+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Kültür ile ilgili deyimler Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Kültür ile ilgili deyimler








    Kültür ile ilgili deyimler ve mumkunse yazarı olan kısa deyimler







  2. FERZAN
    Yeni Üye





    Kültür ile ilgili deyimler ve mumkunse yazarı olan kısa deyimler

    Bu sözler törelere, geleneklere, tecrübelere, akla ve gerçeğe dayanır. Halkın ortak düşüncesini, inancını, duyusunu, ahlak anlayışını, kültürünü, felsefesini yansıtırlar. Kültürün aynasıdırlar. Eğitici ve öğreticidirler. Genellikle mecazi bir anlam taşırlar. Anonimdirler. Halk arasında dilden dile dolaşarak gelecek kuşaklara aktarılırlar. Söz ve mâna sanatlarıyla (seci, tezat, cinas, akis, mübalağa) örülmüşlerdir. Kalıplaşmış, doğal (tabii), kısa ve özlü sözlerdir.



    Atasözleri üzerine yapılmış bazı çalışmalar
    Teshil Risalesi: Bizde atasözlerine ait ilk yazma eserdir. Mevlana Şemsettin'e aittir. 1480 de yazılan bu eserde 695 atasözü vardır.


    Durub-ı Emsal-i Osmaniye: Milli kütüphanemizin bazı demirbaş yazmalarıyla, halk şairlerinin (Atasözü destanları) ve divan şairlerinin (Manzume-i durub-ı Emsaliye) gibi denemeleri bir yana bıkarılırsa, gerçek anlamıyla, ilk atasözü kitabıdır. İlk baskısı 1863'de, İkinci baskısı 1870'de, üçüncü baskısı da -Ebüzziya Tevfik'in katıp karıştırdıklarıyla - 1884'de basılmıştır. Bu eserde 1800 atasözü vardır.


    Türk Atalar Sözü: Yeni Türk harfleriyle bu alanda ilk basılan eserdir. Muzaffer Lütfü Bey'e aittir. 1928'de basılmıştır.


    Türk Ata Sözleri, Mustafa Nihad Özön, 1952
    Feridun Fazıl Tülbentçi, Türk Atalar Sözü ve Deyimleri, 1963
    Ömer Asım Aksoy, Atasözleri Sözlüğü, 1965



    Abanın kadri yağmurda bilinir.
    Her şeyin bir değeri vardır. Bir şeyin gerçek değeri (kadri) ise, ona gerçekten ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar.

    Abdala "kar yağıyor" demişler, "titremeye hazırım" demiş.
    Yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşayıp eziyet çekmekte olan kimseler, karşılaşacakları zor şartlardan endişe duymazlar. Çünkü onlar bu şekilde yaşamaya alışıktırlar.

    Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.
    Kimi görgüsüz ve eğitimsiz kimseler bir rastlantı sonucu lâyık olmadıkları önemli bir işin başına geçseler ya da bir mevki elde etseler, aptalca davranmaya, o yerin adamı gibi görünmeye ve böbürlenmeye başlarlar. Dahası, bunun kendi hakları olduğunu da ileri sürerler.

    Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
    Kimi insanlar yaptıkları işten zevk duyarlar ve onu bırakmak istemezler; bu işi sürekli olarak, tekrar tekrar yapmaktan da hiç bıkkınlık duymazlar.

    Abdalın dostluğu köy görünceye kadar.
    Çıkarı için yakınlık gösterip dostluk kuran kimse, beklediği yararı elde ettikten, işini yürütecek başka yollar bulduktan sonra sizinle olan ilişkisini keser.

    Abdal (derviş) tekkede, hacı Mekke`de bulunur.
    Hemen herkesin ilgi duyduğu bir alanı, kendine özgü bir işi vardır. İlgi duyduğu alan ya da iş neredeyse kişi de orada bulunur.

    Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.
    Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü sonuçlar doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.

    Acele ile menzil alınmaz.
    Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç alacağımız, başarı kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her işin bir süresi vardır.

    Acele işe şeytan karışır.
    Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir; o iş ya yanlış ya da bozuk olur.

    Acemi katır kapı önünde yük indirir.
    Bir işin yabancısı olan, bir işe alışmamış, beceriksiz ya da anlayışsız kişi, kendisinden beklenen işi eksik yapar ve istenildiği gibi yerine getiremez; daha başlangıç anında veya en önemli yerinde işi bırakıverir.

    Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır.
    Uzun süre bir şeyin yokluğunu çekip ona ihtiyaç duyan kimse, o şeyden ne kadar çok elde ederse etsin tatmin olmaz; kendisine yetmeyeceği duygusu içinde bulunur.

    Acıkmış kudurmuştan beterdir.
    Bir şeyden uzun süre yoksun kalan kimse, onu gördüğü anda ele geçirmek ister; kendinden geçercesine ona saldırır, sanki kudurmuş gibidir, gözü hiçbir şeyi görmez, tek düşündüğü uzun süre yokluğunu çektiği o nesnedir.

    Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.
    Bir kimsenin acınmasına yol açar, başkalarını ona merhamete getirirseniz, o kimse yerli yersiz yardım dilemeye başlar ve gittikçe arsızlaşır; bunun yanında kimilerinin hakkını kısar, emeklerinin karşılığını vermez ve onları aç-yoksul bırakırsanız, onlar da hırsızlık yapmaya başlarlar.

    Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
    Kötü durumda olan bir kimseyi, ortaya çıkacak yeni kötü durumlar etkilemez; pek çok zorluğa katlanabilir; çünkü o, böylesi kötü durumlara alışmıştır. Ayrıca, işe yaramayacak hâle gelmiş kimseler de, tutar bir yanları olmadığı için felâketlerden çekinmezler.

    Acı (kötü) söz insanı (adamı) dininden (çıkarır), tatlı söz (dil) yılanı deliğinden (ininden) çıkarır.
    Onur kırıcı, sert, kötü sözler insanı öfkelendirir; sabrını taşırır, çileden çıkarır, hoş olmayan davranışlara sürükler. Bunun aksine yumuşak, tatlı, hoş sözler de öfkeli, geçimsiz, saldırgan insanları yatıştırabilir; zarar vermelerinin önüne geçip onları doğru yola sokabilir.

    Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
    Aç, yemek yeme ihtiyacı olan, yemesi gereken kimsedir. Bu insanın düşüncesi de karnını doyurmaktır. Onun bu isteği kimi özürlerle giderilip geçiştirilemez, böyle yapılmak istenirse kimi anlamsız ve aşırı davranışlara kaymasına neden olunur. Çocuklar da bir şey istediler mi hemen onun yerine getirilmesini isterler, beklemek nedir bilmezler.

    Aç (arık) at yol almaz, aç (arık) it av almaz.
    İş gördürülen kimselerden verim umuluyorsa onlar aç, yoksul ve zaruret içinde bırakılmamalı, her yönden tatmin edilmelidirler.

    Aç ayı oynamaz.
    Kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir; insan ya da hayvan olsun, çalışan mutlaka doyurulmalıdır.

    Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız (yüzsüz) edersin.
    Yönetiminde bulunan, gözetiminde olan kimseleri maddî ve manevî yönden tatmin etmelisin. İnsanları bu yönlerden sıkıntıya düşürür, emeklerinin karşılığını vermez, kötü muameleye maruz bırakırsan yanlış yola saparlar; söz dinlemez olurlar, arsızlaşırlar.

    Aç doymam, tok acıkmam sanır.
    Uzun süre yokluk içinde olan aç insan elde ettiğinden çoğunu ister, tatmin olmaz, yetmeyeceği duygusunu taşır. Tok, yani varlıklı insan ise var olanla yetinir gibidir, elindekilerin bir gün gelip tükeneceğini düşünmez, yeni kazanç yollarına başvurmaz, dahası elindekileri bilinçsizce harcamaya devam eder.

    Aç elini kora sokar.
    Aç ve yoksul insan, zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için canı pahasına bile olsa her türlü tehlikeye atılmaktan çekinmez.

    Aç gözünü, açarlar gözünü.
    Uğraşılarında, giriştiğin işlerinde uyanık bulunup dikkatli olman gerekir; yoksa umulmadık, beklenmedik bir anda büyük zararlarla karşı karşıya kalabilirsin. Bu belâdan sonra aklın başına gelir ama iş işten geçmiş olur.

    Açık ağız aç kalmaz.
    Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.

    Açık yaraya tuz ekilmez.
    Acısı ve derdi taze olan bir kimsenin üzüntüsünü artıracak söz ve davranışlardan kaçınmak gereklidir.

    Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.
    Kıymetli, yetenekli kimselerin bulunmadığı veya az bulunduğu bir yerde, kendinde az da olsa bir şey bulunan kimse böbürlenmeye, büyüklük taslamaya başlar.

    Açılan solar, ağlayan güler.
    Hayatta hemen her şey bir değişimin içindedir, olduğu gibi kalmayıp tersine dönebilir, güzel çirkinleşebilir; mutsuz mutlu, yoksul da zengin olabilir.

    Açın gözü ekmek teknesindedir (olur).
    İnsanın tek amacı, öncelikle kendisi için gerekli, yaşaması için zorunlu olan, yokluğunu çektiği şeyi elde etmektir.




  3. Ziyaretçi
    Burda kültür ile ilgili deyim yok lütfen deyim koyarmisiniz




  4. Asel
    Bayan Üye
    Kültür ile ilgili deyimler,


    Dilimizin zenginliğini gösteren ancak bugüne kadar üzerinde fazla durulmayan deyimler yöreden yöreye farklı anlamları ifade etmektedir. Bu nedenle Şavşat yöresinden derlenen deyimleri anlamlarıyla birlikte vermeye çalıştım. Tabiiki çok eksikler var ancak bu konuda bana yardım edecek herhangi bir eser de bulamadım, sadece kendi derlediklerimle yetindim. Belki bunların birçoğu bugün değişik yörelerde kullanılıyor ancak aralarında ufak veya büyük anlam farklılıkları var olduğu için ben elimden geldiği kadar bu deyimlerin anlamlarını da verdim. Eğer sizlerin de çeşitli yörelerimizde kullanılan, derlediğiniz deyimler, atasözleri varsa gönderin burada biriksin. Hele eğer Türk Dil Kurumu ilgilenmiyorsa.



    ∙ "ayağıma yer edem, gör ben sana ne edem" demek: birisine bir fırsat verildiğinde bunu kötü kullanmak.

    ∙ "çizdim oynamıyorum" demek: önceden işe başlayıp daha sonra devam etmemek.

    ∙ "la ilahe" dedi mi "illallah" demez: çok inatçıdır.

    ∙ "ne bileyim"i ekmişler "hay huy" bitmiş: her sorulana, ne bileyim, diye cevap verenlere karşı bunun bir faydasının olmadığını anlatır.

    ∙ abat etmek: birisine büyük bir iyilik etmek.

    ∙ abat olmak: büyük bir iyiliğe mazhar olmak.

    ∙ ablıya dönmek: bir hastalık nedeniyle teni beyazlamak.

    ∙ abur cubur: olur olmaz her şey.

    ∙ aburlarını asmak: suratını asmak.

    ∙ aburlarını dökmek: suratını asmak.

    ∙ Acem yapması Gürcü papağı tencere yuvarlandı buldu kapağı: birbirine uygunkişilerin bir işti birlik olması halinde söylenir.

    ∙ acığını almak: öç almak, intikamını almak.

    ∙ acısını çıkarmak: bir kötülüğün karşılığını yine bir kötülükle vermek.

    ∙ adım başı: çok sık.

    ∙ adın çıkacağına canın çıksın daha iyidir

    ∙ afatlanmak: yemek, afet yemiş olmak afet yedirilmiş olmak.

    ∙ ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz: çok kurnaz.

    ∙ ağır ayak: hamile kadın.

    ∙ ağır otur ki batman gelesin: ağırbaşlı ol ki kıymetin olsun.

    ∙ ağırlamak: misafire izzet ve ikramda bulunmak, saygı göstermek, hürmet etmek.

    ∙ ağız birliği etmek: bir konuda hep bir şeyi söylemek.

    ∙ ağız birliği etmek: söz birliği yapmak, aralarında bir konuda anlaşmak.

    ∙ ağrına gitmek: gücüne gitmek.

    ∙ ağzı açık: dikkatsiz.

    ∙ ağzı açık: hiçbir şeyden haberi olmayan, bi haber.

    ∙ ağzı bozuk: çok küfür söyleyen, küfürgan.

    ∙ ağzı kira istemek: konuşmaya üşenmek.

    ∙ ağzın kapansın: beddua.

    ∙ ağzına gem vurmak: birisi konuşamaz hale getirmek, konuşmamaya mecbur etmek.

    ∙ ağzından bal akmak: çok tatlı dilli konuşmak

    ∙ ağzını aramak: birisinin ağzından çaktırmadan laf almak.

