+ Yorum Gönder
Biyografi ve Edebiyatçıların Hayatları Forumunda Dostoyevski Biyografisi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. parsing
    Devamlı Üye

    Dostoyevski Biyografisi








    Dostoyevski Biyografisi



    (1821-1881)
    Rus ve dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri, belki de birincisi olan Feydor Mihayloviç Dostoyevski, 30 Ekim 1821'de Moskova'da doğdu. Yoksul bir doktorun ikinci çocuğu olan Dostoyevski, yaşamının ilk yıllarını bir hastanenin lojmanında hasta bir anne ile alkolik bir babanın son derece katı kuralları arasında geçirdi. Henüz 16 yaşındayken annesini kaybetti. Bu olaydan kısa süre sonra da Petersburg'a Askeri Mühendislik Akademisi'ne gönderildi.

    Petersburg'daki öğrencilik yıllarını kitap okuyup düşler kurarark, zaman zamanda kardeşiyle sohbet ederek geçiren Feydor Mihayloviç, sinirli kişiliği nedeniyle o yıllarda 'Ateş Feydor' lakabıyla anılıyordu. Dostoyevski, Petersburg'ta yaşadığı sırada babasının ölüm haberini aldı. Ani ve kuşkulu bir ölümdü bu. Kimilerine göre yanında çalıştığı köylüler tarafından öldürülmüştü. Çocukluk yıllarından beri baba baskısı altında ezilen Dostoyevski, onun ani ölümü üzerine büyük bir depresyona girdi ve sara hastalığının başlangıcı da bu yıllara rastladı. Başta Freud olmak üzere birçok psikanalist, babasına karşı nefret duyan ve kimi zaman onun ölmesini isteyen kişilerin ölüm gerçekleştiği anda büyük bir suçluluk duygusuna kapıldığını, Feydor Mihayloviç'in de böyle bir baskı altında hastalandığını belirtmişlerdi.

    Okuldan sonra İstihkam Mühendisliği Dairesi'nde çalışmaya başladı ancak 1945'ten sonra kendini tamamen yazarlığı verdi. Parasız pulsuz bir yaşam süren Dostoyevski, edebi yaşamının daha ilk yıllarında aristokratik-burjuva bir toplumda kafa işçiliğinin aşağılanan konumuna ilişkin deneyimler edindi. İlk kitabı "İnsancıklar" bu döneme ait bir ürün oldu. "İnsancıklar"ın büyük yankı uyandırması ve Belinski'nin taktir dolu sözleri Dostoyevski için büyük mutluluk kaynağı oldu.

    1940'lı yıllarda Vissarion Grigorievich Belinski ve Nekrasov'un da etkisiyle demokratik ve toplumcu düşüncelerin ekseninde şekillenen dünya görüşü, devrimci gazeteci M. V. Petraşevski'yle ortak hareket etmesine neden oldu. Ancak düşünceleri nedeniyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklanarak ölüm cezasına çarptırıldı. İnfazın gerçekleşmesine az bir süre kala canı bağışlanan Dostoyevski, Sibirya'ya kürek mahkumu olarak gönderildi. Dört yıl süren cezası sırasında maddi ve manevi yoksulluğun yanı sıra insanların içinde varolan cevheri gördü. 1850-1854 yılları arasında Omsk'ta geçirdiği ceza dönemi sırasında şiddetli sara nöbetlerine yakalandı, bütün yaşamı boyunca bu rahatsızlığın esiri oldu. 1854'te Semipamatinsk'e asker olarak gönderildi. 1957'de genç ve yoksul dul Maria Isaev ile sırf acıdığı için evlenen yazarın 1859 yılında Petersburg'a dönmesine izin verildi.

    Ceza dönemi, Dostoyevski'nin kişiliğinin ve düşüncelerinin de değişmesine neden olmuştu. Daha önce aralarında yer aldığı Çernişevski, Dobrolyubov, Herzen gibi devrimci-demokratlara savaş açan yazar, 1861 yılında kardeşiyle birlikte Vremya ve Epocha dergilerini çıkardı. Batılı düşünce tarzına olan karşıtlığını ve Slavcılığını bu dergiler yoluyla duyurdu. Kendisini ezilmiş sınıfa yakın olarak görerek Çarlık yönetimine karşı eleştirel bir tavır takınan Dostoyevski, artan toplumsal baskıyı ve burjuva kesimin içinde bulunduğu ahlaksal çöküntüyü yargılamıştır. Ancak çözümün devrimci mücadeleyle değil Rus Ortodoksluğu'nun dinsel doğmalarına bağlı kalmış, Çarlığın ve Ortodoks Kilisesi'nin himayesinde gerçekleşecek bir uzlaşmanın ulusun kurtuluşu için yegane yöntem olacağını savunmuştur. Dostoyevski'ye göre Rus toplumunun yenileşmesi Hıristiyan önermeler doğrultusunda, kişinin kendini bireysel ve ahlaksal açıdan yetiştirmesiyle doğru orantılı olarak sağlanabilecekti. Bu nedenle toplumsal ilişkilerin devrimci yoldan dönüşüme uğratılmasına yönelik girişimlerin önüne geçilmeli görüşünü şiddetle savundu. Petersburg'a döndükten sonra yayınlanana kitaplarıyla edebiyat çevrelerine kendini bir kez daha kabul ettiren yazar içinde bulunduğu ekonomik buhranı giderebilmek için durmaksızın yazıyor; kitaplarını daha tamamlamadan yayınevlerine satışını gerçekleştiriyordu. Bu dönemde çalışmalarını hızlandırmak amacıyla kendine bir sekreter tuttu. Eşi ve kardeşini kaybeden ve büyük bir yalnızlik içinde olan Dostoyevski, 1867'de genç sekreteri Anna Snitkin'le yaşamını birleştirdi.

