+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Dinimizin şehitlere verdiği önem nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Dinimizin şehitlere verdiği önem nedir








    dinimizin şehitlere verdiği önem nedir lütfen yardımcı olun







  2. Asel
    Bayan Üye





    dinimizin şehitlere verdiği önem nedir lütfen yardımcı olun




    İnsanoğlunun kendisine verilmiş en kıymetli nimetlerin başında hayatı gelmektedir. İnsanın kendisine sunulmuş olan bu hayatını din, vatan, millet, bayrak, namus gibi milli ve manevi değerlere adaması ise, dünya ve ahiret için en yüksek mertebelere ulaşmasına vesiledir. Allah rızası doğrultusunda kişinin canını feda etmesine şehitlik, Şehit ise, Allah yolunda canını veren kimseye denir. Şehit olan kişiye bu adın verilmesinin sebebi, cennete gireceğine şahitlik edilmesinden, şahadet anında bir takım rahmet meleklerin yanında bulunmasından, Cenâb-ı Allah'ın mânevî huzurunda rızıklandırılacak olmasından dolayıdır.

    Şehitlik Kur’an ve Sünnete övülmüş bir mertebedir. Kur’an-ı Kerimde Yüce Rabbimiz şehitliğin önemini bizlere şöyle bildirmektedir.

    وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ {} فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُواْ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلاَّ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ {} يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ

    “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.”[1]

    Sevgili Peygamberimiz birçok hadislerinde şehitliğin önemine vurgu yapmış, şehit olanların cennete olduklarının müjdesini bizlere bildirmektedir. Bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. "Peygamber(ler) cennettedir, şehit(ler) cennettedir, çocuk(lar) cennettedir, diri diri toprağa gömülen kız (çocukları) cennettedir."[2] Bir başka hadiste ise Efendimiz, şehitlerin cennetteki durumlarını şöyle tasvir etmiştir.

    ما أَحدٌ يدْخُلُ الجنَّة يُحِبُّ أنْ يرْجِعَ إلى الدُّنْيَا ولَه ما على الأرْضِ منْ شَيءٍ إلاَّ الشَّهيدُ ، يتمَنَّى أنْ يَرْجِع إلى الدُّنْيَا ، فَيُقْتَلَ عشْرَ مَرَّاتٍ ، لِما يرى مِنَ الكرامةِ

    "Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister."[3]

    Bu cennet Vatanın birer evlatları olarak bizler vatanımızı korumak, vatanımıza namahrem eli değmemesi için askerlik yapmakla mükellefimiz. Buda bizim hayatımızın en önemli zaman dilimidir. Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşımızda dile getirdiği üzere, Cennet Vatanımızı korumak hepimizin en başta gelen sorumluluğudur. Akif bu hususu ne güzel dile getirmiştir.

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;

    Siper et gövdeni, dursun bu hâyasızca akın.

    Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın

    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!

    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

    Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

    Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

    İslam Dinide vatanın korunmasına önem vermiş, bu uğurda yapılan görev başında ölünürse şehit olarak Rabbimize kavuşulacağını bizlere bildirmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz gece uykusunu terk ederek nöbet bekleyenleri şu şekilde müjdelemektedir.

    عيْنَانِ لا تَمسُّهُمَا النَّارُ : عيْنٌ بكَت مِنْ خَشْيةِ اللَّهِ ، وعيْنٌ باتَت تحْرُسُ في سبِيلِ اللَّهِ

    "İki göze cehennem ateşi dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyerek geceleyen göz."[4] Bir başka hadiste şöyle buyrulmaktadır. "Allah yolunda hudutta bir gün nöbet tutmak, başka yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlıdır."[5]

