+ Yorum Gönder
Sağlık Merkezi ve Engelliler Forumu Forumunda Görmediğimin farkında değilim Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Suskun Karizma
    Devamlı Üye

    Görmediğimin farkında değilim








    Serap Yazıcı hakkında bilgi

    Lütfen arkadaşlar sizlerden ricam bana serap yazıcı ile ilgili bilgi verir misiniz?

    Prof. Dr. Serap Yazıcı, 1963 Ankara doğumlu, 1998'den beri İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim üyesi. AKP'nin sivil anayasa yapması için görevlendirdiği bilim kurulu üyesiydi.

    Prof. Dr. Serap Yazıcı, 1963 Ankara doğumlu, 1998'den beri İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim üyesi. AKP'nin sivil anayasa yapması için görevlendirdiği bilim kurulu üyesiydi.

    Kendisini o vesileyle televizyon ekranlarındaki, akıcı ve bilge konuşmaları, demokrat tavrı, kocaman siyah gözlükleri, görme engeline rağmen bedeninden enerji fışkıran bir bilim insanı olarak tanıyıp sevdim. Bugüne kadar kendisiyle uzmanı olduğu anayasa hukuku üzerine konuşuldu. Dünya tasavvurunu ve kendini var etme biçimini ilk kez bu söyleşide paylaştı.

    Boğazdaki evine konuk olduğumda sadece akıllı değil, duyarlı, zarif ve hoş bir kadınla karşılaştım. Bana güvendi, yazılmamak kaydıyla özelini de paylaştı. Acısını taşıma biçimindeki asaleti, üçüncü kişiler onu ne kadar üzerse üzsün onların haklarını da gözetme titizliğini görünce, ne kadar özgüveni yüksek biri olduğunu daha iyi anladım. Ne kadarının bilinmesini arzu ediyorsa o kadarını sizlerle paylaşıyorum.

    Sizinle ilgili ilk izlenimim çok çalışkan biri olduğunuz

    Doğru çalışmayı çok seviyorum. Pazar da dahil olmak üzere, gece ve gündüz çalışırım. Bir sağlık sorunu nedeniyle, pazarları bir süre önce çıkardım. Alışkanlığım bu benim. Çalışmayınca ne yapılır, onu da çok bilmiyorum. Dinlenmem gerektiği zaman yine dinlenmem, ev işi yaparım. Boş duramam. Her işimi 5 yıl öncesine kadar kendim yapıyordum. Ama artık enerjim sınırlandı. (Gülüyor)

    Bu bir çeşit hayata meydan okuma mı?

    Meydan okuma değil de, hayatta tek başına kalabilmeye hazırlıklı olmak her zaman.

    Çünkü 13 yaşında annemi kaybettim. Bir insanın en çok nazının geçeceği kişi annesidir. Anneniz yoksa, sürekli nazınızı çekecek biri de olamaz.

    O zaman gözlerinizi kaybettiğiniz kaza olmuş muydu?

    Hayır aynı kazada.

    Bu çok büyük bir travma tabii.

    Ben travma olarak görmüyorum. İnsanlar çok ilerlemiş yaşlardaki kayıplarla daha zor başa çıkabiliyorlar. Daha küçük yaştakilerle belki başa çıkmak o kadar zor değil. Ben bu kayıpları yaşadığım yaş bakımından şanslıydım. Daha kolay başa çıktım. 7-8 sene önce babamı kaybettim. İşte o benim için travma oldu.

    O kazayı anlatmak sizi üzer mi?

    Üzmez ama bunu herkesle paylaşmak istemem.

    BANA DİPLOMASIZ AVUKAT DERLERDİ

    Babanızın mesleğini seçtiniz. Rol modeliniz miydi babanız?

