+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Eski Misafir Soruları Forumunda dil ile ilgili makaleler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    dil ile ilgili makaleler








    dil ile ilgili makaleleri öğrenmek isteiyorum ama bulamıyorum siz bana bulurmusunuz







  2. Mineli
    Devamlı Üye





    Dil ile ilgili makaleler

    dil ile ilgili makaleler.jpg

    Diplomatik Dil ve ~ z e l l i k l e r i
    Zeynep AKlNCl
    "Diplomatik Dil ve &elliklerin konusunu irdelemeden once, "diplonx~si"
    sozcugunden ne aniapild~gmk ~sacah at~rlatmaday arar goruyorum.
    Mecazi anlamlar~b ir kenara b~raklld~g~n"ddai,p lomasi", politikanin Devletler
    arasmdaki ilipkilerle ilgili bir dal~dlr.B u kapsama, bir hukiimetin q~karlannin
    diparlda temsili, uluslararas~ i$erifi yonetimi, devletler-arasinda miizakerelerin
    idaresi ve icras~ girnlektedir. Kisacas!, diplomasi, uluslararas~ iligltilerin
    muzakereler yoluyla yiiliitulmesidir.
    Bu tan~mlamadand a anlag~lacagu~z ere, miizdtereler degigik uluslar/arasinda
    y a p ~ l d ~ a ~gonrae , dil baklm~ndano rtak bir zeminde bulupma gereki ortaya
    Cikmaktadir. Ortak zeminin saglanmas~, herkesin kendi dilinde kendini ifade
    etmesi vc bunun k a q ~ta ralin (veya taraflar~n)d iline, veya ulusl~r-arasindaI tabul
    gormiip ortak bir dile gevrilmesi geklinde olabilecei(i gibi, dogrudan bu
    uluslar-aras~d ille kendini ifade etnie peklinde gergeklepebilir. Ancak, konu tum
    bir ulusu ilgilendiren devletin qkarlari oldugu iqin sozlii veya yazh ifadelerin
    yanl~p anlamaya meydan ver~neyecek pekilde aqik olmasi gerekmektedir.
    1pte bu noktada, qeviri veya dogrudan ifade becerisiyle olsun, Diplomatik
    Dil'in onemi ortaya gkmaktad~r.D iplomatik Dil sozcugu ug farkh kavraini ifade
    eder: 1) diplomatlarm birbirleriyle konupurken veya yaz~p~rkeknu lland~klari
    dil kavrami. 2) diplomasiye ozgu diplomatik terimler (Jargon diplomatique)
    3) diplomatlara ozgu bir uslup.
    1. Kavram : 18. yiizylla kadar kullanllan (Diplomatik Dil) Btince idi. Diplomatlar
    Iatince yazqir hatta konupmalarm~ da bu dilde yaparlard~. 18. yuzyilm
    i~i n d eF, ransa'nm uluslararas~p latformda artan nufuzundan bilistifade, franslzlar
    kendi dillerini D.D. olarak kabul ettirmek amacyla oldukga gayret sarfetti-
    TOMER CEVIRi Dergisi "Ozel Kurarn Say~s~" 107
    Zeynep A k l n c ~
    ler. Ancak, diger ulkeler de buna kaqi direnmeye qaligtilar. ~ r n e g i n1, 748 de
    Aix-la-Chapelle'de imzalanan bang andlagmasi, 1763 telti Versailles andlagmalarinin
    (Fransa ve Ingiltere), fransizca olarak duzenlenmesi, bu andlagmalara
    ozel bir madde konulmasini engellemedi. Bu ozel madde de tahmin edebileceginiz
    gibi 'Fransizca'nin resmi dil olarak kullanilmasinin bir emsal tegkil edemeyecegi
    idi. Fakat butun bu kisitlamalara ragmen, Fransa uygulamada, Fransizca'nin
    D.D. olarak kabul ettirilmesi yolunda mesafe aldi. 1815 Viyana Kongresinde
    ve 1856 Paris Konferansinda kullanilan dil fransizca oldu. ingilizce ise,
    ancak 1. Diinya Savagmdan sonra 1918-19 Paris Konferansinda, fransizca ile
    egit haklara sahip olabildi.
    Boylece, Ingilizce ve Fransizca Paris Konferansinin resmi dilleri olarak kabul
    edildiler, Zira, bu konferansa katdan 1ngiliz ve Amerikali delegelerden bir
    bolumu profesyonel diplomat degildiler ve fransizca bilmiyorlardi. Dolayisiyla,
    taraflara kendi dillerinde konugina ve tercuman kullanma haklti tanindi.
    Bu tarihten sonra, D.D. olar~ki,n gilizce giclerek fransizca ile egit diizeye
    gelmeye baglamigtir. 2. Diinya Savagin~ taltiben ABD'nin nufusunun diinyada
    siyasi alanda artmasi neticesinde IIU olugum hiz kazanmtgtir. Ancak bunu, fransizca'nin
    diplomasi sahasindan silinecegi anlaminda almamak gerekir. Zira
    Fransa diginda, fransizca konugulan ulkelerin varligi, Fransa'nm frans~zca'nin
    uluslararasi platformlarda kullanilmasi amaci ile surdurdugu gayretler ve bu
    dilin sahip oldugu aqiklik ve n~anliko zellikleri ile dunya kulturiindeki rolu daha
    uzun muddet D.D. niteligini kon~inasini sa@ayacaktir. Dolayisiyla, gunumuzde
    ingilizce ve fransizca D.D. olarak egemenliklerini kabul ettirmiglerdir.
    'Bununla birlikte, bazi uluslararasi orgiitlerde veya toplantilarda, bu iki dilin yanisira,
    bagka dillerin resmi dil olarak kullanimi mumkundiir. Bu dillerin seqimini
    uye veya katil~mciu lkenin siyasi agirlig~v eya dunyada dili konuganlarin
    sayisl tayin etmektedir. Mesela, B.M.lerde kabul edilen diller, ingilizce, fransizca
    rusqa, qince ve ispanyolca'dir.
    Ancak devletler egit ve egemen olduklarindan hiq bir devlet uluslararasi ilipkilerinde
    belirli bir dili kullanmaya mecbur edilemez. Her devlet isterse kendi
    dilini kullanabilir. Fskat bu durumda da kargi tarafin veya taraflartn anlayacaklari
    bir dile bunun qevirisi gerekecektir. Aksi halde, anlagma imkan dahilinde
    olmaz. Sirf kendi dilini kullanmanin sakincalarina ornek olarak 2. Diinya Savagi
    oncesinde Londra'da Alman Buyukelqisinin bagma gelen bir olayi anlatacagim.
    Mizahi boyutlara varan bir ornek: Londra'daki Alman Buyukelcisi duzen-
    108 Ozel Kuram Saylsi
    Zeynep A k ~ n c ~
    ledigi bir resepsiyonla ilgili davetiyeleri almanca hazlrlatmlg, Arap ulkeleri Buyukelgilerinden
    biri de bu davete arapga cevap verince Alman Buyukelgisi misafirinin
    gelip gelmeyecegini anlamakta biraz gugluk gekmig.
    2. Kavram : D.D. denince akla gelen ilk kavrama degindikten sonra, gimdi
    D.D. tabirinden anlagllan 2.kavrama kisaca deginecegim
    Diplomatik metinlerde slk slk ban terimlerle kargdaglllr. Ozellikle diplomasiye
    ozgu bu terimlerin anlamlarinin iyi bilinmesi ve yerinde kullaniml onem
    arzetmektedir. Bunlar diplomasi diline, terminolojisine yillar igersinde girmig
    olan teknik terimlerdir vr bir gogu latince'dir
    3. Kavram: D.D. in ifade ettigi 3. kavram ise, diplomatlara, nezaketten asla ayrilmadan,
    en sert sozleri dahi ifade etme olanagini saglayan usluptur Yani olqulu
    bir seviyeden meramlarini ifade etine vasitasidir. Mesela: Bir diplomat diger
    bir hukumete, uluslararasi bir anlagmazlik konusunda,
    'Mon gouvernement ne saurait demeurer indiffkrent devant cet kvknement'
    yani 'Hukumetim kayitsiz kalamiyabilir' derken aslinda 'hukumetinin muhakkak
    surette bu anlagmazliga miidahale edecegini anlatmak istemektedir
    'Le gouvernement de la Kkpublique de Turquie a le regret' veya 'a le vif
    regret de constater' ibaresi, 'Ankara Yonetiminin sert ve kesin bir tutum takinacagini
    belirtir
    Bu ibareler, tehdit edici terimler kullanmadm, bir yabanci hiikumetin uyarilmasina
    imkan verir Bu uyari sonugsuz kaltrsa, diplomat nezaket ve uzlagtinciligini
    kaybetmeden sesinin tonunun biraz yiikseltebilir ve 'Dans ce cas, le
    gouvernement de la Republique de Turquie se verrait oblige d'examiner 2
    nouveau la question'. 'Bu durumda T.C. hukumeti sorunu tekrar gozden gegirmeye
    mecbur kalacaktir' derken, aslinda 'dostlugun dugmanliga donugeceffini
    ifade eder
    D.D.'in hangi kavranllari igerdigini ele aldlktan sonra, DD'in sozlii ve ya-
    & nasd kullanildi~inib elirliyebiliriz
    Diplomatik konugma, diplomatik yazigma kadar onem tagimaktadir. Bugiin
    ulaglm ve tele-komunikasyonda kaydedilen ilerlemeler sayesinde birgok mesele