    Hudutları beklemek ve oralarda nöbet tutmak en kutsal görevlerden biri olup, sulh zamanı da olsa askerlik vazifesi İslâm nazarında cihad sayılır. Vatan müdafaasından maksat, sadece sahip olunan toprakları korumak olmayıp, bunun arka planındaki esas gaye, o topraklar üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumak ve milletin fertlerini hürriyet içinde yaşatmaktır. Özellikle hudutta nöbet tutmak, diğer yerlerde nöbet tutmaktan daha faziletlidir. Çünkü orada hayâtî tehlike daha çok olup, sürekli uyanık ve dikkatli olma mecburiyeti vardır. Ayrıca her an düşmanla karşı karşıya gelme ve bir çatışmaya girme ihtimâli daha yüksektir. Bu sebeple hudut boylarında bir gün nöbet tutmak, hudutlar dışındaki yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlı ve faziletli kabul edilir. Bir kimse askerlik görevi yaparken vazife başında ölürse, o şehid olarak Rabb'ine kavuşur. Şehidin amel defteri kapanmaz ve dünyada işlediği güzel ve hayırlı işlerin sevabı da kıyamete kadar devam eder. Şehid, kabirde meleklerin sorgulamalarından ve kabir azâbından muaf tutulur.[6]

    Vatan, Din millet uğruna öldürülenler İslam Dininde şehit sayıldığı gibi malı, canı ve ailesi uğrunda öldürülenlerde şehit kabul edilmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadislerinde bu hususu şöyle ifade etmektedir.

    منْ قُتِل دُونَ مالِهِ فهُو شَهيدٌ ، ومنْ قُتلَ دُونَ دمِهِ فهُو شهيدٌ ، ومن قُتِل دُونَ دِينِهِ فَهو شهيدٌ ، ومنْ قُتِل دُونَ أهْلِهِ فهُو شهيدٌ

    "Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir."[7]

    Hüküm bakımından Şehîdler üç kısımdır:

    1- Hakîki şehîd: İslâm'ın yücelmesi (îlâ-i kelimetüllah) vatan müdafası için savaşırken ölen Müslümanlar. Bu kimseler, yıkanmaz, kefenlenmez, namazları kılınıp kanlı elbiseleri ile defnedilir. Uhud, Bedir ve Çanakkale şehîdleri gibi.

    2- Hükmî şehîd. Hakîkî şehîdin şartlarından birini taşımaması sebebiyle yıkanıp kefenlenen ve âhiret itibariyle şehit olanlardır. Savaşta yaralandıktan sonra yiyip içen, uyuyan, tedâvi gören, başka bir yere nakledilen ve daha sonra ölen kimseler; deprem yangın, sel felaketi, âfet ve benzeri musibetlere maruz kalarak ölen, mide ağrısından ölen, doğum sırasında ölen, suda boğularak ölen, kolera, veba ve veremden ölen, göçük altında kalarak ölen, ilim yolunda ölen Müslümanlar da hükmen şehittirler. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. "Allah yolunda öldürülmekten başka yedi (tane daha) şehidlik vardır. Taundan ölen şehiddir. Boğularak ölen şehiddir. Karın ağrı-sıyla ölen şehiddir. Yanarak ölen şehiddir. Göçük altında kalarak ölen şehiddir. Doğum üzerine ölen şehiddir."[8]

    3- Dünya hükümleri bakımından şehîd; Müslümanların yanında savaşırken ölen münafıklardır. Bunlar da yıkanıp kefenlenmeden cenaze namazları kılınır, kanlı elbiseleri ile defnedilir. Ancak îmânları bulunmadığı için âhirette şehîdlik sevabı alamazlar. Şehîdlik, Müslümanlara özgü bir niteliktir. Müslüman olmayanlar şehîd olamazlar.[9]

    Allah yolunda yaralanıp gazi olmak ise yine şehitlik gibi yüce mertebelerden biridir. Din uğruna savaşan, mücahit anlamına gelen gazi, özellikle Türklerde savaşta başarı kazanan kumandanlara, hatta hükümdarlara şeref unvanı olarak kullanılmıştır.[10] Kuran-ı Kerimde ve Hz. Peygamber'in hadislerinde Allâh yolunda savaşanların övülmesi, şehitlik ve gazilik hakkındaki müjde ve haberleri sebebiyle Türk kültüründe, "ölürsem şehit, kalırsam gazi" tabiri ortaya çıkmıştır.Yüce Ecdadımız hiçbir zaman esaret altına düşmemiş bu uğurda ölümü şehitlik, kalmayı ise gazilik saymıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hususta şöyle buyrulmaktadır.

    قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلاَّ إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ

    "De ki: Bize iki iyilikten, gazilik ve şehitlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz?"[11] Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde gazilik unvanını almış insanlara şu müjdeyi vermektedir.

    ما مِنْ مَكلوم يُكْلَمُ في سبيل اللَّه إلاَّ جاءَ يَوْمَ القِيامةِ ، وكَلْمُهُ يَدْمِي : اللوْنُ لونُ دمٍ والريحُ رِيحُ مِسْكٍ

    "Allah yolunda yaralanan bir kimse, kıyamet gününde yarasından kan akarak Allah'ın huzuruna gelir. Renk, kan rengi, koku ise misk kokusudur."[12]

    Yüce Milletimiz milli ve manevi değerlerimiz uğruna evlatlarını kınalayarak askere uğurlamış, ölümü şehitlik olarak bilmiş geride kalmayı gazilik olarak şeref saymıştır. Nitekim Çanakkale savaşında Ülkemizi ele geçirmek üzere gelen düşman kuvvetleri kahraman ecdadımızın savunması karşısında bozguna uğramışlardır. Mehmet Akif Ersoy bu durumu şöyle dile getirmiştir.




  3. Ziyaretçi
    Türklerin birçok özelliklerinin yanında en fazla ön plana çıkmış yönleri de iyi birer asker olmalarıdır. Çok eski devirlerden beri çeşitli adlarda devlet kurmuş olan Türk Milleti’nin temeli düzenli bir askeri teşkilata dayanır. İlk Türk Ordusu M.Ö.209 yılında Mete Han tarafından kurulmuştur. Askerlik ilk önce Türklerde bir meslek sonra da milli bir görev olmuştur. Türkler mükemmel askeri kuruluşları ve değerli komutanları sayesinde varlıklarını ve bütünlüklerini dünyaya tanıtmışlardır. Türk askeri cesur fedakar disiplinli ve saygılıdır. Arap düşünür Cahiz “Türk’e karşı hiçbir şey duramaz. Hiçbir kimse onu yutulacak bir lokma olarak kabul edemez” diyerek Türk ordularının üstünlüğüne işaret etmiştir. Kanunî devrinde Avusturya sefiri olarak İstanbul’da bulunan Büsbek (Busbecq) Türk askerlerinden ve ordu kuruluşlarından şöyle söz eder:

    “Türkler sefer esnasında sabırlı tahammüllü ve iktisatlı hareket ederler. Türk sistemini kendi sistemimizle mukayese edince istikbalin başımıza getireceği şeyleri düşünerek titriyorum. Bu ordu galip gelecek ve payidar olacak biz ise mahvolacağız. Çünkü Türkler hiç sarsılmamış kuvvete sahip oldukları gibi kendilerine has zafer itiyatları meşakkatlere tahammül kabiliyeti intizam disiplin kanaatkarlık ve uyanıklık var.”

    Türk askerlik ruhunun ölmezliğini bilmeyen yabancılar İstiklal Savaşı’ndaki zaferimizi “Türk mucizesi” diye adlandırdılar.

    Türklerde özellikle şehitlik ve gazilik mertebeleri kutsaldır. Allah yolunda din vatan ve millet uğrunda savaşırken ölenlere “şehit” sağ kalanlara da “gazi” denir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır onlar Rableri katında diridirler rızıklanmaktadırlar.” (Al-i İmran Suresi 169) buyurmuş ve şehitlerin ölmezliğini ifade etmiştir. Türk Milleti “ölürsem şehit kalırsam gazi” inancı ile tarihte büyük zaferler kazanmış son olarak İstiklâl Harbi’de bu inançla kazanılmıştır.

    İslamiyet’in Muhafazası İçin Askerlik

    Hiç şüphesiz Türk Milletlerinin kuruluş ve gelişmesinde etkili olan diğer bir unsur askeri teşkilatlanmadır. Tarih boyunca Türk orduları diğer tüm milletlerin imrendiği ve aynı zamanda korktuğu çekindiği bir ordu olmuştur. Aynı zamanda Türk askeri düşmana korku dostuna ise büyük güven vermiştir.

    “Kılıç Türklerin elinde bulunduğu sürece senin dinîne zeval yoktur.” İmam-ı Azam’da Türklerin bu özelliğini şöyle belirtmiştir.

