+ Yorum Gönder
Bilgi Arşivi ve Eğitimle ilgili Bilgiler Forumunda Halk Edebiyatında Gurbet Teması Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Halk Edebiyatında Gurbet Teması Nedir








    halk edebiyatında gurbet teması nedir kısaca







  2. Ebru
    Devamlı Üye





    Halk Edebiyatında Gurbet Teması


    Halk Edebiyatında Gurbet Teması.jpg

    Gurbet, Arapça garb kökünden türemiş bir kelimedir. Güneşin battığı taraf, batı anl geldiği gibi, atıldıktan sonra bulunmayan ok, yürügen at, göz yaşı, göz yaşının geldiği damar anlamlarına da gelir. Ayrıca, gariplik, yabancılık; yabancı bir memleket, yabancı yer anlamlarını da taşır. (Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat, Türdav A.Ş. İst. 1985) Bu durumda garip de vatanından uzaklara batıp gitmiş, vatanından uzaklaşmış insan anlamlarına gelmektedir.

    Türk edebiyatının aşıklar dilinde gurbet, sevgiliyi bulmak için düşülen yollar, uğranan illerdir. Hançer-i feleğin ucu ciğerde / Durmayıp artıyor yara bu serde / Gurbet diyarında tutuldum derde / Gel tabip yaramı sar garip garip, der, Erzurumlu Emrah. Bir başka şiirinde de Sevgilim hayal-i vuslatın beni / Diyar-ı gurbette hayran gezdirir, der.

    Karacoğlan da bir şiirinde gurbetten şöyle yakınır: Gittim gurbet ile geri dönülmez / Kim ölüp de kim kaldığın bilinmez / Ölsem gurbet elde gözüm yumulmaz / Anam, atam bir ağlarım yok benim.

    Yunus Emre’mizin dilinde gurbet daha derin bir anlam taşır: Ben yürürüm ilden ile, / Dost sorarım dilden dile / Gurbette halim kim bile, / Gel gör beni aşk neyledi. Burada dile gelen gurbet, aşıkların dilindeki gurbetten biraz daha farklıdır: Bu dünyaya gelen kişi ahir yine gitmek gerek / Misafirdür vatanına bir gün sefer itmek gerek. Bu vatan, beka alemidir: Mülk-i fenadan geçeyin dost iline uçayın, diyen Yunus, bu gurbet diyarını fena yurdu olarak görür; çünkü asıl yurt, Dost ilidir. (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergah Yayınları, cilt.3)

    Görüldüğü gibi Yunus dilinde, dolayısiyle “tasavvuf dilinde gurbet, hakikate erişmek arzusu ile vatandan ayrılıştır. Sûfîlere göre insanın aslî vatanı ruhlar alemidir. İnsan buraya geçici olarak ve misâfireten gelmiştir. O bu alemde gariptir, ruh daima aslî vatanı olan melekut ve ruhanîler alemini özlemektedir. Garip, gurbette bulunan, yad ellerde olan, vatanından ayrı düşen. Hâlinden anlamayan, duygu ve düşüncelerine yabancı kalan kimseler arasında bulunan kimse. Câhiller arasında alim, fâsid ve fâsıklar arasında takva ve salâh ehli gariptir. Çok yüksek seviyede mânevî ve ruhî haller içinde bulunan arifler hem bu dünyada hem o dünyada gariptirler. Zîrâ hallerinden kimse anlamaz. Arifîn sırren ve ruhen tek ve yalnız kalması gurbettir. Onun halk arasında halinden anlayan bir kimsesi yoktur.”(Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Süleyman Uludağ, Marifet yy. İst. 1991)

    Marifet ve halden uzak kalındığında gurbet ani’l-Hak (Allah’tan gurbet) vücuda gelir. Bu mertebede duyulan dehşet ve hayrettir. Bununla ilgili olarak, bir hadiste, “Allah’ım vahşetimi (yalnızlıktan duyulan ızdırap) gider, gurbetimi artır.” denilmektedir. Bir başka hadiste de, “İslâm garip geldi, garip gidecektir.” buyurulmaktadır.

    Gurbet duygusunun temelinde vatandan ayrılış vardır. Tasavvufta da vatan, âlem-i bekâdır. İnsan buradan âlem-i fenâya gelmiştir; yani asıl vatanından ayrılmıştır. Mevlânâ, Divân-ı Kebîr’inde bunun için, “Biz vatanımızdan ayrılmışız, bu yüzden yorgunuz, sınanmadayız. Vatandan ayrı düşen nasıl kendine güvenebilir.” der. Mesnevi’de ise, “Her kim ki kendi aslından uzak kalır, daima o asla dönmeye çalışır.” demektedir.