    sozlu olarak halledilebilmektedir. Yazida kaybolan ban nuanslari sozde
    zaptetmek miimkundur. Ayrica, sozlere agiriya kaqmayan bazi jestler de ilave
    edildigi vakit, ifade bir miktar &aha canlilik kazanabilir
    DipIomatik konugmalan 3 kategoriye ayirsbiliriz:
    1. 1ki tarafli ve kapali odada bagbaga yapilan konugmalar
    2. Uluslararast toplantilarda yapilan beyanlar ve mudaheleler
    3. Cegitli vesilelerle (yemek, toren, konferans) yapilan nutuklar Bu nutuklar
    iqerisinde qegitli mesajlar vermek miimkundur
    Diplomatik konugmada bazi hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir:
    - Konu~ma suresini fazla uzatmamak,
    - Soylenecekleri kisa cumleler halindei agik ve ayrintilara girmeden ifade
    etmek,
    '110 Ozel Kuram Sayw
    Zeynep A k ~ n c ~
    - Kullan~lacak teknik tabirleri onceden saptamak,
    - Ele alinacak konuyu etraflica incelemek




  3. Mineli
    Devamlı Üye
    Hacettepe ~niversitesEi debiyat Fakiiltesi Dergisi
    Cilt: 16 I Sayr: 2 1 ss. 21-27
    Sosyal Bilimler Metinleri Cevirisi
    DOG. Dr. Berrin AKSOY*
    Sosyal Bilimler alanlndaki metinlerin qoklugu ve qe~itliligsi evirilerinde de yontem ve
    ilke belirlenmesi gerekliligini dogurur Yaratlcllik aqisindan bu metinlere baktlgimlzda
    edebi qevirisi ve teknik qeviri araslnda bir yerde bulunduklanni goriiriiz. Sosyal Bilimler
    metinlerinin alanlnl konu aqls~ndanb elirleyecek olursak, t~pm, iihendislik, fen, hukuk ve
    edebiyat metinleri dqinda kalan tarih, psikoloji, sosyoloji, siyaset, kamu yonetimi, felsefe
    alanlannda yazllan metinlerin bu kapsam iqine girdigini soyleyebiliriz. Metin tiirleri
    aqismdan Sosyal Bilimler metinleri Katherina Reiss'm slniflandlrmasina gore iiq i~lev
    alanlna da girer. Reiss tiim metinleri:
    a) Informative (Bilgisel) b) Expressive (Anlatlmcl) c) Operative (12levsel) olarak
    smiflandlnr. Bilgisel metinler ders kitaplan, bilimsel raporlar, tanltlm yazllan gibi metinleri
    iqerir. Anlatlmsal metinler tiim yazin metinlerini iqerir. 1alevsel metinler de (ilanlar,
    reklamlar, siyasi nutuklar, propagandalar gibi) etkilemeyi arnaqlar. Sosyal Bilimler alanlnda
    yazllml~ bir metin, omegin Freud'un '6 JOKES AND THEIR RELATION TO THE
    UNCONSCIOUS' ad11 eseri salt karmapk mhsal sureqleri aqlklamanln yanlsira, yazanln
    kendine ozgii bir biqemle duygulannl ve dii~uncelerini aktardlgl, yer yer okuyucuyu etki
    altlna almaya qallatlg~b ir yaklaprn~d a sergiler. Dolayls~ylay azann biqeminin ve biqemini
    etkileyen ko~ullannd a qeviriyi ve qevirmeni yonlendirecegi bir alan olan Sosyal Bilimler
    metinleri qevirisinin kendine ozgii guqliikleri vard~r.~ ncelikleS osyal Bilimler metinleri
    qevirisinin yazln qevirisinin giiqliiklerini ve teknik qevirinin tiim tekniklerini iqerdigini
    soyleyebiliriz. Cevirmen yazln qevirisinde oldugu gibi, Steiner'ln "hermeneutic motion
    * H.U. Edebiyat Fakiiltesi, Miitercim-Terciimanlk Boliimii, Ingilizce Miitercim-Terciimanl~kA nabilim Dal~
    Ogretim Uyesi
    Sosyal Bilimler Metinleri Cevirisi
    (yorumsama hareketi)" olarak tanlmlad~gl yontemi izlemek zorundadir Cevirmen yazarl
    qok iyi tanimall, bunun iqin de onceki eserlerini, biqemini ve yagam oykusunu bilmelidir.
    Bunun yanlsira metni anlarnak ve duyumsarnak da qok onemlidir Metni olugturan ritim,
    renk dokusu ve tasanml qevirmen tarafrndan qok iyi anlagllmlg olmalldlr. Unutmamak
    gerekir ki, bu tur metinlerin yazarlari da kendilerine ozgu gahsiyetleri, duygulari ve
    seqimleri olan ve bunlan metinlerine yansltan kigilerdir. Bu ve benzeri ozelliklerin yalnizca
    yazln yapitlannda buiunmasl gerekmez. Antik donemlerden gunumuze degin yazllan tum
    felsefe, psikoloji, tarih, siyaset vb metinleri inceledigimizde, dilin yarat~ci ve yazarln
    duygu ve begenilerini yansltan bir biqimde kullanildi~lng~o riiriiz. Cevirmen metnin iglev
    alanlnl saptadiktan sonra, metindeki bilgi ve kavramlar~n nasll duzenlendigini
    saptayabilmek iqin qozumleme qallgmas~ yuriitmelidir. Iglevsel yaklag~mla pragmatik ve
    anlamsal duzeyde yiiriitulmesi gereken bu qahgmada qevirmenin unutmarnasl gereken
    nokta, metindeki unsurlann metinden kopuk birimler degil, belirli bir durumda ve kulturel
    ortamda yer alan ve iqinde bulunduklarl metni bir butun haline getirecek olan birimler
    oldugudur
    Sosyal Bilimler metinlerinin qevirisinde iglevsel yaklaglmla metin qozumlemesi
    yapllmasi aynl zamanda qeviribilim kuram~iq inde "skopos" kuram~il e de ilintilidir. 1glevsel
    bir kuram olan ve 1984 yilinda Reiss ve Vermeer tarafindan yazlli ve sozlii qeviride bir
    yaklaglm olarak geligtirilen bu kuramda oncelik hedef metindir. Hedef metnin iqinde
    bulundugu iletigimsel ortamin, hedef metnin iiretim surecini etkileyecegini one surmesi
    bakimindan dilbilim ile de iligkili olan skopos kuramlna gore qeviri siireci, "skopos" una,
    yani iglevi ve amaclna gore geligir (Pochhacker, 1992: 215 - 217). Bir metnin iglevi amag
    okuyucunun bilgisi, beklentisi ve deger yargilanna baglld~r. Bu unsurlar kaynak metnin
    veya metin iqindeki bolumlerin oldugu gibi korunmasl, az ya da ileri duzeyde
    degi~tirilmesinib elirler Cogunlukla, ulkemizde de sikl~klak argilag~ldiglg ibi, qeviri i ~ i n i
    veren kigi veya kurumlar bu konuda karar verir ve bu kararlar bazen yerinde olmayabilir.
    Cevirmen igverenin beklentilerini gozonune almak zorunda kalir. Ancak, metnin yapisi ve
    iqerdigi anlamlar aqisindan genelde qok daha bilgi sahibi olan qevirmen bu konuda igverenin
    goriiglerini ve beklentilerini tart~gmaktan qekinmemelidir
    0te yandan teknik qevirinin en onemli unsurunu olugturan terim bilgisi Sosyal
    Bilimler metinlerinin qevirisinde de bir onkogul olarak karglmlza qikar Cevirmen metnin
    kendine ve alan~na ozgu terimleriyle bagedebilme bilgi ve donanimina sahip olmah,
    gerektigi yerde qevirrne, oldugu gibi aktarma, yerlegmig (olqunlu) karglligi kullanma gibi
    yontemler arasinda dogru seqim yapmaslni saglayacak bir titizlikle qahgmalidir Sosyal
    Bilimler alaninda yazilmig metinlerin qevirisi ile ugragan qevirmende bulunmasl gerekli
    ozellikleri goyle siralayabiliriz:
    Doc. Dr. Berrin AKSOY
    1) Kaynak metni olugturan dilsel ve dildlgl ogeleri eksiksiz kavramasln~ saglayacak
    bir dil yetisi
    2) Amaq dilde egdeger bir metin kurabilmek iqin gerekli arnaq dil bilgisi
    3) Kaynak metnin ait oldugu konu alanl hakk~ndab ilgi sahibi olmak
    4) Amaq dilde kaynak metin alanlnda yapllmlg qeviriler ve telif eserler hakklnda
    bilgi sahibi olmak
    5) Ceviri siirecinde yararlanabilecegi donanimlara ulagabilirlik (sozliik, ansiklopedi,
    alan bilgisi ile ilgili yaylnlar, gahlslar ve kurumlar, bilgisayar, bilgi a& vs)
    Sosyal Bilimler alaninda yazllmig bir metin, iletigim birimi olarak kavramlardan
    olugur. Kavramlar yazar tarafindan aqik ya da kapall bir biqimde tanlmlanlr ve metinde
    tartlgrna iqinde kullan~llr.B u kavramlar geqerligi ve d o ~ r u l u ~oun aylanmlg geyler
    olabilecegi gibi, tartlgllan ve kargl ~llulank avramlar da olabilir Sosyal Bilimler metinlerini
    dogru qevirebilmek iqin qevirmen, metin iqindeki iqerik ile ilgili ogelerin geqerligi ve kabul
    edilirligi hakklnda da bilgi sahibi olacagl bir arqtlrma yapmaya haz~or lmalldlr.
