+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Atatürkün kurtuluş ve bağımsızlık yolunda çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Atatürkün kurtuluş ve bağımsızlık yolunda çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz








    Atatürkün kurtuluş ve bağımsızlık yolunda ısrarlı çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz
    birçok olumsuzluğa rağmen Mustafa Kemal'in kurtuluş ve bağımsızlık yolunda ısrarlı çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?







  2. Asel
    Bayan Üye





    Atatürkün kurtuluş ve bağımsızlık yolunda ısrarlı çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz


    1- İstanbulda gördüklerini yaz bence. Bir olum bir olumsuz şeklinde yazarsan daha iyi olur. Örnegin istanbul bir çok imparotorluk için merkez olması, istanbulun metropol şehir olması, İstanbul bir devrin battıgı yerdir vs. olumsuz yönleri olarak yaşam koşulları zor, çevre kirliliği, ttafik gibi olayları yazabilirsin.

    2- Selânik Makedonya'nın en gelişmiş şehridir. İşlek bir limana sahiptir. Avrupa ile demiryolu bağlantısı vardır. Şehirde çeşitli din mezhep ve ırk mensupları bir arada yaşamaktadır. Selânik'in deniz ve demiryolu bağlantısı bulunması, ticaret merkezi olması, renkli etnik yapısı, şehirde Batı tesirlerine açık çeşitli fikir akımlarının yerleşmesine elverişli bir ortam yaratmıştır. Dolayısıyla Mustafa Kemal çok genç yaşta değişik yaşayış şekline aşina her türlü yeni fikre açık bir ortamda gelişme imkânı bulmuştur.

    3-Manastır şehri çeşitli milletlerdeki insanların çekişmesi içinde bulunmaktaydı.Bir kargaşa ortamı hakim sürmekteydi.Atatürk bu şehirde okul hayatı boyunca tarih konularına merak salmış ve Milli duyguları gelişmişti.Mehmet emin Yurdakul Namık Kemal ve Tarih öğretmeni Mustafa Kemal!i milli duygular bakımından son derece etkilemiş ve vatansever olmuştur.Bilhassa bu dönemde savaşta kazanmamıza rağmen sanki malup olmuş gibi anlaşma imzalamamız Atatürk'ü çok etkilemiştir



    4- Atatürk'ün Basına Verdiği Önem Basının Milli Mücadele Açısından Önemi

    Bir Hızır efsanesi vardır doğuda. En sıkıntılı anda Hızır imdada yetişir, en umulmadık mutluluğa kavuşturur. Türk ulusu için bu efsane, Atatürk’ün kişiliğinde gerçekleşmiştir. Türk’ün korkunç bir uçuruma sürüklendiği, bütün umutlarının yok olduğu kara günlerinde O, karşımıza çıkmış, âdeta bir uçurumun kenarında olan ve her yanı çökmek üzere bulunan yurdumuza destek olmuş, umut ve cesaret vererek, bizleri yeniden hayata kavuşturmuştur. İşte bir ismi ölümsüzleştirmeye yetecek olan bu mucize, Millî Mücadele’dir.

    Millî Mücadele, dış düşman yanında, bu mücadeleye inanmayan, karşı koyan iç güçlere karşı da kazanılmış iki yönlü bir savaştır. Dış düşman cepheden saldırırken, Padişah ve İstanbul Hükûmeti’nin etkisiyle kandırılmış bazı kişiler de içerden onlara yardımcı oluyorlardı. İşte bu derece güç şartlar içinde gerçekleştirilen Türk Bağımsızlık Savaşı’nın lideri ve sembolü Mustafa Kemal Paşadır. O, milletle beraber bu kutsal mücadeleyi sürdürürken ne yazık ki bir kısım basını da karşısında bulmuştur.

    Millî Mücadele yıllarını etkileyen basını üç grupta toplamamız mümkündür: Millî Mücadele karşısındaki basın, yabancı basın ve Millî Mücadele’yi destekleyen basın. Saydığımız ilk iki basın, Mustafa Kemal’in Millî Mücadele’yi kimlere karşı, hangi şartlar altında kazandığını göstermek açısından çok önemlidir. Çünkü, Millî Mücaele karşısındaki basın, Atatürk’ün önderliğinde başlatılan Anadolu harekâtına ateş püskürürken, bir yandan da İstanbul Hükûmeti’nin bu hareketi önleyici icraatına geniş yer veriyor; Millî Mücadele liderlerine karşı halkı tahrik edici bir tutum izliyordu. Bu yolda Anadolu harekâtına en amansız saldırıları ise Alemdar gazetesi yapıyordu. Bu gazete, 11 Nisan 1920 günlü sayısında Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında Dürrizade’nin fetvasına yer veriyor, başyazısında da alçakçasına şunları söylüyordu: “ En büyük düşmanlarımız bile bizlere bunlar kadar fenalık yapmamışlardı. Onun için hükümetten ısrarla rica ederiz ki ne yapıp yapıp bu rezaletlere, bu hezeyanlara bir son versin (!)”1