    Türk ordusu hem teşkilâtlanma hem de savaş düzeni açısından kendine has özelliklere sahip olmuştur. Türkler askerlik alanında birçok milleti etkilemiş savaş gereçleri giyim kuşam ve askerî nizam gibi konularda pek çok yenilikler getirmişlerdir. Atı bir savaş aracı olarak da kullanan Türkler bu sayede büyük bir hız ve manevra kabiliyeti elde etmişler kısa zamanda geniş coğrafyalara hâkim olmayı başarabilmişlerdir. Türk silâhları da ordunun hareket kabiliyetine uygun olarak hafif ve etkili silâhlardandır. Özellikle Türk okları kılıçları ve zırhları hafif fakat etkili vasıflarıyla Türk askerînin vazgeçilmez silâhları olmuştur. Türkler at üzerinde hareket hâlindeyken bile bu silahları büyük bir ustalıkla kullanabilmişlerdir. Türk silâhları çeşit ve nitelik bakımından zaman içerisinde gelişip çoğalmış ancak askerî teşkilât ve savaş taktiği temel özelliklerini bütün Türk Milletlerinde muhafaza etmiştir. Merkez sağ ve sol kollardan oluşan ordu savaş düzeninde kendine has taktiklere başvurarak kendinden çok daha büyük orduları dahi bozguna uğratmayı bilmiştir. Düşmanın imhası ile kesin sonuç alınan bu savaş taktiği “hilâl taktiği” “bozkır taktiği” “turan taktiği” ve “bozkurt taktiği” gibi çeşitli adlarla tarihe geçmiştir. Sahte ricat ile düşman ordusunu merkezden uzaklaştırıp pusuya düşürmeyi esas alan bu taktikte sağ ve sol kollar düşman ordusunu bir hilâl içerisine alarak imha eder. Bu taktik İslâm öncesinde olduğu gibi İslâmî dönemde de başarıyla uygulanmıştır. Dandanakan Savaşı’nda Malazgirt Meydan Muharebesinde Miryakefalon’da Mohaç’ta ve hatta Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde bu taktik başarıyla tatbik edilmiştir. Türk Milletlerinin kuruluşu ya da İstiklalinde bu savaşların bir dönüm noktası olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.Halk Ordu Ordu da Halktır!

    Yukarıda belirttiğimiz gibi Türk Milletlerinde belirli devlet ve askerlik düzeninin pek fazla değişmediği görülür. Bir devlet yıkıldıktan sonra yerine kurulan devlet hemen hemen aynı teşkilâtı devam ettirmiştir. Çünkü Türklerde halk ile ordu düzeni aynıdır. Özellikle barış zamanında sivil ve asker diye bir ayırım yapılmamaktadır. Dolayısıyla aynı halka yani aynı kültür ve geleneğe dayanan yeni Türk Milleti’nde teşkilât özelliklerinin devam etmesi tabiîdir. Bütün Türk Milletlerinde ordu halk ile iç içe girmiştir. Bir bölgeye sefer yapılacağı zaman sadece eli silâh tutan kişiler değil onların aileleri de sefere iştirak ederlerdi. Bu sebeple Göktürkler kitabelerde yazdığı şekliyle fethedecekleri topraklara “süleyip konarlardı”. Yani sadece “sü” (asker) göndermekle kalmaz bunun yanında halkı o bölgeye “iskân” ederlerdi. Türk fetihlerinin kalıcı olması ve fethedilen bölgelerin “Türkleşmesi” bu şekilde gerçekleşirdi. Yurt tutmayı amaçlayan “sülemek” ve “kondurmak” siyaseti İslâmî dönemde de devam ettirilmiştir. “Gaza ve cihat” aşkıyla XI. yüzyıldan itibaren Azerbaycan Suriye ve Anadolu’ya giren Türkler kendinden önceki bazı kavimler gibi bu bölgeleri işgal ve istilâ edip geri çekilmemişler aksine kendileri için yeni bir yurt olduğu şuuruyla girdikleri toprakları mamur hâle getirmeyi hedeflemişlerdir. Çadırlarıyla arabalarıyla çifti-çubuğuyla bütün bir millet Anadolu’ya yerleşmiş buraya kendi kültürünün damgasını vurmuştur. Fethedilen bölgelerde uygulanan toprak sistemi askerî olduğu kadar idarî ve sosyal bakımlardan da devlet ve milletin gelişip güçlenmesine imkân sağlamıştır.Türk’ün