    Sosyal Bilimler metinlerinin ve qevirmenlerinin sahip oldugunu varsayd~g~mb~uz
    bilgiler lgigmda, qevirmenlerin izlemesi gereken ad~mlana gagldaki gibi s~ralayabiliriz:
    1) Cevirmen iqin ozgun metin ve konu alanl ile ilgili konularda okumak iyi bir
    baglanglq olabilir. Bu sayede qevirmen konunun kapsamlnl ve boyutlann~ belirler Metin
    i~inde ele allnmlg olan kavramlar saptanarak bunlann o alan iqinde bir perspektif
    olugturmaslnl saglayacak bir aragtlrma yapllmas~ gereklidir Bunun iqin de, hem kaynak
    dilde, hem amaq dilde bu alanda yazllmlg eserler ve qeviriler incelenmelidir. Bu sayede
    ozgun metinde yer alan terminoloji qlkanlarak kqlhklan bulunacak, bu kargillklann eger
    varsa yerlegik kullan~ma uyup uymadlg~ saptanacak ve metinde kullanllan dil ozellikleri
    belirlenecektir. Metinde geqen her bir sozciik ve terim farkll anlamlar tagiyabilir Bu tiir
    farkllhklar da ancak o konu ile ilgili alan bilgisinin kaynak dilde ve amaq dilde kazanllmas~
    sonucunda saptanabilir (Kussmaul: 1995, 150)
    2) Cevirmen ozgiin metinde yazann biqemine ve metnin biqemine egdeger bir amaq
    metin ortaya qlkarmal~dir Sosyal Bilimler metinlerinde yazar bilgi vermenin yanlsira
    kavramlar ve konulara kendi duygu ve diigunceleri aqlslndan da yaklqtlglndan qevirmen
    yazann ulagmak'istedigi etkiyi saglayacak qeviri yontemleri bilgisine sahip olmalldir
    Metinde kullanllan ve kargll~klan amaq dilde egdeger olarak verilemeyen ya da egdeger
    sozcuk bulunsa bile anlam alanlannln tam olarak ortiigmedigi durumlarda, ozgun sozciik
    oldugu gibi aktanlarak ayraq iqinde ya da dipnotta sozciigiin kargillgi, metin iqindeki onemi
    Sosyal Bilimler Metinleri Cevirisi
    ve iglevi belirtilmelidir. Bu duruma kan~ot larak Sigmund Freud'un -6 JOKES AND THEIR
    RELATION TO THE UNCONSCIOUS- ad11 eserinin onsoziinde "Editor'un sunumu"
    klsmlnda, editorce kaleme allnmlg bir boliimu gosterebiliriz:
    Traduttore - Traditore ! The words -one of the jokes discussed by Freud below (p.67)-
    might appropriately be emblazoned on the title -page of the present volume. Many of
    Freud's works raise acute difficulties for the translator, but this presents a special case. Here,
    as with 'The Interpretation of Dreams' and perhaps to a greater extent, we are faced by large
    numbers of examples involving a play upon words that is untranslatable. And here, as in the
    other cases, we can do no more than explain the rather uncompromising policy adopted in
    this edition There are two methods one or other of which has usually adopted in dealing
    with such interactable examples -either to drop them out altogether or to replace them by
    examples of the translator's own Neither of these methods seems suitable to an edition
    which is intended to present English readers with Freud's own ideas as accurately as
    possible Here, therefore, we have to be content with giving the critical words in the original
    German and explaining them as shortly as possible in square brackets or footnotes.
    Inevitably, of course, the joke disappears in the process. But it must be remembered that, by
    either of the alternative methods, what disappears are portions and sometimes most
    interesting portions, of Freud's arguments And, presumably, these, and not a moment's
    amusement, are what the reader has in view (1978:33).
    Cevirisi: Cevinnen - Haindir ! Bu sozciikler - ki agaglda Freud'un ele aid@
    gakalardan biri (s-67) - bu cildin kapagmda rahatl~klak ullanllabilir Freud'un eserleri qogu
    gevirmene ciddi zorluklar q~kanra, ncak bu seferki ozel bir durumu ortaya koyar. Burada,
    'Riiyalann Yorumu'nda oldugu gibi ve hatta daha da fazla say~da qevrilemez sozcuk
    oyunlan iqeren birqok omekle kargl karpya kalinz. Diger omeklerde oldugu gibi bu bask~da
    da benimsemek zorunda oldugumuz tutumumuzu aq~klamaktan baaka elimizden birgey
    gelmemektedir. Bu tiir birbiriyle iligkili omekler iqin genelde benimsenen ve birinin ya da
    digerinin kullanild~gi~k i yontem bulunmaktadir - ya bu sozcukleri ~eviridet arnamen
    gozardl etmek ya da qevirmenin kendisinin buldugu omeklerle degigtinnek. Freud'un
    diiaiincelerini olabilecek en dogru gekilde Ingiliz okuyucuya sunmasi amaglanan bu baskiya
    her iki yontem de uygun goriinmemektedir Boylece, biz de bu onemli sozciikleri ozgun
    Almanca kullanlmlanyla vermeyi ve kare ayraq iginde ya da dipnotta olasl en hsa gekilde
    aq~klarnayl uygun gordiik Tabi ki esprinin bu siireg iqinde yitip gitmesi kaglnllmazdlr.
    Ancak unutmarnak gerekir ki diger iki yontemden biri kullan~ldiglnda yitip giden ise
    Freud'un tezlerinin ban bolumleri ve hatta en onemli olabilecek boliimleridir Eminiz ki,
    okuyucu iqin as11 olan bir anllk eglence degil, Freud'un bu tezleridir
    Dog. Dr. Berrin AKSOY
    Editor'un de belirttigi gibi, Freud'un Almanca'dan 1ngili~ce'~qeev rilemez sozciik
    oyunlan iqeren ozel kullanimlannda qevirmen, kargiligi tam olarak bulunamayan bu
    sozciiklere yanm yamalak kargilik bulmak ya da o sozciigii atlamak yerine, sozcii~ii
    Almanca olarak, amaq metne aktanp anlamini okuyucuya aqiklamak yoluna bqvurmugtur.
    Nitekim metin iqinde "ausserordentlich" ve "ondentlich" sozciikleri ve diger bazi sozciikler
    oldugu gibi amaq metne aktanlmig, anlamlan ayraq iqinde aqrklanm~gtir
    3) Herhangi bir kavramin ya da terimin yerlegik kargil~gg~ii niimiizde degigmigse,
    giinumiizde kullanilan karg~l~aykr aq iqinde belirtilmelidir (Wallerstein, 1981:93).
    0mek olarak Ingilizce'de "nonprofit associations" terimi iqin "vakif ya da demekler"
    gibi bir kargilig~n yanisira, giiniimiizde kullanilan "k2r amaci giitrneyen kurulu~lar"
    kargil~gini da anlqilirlik aqisindan ayraq iqinde belirtmekte yarar vardir "Farm laborer"
    sozcii~iii qin yerleaik bir karg~l~okl an "~rgat"in yamsira, "tanm igqisi" sozcii~ii de
    belirtilmelidir "Binman" sozciigii iqin "qopqii" ya da "temizlik igqisi" karg~ligi da
    verilebilir
    4) Bir kavramm, o alanda yerlegik bir yabanc~d il kullanimi varsa, ancak bu kullanim
    henuz amaq dilde gerqeklegmemigse, kavram yerlegik kullanimiyla aktanlarak okuyucuya
    dipnotta bu durum aqiklanmalidir 0mek olarak diplomaside kullanilan "selfdetermination"
    sozcu~ii genelde qogu dillerde aynen kullan~lir Ulkemizde de giderek
    diplomatlann ve siyasetqilerin "self-determination" (kendi kaderini kendisinin belirlemesi)
    olarak kullandigi bu sozciik diplomasi ya da siyaset ile ilgili bir metinde oldugu gibi
    kullanilabilir. Cevirmen, bir notla bu durumu okuyucuya aqiklar, ancak Sosyal Bilimler
    metinlerinin okuyucu kitlesi o konu hakkinda bilgi ve ilgi sahibi olan kigiler oldugundan,
    bazi durumlarda buna gerek kalmayabilir Bir bagka omek olarak, ekonomide kullanilan
    "franchasing" (ayni isim alt~ndab ayilik) sozciigu gosterilebilir
    5) Yerlegik bir kargihgl olan bir sozciik, kaynak metinde yazan tarafindan yerlegik
    sozciikle kqilanarnayacak bir anlamda kullan~lmigsa, yerlegik kargilik yerine, farkli
    kullanimi yansitacak bir karg~likla qevrilmelidir (Wallerstein: 198 1,94). 0mek olarak
    lngilizcelde "history" sozciigiiniin Tiirkqe.de olqiinlii ka rg~l~"tga~ri h veya "tarihqe" oldugu
    halde, egitim alanlnda "school history of the pupil" sozcii~ii" ogrencinin gittigi okullar"
    geklinde aktanlmahd~r
    6) Biligsel alanin bir dilde digerine gore farkli oldugu terimlerin qevirisinde
    qevirmenin bu f ikl i l ig~d ipnotta ya da ayraq iqinde belirterek, okuyuculan bilgilendirmesi
    gerekebilir (Wallerstein: 1981,95). 0mek olarak Amerika'daki "President" sozcii~ii ile
    Tiirkqe'deki "Cumhurbagkani" sozcii~iinii verebiliriz. Bazi durumlarda birbirinin yerine
    kullanilabilecek olan bu iki sozciik, iki toplumda farkli biligsel alanlan kapsar.
    Sosyal Bilimler Metinleri Cevirisi
    7) Bir terimin amaq dilde ve kaynak dilde farkl~ biligsel alanlann~n bulundugu
    dummlarda yapilacak en iyi ig, sozciigii sozcii~uneq eviri yapmak olmal~dir0. mek olarak
    "bourgeoisie" ve "middle-classes" sozcukleri dilimize "burjuva" ve "orta sinif' olarak
    geqmigtir Ancak bu terimler Ingilizce'de de, dilimizde de bazen eg anlam11 olarak bazen de
    farkh topluluklar~ belirtmek iqin kullan~lmaktad~r".O rta s ~ n ~Sfo' s yal Bilimlerde
    "burjuva"ve "proleterya" aras~ndab ir s ~ n i~qifn de kullan~lmaktad~Br.a z~y azarlann da bu
    sozciikleri, biligsel anlam alanlarini gozard~e derek kulland~klar~gno~r i i~zC. evirmen, bu
    aq~dan diizensizce kullan~lan sozcukleri diizenli bir ~ekilde qevirmek zomnda degildir;
    aynca boyle bir kullan~my azann bilinqli bir seqimi olabilir. Dolay~s~y"lath e bourgeois"
    sozciigiinii "the middle-class" sozcugiiymiig gibi "bu juva" olarak aktarmak yerine "orta
    s~nif' diye qevirrneye kalkmak, metin iqinde "the middle-class" olarak geqen sozciigii
    "burjuva" karg111g1i le qevirmek yazann aktarmak istedigi noktay~o kuyucunun kaq~rmaslna
    neden olabilir Dilimize Fransizca'dan geqen burjuva sozciigii art~k Sosyal Bilimlerde
    oIr$nlu bir kullanim olmug, Ingilizce "the middle-class" ve Frans~zca" la classe moyenne"
    sozcukleri iqin de "orta sm~f' ya da bas~n dilinde sikl~kla kullan~lan "orta direk gibi
    kargiliklar bulunmugtur Dilimizde de "burjuva" orta sinifin daha ust tabakalanni, "orta
    sm~ fi's e daha yoksul ve dugunsel aq~dand aha dugiik bir gmbu nitelemek iqin kullanilabilir
    8) Cevirmen, qevirinin iglevinin ve amacinin ne olacagini aqik bir biqimde bqlangiqta
    saptamal~d~Cre. viride ortaya q~kabilens omnlar~nq oziimiine yonelik gabalar, qeviri metnin
    iglevi ve arnacl do~mltusundael e almacaktlr
    Bu qal~gmada yer alan goriigler, iilkemizde giderek qogalan Sosyal Bilimler alan~na
    giren eserlerin qevirilerinde kargilagilan farkl~l~klanek, siklikleri ve yanl~gl~klaenn aza
    indirgemek iqin baz~ onermelerde bulunmak amac~yla ortaya konmugtur. Gerqekte bir
    makale konusundan qok bir Bilim uzmanltgi tezini olugturacak denli onemli ve i~levseol lan
    bu konu, iilkemizin Bat1 uygarl~kd iizeyine erigmesinde en onemli araq olan qeviri ediminin
    bilimsel bir qerqevede yiiriitiilmesi gerekliligini ve iiniversitelerimizin Mutercim-
    Tercumanl~kB oliimlerinin onemini vurgular
    KAYNAKLAR
    Aksoy, Benin 1998 "Teknik Ceviri" Edebiyat Fakiiltesi Dergisi Cilt 15, Say1 2. 71-80.
