+ Yorum Gönder
Bilgi Arşivi ve Eğitimle ilgili Bilgiler Forumunda Halk Edebiyatında Bülbül Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Halk Edebiyatında Bülbül Nedir








    Bana ödev hakkında yardımcı olur musunuz. Ödevimin konusu Halk Edebiyatında Bülbül ile ilgili bilgi vermenizi istiyorum.







  2. Diyar
    Yeni Üye





    Halk Edebiyatında Bülbül Hakkında Bilgi

    Aslı Farsça olan kelime sonradan Arap*çaya da girmiştir. Bülbül için andelîb ve hezârdan başka sesinin güzelliği do*layısıyla hezârdestân (bin bir türlü hikâ*ye söyleyen), hoş-hân (güzel okuyan), hoşgû (güzel söyleyen), hoş-âheng
    (güzel sesli) kelimeleri de kullanılır. Bunların yanın*da zeindhân (güzel sesli kuş), zendvâf, zendbâf, zendlâf (bülbül), mürg-i bâğ (bahçe kuşu), mürg-i çemen (çimen kuşu), şeb-hân (gece öten kuş), mürg-i şebhîz (gece uyanık duran kuş), hezâr-âvâz (bin bir sesli) gibi kelime ve terkipler de bül*bülü ifade eder. Çeşitli Türk şivelerinde böberdek, bübürdek, keleçek, kujulak, ötlügen, sandugaç gibi adlarla anılan bülbüle Dîvânü lugâti't-Türk ve Kutagu Bilig'de de rastlanır.

    Halk Edebiyatında Bülbül.jpg

    Doğu edebiyatlarında önemli bir yeri olan bülbül güllerin açtığı günlerde da*ha canlı öttüğünden gül ile arasında mu*hayyel bir aşk ilişkisinin var olduğu ka*bul edilmiş, bülbül âşığa, gül de maşuk veya maşukaya benzetilmiştir. Araların*daki bu ilişki mecazi aşk olarak kabul edilmiş, gülün aşkı ile tutuştuğu için bül*büle "şeydâ" (çılgın) ve "zâr" (ağlayıp in*leyen) sıfatları verilmiştir. Yine bu anla*yışa göre bülbülün güle yaklaşmasını ön*leyen en büyük engel gülün dikenidir. Ancak bülbül dikeni de gülün hatırı için hoş görmektedir.

    Şairler yüzyıllar boyunca-bülbülle gül arasında tahayyül ettikleri bu aşkı şiir*leri için tükenmez bir kaynak olarak gör*müşlerdir.
    Nitekim eski İran ve Türk edebiyatı şairlerinin divanlarında bülbül ve gül konulu manzumelere veya onlarla ilgili remiz ve mazmunlara sık sık rastla*nır. İran edebiyatında bülbülü ve onun güle olan aşkını en güzel şekilde dile ge*tiren, ünlü şair Hâfız-ı Şîrâzî (ö. 791/ 1389) olmuştur. Klasik divan şairleri bül*bülden belirli kurallara bağlı olarak bah*settikleri halde halk şairleri onu daha serbest bir muhayyile ile ve çok defa da*ha canlı bir şekilde dile getirirler. Türk halk edebiyatında hakkında pek çok mâ*ni, türkü, destan ve koşma yazılmış olan, Türk atasözleri ve deyimlerinde geniş bir yer tutan bülbül, daha XIV. yüzyıl baş*larında Yunus Emre'nin şiirlerinde lirik bir duyuşun timsali olarak görülür. Son*raki yüzyıllarda da hemen bütün halk şairleri bülbül motifini çeşitli şekillerde kullanmışlardır.