    İşte bu, halkı aldatıcı, gerçekleri tahrif edici yayınlar sebebiyledir ki bağımsızlık savaşı boyunca, Millî Mücadele’yi baltalamak isteyen bir kısım İstanbul basını ile bazı yabancı yayınlar Anadolu’ya sokulmamıştır. Mustafa Kemal, bu konuda büyük duyarlık göstermiş, İstanbul basınına ait yayınların sıkı bir kontrole tabi tutulması, zararlı yayınların Anadolu’ya sokulmaması için ilgililere kesin direktif vermiştir.2

    Kurtuluş Savaşımızı destekleyen Millî Mücadele basınını da Anadolu ve İstanbul basını olmak üzere iki grupta toplamak mümkündür. İstanbul basınında Millî Mücadele’den yana olan önemli gazeteler Tasvir-i Efkâr, Vakit, İkdam, Zaman, Akşam, Tercüman, İstiklâl, İleri ve Yenigün’dür. Millî Mücadele’ye karşı olan İstanbul gazeteleri ise Peyam-ı Sabah, İstanbul, Alemdar gazeteleridir. Anadolu basınında da, Millî Mücadele’den yana olan önemli gazeteler İzmir’e Doğru, Açıksöz, Arkadaş, Yeni Adana, Albayrak, Anadolu, Babalık, Dertli, Işık, Öğüt, Emel, Ahali, İstikbal, İrade-i Milliye ve Hakimiyet-i Milliye gazeteleridir. Millî Mücadele’ye karşı olan bazı Anadolu gazeteleri ise Ferda, İrşat, Zafer isimlerini taşımaktadır.3

    Şu hususu da öncelikle belirtmek gerekir ki, Millî Mücadele’nin özellikle ilk yıllarında Anadolu harekâtını destekleyen İstanbul basını, işgal altındaki bir şehirde çok güç şartlar altında hizmet vermiştir. Zira bu yıllarda, İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü, İstanbul Hükûmeti’nin basma uyguladığı sansür, gazetelerin serbest ve bağımsız hareketini önlemiş, onları birçok engellerle karşı karşıya bırakmıştır. Elbetteki bu şartlar altında Millî Mücadele’den, Mustafa Kemal Paşa’dan söz etmek çoğu zaman mümkün olamamış, gazete sayfaları bazen boş sütunlar halinde çıkmıştır. Örneğin ağır sansür nedeniyle hiçbir İstanbul gazetesi, Erzurum Kongresi’nden söz edememiş, Sivas Kongresi kararlarına yer veren 5 Ekim 1919 tarihli İstiklâl gazetesinde de bu kararların büyük bir bölümü sansür sebebiyle çıkarılmıştır.4

    Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Divan-ı Harbinin kararıyla idama mahkûm edilmiş, Dürrizade’nin fetvasıyla katlinin uygun olacağı duyurulmuş olduğundan resminin gazetelerde yayınlanması, adının yanında “Paşa” unvanının yazılması İstanbul Hükümetince yasaklanmıştı. Bu yasağa uymayarak “Anadolu harekâtını idare edenler” alt yazısı ile Mustafa Kemal’in resmini basan 4 Temmuz 1920 tarihli Vakit gazetesi ile onun adının yanında “Paşa” unvanına yer veren 3 ve 4 Temmuz 1920 tarihli İkdam gazeteleri onar gün kapatılmış, sorumluları bir süre tutuklu kalmıştı.5

    İtilâf Devletleri ve İstanbul Hükümetince uygulanan bütün bu baskı ve önlemler, şüphesiz ki Anadolu’da başlayan Millî Mücadele ateşini söndürmeye yönelmişti. İstanbul Hükûmeti’ne göre Kuva-yı Milliye, eşkiya kuvvetlerinden ibaretti; bu sebeple Anadolu’daki mücadeleden söz etmek, bu mücadeleye önayak olanları basında desteklemek, onları alkışlamak devletin harici siyasetine tamamen aykırı ve iç güvenliği sarsıcı bir davranış idi (!). Millî duygulardan yoksun bu mantık sefaletinin sonucu birçok vatansever gazeteci sorguya çekiliyor, tutuklanıyor, ağır cezalara çarptırılıyordu.6 Ancak bütün bu engellere rağmen Millî Mücadele yanlısı basın, hak bildiği yolda büyük bir kararlılıkla yürümüş ve zaferin kazanılmasında ayrı bir güç oluşturmuştur.