    Baker, Mona. 1992 In Other Words. A Coursebook on Translation. London and New
    York: Routledge
    Bell, Roger. 1991. Translation and Translating. London: Longman
    DOC. Dr. Berrin AKSOY
    Freud, Sigmund. 1978. 6 Jokes and Their Relation to the Unconscious Middlesex
    Penguin Books Ltd
    Hatim, Basil & Mason, Ian. 1990. Discourse and the Translator. London: Longman
    Kussmaul, Paul. 1995. Training the Translator Amsterdam: John Benjamins Publishing
    Pochhacker, F. (1992). "The role of theory in simultaneous interpreting" i~inde
    C.Dollerup&A. Loddegoard (Ed) Teaching Translation and Interpreting:
    Training, Talent and Experience Amsterdam/Philedalphia: John Benjamins
    Publishing Company 21 1-21 9
    Reiss, Katherina iqinde Snell-Homby, Mary. 1988 Translation Studies. An Integrated
    Approach. Amsterdam: John Benjarnins Publishing 13
    Richards, Angela. 1978. "Editor's Introduction" iqinde Sigmund Freud's '6 JOKES AND
    THEIR RELATION TO THE UNCONSCIOUS'. London. Pelican Books. 34-36.
    Snell-Homby, Mary 1988 Translation Studies An Integrated Approach. Amsterdam.
    John Benjamins Publishing
    Wallerstein, Immanuel 1981. "Concepts in the Social Sciences: Problems of Translation"
    iqinde Marilyn Gaddis Rose Ed 'Translation Spectrum'. Albany, State University
    of New York Press. 88-99




  4. Mineli
    Devamlı Üye
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış
    R. Levent AYSEVER *
    Özet
    Bugün hakim olan dil ve anlam kavrayışımız, göstergebilimin dil ve anlam kavrayışı. Jacques Derrida'nın son biçimini verdiği, dili dil yapanın özdeşlikler değil, ayrımlar oldu-ğunu kabul eden bu kavrayış, üretilmiş bir "söz"ün (göstergenin, tümcenin, metnin) mutlak, değişmez bir anlamı olamayacağını, buna dayanarak da dil kullanımının konuşanın/yazanın bir işlevi olmadığını ileri sürmektedir. "Söz" alış-verişinde konuşanı/yazanı yok sayan ve bu alış-verişi anlamaya indirgeyen bu kavrayışın, tıpkı "söz" alış-verişinde "dinle-yeni/okuyanı" yok sayan ve onu anlatmaya indirgeyen geleneksel bakış gibi tek yanlı bir bakış olduğu açıktır: Anlama ile anlatma, konuşan/yazan kişi ile dinleyen/okuyan kişi ya da kişilerin "söz" ortamında kurdukları karşılıklı ilişki olarak tanımlayabileceğimiz bir sürecin birbirinden ayrılmaz iki parçasıdır. Dil felsefesi, içinde bulunduğumuz yüzyılda, konu-şanı/yazanı olduğu kadar dinleyeni/okuyanı, anlatma kavramını olduğu kadar anlama kav-ramını da hesaba katan yeni bir dil ve anlam kavrayışına gebe görünmektedir.
    Anahtar Sözcükler: dil felsefesi tarihi, anlama, anlatma, dil kavrayışları, anlam kavrayışları.
    Abstract
    The current prevalent conception of language and meaning is that of semiotics. According to this conception, based upon Jacques Derrida's thought, language only consists of differences and a "word" (a sign, or a sentence, or a text) does not have a definite meaning, hence language is not a function of the speaker/writer. It is clear that announcing the death of the speaker/writer in verbal exchange and reducing this exchange to the hearer's/reader's understanding a word, like announcing the absence of the hearer/reader in the verbal exchange and reducing the verbal exchange to the meaning something, is a one-sided approach: Meaning something and understanding a word, speaker/writer and hearer/reader are complementary parts of the verbal exchange. Thus, the philosophy of language needs new conceptions of meaning and language which should consider not only the speaker/writer and meaning something, but also the hearer/reader and understanding a word.
    Key Words: the history of philosophy of language, the conceptions of language and meaning, meaning something, understanding a word
    * Yrd. Doç. Dr., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü.
    127
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış
    Bugün hakim olan dil ve anlam kavrayışımız, 19. yüzlılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Charles S. Peirce ve Ferdinand de Saussure gibi öncülerin çizdiği yolda gelişen göstergebilimin en sonunda vardığı noktada ortaya çıkan dil ve anlam kavrayışı. Jacques Derrida kaynaklı bu kavrayışa göre, dili dil yapan şey özdeşlikler değil, ayrılıklardır; dolayısıyla üretilmiş bir "söz"ün (göstergelerin, tümcelerin, metinlerin) mutlak, değişmez bir anlamı olamaz. Ancak, bu temel düşünceden yola çıkarak "söz"ü konuşanın/yazanın elinden alıp dinleyenin/okuyanın eline teslim eden söz konusu kavrayışın yarattığı olumsuz bir sonuç var: "Söz" artık içi boş bir ses dizisinden başka bir şey değil: O artık kendisini üreten kişinin (konuşanın/yazarın) birine (dinleyene/okuyana) bir şeyler anlatmak için kullanabileceği bir araç değil. Konuşan/yazan anlatmak istediklerini "söz"ün içine ne kadar yerleştirmeye çalışırsa çalışsın, "söz" artık kendisini üretenin anlatmak istediklerini, delik deşik bir kovanın içine konan suyu taşıyabildiği kadar taşıyabiliyor. "Söz" artık konuşanın/yazarın değil, dinleyenin/okuyucunun malı; dinleyen/okuyan da, zaman zaman "açık metinler" halinde deyim yerindeyse tepsi içinde kendisine sunulan "söz"ü istediği gibi kullanıyor. Kısacası, artık kimse kimseyi dinlemiyor, kimse kimseyi anlamaya çalışmıyor.
    Bu yazı, felsefenin "söz"ü konu edinen dalı dil felsefesinin geçmişinden yola çıkarak, onun bugün içinde bulunduğu bu hastalıklı durumdan bir çıkış yolu arama girişimidir.
    I
    Dil nedir? Dil ile dünya, dil ile zihin arasında nasıl bir ilişki vardır? Anlam nedir? Bir anlatımın anlamlı olmasını olanaklı kılan nedir? Dili kullanırken ne tür etkinliklerde bulunuruz? Anlatmak nedir? Anlamak nedir? Anlaşmak nedir? Dile ve dili kullanarak gerçekleştirdiğimiz etkinlere ilişkin bu ve benzeri soruların, felsefenin konusu dil olan bir altalanının soruları haline gelmesi (daha açık bir deyişle dil felsefesinin doğuşu) 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Gottlob Frege, G. E. Moore ve Bertrand Russell'ın çalışmalarıyla başlayıp 20. yüzyılın ortalarında John L. Austin'in çalışmalarıyla son bulan bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkan bir gelişmedir.
    Felsefe tarihinde "çözümlemeci (analitik) felsefe" olarak adlandırılan ve 17. yüzyıl felsefesi ile 18. yüzyıl felsefesinin "yeni felsefe" arayışının 20. yüzyılın başında aldığı biçim olan bu geleneğin gerisinde de tıpkı 17. ve 18. yüzyıl felsefelerinde olduğu gibi felsefeye bir çeki düzen verme kaygısı bulunmaktadır. Çözümlemeci felsefe, yine tıpkı 17. ve 18. yüzyıl felsefeleri gibi bu kaygıyı gidermemin tek yolunun yeni bir yöntemden geçtiğini düşünür. Felsefeye çeki düzen verme kaygısından yola çıkan 17. ve 18 yüzyıl deneysel yönteme, bu yöntem 128
    R. Levent AYSEVER
    anlayışıyla da "felsefe"den "yeni felsefe" olarak adlandırdığı "bilim"e, bugünün neo-pozitivist bilim anlayışının ilk biçiminden başka bir şey olmayan bir bilim anlayışına varmış, böylece de "felsefe" ile "bilim"i bir ve aynı etkinlik haline getirmiştir. Ancak aynı kaygıdan yola çıkan çözümlemeci felsefenin önerdiği yöntem "çözümleme (analiz) yöntemi"nin ortaya çıkardığı "yeni" felsefe "bilim" değil, "bilimsel felsefe"dir. Başka bir deyişle çözümlemeci felsefenin yapmaya çalıştığı şey, "felsefe"yi "bilim" haline getirmeye çalışmak değil, ona "bilimsellik" kazandırmaya çalışmaktır.