    Divan edebiyatında bülbül, klasik Doğu edebiyatlarında olduğu gibi âşığı sem*bolize eder. Bunda gülün sevgili olarak düşünülmesi de rol oynar. Teşhis yoluy*la âşığın bütün özelliklerinin izafe edil*diği bülbül, gülün daha kırmızı ve güzel olması için ona kanını vermiş veya gül hile ile onun kanını içmiş, yüzüne sür*müş yahut allık (gül-güne) olarak kullan*mıştır. Bülbül gülün hasretiyle sabahla*ra kadar feryat eden bir âşıktır. Bu ben*zetmede bülbülün diğer kuşlardan fark*lı olarak gece de ötmesi söz konusudur. Bazı şairler bülbülün feryat etmesini onun için ilâhî bir takdir olarak kabul ederler. Ötüşünün nağme olarak nite*lendirildiği hallerde bir nağmede 1000 sihir yaptığı ifade edilir. Bazan da gül yaprağı veya mushaftan âyetler yahut Gülistan'dan beyitler okuduğu düşünü*lür. Zevk ehlini gül bahçesine çağırarak gül ile olan macerasını âleme "destan eyleyen" bülbülün, "bin" (1000) anlamı*na da gelen hezâr kelimesinin tevriyeli ve cinaslı kullanılmasıyla "hezâr-destân" ve "destân-serâ" olduğu söylenir. Âteş-zebân, hoş-zeban, mürg-i hoş-hân, mürg-i seher, hoş-âvâz, hoş-beyân, hoş-nağme, ter-nağme, şîrîn-güftâr, gûyâ, medh-hân, nây-ı hazîn gibi kelimeler ötüşüyle ilgili olarak bülbül mânasına geldiği gibi feryat, figan, şîven, âh ü zâr, neva, nâle, savt, nağme, okumak ve gul-gule kelimeleri de ötüşünü nitelemek için kullanılır. Güzel nağmeleri ve gönül alıcı ötüşünden dolayı şairler de kendilerini bülbüle benzetirler. "Bülbüi-i bustân-ı mezâk" Hz. Peygamber'den kinaye ola*rak, "bülbül-i fıezâr-dâstân" Sa'dî-i Şî-râzi'den kinaye ve ehl-i kemâl için kul*lanılan birer tabirdir. Bunların dışında bülbül-zeban "fasih", bülbül-mizâc ise "değişik mizaçlı" ve "aşüfte" anlamları*na gelmektedir.

    Kuşlar farklı yerlerde yaşarlar. Karga leşi, baykuş viraneyi, bülbül de gülzârı sever. Bağda, bahçede, çiçekler içinde dolaşmakla beraber bülbül daha çok gül dalları ve yaprakları arasında görülür. Bülbülün tahtgâh, mahfil, sâyeban, sa*ğar, keşkül şekillerinde tasavvur edilen yuvası da burada bulunur. Bu beraber*lik, gülün rengi itibariyle ateşi çağrıştırmasıyla çeşitli tasavvurlara konu olur. O büyük bir âfet veya yangından arta*kalan bir
    "kül öksüzü"dür. Bu benzet*me ile aynı zamanda vücudunun üst kıs*mının koyu, alt kısmının sütlü kahverenginde oluşuna da işaret edilmiş olur. Gülün Hz. Musa'ya Tür dağında görünen "âteş-i Musa'ya benzetilmesiyle bülbül de Hz. Musa'nın "kelîm" sıfatı ile nite*lendirilir. "Pamukla ateşin oyunu olmaz" atasözü de bu münasebetle hatırlanır. Güzel sesinden dolayı bülbül ile Hz. Dâvûd arasında da ilgi kurulmuştur. Ayrı*ca gül camiye, servi minareye, bülbül de Kur'an okuyan kişiye benzetilir.

    Bülbül ile birlikte zikredilen diğer bir unsur da kafestir. "Bülbülün çektiği dili belasıdır" atasözü, bülbülün güzel ötü*şünden dolayı kafese konulmuş oldu*ğunu ifade eder.
    "Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş" atasözü ise onun gülbahçesinin ve hürriyetin has*retiyle yandığını anlatır ve hürriyeti sem*bolize eder. Aynı şekilde âşığın gamlı gönlü mihnet gülzârının bülbülü, yaralı sinesi de kafes şeklinde düşünülür. Mu*tasavvıflar veya tasavvufa meyyal şair*ler bülbülü daha geniş anlamlı bir ale*gori olarak kullanmışlardır. Onlara gö*re bülbül ilâhî aşkla yanan can ve ruhun timsalidir. O bu dünyada veya ten kafe*sinin içinde uzak kaldığı ezelî gül bah*çesinin hasretiyle feryat eden bir Hak âşığıdır.





+ Yorum Gönder


edebiyatta çılgın bülbül nedir,  edebiyatta çılgın bülbül,  halk edebiyatında bülbül