    İstanbul basını üzerindeki sansürün ağırlığı genellikle 1921 yılı başlarına kadar bütün şiddetiyle devam etmiş; ancak bu denetim, I. ve II. İnönü Zaferleri ve bunları izleyen diğer başarılardan sonra, Ankara Hükûmeti’nin gittikçe güçlenmesi ve olayların millî harekât lehine gelişmesi sonucu ister istemez bir ölçüde hafiflemiştir. Bu tarihten itibaren İstanbul basınında, Millî Mücadele’den ve Mustafa Kemal Paşa’dan çoğu kez sansürsüz olarak söz edilmeye başlandığını görüyoruz. İşte bu gelişmeler sebebiyledir ki, Vakit gazetesi, II. İnönü Zaferini “Türk silâhları bu defa da pek şanlı bir muzafferiyet elde etmiştir” başlığı altında veriyor ve şunları ilâve ediyordu: “ Anadolu baştanbaşa sevinç içindedir. Her tarafta halk gönüllü kaydedilmekte ve düşmana kesin darbeyi indirmeye koşmaktadır. “7

    Basın üzerinde sıkı denetimin egemen olduğu 1919-1921 yılları arasında da Tasvir-i Efkâr, İkdam, Akşam gibi gazeteler -sansüre takılan sürekli boş sütunlarına rağmen, yine de Anadolu harekâtı ve Mustafa Kemal Paşa’dan söz etmekten, Millî Mücadele’ye ait haberleri yayınlamaktan çekinmemişlerdir. Örneğin Yakup Kadri “Anadolu’nun İç Yüzü” başlığıyla İkdam gazetesine yazdığı yazıda, Anadolu’daki millî direnişi ve bu direnişin haklılığını dile getirmiş, “Gülünç İstanbul” başlıklı bir diğer yazısında ise “Zavallı İstanbul, zavallı büyük ve muhteşem şehir, günün birinde senin bu hale geleceğine kim ihtimal verebilirdi? “% şeklinde ifadelerle işgal İstanbulunu bütün acılığı ve açıklığı ile tasvir etmiştir. Yine Yakup Kadri, İkdam’da yayımlanan bir yazısında, “Suçsuz vatandaşlarımızın yolu üzerinde sehbalar burada kuruldu, inanç ve vicdan sahibi gençlerimiz üstüne zindan kapıları burada kapandı, sonu yok gurbet ve sürgün yollarının ilk durağı burası oldu, düşünen kafalar burada kurban verdi”9 gibi ifadelerle, İstanbul basınının içinde bulunduğu tehlikeli ve zor durumu dile getirmişti.




  3. Asel
    Bayan Üye
    Akşam gazetesi’nde de Temmuz 1921’de Falih Rıfkı, birçok bölümleri sansüre tabi tutulmasına rağmen şunları yazıyordu: “Anadolu harbi, hürriyet ihtilâli olduğu için dünyanın en yüksek ideallerinden bin olduğu kadar, nefis koruma dediğimiz en ilkel, en basit ihtiyaçtan doğduğu için de aklı her türlü tartışmalardan alıkoyan bir zorunluluktur. Çünkü sade düşmana karşı vatan değil, katile karşı canımızı koruyoruz-1”10

    İşte İstanbul basınındaki bu ve bunun gibi yazılar, sansürün yıkıcı baskısına karşı gösterilen millî direnişler olmuş, İstanbul basını gerçekten bu yolda büyük mücadele vermiştir.