    Dünya Düzeni

    Türk Milleti’nin tarih boyunca kurduğu devletlerin sayısının 180′i bulduğu kabul edilir. Hatta pek çok tarihçi araştırmalar derinleştirildikçe bu sayının daha da artabileceğini belirtmektedir. Bu devletlerden 16 tanesi ise dünya tarihinde etkili rol oynamış çok güçlü devletlerdir.

    Türk Milleti her biri diğerinden güçlü olan bu 16 devletle ve bu devletlerin yönetiminde gösterdiği üstün kabiliyetle tüm dünya milletlerine tarih boyunca örnek olmuştur. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise hakimiyetleri altında yaşayan farklı etnik kökene mensup toplulukları her birinin dil ve din farklılıklarını koruyarak barış huzur ve güvenlik içerisinde asırlar boyunca bir arada yaşatma becerisini göstermeleridir. Aynı topraklar üzerinde hakimiyet kuran farklı devletler ise bu başarıyı sağlayamamış söz konusu topraklara bu kadar uzun süreli hakimiyetler sağlayamamışlardır.

    Selçuklu ve Osmanlı Devletleri başta olmak üzere Türk Milleti’ni bu coğrafyayla bütünleştiren ve güçlü kılan unsurları sadece askeri güçle açıklamak ise mümkün değildir. Anadolu’yu fetheden Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar dünyanın en karışık ve en hassas bölgesini asırlar boyunca hakimiyeti altında tutan güç Türk Milleti’nin özünü oluşturan son derece şerefli ve üstün bir harstır.

    Dürüstlüğü ve mertliği ile tanınan Türk Milleti zulümden ve haksızlıktan uzak duran adaleti her zaman ayakta tutan hoşgörüden ve uzlaşmadan yana olan tutumuyla tarih boyunca üstün medeniyetler oluşturmuştur. Kendilerine tabi olan halklar da her zaman Türklerin yönetiminden razı olmuş hatta çoğu zaman kendi istekleriyle onların yönetimleri altına girmişlerdir. Bu adaletli yönetim sayesinde tüm Balkanlar’ı Kafkasya’yı ve Ortadoğu’yu kapsayan coğrafyada üç dine ve muhtelif mezheplere mensup dilleri kültürleri ırkları birbirlerinden tamamen farklı milyonlarca insan asırlar boyunca hiçbir zulme maruz kalmadan huzur içinde yaşamışlardır.

    Türk Milleti “ölürsem şehid kalırsam gazi” inancı ile tarihte büyük zaferler kazanmıştır son olarak bir ölüm-kalım savaşı olan İstiklâl Harbi’de bu inançla kazanılmıştır.

    Türkiye de Askerliğin Önemi

    1.Askerlik yapmak vatandaşlık görevidir.
    2.Askerlik yapacak kişi vatandaşlık borcunu ödemiş olur.
    3.Askerlik yapmak sadece erkekler için geçerlidir.
    4.Askerlik yaparken ölen kişi şehit olarak adlandırılır.
    5.Askerlik, vatanını seven bir kişinin yaptığı kutsal bir görevdir.
    6.Askerlik kutsal olduğu kadar mühim bir olaydır.
    Asker,vatana olan bir borçlarını yerine getirerek,kutsal göreve saygı duyarak onu bir emanet sayarcasına ona sahip çıkmak onu kollamak demektir.Asker olacak her erkeğin 20 yaşını doldurmuş olması gerekir.Asker olan her kişi vatana borcunu ödemiş,vatanını yalnız bırakmamıştır.




+ Yorum Gönder


islam dininin şehide verdiği önem,  islam dinin şehide verdiği önem,  şehitlik gazilik dinimizin şehitliğe verdiği önem,  şehitlik ve gazilik dinimizin şehitliğe verdiği önem,  islam dininin şehite verdiği önem,  dinimizin şehitlere verdiği önem