+ Yorum Gönder
Biyografi ve Edebiyatçıların Hayatları Forumunda Mehmet Akif Ersoy Eserleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Mehmet Akif Ersoy Eserleri









    mehmet akif ersoy eserleri kısaca








  2. Asel
    Bayan Üye





    Mehmet Akif Ersoy Eserleri Nelerdir


    ESERLERİ
    Bütün eserleri Safahat altında toplanmıştır.
    1-Safahat
    2-Süleymaniye Kürsüsünde
    3-Hakkın Sesleri
    4-Fatih Kürsüsünde
    5-Hatıralar
    6-Asım
    7-Gölgeler

    Mehmet Akif Ersoy Eserleri.jpg


    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde – gösterdiği vahşetle ” bu : bir Avrupalı ”
    Dedirir – yırtıcı his yoksulu, sırtlan kümesi.
    Varsa gelmiş , açılıp mahbesi, yâhut kafesi!

    Eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
    Yedi iklîmi cihânın duruyor karşısın da,
    Avustralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada,

    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
    Hani, tâ’una da züldür bu rezîl istîla!

    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
    Kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.

    Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz…
    Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz
    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab
    Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülk-ü harab.

    Öteden saikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin

    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam
    Atılan her lâğamın Yaktığı: yüzlerce adam
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
    O ne müthiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer…

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

    Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
    Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre
    Top tüfekden daha sık gülle yağan mermîler…
    Kahraman orduyu seyret ki, bu, tehdîde güler!

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal’a mı, göğsündeki, kat kat îman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ,edecek kahrına râm?
    Çünkü te’sis-i îlahi o metîn istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
    “O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

    Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rap, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.

    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
    Bedr’in aslanları gibi şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler
    “Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.

    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâp…
    Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
    “Bu, taşındır” diyerek Kâbe’yi diksem başına;
    Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyla;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

    Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsen yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…

    Yine, bir şey yapabildim diyemem hâtırana
    Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı, selâhaddîn’i,
    Kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran…

    Sen ki islam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi ğöğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki rûhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,

    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
    Ey şehît oğlu şehît, isteme benden makber,
    Sana ağûşunu açmış duruyor peygamber.



    --------------------------------------------------------------------------------

    İstiklal Marşı

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
    Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
    ‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
    Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
    Doğacaktır sana va’dettigi günler hakk’ın…
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
    Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
    Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
    Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

    Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
    Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
    Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
    Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
    Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
    Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım;
    O zaman yükselerek arsa değer belki başım.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
    Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!





+ Yorum Gönder