    Şimdi Millî Mücadele yıllarında Türk basın tarihinin en şerefli çizgilerini vermesi açısından çok önemli bir yer tutan, Millî Mücadele’yi destekleyen Anadolu basını üzerinde özellikle durmak istiyorum. Zira Millî Mücadele’nin o karanlık zor günlerinden aydınlık günlere geçmesinde en büyük yardımcı, Anadolu gazeteleri olmuştur. Bu gazetelerin Padişah ve İstanbul Hükûmeti’nin baskı ve kontrolünden uzak kalışı, genellikle işgal altında olmayan şehirlerde yayınlanışı şüphesiz ki bir ölçüde bağımsız hareket etmelerini kolaylaştırmış, Millî Mücadele’yi daha yakından izlemelerini sağlamıştır. Bununla beraber, İzmir, Adana gibi İtilâf Devletleri subaylarının kontrolünde ve işgalinde olan bölgelerde bazı güçlüklerle karşılaşılmasına rağmen, şahlanan millî irade ve millî güç sonucu bu engeller de yenilmiştir.



    1919 yılının Mayıs ayında, İzmir’de yayınlanan Anadolu gazetesi matbaası, Yunanlılar tarafından basılmıştı. Düşman bir yerde İzmir’in sesini susturmuştu. İzmir’in Yunan işgaline uğraması, bütün memlekette son derece üzücü etki yaratmış; artık Anadolu’da çıkan gazeteler seslerini daha fazla ve ateşli yazılarla duyurmaya başlamışlardı. Nitekim işgalden bir hafta sonra, Balıkesir’de yayınlanan Doğruyol gazetesi başyazısında, “Türkler namusuyla yaşamayı bildikleri gibi, şerefleriyle de ölmeyi bilirler!” 11 diyordu.

    Yine Balıkesir’de yayınlanan İzmir’e Doğru gazetesi’nin 3 Ocak 1920 günlü sayısında Mustafa Kemal Paşa’nın adına ilk defa rastlanıyordu. Gazetenin 7 Ocak 1920 tarihli sayısında ise, Mustafa Kemal Paşa’nın bir tamimi yayınlanmıştı. Bu tamimde Mustafa Kemal Paşa, millî birliğin tamamiyle sağlandığını ve güvenilebilir bir kuvvet haline geldiğini ifade etmekteydi. Yine aynı tamimde, dış ilişkilerimizin Erzurum ve Sivas Kongreleri çerçevesinde, ülke için elverişli bir duruma geldiğini hatırlatmakta ve bu birliğin bütün millete duyurulmasını ayrıca rica etmekteydi.

    Erzurum’da yayınlanan Albayrak gazetesi de 14 Temmuz 1919 tarihli sayısında Mustafa Kemal Paşa’nın askerlikten istifasını ve Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başına geçişini halka şöyle ilân ediyordu: “Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin istifanamesi bir azım ve iman vesikasıdır. Millette, henüz eski kanın sönmemiş olduğunu gösterir muazzam delildir. Anafartalar’da millî şerefi, tarihin bugünkü kuşaktan beklemekte olduğu mukaddes vazifeyi yücelten ve yükselten bu muhterem komutanı, bugün de Millî Mücadele ‘nin başında görmek mesut bir görüntüdür. “13 Aynı gazete, 12 Ağustos 1919 tarihli sayısında da “Vilâyat-i Şarkiye, Ermenistan olamaz!”diyordu.14

    Millî Mücadele’yi destekleyen gazetelerden biri de Konya da yayınlanmakta olan “Öğüt” gazetesiydi. Bu gazetenin bölgedeki faaliyeti o derece etkili olmuştu ki, Konya’da bulunan İtalyan İşgal Kuvvetleri Komutanı, General Milne’in emriyle, bu gazeteyi 26 Ocak 1920 tarihinde kapatmıştı. Ama Öğüt’ü çıkaranlar mücadelelerinden dönmüyorlardı. Gazetenin kapatılması üzerine halk, Konya da 28 Ocak 1920 günü büyük bir protesto mitingi düzenlemiş, bu mitingde Konya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Sivaslı Ali Kemali, “Bugün, Öğüt’ü kapamışlarsa, yarın bir başka Öğüt çıkacak bizi hak ve hakikat yolunda asla ve asla susturamayacaklardır!” diye haykırmıştı. Nitekim, o gün “Öğüt”ün yerini “Nasihat” adlı gazete almıştı.15