    Kumar tutkunu bir insan olduğunu 'Kumarbaz' adlı romanıyla da ortaya koyan ünlü yazar, bu uğurda sık sık Avrupa'ya seyahate gitmiştir. Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere'ye yaptığı seyahatler kapitalist sömürüyü gözlemlemesine ve kapitalizme karşı görüşlerinin pekişmesine neden olduğu kadar dinsel temeller üzerinde insanların evrensel kardeşliğinin ancak Rusya merkezli gerçekleşebileceğine ilişkin hayallere kapılmasını da sağlamıştır. 1870'li yıllarda gizemci filazof V. Solovyev'le kurduğu yakın ilişki, bu doğrultudaki toplumsal ütopyalarını daha da derinleştirmiştir. Yaşamının son yıllarında gericiliğiyle tanınan din adamlarından K.P. Pobedonosçev'den etkilenerek, yayıncılığını yaptığı Grazdini adlı dergide toplumsal, siyasal ve estetik görüşlerini 'Bir Yazarın Günlüğü' başlıklı yazılarıyla ortaya koymuştur. Ölümünden bir yıl önce, Moskova'daki Puşkin kutlamaları sırasında yaptığı ünlü konuşma düşüncelerinin vardığı boyutu gösterme açısından önem taşır. Eserlerinde, çelişkilerle dolu toplumsal oluşumda bireylerin kimi zaman trajidiye dönüşen yaşamlarını anlatan Dostoyevski, burjuva-kapitalist düzeni sert bir dille eleştirmiş ama bir yandan da toplumsal baskıyı ve insanın insan tarafından aşağılanmasını ortadan kaldıracak her türlü somut olanağı geri çevirmiştir. Kişiliğindeki ikilem yazarın eserlerine de yansımış; acıyı, kötümserliği içeren yaşam felsefesini çelişkili ve karmaşık olduğu kadar gerçekçi bir dille anlatması kitaplarının kilit noktası halini almıştır. Sibirya'da kürek mahkumu olduğu yıllarda edindiği gözlemlerden yola çıkarak kaleme aldığı Ölü Bir Evden Hatıralar, mahkumların yaşamından çarpıcı izler taşırken, "Suç ve Ceza" ile dünya çapında ün kazanmıştır. İnsancıklar ve Beyaz Geceler gibi eserlerinde sorunlara duyarlı bir yaklaşım sergileyen Dostoyevski, Suç ve Ceza ile büyük toplumsal roman dizisini de başlatmış olur. Eserlerinin bazılarında burjuva bireyciliğinin bütünüyle iflasını, iktidar ve para hırsını, insanlığa düşman olan efendilik ideolojisini ortaya koyarken bazılarında da güzel olan her şeyin yitip gitmesine ve egemen sınıfın çarpık yaşam paradoksunu anlatır.


    İnsan ruhunun derinliklerine inen ve orada gizli kalmış duyguları ortaya çıkaran Dostoyevski'nin yazarlığı bir psikologun becerisinden, bir düşürün derin düşselliğinden ve bir gazete yazarının coşkusundan izler taşır. Anlatı türündeki eserleri yeni edebi anlatım araçlarını doğurmuş, özellikle romanlarında yer alan çoksesli tipler sayesinde gerçekçi roman zenginleşmiştir. Gerçekçi yapıtlarının içinde barındırdığı insani yan 9 Şubat 1881'de yaşamını yitiren Feydor Mihayloviç Dostoyevski'nin asla ölmemesinin başlıca nedenlerinden biridir.

    Eserleri
    Romanları: Ecinler (Bednye Iyudi, 1845), Yeraltından Notlar (Zapiski iz Podpolya, 1846), Drovnik (1846), Beyaz Geceler (Belye noçi, 1849), Stepançiko Köyü (Stepançikovo, 1859), Ölü Bir Evden Hatıralar (Zapiski iz Mertvogo Domo, 1861), İnsancıklar (Unizennye i oskorblenneye,1861), Suç ve Ceza (Prestuplenie i Nakazanie,1866), Kumarbaz (Igrok, 1867), Budala (İdiot, 1868)Ecinniler (Besy, 1872), Delikanlı (Podrostok, 1975), Krotkaya (1876), Karamazov Kardeşler (Bratya Karamazovy








  2. Ömer
    Devamlı Üye





    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 11 Kasım 1821 tarihinde Rusya da dünyaya gelmiştir. Çok önemli ve başarılı bir Rus yazarıdır. Romanlarıyla tanınmaktadır. 9 Şubat 1881 tarihinde ölmüştür.




+ Yorum Gönder