    Çözümlemeci felsefe akımının tek bir doğrultuda geliştiği söylenemez. Bu akımın içinde yer alanların, felsefeyi, herkesin her konuda aklına gelen her şeyi söylediği bir alan olmaktan çıkarıp ona bir çeki düzen vermek, daha açık bir deyişle felsefeyi, ortaya atılan savların doğru ya da yanlışlığından söz edilebilir "bilimsel" bir bilgi etkinliği haline getirme kaygısından yola çıkmak ve felsefe sorunlarını dilsel çözümlemeler yaparak çözmek gibi birtakım genel ilkeler dışında pek ortak yönleri yoktur. Bunun için çözümlemeci felsefe bu çok genel ortak temeller üzerinde çeşitli dönemlerde çeşitli doğrultularda gelişen bir akım olarak değerlendirilmektedir. Akımı beş döneme ayıran ayrıntılı bir sınıflandırmaya göre (Gross, 1970: 13-14) Alman matematikçi ve mantıkçı Frege'nin "sayı" kavramı konusunda yaptığı çözümlemelerden etkilenen Moore ile Russell'ın 1914 öncesinde yaptığı çalışmaların temsil ettiği ilk dönemde, felsefe sorularının doğru sorulup yanıtlarının açık seçik bir biçimde verilmesi gereği üzerinde durulur. Moore ile Russell'a göre, bunu sağlamanın yolu soruları sorar ve yanıtlarken terimlerin anlamlarını açık seçik bir biçimde belirtmektir. Russell'ın 1914-19 arasındaki çalışmaları ile Ludwig Wittgenstein'ın Tractatus'unda örneği görülen ve "mantıksal atomculuk" adıyla anılan ikinci dönemde, dizimsel yapısı dünyayı oluşturan temel varlıkların birbirleriyle olan ilişkilerini yansıtacak yapma bir dil kurma çabası öne çıkmıştır. Çünkü, mantıksal atomculara göre, çokanlamlı bir yapıda olan günlük dil kullanılarak ne doğru sorular sorulabilir ne de açık seçik yanıtlar verilebilir. Rudolf Carnap ile diğer mantıkçı pozitivistlerin temsil ettiği üçündü dönemde de yapısı dünyanın yapısını uyan yapma bir dil kurma çabası öne çıkar, ama bu kez bu dilin, içinde hiçbir "metafizik" öğe barındırmayan bir dil olmasına çalışılır.
    Çözümlemeci felsefe geleneğinin ikinci ve üçüncü dönemlerinde günlük dilin çok anlamlı yapısının felsefe sorularının doğru sorulmasına, onlara verilecek yanıtların açık olmasına izin vermediği görüşü egemenken, geleneğin Gilbert Ryle ve ikinci dönem yapıtlarıyla Wittgenstein'ın temsil ettiği dördüncü döneminde felsefe sorularının doğru sorulmamasının, yanıtlarının açık seçik verilmemesinin sorumlusu dilin çokanlamlı yapısı değil, dilin bu yapısının farkında olmayan, bunun için de dili yanlış kullananlar olarak görülmeye başlar. Bu dönemde, felsefe sorunları artık, dilsel çözümleler yoluyla filozofların düştükleri tuzaklar gösterilip 129
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış
    bu tuzaklara düşmeden yeniden dile getirilerek ortadan kaldırılmaya çalışılır. Geleneğin Austin'in temsil ettiği beşinci ve son dönemine gelince, bu dönemde de felsefe yapmanın yolunun dilsel çözümlemeler yapmaktan geçtiği düşüncesi egemen düşüncedir. Ancak bu kez üzerinde asıl durulan nokta, o güne dek yapılan dilsel çözümlemelerin dayandığı temeller, daha açık bir deyişle dile ilişkin yaygın, yaygın olduğu ölçüde de kısır ve yetersiz olduğu saptanan dil anlayışıdır. Austin'in How to Do Things with Words'üyle başlatabileceğimiz bu dönem, dilsel çözümlemelerden çok dilin yapısına ilişkin çözümlemeler yapan (dilin yapısını sorgulayan); dolayısıyla terimlerin bir dildeki doğru kullanımlarının değil, dilin "doğru" (yani yerinde, uygun) kullanımının sorgulandığı bir dönemdir. Kısacası, dönem, dilci felsefe değil, dil felsefesi dönemidir.
    II
    Dil felsefesi yeni bir disiplindir ama dil felsefesi soruları her felsefe sorusu gibi Eskiçağdan beri şu ya da bu biçimde sorulup yanıtları aranan sorulardır. Birkaç örnek vermek gerekirse, Platon Kratylos'ta adlar ile onların adlandırdıkları şeyler arasındaki ilişkinin doğal mı yoksa uylaşımsal mı olduğunu tartışır.1 Aristoteles De Interpretatione'de seslendirdiğimiz adların zihinde olanların, yazdığımız adlarınsa seslendirdiğimiz adların uylaşımsal simgesi olduklarını belirtir. (16a 3-7, 16a 13-16) Ortaçağ boyunca sözücüklerin kavram ve nesnelerle olan ilişkisi sorgulanır. 17. ve 18. yüzyıllarda zihnin yapısı üzerine yazılan kitapların bir bölümü "Sözcükler Üzerine"dir. Ancak bütün bunlar bilginin yapısı ve kaynağı konusunda sorulan sorulara yanıt verilmeye çalışılırken dil ve anlam konusunda ortaya atılan birtakım ikincil görüşlerdir.2 Bu bakımdan, Austin'e dek yapılanın dil felsefesi olmadığını, bilgi konusundaki temel soruların yanıtları verilmeye çalışılırken bilgi felsefesinin sınırları içinde kalınarak ortaya atılan birtakım dil-anlam kuramları olduğunu söy-lemek yanlış olmayacaktır.
    Austin'e gelene dek dil-anlam kuramı zihinci, göndergeci ve davranışçı olarak adlandırabileceğimiz üç aşamadan geçmiştir. Zihinci kuram, Aristoteles'ten başlayarak Frege'nin anlam ile gönergeyi birbirinden ayırmasına dek iki bin yılı aşkın bir süre felsefe tarihine egemen olmuştur. Daha çok dil-zihin ilişkisini sorgulayan bu dil-anlam kuramına göre, dil, insanın, görünmez zihin içeriklerini başkalarına aktarmak için kullandığı görünür işaretlerden başka bir şey değildir. Dilde kullandığımız en küçük anlamlı anlatımlar olan sözcükleri zihnimizdeki
    1 Bu konuda ayrıca bkz. Aysever 2002.
    2 Dil felsefesi tarihi konusunda yapılmış toplu çalışmaların sayısı oldukça azdır. Norman Kretzmann'ın çalışması (Kretzmann, 1967) yapılanların en kapsamlısıdır: Dil felsefesi tarihine genel bir bakış için onun bu çalışmasına bakılabilir. Aynı amaçla ayrıca bkz. Shields, 1998; Szabó, 1998; Ebbesen, 1998. 130
    R. Levent AYSEVER
    idelerin/kavramların yerine, bu sözcüklerden oluşan tümceleri de kavramları birbirine bağlayarak oluşturduğumuz düşüncelerin yerine kullanırız. Hangi dilsel anlatımların hangi kavram ya da düşüncenin yerine kullanılacağını belirleyen şey uylaşımdır. Kısaca söylemek gerekirse, zihinci kuram, dilsel anlatımların, zihnimizdeki kavramlarla düşünceleri temsil ettiklerini; bir dilsel anlatımın anlamının, temsil ettiği zihin içeriği olduğunu ileri sürer.3
    Göndergeci kuram, Frege'den sonra, Russell ile Wittgenstein'ın temsil ettiği mantıksal atomculuk ve ondan etkilenen Viyana Çevresi filozoflarının savunduğu dil-anlam kuramıdır. Frege'nin "Anlam ve Gönderge Üzerine" (Ueber Sinn und Bedeutung / On Sense and Meaning) başlıklı ünlü yazısında4 'Akşamyıldızı' ile 'Çobanyıldızı'nın ('Sabahyıldızı') aynı nesneyi (Venüs gezegenini) gösterdiklerine, ama bunu farklı tarzlarda yaptıklarına dikkat çekmesinden sonra, zihinci kuramın bir algı sorunu olarak dil-anlam kuramının dışında tuttuğu dil-dünya ilişkisi dil-anlam kuramının bir parçası haline gelir. Deneyciliğin bilgi konusundaki kaygıla-rını paylaşan mantıksal atomcular ile Viyana Çevresi filozofları, dili dünyayı be-timlemenin bir aracı olarak görürler ve zihincilerin dil ile zihin arasında kurdukları birebir ilişkiyi dil ile dünya arasındaki bir ilişki haline getirirler: Sözcükler dünya-daki nesnelerin, sözcükleri bir araya getirerek kurduğumuz tümceler ise dünyada bu nesnelerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan olgu ya da durumları temsil ederler. Sözcük ile nesne, tümce ile olgu/durum arasındaki bu temsil etme ilişkisini belirle-yense uylaşımdır. Buna göre, dilsel anlatımların anlamı temsil ettikleri nesne ya da olgu/durumdan başka bir şey değildir.
    Davranışçı kurama gelince, yirminci yüzyılın ortalarında Charles Morris gibi felsefecilerin

  5. Mineli
    Devamlı Üye
    (Sing, Language, and Behavior, 1946) Leonard Bloomfield gibi dilbilimcilerin (Language, 1935), Charles Osgood gibi ruhbilimcilerin (Method and Theory in Expremental Psychology, 1953) yer aldığı, birtakım çok genel ilkelerin etrafında toplayabileceğimiz bu kuram, dil ve anlam konusunda köklü bir dönüşümü temsil eden, belli sınırlar içinde Austin'le birlikte ortaya çıkan yeni bakışı paylaşan bir kuramdır.
    Her şeyden önce sözcüğü değil, tümceyi temele alan bir bakıştır. Daha da önemlisi, zihinci ve göndergeci kuramların bilgi felsefesi çıkışlı olmalarının bir
    3 William P. Alston, zihinci kuramın en klasik ifadesini John Locke'ta bulduğunu belirtmektedir (Alston, 1965: 22) Ancak Locke'un Essay Concerning Human Understandingte (1963: 161; 1992: 262) dilsel anlatımların zihindeki tasarımlarla düşünceleri temsil ettiklerini, bu tasarımlarla düşüncelerin aracılığıyla temsil edildikleri dilsel anlatımların anlamlarını teşkil ettiğini belirtirken, aslında, Aristoteles'ten beri değişik biçimlerde ifade edilen, dilsel anlatımların zihindeki tasarımların uylaşımsal işaretleri oldukları yollu düşünceyi yinelemekten başka bir şey yapmıyordu. Yukarıda 3. dipnotta belirtilen dil felsefesi tarihi çalışmaları bunu çok açık bir biçimde göstermektedir.
    4 Frege'nin ilk kez 1892'de Zeitschrift für Philosophie und philosophiche Kritik'te (cilt 100) yayımlanan bu yazısının özellikle Carnap'ın Meaning and Necessity'si (1947) üzerindeki etkisi büyüktür.