    Her bakımdan rol modelimdi. Freud çok haklı; kız çocuklarının ilk aşklarını, elektra kompleksiyle açıklarken. Ben babasına gerçekten aşık bir çocuktum. Onda gördüğüm üstün meziyetleri onun mesleği ile ilişkilendiriyordum. Sanki hukukçu olduğu için babam o kadar özel bir insandı. Haliyle ben de hukukçu olursam, ben de öyle olabilirim gibi bir duygum vardı. İkincisi hukuk, kişiliğime çok uygun. Çünkü adalet duygusu çok güçlü bir insanım. Çok küçük yaşlardan itibaren kendi vicadani değerlerime aykırı bir adaletsiz bir tablo ile karşılaştığımda hep karşı çıkar, onun mücadelesini verirdim. O yüzden aile içinde bana diplomasız avukat derlerdi. Belki çok klasik bir cevap olacak ama hukukçu olmayı daha ilkokul yıllarında kafama koymuştum.

    Görme yeteneğinizi yüzde kaç oranında kaybettiniz?

    Yüzde yüz. Renklerin hiçbirini unutmadım. Her şeyi gayet iyi hatırlıyorum. Dünya elbette benim onu görme yetimi kaybettiğimden bugüne çok değişti. Bazen düşünüyorum, bir mucize olsa, yeniden görsem şok geçirir miyim diye. Özellikle Türkiye'de görsel alemde çirkinleşmenin olduğunu, çarpık bir yapılaşmanın olduğunu biliyorum. Yanımdaki kişilere anlattırarak dünyanın görsel boyutunu takip ediyorum..Aslında benimle birlikte olanlar görmeyi öğreniyorlar. Çünkü ben çok sorgulayınca, onlar görmedikleri şeyleri benimle keşfediyorlar. Böylece görmeye başlıyorlar.

    Görmemeyi öğrenmek mi zor, görmeyi öğrenmek mi?

    Görmemeyi öğrenmek benim için çok uzakta kaldı. Aslında fazla da güçlük çekmedim. Eğer materyalistseniz dersiniz ki, doğa boşluk kabul etmiyor. Her boşluğu bir şekilde dolduruyor. Değilseniz, bunu Allah'ın bir lütfu olarak kabul edersiniz. Çocukluğumdan beri çok inançlı bir insandım ben. Bu olay inanç dünyamı değiştirmedi. İsyan etmek ve sürekli mutsuz olmak mı, kabul etmek ve o şartlara uygun bir mücadele vererek, ayakta kalıp mutlu olmak mı? Bunu şu anda izah ettiğim şekilde net bir muhakeme ile yapmadım. Belki bir iç güdüydü.. Ben hiç isyan etmedim. Bunun bir kader olduğunu düşündüm. Bu babamın kullandığı bir arabada olduğu için, onun üzülmesini hiç istemedim. Komadan çıktığım ilk andan itibaren babamın kendisini suçlamaması için, bunun kader olduğuna inanması için babama telkinde bulundum. Ama kendim böyle inanıyordum zaten.

    Bazı aileler çocukların küçük kusurlarının altını defaatle çizerek büyütürler. Bazıları da engellerini hiç hissettirmeden, onlarla baş etmeyi öğretirler, zannederim sizin aileniz 2. gruptandı.

    Ben kendimi hiçbir zaman engelli gibi algılamıyorum. Ne bunu bana çevre böyle hissettirdi, ne de ben böyle hissettim. O kelime tabii bir zaruretten kaynaklanıyor, doğru, ortada bir fiziksel problem var, ama ben engelli değilim. Ailem de öyle hissetmedi ve hissettirmedi. Arkadaşlarım, profesyonel çevrem de.

    KENDİ KENDİME GECELERİ GÜNAH ÇIKARIRDIM !

    Körlerimiz, Braille alfabesi ile yazılmış eser sayısının azlığından şikayetçidir.

    Ben öğrenmedim çünkü ilk andan itibaren onunla hayatı devam ettiremeyeceğimi idrak ettim çünkü her şeyden önce günlük gazete okumak mümkün değildi. Günlük gazeteleri okumayan bir insan hele o yılları düşünün, dünyayı takip edemez. Bugün dahi, görsel ve işitsel basın yayın araçları çok yaygın ama onlar tek başlarına yeterli değiller. Dolayısıyla gazete okumak dahi, bu ihtiyaç dahi Braille öğrenmemek için yeter. Hiç öğrenmedim zaten körler okuluna da gitmedim. Normal okullarda eğitim aldım.