    ∙ ağzını küskü açmamak: konuşmaya üşenmek

    ∙ ağzını küskü açmamak: konuşmaya üşenmek, birisinin ağzından zorla laf almak.

    ∙ ağzını küskü açmamak: zorla konuşturmak.

    ∙ ağzıyla kuş tutmak: büyük beceri göstermek.

    ∙ ağzıyla kuş tutsa nafile: artık ne yaparsa yapsın kâr etmez.

    ∙ ahırki yediğin olsun: beddua.

    ∙ ahiretine karşı gelsin: dua.

    ∙ ak baş ile kara baş o zaman belli olur: bu işin sonucu er veya geç belli olacaktır.

    ∙ akıl kârı: herkesin aklının erebileceği iş türünden olmayan.

    ∙ akıl var mantık var: bu iş böyle olmalı buna herkesin aklı erer.

    ∙ akılsız baştan ne çeker ?-sefil ayaklar: bir akılsız kafanın cezasını hep ayaklarçeker.

    ∙ akıntıya vermek: akarsuya bırakmak.

    ∙ akla karayı seçmek: büyük zorluklardan geçmek.

    ∙ aklı bir karış havada: uçarı.

    ∙ akşamlar yüzü suyu hürmetine: yakarış sözü.

    ∙ al aşağı etmek: yere sermek.

    ∙ alaca bulaca: fazla alacası olan.

    ∙ alaca karga: alaca bulaca.

    ∙ alaca kayık, ağzına layık: tam kendisine göre.

    ∙ alan da pişman satan da: hiçbir çözüm yolunu kabul etmiyor.

    ∙ alhaın ol: üzülme sen rahat ol.

    ∙ Ali kıran baş kesen: çok acımasız.

    ∙ Allah akşama indirmesin: beddua.

    ∙ Allah belasını versin: beddua.

    ∙ Allah beterini versin: beddua.

    ∙ Allah daha beter etsin: beddua.

    ∙ Allah kahretsin: beddua.

    ∙ Allah'a kulluk edemiyorum da kula kulluk nasıl edeyim: kula kul olamam.

    ∙ Allah'a sığıncı olmak: Allah'a sığınmak.

    ∙ Allah'ın ateşi karnına: Cehennemin ateşin düşesin.

    ∙ alma dibinde bitmek: devamlı olarak başkalarından birşeyler beklemek.

    ∙ amel olmak: ishal olmak.

    ∙ anası ölsün başşına: anne çocuğunu severken söyler.

    ∙ anasından emdiği burnundan gelmek: çok güçlüklerden geçmek.

    ∙ andır kalsın başına: bundan bize hayır gelmez, hayırsız miras ona kalsın

    ∙ andırına kalsın: hayırsız miras olarak sana kalsın.

    ∙ apak geçmek: bayılacak duruma gelmek.

    ∙ apalağa şapalak, kel başa şimşir tarak: yakışıksız durumlarda söylenir.

    ∙ aralarından su sızmamak: çok samimi olmak.

    ∙ arayı açmak: birisiyle bozuşmak.

    ∙ ardı gelmek: sonu gelmek, bitmek.

    ∙ arka çıkmak: birisine taraf çıkmak.

    ∙ arkadaş canlısı: arkadaşını çok seven.

    ∙ arkam taştan kavi: gök gürleyince kendisinin taştan daha kuvvetli olduğunu göstermek için taş alınıp arkasına hafiften vurarak söylenir.

    ∙ arpaya katsan at yemez, kepeğe katsan it yemez: hiçbir işe yaramaz birisi.

    ∙ arsız neden arlanır, bokta giyse/gezse sallanır: arsız hiçbir şeyden utanmaz ya da ekinmez.

    ∙ arsıza baş olmaz: arsızla laf yaraştırılmaz.

    ∙ aslı astarı yok: bir asılsız söylenti.

    ∙ asma bağlamak: mısır meyvesinin koçanlarını kurutmak için birbirine bağlamak.

    ∙ astarı yüzünden pahalı: tamiri kendi fiyatından daha pahalı.

    ∙ aşıklama gitmek: aşıkane şiirler söylemek.

+ Yorum Gönder


kültür ile ilgili deyimler,  milli kültür ile ilgili deyimler,  milli kültür ile ilgili deyim,  kültür ile ilgili atasözleri ve deyimler,  kültür ile ilgili atasözleri,  kültür ile ilgili özdeyişler