakikatından ve gayesinden söz ettiği için felsefeye “ilm-i hikmet” deniliyor Ama bir felsefeci bu çalışmaları sonunda ortaya insanların tatbik edecekleri bir hayat anlayışı, bir ahlâk düzeni koymuyorsa, sadece lâf ile oyalanıyorsa bu hakiki mânâsıyla hikmet değildir

    “Hikmet: İlim ve onunla ameldir Her ikisini cem edemeyene hakim denmez” (Elmalılı Hamdi Yazır)

    Hikmetin “Nübüvvet” mânâsı da var Peygamberlik müessesesi İlâhîdir O Allah elçileri, kâinat kitabını hem okumuş, hem okutmuşlar ve insanlardan, Allah’ın emriyle, birtakım vazifeler istemişlerdir Bütün eşyanın hikmetle yaratıldığını, herbirinin bir, hatta binler vazifesi bulunduğunu insanlık âlemine iyice bellettikten sonra, bütün bu mahlûkatın kendisine hizmet ettiği insanın büyük bir vazifesi olması gerektiğini, aksi halde bütün bu hikmetli eşyanın gayesizliğe, başıboşluğa ve hiçliğe hizmet etmiş olacağını kalblere iyice yerleştirmişlerdir

    Onun için gerçek hikmet felsefede değil nübüvvettedir Çünkü nübüvvet mektebinde ilimle amel birlikte okutulur Ve bu mektepte eşyanın hikmeti, doğrudan doğruya, o eşyanın yaratıcısından öğrenilir Tahmine, faraziyeye, şahsî ve indî görüşlere gerek kalmaz

    Hakîm, Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Eşyayı bütün sebep ve neticeleriyle, ve çok yönlü vazifeleriyle o takdir etmiş O yaratmış

    “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ve tesbih etmesin Ancak, siz onların tesbihlerini fehmedemezsiniz (anlayamazsınız)” (İsra Sûresi, 44)

    Hâdiseler de böyle Hastalık, musibet ve mağlûbiyet gibi hâdiselerin ince hikmetlerini kavramak aklımızın takat sınırını aşar

    Nur Külliyatında eşyanın üç tane yüzü olduğundan bahsedilir: “Allah’ın esmasına ayine olan yüz”, “âhirete bakan yüz” ve “o mahlûkun kendi varlığına ve hayatına bakan yüz”

    Biz hikmet denilince daha çok bu üçüncü madde üzerinde dururuz Elmaya faydalı, dikene faydasız deriz Birincideki hikmeti rahatlıkla okuruz, yahut okuduk zannederiz, ama ikincinin yanına yaklaşamayız

    Sıhhat meyve, hastalık diken gibi gelir bize Nefsimizin hoşuna giden her hâdise manevî bir meyve, hoşlanmadıkları ise birer diken Ama bilemiyoruz, belki de biz o hoşlanmadığımız hâdiselerden daha çok fayda görmekteyiz Sıhhatli insanın gaflet içinde yaşaması, hastanın ise durmadan Allah’ı zikretmesi ve O’ndan şifa istemesi bunun en güzel misali değil mi!?

    Kur’an-ı Kerim’de kâfirlere, zâlimlere, nankörlere verilen dünyevî nimetlerin gerçekte onların azabını artırdığı haber verilir

    Ne müthiş bir ibret ve hikmet tablosu! Aynı nimet birini şükre götürüyor, diğerini küfre Birisinin cennetteki derecesini artırıyor, diğerinin cehennemdeki azabını Demek ki, o nimetin yaratılış hikmeti içinde cennet de saklı, cehennem de Zannettiğimiz gibi, sadece bedenimize gıda ve enerji olmakla kalmıyor

    Eşyayı mahiyetiyle, hakikatıyla ve bütün vazife ve gayeleriyle bilen ancak Allah’dır O halde mutlak hakîm ancak O

    “Kulun hikmetinin Allah’ın hikmetine nisbeti, onun Allah’ı tanımasının, Allah’ın kendi zâtını tanımasına nisbeti gibidir” (Gazali)

    Burada tefekkürün önemi çok daha iyi anlaşılıyor Her varlığı, Allah’ın bir eseri bilerek ondaki güzellikleri, faydaları, san’at inceliklerini düşünen insan, İlahî marifette dereceler kat’eder