  2. Suskun Karizma
    Devamlı Üye





    Neden ceza hukuku değil de anayasa hukukunu seçtiniz?

    Bu meslekte ne yapmam gerektiğine aşağı yukarı lise yıllarında karar verdim. Benim lise yıllarım Türkiye'nin 12 Eylül öncesi serüvenine rastlıyor yani siyasallaşmanın, kutuplaşmanın çok yoğun olduğu, bir demokrasi mücadelesinin olduğu yıllar. Tabii ben de o yılların gereği olarak tarafımı belirlemiştim. Vicdani değerlerim ve sosyal adalet duygum bana Marksizm'i çok çekici göstermişti ve sol görüşlüydüm. Sosyal adalet duyguma gerçekten çok hitap ediyordu.

    Aynı zamanda da çok inançlı birisiniz. Normal şartlarda sizin sağda durmanız beklenirdi.

    Zaten o çok enteresan bir durum. O bir felsefe o bir bütün. O bütünün içinde evet materyalist olmak da var. Kendi kendime geceleri günah çıkarırdım. Allah'ım beni affet diye. (kahkahalar)Dolayısıyla o atmosfer zihnimde ya anayasa hukukçusu olmalıyım ya ceza hukukçusu olmalıyım gibi bir his yarattı. Eğer bunlardan birini seçersem, Türkiye'nin bu problemlerine de daha iyi hizmet edebilirim diye düşündüm. Ama hemen hemen hukuk fakültesine adımımı attığım anda anayasa hukukçusu olmaya karar verdim diyebilirim.

    İşinizin dışında ne yaparsınız?

    Müzik dinlemeyi çok severim. Akademik çalışmalardan boğulduğum zamanlarda ferahlamak için roman okumayı çok severim.

    Roman dinlemeyi değil de okumayı ha!

    Ben dinlemek demiyorum. Okumak diyorum (Kahkahalar)

    Çok güzel. Kuyruk dik. Ben çok sevdim bu kuyruğu. (Kahkahalar)

    Çünkü benim hayatımda okumak biraz değişik tecelli ediyor ama netice olarak okumak bu(Kahkahalar) Şu ana kadar sizin romanlarınızı okumadığım için de mahcûbum.

    Estağfurullah. Sizi genelde bu büyük gözlükle görüyoruz.

    Onlar birbirine benziyorlar. Aslında bu gördüğünüz yeni bir gözlük. Gözlük benim için bir korunma aracı değil aksesuar. Farkındaysanız aksesuarları da çok seviyorum.

    Estetik merakınız giyiminizden, takılarınızdan, evinizin düzeninden, seçtiğiniz objelerden anlaşılıyor. Bütün bunları kim seçiyor, nasıl seçiliyor?

    Bunların cevabını ancak deneyerek görebilirsiniz. Bir gün isterseniz alışverişe giderek görelim. (Gülüyor) Çok eğlenirim alışveriş yaparken.

    Işığı görebiliyor musunuz?

    Hayır hiçbir şey görmüyorum. Bazen sevdiklerime bu espriyi yaparım. Genellikle benim olduğum bir ortamda elektrikler kesildiğinde insanlar suçluluk duyuyorlar bunu fark ediyorum. Ama ben de onlara şunu söylüyorum "Siz müsrif insanlarsınız, masraflısınız. Benim içimde 24 saat aydınlık var, ampule ihtiyacım yok. (Kahkahalar)

    Nasıl bir hocasınız?