    131
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış
    sonucu olarak yalnızca bildiri tümcelerini, yani bir doğruluk değeri olan tümceleri dikkate almalarına karşılık, davranışçı kuram bildiri tümceleri yanında, soru, emir, istek vb. tümcelerini de açıklayabilecek bir kuramdır. Getirdiği açıklama doyurucu olmaktan uzak olmakla birlikte dilin bilgi iletme, bilgi ortaya koyma gibi belli bir kullanımıyla sınırlı olmayan, dilin bütününe yönelik bir tutum içindedir; dolayısıyla da dile daha tepeden bakar: Dili kullanmanın bir davranışta bulunmak, daha açık bir deyişle konuşan kişinin uyarım koşullarına gösterdiği tepki olduğunu ileri sürer ve anlamı bu iki kavramın (uyarım koşulları ile tepki kavramlarının) kılavuzluğunda açıklamaya çalışır.5
    Austin'in, 1955 yılında Harward'da verdiği William James Derslerini içeren, ilk kez ölümünden sonra 1962 yılında yayımlanan6 How to Do Things with Words'ü, onun bütün bu dil-anlam kuramlarına yönelttiği belli temel itirazlar üzerinde yükselir.
    İlk itiraz sözcüğün temele alınması, ikincisi dilin tek işlevinin bildirmek olduğunun düşünülmesidir (Austin, 1984: s. 1). Örtük bir biçimde de olsa davranışçı dil-anlam kuramında da gördüğümüz bu iki itirazdan başka, onun çalışmasının gerisinde, açıkça dile getirilmez ama, davranışçı kurama yönelik bir itiraz daha vardır. Ona göre, evet, dili konuşmak, bir davranışta bulunmak demektir. Ancak o, davranışçılardan farklı olarak, dili konuşan kişinin herhangi bir insan davranışında bulunmadığını, ancak bir şey söylerken yerine getirilebilen, "söz edimleri" dediği, bildirmek, söz vermek, emir vermek, hapse mahkum etmek, başsağlığı dilemek gibi dil edimlerinde bulunduğunu da belirtir. Bu davranışlar kurala dayalı davranışlardır. Bunun için, karşımızdaki birine bir şey anlatmak amacıyla bir tümce ürettiğimizde, doğru ya da yanlış bir şey söylemiş olmayız, yerinde ya da yerinde olmayan (kurala uygun ya da kurala aykırı) bir davranışta bulunmuş oluruz. Ona göre, kendisinden önce ortaya atılan dil-anlam kuramlarının gözardı ettiği en önemli nokta budur: Karşısındaki kişiye bir şey anlatmaya çalışanın bir nesneye göndermede bulunup o nesneye bir anlatım yüklediği görülmüş, ama bu kişinin bunu yaparken kurala dayalı bir davranışta bulunduğu görülememiştir.
    50'li yıllarda dili konuşmanın kurala dayalı bir davranışta bulunmak demek olduğunu savunan önemli bir ad daha vardır: H. Paul Grice. Ancak, bir şey söyleyip yalnızca söylediğimizi anlatmaya çalıştığımız durumları dikkate alan bir
    5 Davranışçı kuram ve ona yöneltilen eleştiriler için bkz. William P. Alston, 1965: 25-31; Arda Denkel, 1984: 69-72.
    6 Kitabı yayıma hazırlayan J. O. Urmson ilk baskıya yazdığı önsözde, Austin'in, bir notunda, bu deslerin altında yatan temel düşüncelerin 1939 yılında biçimlendiğini, daha sonra onları 1946 yılında yayımladığı "Other Minds"ta kullandığını,ondan kısa bir süre sonra da değişik topluluklar önünde yaptığı birkaç konuşmada bu temel düşünceleri geliştirdiğini belirttiğini yazmaktadır (Austin,1984: vi).
    132
    R. Levent AYSEVER
    dil-anlam çözümlemesi geliştiren Austin'den farklı olarak Grice, Austin'in ciddi ve düz kullanımların karşısına koyarak çüzümlemesinin dışında bıraktığı, bir şey söyleyip söylediğimizden başka bir şey anlatmaya çalıştığımız durumları dikkate alan bir dil-anlam çözümlemesi sunar. Grice'ın dil felsefesine önemli bir katkısı da, dilsel davranışın yönelimsel bir davranış olduğu yollu görüşüdür. Ona göre, konuşan kişinin bir şey anlatmaya çalışırken ürettiği tümce, onun bu tümceyi üretirkenki yönelimlerinin de taşıyıcısıdır.7
    60'lı ve 70'li yıllar Austin'in söz edimleri kuramının tartışılıp geliştirildiği yıllardır. Bu yıllarda, Austin'in öğrencisi John. R. Searle, Speech Acts'ta (1969) ve onun ardından ayrı ayrı yayımlayıp daha sonra Meaning and Expression (1979) başlığı altında kitaplaştırdığı bir dizi yazısında Grice'ın yönelim kavramını da kullanarak, söz edimleri kuramına son şeklini vermiştir. Austin ve Grice gibi dili konuşmanın kurala dayalı bir davranışta bulunmak demek olduğunu savunan Searle, Grice'ın yönelim kavramını kullanmakla birlikte onun dil-anlam çözümlemesini konuşan değil, dinleyen kişiyi temele aldığı için kabul etmez. O, Austin gibi, dil-anlam çözümlemesinin konuşan kişiyi temele alması gerektiği düşüncesindedir.8 Ancak o, Austin'den, onun "düzsöz" kavramına,9 edimsöz edimleri sınıflandırmasına10 ve başarı koşulları olarak saydığı koşullara yönelttiği eleştiriler11 bir yana, iki önemli noktada ayrılır. Austin'in bir şey anlatmaya çalışmak (yani bir şeye göndermede bulunup o şeye bir anlatım yüklemek) ile bir şey söyleyerek bir şey yapmaya çalışmayı, Austin'in terimleriyle "anlam" ile "edimsöz gücü"nü birbirinden ayırmasına karşılık, Searle, bu ikisinin bir ve aynı şey olduğunu ileri sürer. (Searle, 1968: 417-19) İkincisine gelince, Searle, Austin'in çözümlemesinin dışında tuttuğu ciddi olmayan (X deyip Y'yi anlatmaya çalıştığımız) kullanımları "dolaylı söz edimleri", "eğretileme", "kurgusal söylem" başlıkları altında dil-anlam çözümlemesinin içine sokar ve onları, ciddi ve düz (X deyip X'i anlatmaya çalıştığımız) kullanımları yöneten kurallardan bilinçli sapmalar olarak açıklar.12
    7 Grice'ın görüşleri için özellikle "Logic and Conversation" ve "Meaning" başlıklı yazılarına bkz.: H. P. Grice, 1989. 22-40, 213-23.
    8 Ayrıntısı için bkz., 1974: 42-50; 2000: 114-123.
    9 Searle'ün Austin'in "düzsöz" (locutionary) kavramına yönelik eleştirileri için bkz. J. R. Searle, 1968; Aysever, 2000: 26-34.
    10 Searle'ün Austin'in yaptığı sınıflandırmaya yönelik eleştirileri için bkz. Searle, 1989b; Aysever, 2000: 47-52.
    11 Searle'ün koşullar konusunda Austin'e yönelttiği eleştiri için bkz. Searle, 1989f: 12-13; Aysever, 2000: 35-36.
    12 Searle ciddi olmayan sözcelemleri, Speech Acts'ın ardından kaleme alıp daha sonra Expression and Meaning'te birarada yayımladığı "Indirect Speech Acts", "The Logical Status of Fictional Discourse" ve "Metaphor" başlıklı yazılarında inceler. Onun ciddi olmayan sözcelemler konusundaki değerlendirmeleri için ayrıca bkz. Güneytepe, 2003: 103 vd.
    133
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış
    III
    Austin ile Searle'ün söz edimleri kuramı 70'li yılların ortalarından beri bir eleştiri süzgecinden geçmektedir. Yapılan eleştirilerin çok büyük bir bölümü dili konuşmanın kurala dayalı bir davranışta bulunmak olduğu ve dilsel anlatımların anlamlarını onları kullanırken yerine getirdiğimiz söz edimlerini yöneten kuralların belirlediği gibi kuramın temel savlarını kabul edenlerin, söz edimleri sınıflaması, söylenen ile onun aracılığıyla anlatılmaya çalışılan içerik arasındaki ilişki gibi noktalarda kurama yönelttiği eleştirilerdir.13 Bu tür eleştirilerin kuramı gelecekte hangi noktaya getireğini kestirmek çok kolay değildir, ama kuramın ana savlarının değişmediğine bakarak, bu noktanın dil felsefesinde, kuramın kendisinin yarattığı gibi köklü bir dönüşüm yaratmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.
    Kurama, aynı kuramsal çerçevenin içinden yapılan bu tür eleştirilerin dışında bir de başka bir kuramsal çerçeveden bakılarak yapılan bir dizi eleştiri daha vardır. Günümüze hakim olan Derrida kaynaklı dil ve anlam kavrayışı işte bu noktada ortaya çıkmakta ve doğrudan doğruya kuramın temel savlarına yönelik eleştiriler ileri sürmektedir.
    Austin ile Searle'ün söz edimleri kuramının gerisinde, aslında Aristoteles'ten beri hiç tartışılmadan kabul edilen bir dizi temel sav yatmaktadır. Bunların ilki, yazının ağzımızdan çıkan sözleri, ağzımızdan çıkan sözlerin ise zihnimizdeki tasarım ve düşünceleri temsil ettikleri savıdır. İkincisi, ağzımızdan çıkan sözler ile onların temsil ettikleri şeyler arasında uylaşımsal bir ilişki olduğu; üçüncüsü, ağzımızdan çıkan sözlerin uylaşımsal olarak temsil ettikleri bu şeylerin, onların anlamlarını teşkil ettiğidir. Söz edimleri kuramının bunlar dışında, iletişimin konuşan kişinin inisiyatifinde gelişen bir süreç olduğunu; konuşan kişinin bir şey anlatmaya çalışırken kullandığı dilsel anlatımın, o anlatımı kullanırkenki yönelimlerinin taşıyıcısı olduğunu; dinleyen kişinin konuşan kişinin anlatmaya çalıştığı şeyi anlamasının, onun bu yönelimlerini kavramasından başka bir şey olmadığını da kabul eder.
    Derrida'nın, söz edimleri kuramı ile Aristoteles'ten beri dil ve anlam konusundaki ortaya atılan bütün görüşlerde karşı çıktığı noktalar da işte bunlardır.