    Tasavvuf dilindeki gurbet, Kalbin zümrüt Tepeleri’nde şöyle tasvir edilir: “ gurbet, maksuda ulaşabilmek için, o güne kadar alışılagelen dünya ve onun cazibedar atmosferinden uzaklaşma veya o atmosferde uhrevî buudlu yaşama şeklinde yorumlanmıştır ki, buna dünyanın mânevî mimarlarının hâleri de diyebiliriz ki, hâlden hâle intikal gurbeti, halktan hakk’a yönelme gurbeti, Hakk’tan halka nüzûl gurbeti bu sözcükle zihinlerimizde canlanan ahvâlden sadece bazılarıdır.”

    Bir hadis-i şerifte: “Cenab-ı Hakk nezdinde kulların en sevimlisi gariplerdir. Onlar, din ve diyanetleri adına halktan uzaklaşabilenlerdir ki, Meryem oğlu İsa ile haşrolacaklardır.” buyuruluyor.

    ‘Her garibin gurbeti farklı olabilir: halinden, dilinden anlamayan insanların içindeki hâl ehlinin gurbeti; fâsık ve fâcirlerin arasında salihlerin gurbeti; mülhit ve münkirlerin karşısında iman ve iz’an ehlinin gurbeti; câhil ve görgüsüzler dünyasında ehl-i ilim ve irfanın gurbeti; sûret ve şekil erbâbı beyninde mânâ ve hakikat erlerinin gurbeti gibi Yine bir hadis-i şerifte: “İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi), günü gelince yine gurbete avdet edecektir. Herkes bozgunculuk yaptığı dönemde, imar ve ıslah hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler olsun! Halk iman ve takva açısından (turkeyarena.com) zaaf gösterdiği o gurbetler gününde onlar, keyfiyet olarak sürekli köpürür dururlar.’ buyurulur. (Kalbin Zümrüt Tepeleri –2-, s. 70-71)

    Yararlı ve Hz. Sahib-i Şeriat’ın lisasında memduh sayılan gurbet Hak erleri dediğimiz ehlullahın gurbetidir ki .. üns billah’la taçlanmış, marifet derinlikli, muhabbet ve iştiyak televvünlü bir gurbettir. Böyle bir gariplik içinde bulunan sâlik, gurbet rampasıyla sık sık “üns billah”a yükselir, hiçbir zaman mutlak yalnızlığa düşmez; yalnızlık anlarını O’na ulaşmanın işaretleri kabul eder ve kendini her zaman Allah’ın vilâyeti, Peygamberin imâmeti ve mü’minlerin refakatiyle müeyyed görür; görür ve zati değerleri ölçüsünde dünya ile olan münasebetlerini devam ettirir. Her zaman ibadet ü taatla dopdolu, tam bir zahid; ama görünüp bilinmeye karşı bayrak açmış bir zâhid ü âriftir.

    Ebrâr ve mukarrebînin de gıpta ettiği bu garipler, عَضُوا عَليهَا بِالنَّواجذِ fehvasınca, halkın dinden yüz çevirdiği bir dönemde, sünnete sımsıkı sarılır, bid’atlara karşı savaş ilan eder, duygu, düşünce ve hissiyatlarını hep tevhid anlayışı etrafında örgüler, ömürlerini Allah’a intisabın zevki, şevki ve hazları içinde geçirir, Hz. Rûh-u Seyyidi’l-Enâm’a iktidayı, insanları Allah’a ulaştıran bir geminin kaptanına teslim olma şeklinde görür ve diğer nisbî intisapları da bu nakş-ı âzamın bir ipliği, bir izdüşümü, bir varyantı ve bir müşiri sayarlar.
    Asr-ı saadet ve âhir zaman vilâyetinin en önemli ve en bereketli bir kaynağı sayılan bu mânâdaki gurbet, câzibesi az, kıymeti çok, sıkıntısı fazla, derecesi yüksek, şatahat ve iddialara kapalı bir ululuk yoludur.. ve her devirde bu tertemiz kaynak etrafında bir avuç nezih gönül ve pak vicdan bir araya gelmiş, cemiyeti saran tehlikeleri göğüslemiş, ruhlara karşı pusu kurup bekleyen gulyabânîlerle savaşmış; insanları sevgiyle kucaklamış; onları, dünyevî-uhrevî beklentilerine ulaştırmaya çalışmış; sonra da mutluluk adına hiçbir şey tadıp duymadan çekip öbür aleme gitmişlerdir.” (age, s.72-73)

    Katmerli gurbet de diyebileceğimiz vardır. İğtirap, sürekli düzelmeleri bozulmaların takip etmesi ve salâhları fesatların kovalaması; gece-gündüz devridaimi gibi, gönlün biraz aydınlanmasını müteakip hemen yeniden karanlığın bastırması duygusudur ki, hemen her zaman, , طوبى للغرباء , , muştusuyla serfirâz hizmet erlerinin korkulu rüyaları olagelmiştir ve onu, düşündükçe ürpermişlerdir. (a.g.e, s. 76)





+ Yorum Gönder