    Öğrenmeyi çok seven bir insanım. İnsanın sonsuz tekâmülüne inanıyorum. Öğrencilerime de ders verirken, öğrenmenin coşkusuyla birlikte öğretiyorum. Çok severek yaptığım bir şey. Ümit ediyorum ki onlar da benim hocalığımdan aynı şekilde zevk alıyorlardır. Anayasa hukuku elbette çok ciddi meseleleri olan bir alan Nasıl bir tıp hekimi hastasının problemini yanlış teşhis eder, yanlış bir tedavi uygularsa, ortaya çıkan tablo vahim olursa, aynı şeyler hukuk insanı için de geçerli. Bir hukuk insanı bir problemi doğru tespit edemezse uygulayacağı çözüm doğru olmayacaktır. Çözüm zannettiği şey sorun yaratacaktır. Bir insanın hayatında çeşitli hak ihlalleri ve çeşitli mağduriyetler olabilir ki en az insanın bedeninin zarar görmesi kadar ciddi bir şey bu. O yüzden öğrencilerimize biz kendi alanımızın teknik ayrıntılarını öğretirken de çok titiz olmamız gerekiyor, onları imtihan ederken de çok titiz olmak zorundayız. Öğrenciye verdiğiniz ehliyetten sorumluluk duyuyorsunuz. O yüzden öğrencilerin kâğıtlarını okurken çok titiz davranıyorum. Yine okumuşsunuzdur Ekşi Sözlük'te, ben derse katılan öğrenciye daima artılar veririm ve yıl sonunda mutlaka o artıları kağıtlarına yansıtırım.

    Edebi bir şeyler yazmayı denediniz mi? Hikaye, şiir?

    Yazarsam yazabileceğimi hissediyorum ama orada bir şey engel oluyor. Söyleyeyim neden denemediğimi. Edebiyat yazarın kağıtla baş başa olmasını gerektiren bir alan. Araya biri girmemeli. Ama benim hayatımda yazma fiili şöyle işliyor: Ben birine dikte ediyorum ve o yazıyor. Tabii sonra noktalama işaretlerini hep ben düzeltiyorum. O iç aleminizi hayal üzerine, birine dikte edemezsiniz. Hayal edebilirsiniz. Ama onu bütün çıplaklığı ile dikte edemezsiniz. Arada bir izleyici olur. Siz roman yazıyorsunuz, bilirsiniz. Yazdığınız anda onun bir seyircisi olmamalı. Akademik yazıda böyle bir şey hissetmiyorum. Çünkü ben bilim üzerine yazıyorum. Orada benim hayallerim yok. Zaten bir gerçeklikten hareket ediyorum. Bilinmeyen bir şey de söylemiyorum. Bilinenler üzerinden yeni bir şeyler üretmeye çalışıyorum.

    AŞKIM DA İNANCIM KADAR KUVVETLİ

    Kendinizi, en çok kimin aynasında görmekten haz duyuyorsunuz?

    Masumların. Dolayısıyla küçük çocukların. Onlar her zaman objektif ve dürüstler. Çünkü onların dünyasında riya yoktur. Onlar iyiyi kötüyü algıladıkları gibi ifade ederler. O yüzden çocukların ifadesi her zaman benim için önemlidir.

    Aşkın aynasında nasıl görünüyorsunuz acaba?

    Biliyorsunuz benim özel hayatım skandal oldu. Fakat insanların sağduyusuna çok güveniyorum. Orada beni rencide etmeye yönelik bir tavır vardı belki ama asıl amacın içinde bulunduğumuz projeyi parçalamak olduğunu düşünüyorum. Bu sadece benimle ilgili bir konu olsa daha fazla konuşurum. Ama benimle bunu paylaşan kişinin saygınlığını bozamam. Ben incinmedim. Saklamadığım bir şey üzerinden vurmaya çalıştılar çünkü. Bunu yapanlar daha çok incinmişlerdir diye düşünüyorum.

    Aşık bir kadın olarak Serap Yazıcı'nın portresi nedir?

    Aşkım da inancım kadar kuvvetli. Aşk benim için, ilahi aşkın dünya boyutundaki yansıması. İkisi birbirinden farklı değil. Biri ne kadar sonsuzsa diğeri de o kadar sonsuz. Elif Şafak son kitabında şunu söylüyor. Aşk insana bir lütuftur. Dolayısıyla her şey Allah'ın bir lütfu.

    Hiç evlenmediniz değil mi?

    Hayır. Evli olmayı isterdim ama engeller oldu. Onları aşamadım.




+ Yorum Gönder