    Kendi dışında başka bir şeyi (bir kavramı/düşünceyi, ya da bir nesneyi/olguyu) temsil eden (ya da kendisi dışında başka bir şeyin yerine kullanılan) uylaşımsal bir işaret olarak dilsel anlatım kavramı, aslında, bütün bir batı düşünce geleneğiyle hesaplaşmaya girişen Derrida'nın eleştiri oklarınının hedefindeki "gösterge" kav-ramından başka bir şey değildir: O kendi gösterge kavramını geliştirirken, kendile-rinden önemli kavramlar ödünç aldığı Charles Sanders Peirce ile Ferdinand de
    13 Searle'ün geliştirdiği biçimiyle söz edimleri kuramına yöneltilen eleştiriler için bkz. Ernest Lepore-Robert Van Gulick, 1991: 1-102.
    134
    R. Levent AYSEVER
    Saussure'ün önemli bakımlardan geleneksel anlayışınkine koşut bir kavram üçlüsü olarak sundukları "gösterge" kavramını sorgulamaktadır.14
    Peirce, "birisi için belli bir bakımdan, ya da belli bir işlevle birşeyin yerini tutan şey" olarak tamınladığı göstergeyi, nesne, nesneyi sunan gösterge ve göstergenin bir yorumlayanın zihnindeki etkisi (başka bir deyişle göstergenin anlamı) arasın-daki bir ilişkiler bütünü olarak açıklar. (Peirce, 1997) Saussure'e göreyse, gösterge, her şeyden önce, dil yeteneğinin bireysel yönünü temsil eden "söz"e karşılık dil yeteneğinin toplumsal yönünü temsil eden "dil"in oluşturucu ögesidir: Saussure, "dil"in bir göstergeler bir dizgesi olduğunu ileri sürmektedir. (Sausure, 1966: 17; 1976: 36) Ayrıca ona göre bir gösterge, bir nesneyle bir adı değil, bir işitim imge-siyle bir kavramı birleştirir (Saussure, 1966: 66; 1976: 60) ve işitim imgesiyle (yani gösterenle) kavramı (yani gösterileni) birleştiren bağ nedensizdir (Saussure, 1966: 67; 1976: 61).
    Geleneğin ve Peirce'in kavram üçlüsünde yer alan nesnenin yerine, anlıksal nitelikli olduğunu önemle vurguladığı (Saussure, 1966: 66; 1976: 60) işitim imgesini koyması, elbette, Saussure'e dil felsefesi tarihinde ayrı bir yer kazandırmıştır. Ne var ki o da, tıpkı Peirce ve gelenek gibi, bize bir kavram üçlüsü sunmakta, daha da önemlisi geleneğin uylaşımsallık ve temsil etme gibi iki temel düşüncesini paylaşmaktadır. Nitekim Derrida da Saussure'ü, geleneksel düşünceyle olan bu bağı nedeniyle eleştirmektedir.
    Derrida'ya göre Saussure, özellikle dili dil yapan şeyin özdeşlikler değil, ayrımlar olduğunu vurgulayarak, gelenekten ödünç aldığı gösterge kavramını geleneği ortadan kaldırmak yolunda önemli adım atmıştır. (Derrida, 1981a: 18; 1999a: 176) Ancak o, göstergeyi gösteren ve gösterilen diye ayırarak, tıpkı geleneğin yaptığı gibi, bir gösterge aracılığıyla gösterilen, kendi başına var olan değişmez aşkın bir varlığın olabileceğini kabul etmiş ve böylece "Sokrates öncesi filozoflardan Heidegger'e dek" (Derrida, 1998: 3) bütün batı felsefe geleneğinin içine düştüğü "metafiziğe" saplanmıştır. (Derrida, 1981a: 18-20; 1999a: 176) Derrida, varlığı hep şu-anda-bulunuş olarak gören batı felsefesinde merkeze konan şeylere verilen 'öz', 'ilke', 'erek', 'varoluş', 'bilinç', 'tanrı' vb. bütün adların şimdi ve burada bir "bulunuş"a işaret ettiğini belirtir. Oysa, ona göre, göstergeler aracılığıyla gösterilen aşkın bir gösterilen yoktur. Derrida, her gösterenin başka bir göstereni gösterdiğini, dolayısıyla ancak ve ancak bir gösterenler zincirinden söz edilebileceğini ileri sürer. Bunun sonucuysa, anlama alanının ve oyununun15 sonsuzca genişlemesidir. (Derrida, 1978: 279-80; 1999b: 166)
    14 Derrida'nın Seassure değerlendirmesi için özellikle bkz. Derrida, 1998: 29-73; Derrida, 1981a: 17-29 (1999a: 175-80); Peirce değerlendirmesi için özellikle bkz. Derrida, 1998: 48-50.
    15 Bu oyunun olanağını yaratansa "differance"tır. Bkz. Derrida, 1982: 10-11; 1999c: 53.
    135
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış
    Derrida'ya göre, söz edimleri kuramı da içinde olmak üzere geleneksel düşüncenin düştüğü bir başka yanlış da, yazıyı konuşmanın temsili olarak değerlendirip ikincil konuma itmesidir. Derrida, geleneksel düşüncede konuşmanın birincil konuma çıkarılmasının gerisinde "bulunuş metafiziği"nin bulunduğunu belirtmektedir. Konuşmada, konuşan kişi ürettiği sözle eş-anlı bulunduğundan sözüyle arasında zamansal ya da uzamsal bir uzaklık yoktur. Bu doğrudanlık, konuşmada, konuşan kişinin ürettiği söz ve o söz aracılığıyla anlatmaya çalıştığı şey arasında bir örtüşme olduğunu varsayar. Başka bir deyişle, anlamın söz'de içkin olduğunu kabul eder. 16
    Yazıyı, konuşmanın kaydı olarak olarak gören bu bakış, yazının, yazarının düşüncelerini onun yokluğunda da temsil ettiğini düşünür. Ancak Derrida'ya göre, yazıda yazarın yazısıyla aynı anda bulunmayışı, uzakta bir bulunuş değildir; mutlak bir yokluktur.

  6. Mineli
    Devamlı Üye
    Dolayısıyla yazarın yönelimleri, yani anlatmak istedikleri yazının hiçbir yerinde yazarın yöneldiği biçimde bulunmaz. Çünkü bir yazıyı yazı yapan, onun, üretildiği bağlam ve yazarının yokluğunda bile görevini yerine getirebilmesidir. Derrida, yazıyı yazı yapan bu özelliğin, konuşma için de geçerli olduğunu ileri sürer. Dolayısıyla, ona göre, tıpkı yazıda olduğu gibi, konuşmada da konuşan kişinin yönelimlerini iletmesinin önünde her zaman bir engel vardır. Bu nedenledir ki, okunan bir metni, duyulan bir sözü anlamak, onun sahibinin, yani yazan/konuşan kişinin yönelimlerinin kavranması olarak değil, bir göstergeler zinciri boyunca sürekli bir devinim olarak anlaşılmalıdır.17
    IV
    Günümüzün hakim dil ve anlam kavrayışının en önemli temsilcisi Derrida'nın dil ve anlam kavramlarına bakışı ile Aristoteles'ten Searle'e dek felsefe tarihine hakim olan geleneğin bu kavramlara bakışının farklı olduğu açıktır. Gelenek dil ve anlam kavramlarına konuşanın durduğu noktadan bakmaktadır. Bu, özellikle söz edimleri kuramında çok bilinçli bir bakıştır: Searle, söz edimlerinin başarı koşullarını sorgularken, onların dinleyen değil, konuşan kişinin yerine getirdiği edimler olduğu kabulünden yola çıkmaktadır.18 Derrida'ya gelince, o dilin konuşan kişinin bir işlevi olmadığını, tersine konuşanın/yazanın dilin bir işlevi olduğunu söylemekte, konuşan özne diye bir şey olmadığı ileri sürmektedir. (Derrida, 1982: 15; 1999c: 55) Bu nedenle onun dil ve anlam kavramlarına daha çok dinleyenin/okuyanın durduğu noktadan baktığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla,
    16 Geleneğin yazıya bakışı için bkz. Derrida, 1998: 6 vd.; 1999d; ayrıca bkz. Güneytepe, 2003: 130 vd.
    17 Ayrıntısı için bkz. Güneytepe, 2003: 130 vd.
    18 Bkz. Searle, 1974: 57-61; 2000: 132-38.
    136
    R. Levent AYSEVER
    geleneğin bir anlatma kuramı ortaya atarken, Derrida'nın bir anlama kuramı geliştirmeye çalıştığını söylemek yanlış olmaz.
    Ne var ki, anlama ile anlatma, konuşan/yazan kişi ile dinleyen/okuyan kişi ya da kişilerin "söz" (dilsel anlatım, yani gösterge, tümce, metin) ortamında kurdukları karşılıklı ilişki olarak tanımlayabileceğimiz bir sürecin birbirinden ayrılmaz iki parçasıdır. Eğer ortada bir "söz" varsa, mutlaka onu üreten biri (konuşan/yazan bir kişi) ve onun o "söz"le anlatmaya çalıştığı bir şey olması gerekir; konuşan/yazan ve onun bir şey anlatma yönelimi yok sayıldığında, ortadaki "söz" değil, yalnızca bir gürültüdür. Eğer ortada bir "söz" varsa, mutlaka onun hedeflendiği biri (dinle-yen/okuyan bir kişi) ve onun "söz"den bir şey anlama amacı olması gerekir; dinle-yen/okuyan ve onun bir şey anlama amacı yok sayıldığında, ortadaki yine "söz" değil, yine yalnızca bir gürültüdür.
    Elbette, her "söz" alış-verişinin mutlaka bir anlaşmayla sonuçlanması gerekmez: Tarafların (ya da taraflardan birinin) bir "söz" alış-verişini engelleyecek bedensel ya da zihinsel bir eksikliği olmamasına, tarafların "söz" alış-verişinin yapıldığı dili bilmelerine rağmen, konuşanın/yazanın ürettiği "söz" aracılığıyla anlatmaya çalış-tığı şey, dinleyenin/okuyanın karşısında bulduğu "söz"den anladığı şeyle örtüşmeyebilir. Konuşan/yazan X deyip onunla Y'i anlatmaya çalıştığı halde dinle-yen/okuyan duyduğu/okuduğu X'ten Y'yi anlamayabilir. Aynı şekilde konu-şan/yazan X deyip onunla Y'yi anlatmaya çalışmadığı halde dinleyen/okuyan duy-duğu X'ten Y'yi anlayabilir. Bunlar da en az anlaşmanın olduğu durumlar kadar "söz" alış-verişinin doğal bir parçasıdır.