    Bu tefekkür onu Rabbine yaklaştırır Zira, bu iş nefsî değildir; dünyevî ve şeytanî de değildir Rızaya uygundur; uhrevîdir, rahmanîdir

    Burada hikmetin bir diğer tarifiyle karşılaşıyoruz:

    “Hikmet, ahlâk-ı İlâhiyye ile tahallûktur” yâni İlâhî ahlâk ile ahlâklanmak

    Nedir İlâhî ahlâk? En kısa ifadesiyle, Kur’an ahlâkı Allah’ın razı olduğu ahlâk

    Allah, hiçbir şeyi başıboş yaratmamıştır, faydasız hiçbir icraatı yoktur Ve insan, yaptığı işlerde malâyani dediğimiz, ömür tüketmekten öte bir işe yaramayan faydasız işleri terkettiği ölçüde bu sırra mazhar olur

    Şu mahlûkat âlemindeki ince sırlar, sonsuz hikmetler, ancak Allah’ın malûmu İnsan ise bu hikmetlerden kendi çapında birşeyler yakalamaya çalıştığı ölçüde bu sırra erer

    Allah, kendisini tesbih eden bütün mahlûkatını, bilhassa bu vazifeyi en güzel şekilde yerine getiren mü’min kullarını sever Kendisine şirk koşan, nimetlerini küfranla karşılayanlardan ise razı olmaz İnsan da O’nun sevdiklerini sevmek ve O’nun buğz ettiklerine buğz etmekle bu sırdan nasiplenir

    Misaller çoğaltılabilir

    Demek ki, insanın hikmet ehli olması, Rabbinin razı olduğu bir kul olmasına bağlı O’nu razı etmedikten sonra, O’nun yarattığı varlıkları incelemek ve bunların insanlara faydalarını araştırıp ortaya çıkarmak hikmet ehli olmak için kâfi değil

    Kur’an’daki gizli sırları anlayan fakat hayatına tatbik etmeyen bir insan düşünelim Bu insan âlimdir, ama hakîm değildir Kâinat kitabını Allah namına okumayan ve ondan bu yönüyle faydalanmayan kimselerin hâli de berikilerden farklı değil



    Ve Gazali’den farklı bir hikmet tarifi:



    “Hikmet, varlıkların en yücesini, ilimlerin en faziletlisi ile bilmektir”

    Allah, ezelî ve ebedî ilmiyle kendi zâtını, sıfatlarını, fiillerini, şuunatını bilmekte Bu mânâya göre, mahlûkat olmasa da Allah Hakîmdir Hem de sonsuz Hakîm İşte, marifetullah yolunda yürüyen, Allah’ı tanıma vadisinde ilerleyen insanlar, hikmetin bu mânâsından feyiz alırlar, nasiplenirler Ve “İlâhî ahlâkla ahlâklanma” şerefinin, en ileri mertebelerine ererler

    Bu mânâ başta peygamberlerde, sonra peygamber varisi olma şerefine ermiş büyük zâtlarda ve derecelerine göre bütün mü’minlerde hükmünü icra eder Herkes, imanı, ihlâsı, ilmi, tefekkürü ölçüsünde bu büyük lütuftan nasiblenir



    Hikmet, her sahada olduğu gibi tebliğde de en büyük esas Hikmetsiz yapılan, yâni zaman ve zeminini bulmayan; şefkat esasına oturmayan; ilimden medet almayan ve en önemlisi, anlatılanları en ileri seviyesiyle yaşama şartından mahrum bir tebliğ netice vermez

    Kur’an-ı Kerim’in, “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle davet et” (Nahl Sûresi, 125) fermanı, İslâm’ın tebliğiyle vazifeli kimselerin hikmet üzere bulunmaları gerektiğini ders verir bize Bu mânânın kemali Allah Resulü (asm) Efendimizde, sonra ashab-ı kiramında ve Peygamber varisi olma şerefine mazhar muhterem zevattadır.







  2. Hatice
    Bayan Üye





    İnsan ne kadar bilgiye sahip olursa olsun veya ne kadar icatlarda bulunursa bulunsun eğer Allah'a iman etmiyorsa bir yerde tıkanacaktır. Ve onun ilmi ölünceye kadardır.




+ Yorum Gönder