    Geleneksel bakış, konuşanın/yazan, dolayısıyla anlatma temelli bir bakıştır. Bunun için de dinleyeni/okuyucuyu, konuşana/yazana; anlamayı, anlatmaya indirgemektedir: Bu bakışa göre, dinleyenden/okuyandan beklenen, X deyip onunla ister X'i ister Y'yi anlatmaya çalışsın, konuşanın/yazanın anlatmaya çalıştığını an-lamaktır. Derridacı bakışsa, konuşanı/yazanı, dolayısıyla da anlatmayı yok say-makta, "söz" alış-verişini bir anlama sürecine dönüştürmektedir.
    Oysa, konuşanın/yazanın X deyip onunla X'ten başka bir şeyi anlatmasının söz konusu olmadığı bir kullanma kılavuzunda, söz gelişi bir elektirikli süpürgenin kullanma kılavuzunda geçen, süpürgenin en minik tozları bile emdiği yollu bir anlatımdan, dinleyenin/okuyanın, dünyaya ilişkin bilgisini (geri-plan bilgisini) kullanarak, söz konusu süpürgeyi tasarlayanların bu süpürge tasarımlarında temiz-lik hastalarını bile hesaba kattıklarını da anlatmaya çalıştıkları gibi bir sonuca var-masını engeleyen hiçbir şeyin olmadığı açıktır. Aynı şekilde, konuşanın/yazanın X deyip onunla Y'yi anlatmaya çalıştığı, söz gelişi 'Seni günahım kadar seviyorum' diyerek dinleyene/okuyana kendisini hiç sevmediğini anlatmaya çalıştığı durumda bile, X'ten ('Seni günahım kadar seviyorum'dan) Y'nin ('Seni hiç sevmiyorum'un) anlaşılabilmesi için en önce X'ten X'in anlaşılmasının (konuşanın/yazanan X ile 137
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış
    anlatmaya çalıştığı Y'nin anlaşılmasından önce, onun X ile anlatmaya çalıştığı X'in anlaşılmasının gerektiği) açıktır.
    Aslında, konuşanı/yazanı ve anlatmayı temele almak ile dinleyeni/okuyanı ve anlamayı temele almanın, felsefe tarihinde, bilginin kaynağını akıl olarak görmek ile deney olarak görmek gibi bir durum olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bugünden bakıldığında, bilgi felsefesinde, 17. yüzyıl rasyonalizmine bir itiraz olarak ortaya çıkan 18. yüzyıl deneyciliğinin bilginin gözden kaçan bir başka kaynağına dikkat çekmesinin, aslında, Kant'ın "bilgi deneyle başlar, ama deneyden çıkmaz" düşüncesinin bilgi felsefesinde yarattığı dönüşüme gebe bir adım olduğu çok açık görünmektedir. Tıpkı bunun gibi, Derridacı bakışın konuşan/yazar ile dinleyen/okuyucu arasındaki "söz" alış verişinde gözardı edilen bir ikinci öğe olarak dinleyene/okuyana ve anlamaya dikkat çekerek dil felsefesinde yeni bir dönüşüm yaratacak nitelikte bir adım olduğunu söyleyebiliz. Bu açıdan baktığımızda, dil felsefesinin 21. yüzyılda, Kant'ın yaptığına benzer bir sentez denemesine (ya da denemelerine) gebe görünmektedir. Bu sentez denemesinin (ya da denemelerinin) ayrıntılarını şimdiden kestirmek güçtür. Ancak şimdiden, bu tür bir denemede ya da denemelerde, "söz"ün merkeze alınacağını ileri sürebiliriz.

  7. Mineli
    Devamlı Üye
    KAYNAKÇA
    Alston, William P. (1965). Philosophy of Language, Engewood Cliff, N.J.: Prentice Hall.
    Aristoteles. (1971). De Interpretatinone, İngilizceye çev. E. M. Edghill, The Works of Aristotle, cilt I, Oxford: Oxford Un. Press.
    Aristoteles. (1996). Yorum Üzerine, çev. Saffet Babür, Ankara: İmge Kitabevi.
    Austin, John L. (1984). How to Do Things with Words, Oxford/New York: Oxford Un. Press.
    Aysever, R. Levent (2000). "Dil Felsefesi, Söz Edimleri Kuramı ve John R. Searle", Searle 2000 içerisinde (s. 7-62).
    Aysever, R. Levent (2002). "Kratylos: Adların Doğruluğu ve Bilgi", Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, cilt 19, sayı 2, s. 153-166.
    Denkel, Arda (1984). Anlamın Kökenleri, İstanbul: Metis Yayınları.
    Derrida, Jacque (1978). "Structure, Sign and Play in The Discourse of the Human Sciences," İngilizceye çev. Alan Bass. J. Derrida, Writing and Difference, Londra: Roudledge & Kegan Paul, s. 278-92.
    Derrida, Jacques (1981a). "Semiology and Grammatology: Interview with Julia Kristeva", İngilizceye çev. Alan Bass. Jacques Derrida, Positions, Londra: The Athlone Press, s. 15-36.
    138
    R. Levent AYSEVER
    Derrida, Jacques (1982). "Différance," İngilizceye çev. Alan Bass. J. Derrida, Margins of Philosophy, New York/Londra: Harvester Wheatsheaf, s. 1-27.
    Derrida, Jacques (1998). Of Grammatology (corrected edition), İngilizceye çev. Gayatri Chakravorty Spivak, Baltimore/Londra: The John Hopkins Un. Press.
    Derrida, Jacques (1999a). "Göstergebilim ve Gramatoloji", Türkçeye çev Tülin Akşin. Toplumbilim, sayı 10/Jacques Derrida Özel Sayısı, s. 175-183
    Derrida, Jacques (1999b). "İnsan Bilimlerinin Söyleminde Yapı, Gösterge ve Oyun," çev. Özkan Gözel. Toplumbilim, sayı 10/Jacques Derrida Özel Sayısı, s. 165-173.
    Derrida, Jacques (1999c). "Différance", Türkçeye çev. Önay Sözer. Toplumbilim, sayı 10/Jacques Derrida Özel Sayısı, s. 49-61
    Derrida, Jacques (1999d). "Platon'un Eczanesi," Türkçeye çev. Zeynep Direk. Toplumbilim, sayı 10/Jacques Derrida Özel Sayısı, s. 63-81
    Ebbesen, Sten (1998). “Language, Medieval Theories of”, Edward Craig (yay.), Routledge Encyclopedia of Philosophy, cilt VIII, s. 389-404, Londra/New York: Roudledge.
    Frege, Gottlob (1988) "On Sense and Meaning", İngilizceye çev. Max Black. P. Geach-M. Black (yay.) Translatinos from the Philosophical Writings of Gottlob Frege, Oxford: Basil Blackwell s. 56-78
    Frege, Gottlob (1990). "On Sense and Nominatum", İngilizceye çev. Herbert Feigl, A. P. Martinich (yay.) The Philosopy of Language, New Yok/Oxford: Oxford Un. Press, s. 190-202
    Grice, H. Paul (1989). Studies in the Way of Words, Cambridge, Ma/Londra: Harvard Un. Press
    Gross, Barry R. (1970). Analytic Philosophy, New York: Pegasus.
    Güneytepe, Abdülkadir (2003). J. R. Searle ve J. Derrida'da Anlam Sorunu (Yayımlanmamış Yükseklisans Tezi), Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bi-limler Enstitüsü.
    Kretzmann, Norman (1967). "Semantics History of ”, Paul Edwards (yay.),The Encylopedia of Philosophy, cilt VII, s. 358-406, New York: Macmillan Company and Free Press

  8. Mineli
    Devamlı Üye
    Lepore, Ernest-Robert Van Gulick (eds.) (1991). John Searle and His Critics, Cambridge, Mass./Oxford: Basil Blackwell.
    Locke, John (1963). Essay Concerning Human Understanding, The Works of John Locke, cilt II, Almanya: Scientia Verlag Aalen.
    Locke, John (1992). İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme, çev. Vehbi Hacıkadiroğlu, İstanbul: Ara Yayıncılık.
    Peirce, Charles Sanders (1997). "Definitions of The Sign by C. S. Peirce" (der. R. Marty),
    139
    Dil Felsefesinin Geleceğine Bir Bakış.
    Platon (1982). Kratylos, Türkçeye çev. Teoman Aktürel, Diyaloglar I, İstanbul: Remzi Kitabevi, s. 189-260.
    Platon (1992). Cratylus, İngilizceye çev. Harold N. Fowler, Cambridge, Mass./Londra: Harvard Un. Press.
    Saussure, Ferdinand de (1966). Course in General Linguistics, İngilizceye çev. Wade Baskin. New York/Toronto/Londra: McGraw-Hill Book.
    Saussure, Ferdinand de (1976). Genel Dilbilim Dersleri, çev. Berke Vardar. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
    Searle, John. R. (1968). "Austin on Locutionary and Illocutionary", The Philosophical Review, sayı 77, s. 405-24.
    Searle, John. R. (1974). Speech Acts, Londra/New York: Cambridge Un. Press.
    Searle, John. R. (1989a). Expression and Meaning, Londra/New York: Cambridge Un. Press.
    Searle, John. R. (1989b). "A Taxonomy of Illocutionary Act", Searle 1989a içerisinde (s. 1-29).
    Searle, John. R. (1989c). "Indirect Speech Acts", Searle 1989a içerisinde (s. 30-57).
    Searle, John. R. (1989d). "The Logical Status of Fictional Discourse", Searle 1989a içerisinde (s. 58-75).
    Searle, John. R. (1989e) "Metaphor", Searle 1989a içerisinde (s. 76-116).
    Searle, John. R. (1989f). (D. Vanderveken ile birlikte): The Foundations of Illocutionary Logic, Cambridge, Ma.: Cambridge Un. Press.
    Searle, John. R. (2000). Söz Edimleri, çev. R. Levent Aysever, Ankara: Ayraç Yayınevi.
    Shields, Christopher (1998). “Language, Ancient Philosophy of”, Edward Craig (yay.), Routledge Encyclopedia of Philosophy, cilt VIII, s. 356-61, Londra/New York, Routledge.
    Szabó, Zoltan Gendler (1998). “Language, Early Modern Philosopy of”, Edward Craig (yay.), Routledge Encyclopedia of Philosophy, cilt VIII, s. 371-79, Londra/New York, Routledge.
    140

+ Yorum Gönder


dil ile ilgili makale