    Ulusal direnişin başlangıcında çıkan gazetelerden bir diğeri de Adana’da yayınlanan “Adana” gazetesiydi. Gazetenin yayın hayatına girdiği 1918 Aralık ayında Adana karanlık günlerini yaşıyordu; Mondros Mütarekesinden sonra, Fransızların işgaline uğramıştı. Bu sırada şehirde çıkan “Ferda” adlı bir gazete, vatan hislerinden yoksun şekilde işgali destekliyordu. Kuva-yi Milliye taraftan Adana’nın vilâyet emri ile kapatılmasından bir süre sonra, sahipleri başka bir gazete çıkarmaya başladılar. Bu gazetenin adı “Yeni Adana” idi. Fransızların desteğiyle çıkan Ferda gazetesi, Mustafa Kemal ve Kuva-yi Milliye aleyhine yazılar yazıyor, halkın maneviyatı iyiden iyiye bozuluyordu. Maneviyatı kuvvetlendirmek de, yine gazilere düşüyordu. Yeni Adana gazetesi ateşli yazılarında özellikle gençlere sesleniyordu. Gazete, 11 Ocak 1921’de I. İnönü Savaşı’nın zaferle sonuçlandığını ve Yunanlıların geri çekildiğini müjdeliyor, kısa bir süre sonra, 12 Temmuz 1921 tarihli sayısında da “Yunan taarruzu başladı” manşeti altında, çatışmaların yeniden başladığı haberini veriyordu. 13 Eylül 1921’de tam 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Savaşı’nın zaferle sona ermesini de, yine Yeni Adana büyük müjdelerle yayınlıyordu. Sakarya Meydan Savaşıyla Gazi ve Mareşal unvanını alan Mustafa Kemal Paşa hakkında yazılan bir başyazıda da büyük komutana şöyle sesleniyordu: “Gazi Pasa! Ölüm kasırgalarından kurtardığın bu millet, senin kurtarıcı, büyük gazi adını nesilden nesile, tarihten tarihe, en muazzez, kutsî bir yadigâr olarak nakledecektir. Sen bu milleti ne kadar seviyorsan, bu millet de seni sanki bir tek insanmış gibi, aynı his, aynı aşkla seviyor. Bu, insanlar için ne büyük ve ne eşsiz mükâfat! Millet seni yükseltmekle kendisini yükseltmiş olur.” 16

    Millî Mücadele’nin bir diğer destekçi gazetesi de Kastamonu’da çıkan Açıksöz gazetesiydi. Açıksöz, özellikle 15 Temmuz 1919 tarihli sayısında, “Uyan ey Anadolu ahalisi, uyan! Uyku devresi çoktan geçmiştir!”17 şeklindeki yazısıyla, Anadolu halkını hem düşmana hem de Padişah’ın hükümetine karşı mücadeleye çağırıyordu. Yine Açıksöz, 19 Mart 1920 tarihli sayısında işgali protesto eden telgrafları birinci sayfasına koymuştu. Telgraflardan birinde şöyle diyordu: “Bu toprağın üstünde zilletle yaşamaktansa, aynı toprağın altına şerefle girmekten çekinmeyeceğimizi uygarlık âlemine ve yüksek milletimize bu defa daha bildiririz!” 18

    Mustafa Kemal Paşa, 27 Kasım 1919’da Erzurum Heyet-i Merkeziyesine yolladığı yazıda da halkın vakit geçirilmeksizin Millî Mücadele’den haberdar edilebilmesi için, bu bölgelerde acele gazetelerin çıkması gereğini vurguluyordu. Bu amaçla önce Sivas’ta İrade-i Milliye, daha sonra Ankara’da Hakimiyet-i Milliye gazeteleri ile bunlara yardımcı olmak üzere yine Ankara’da Anadolu Ajansı kurulacaktı.

    1919 yılının Eylül ayında Sivas, tarihinin en heyecanlı günlerini yaşıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun takip edeceği yolu çizmişti. İşte bu sıralarda Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele’nin önemini, içinde bulunulan durumu ve yapılacak işleri, önce kendi milletine anlatmasının lüzumunu düşünerek, artık bir gazete çıkarmasının gereğine inanıyor ve adını da İrade-i Milliye olarak koyuyordu. 14 Eylül 1919 günü ilk sayısı yayınlanan İrade-i Milliye gazetesi’nin 2 Ekim 1919 tarihli sayısında ise, Mustafa Kemal Paşa’nın şu sözlerine rastlanıyordu: “Türk köylüsü çalışkandır, Türk genci zekidir, Türk toprağı verimlidir, Türk milleti bugünkü hareketi ile rüştünü ispat etmiştir. Türkler sağdır, medenîdir, yaşayacak, yükselecek ve pek ziyade yükselecektir”.19

    Mustafa Kemal 18 Aralık’ta Sivas’tan Ankara’ya doğru yol alırken, Ankara’da da bir gazete kurmanın gereğini duyuyordu. Bu gazetenin adı Hakimiyet-i Milliye olacaktı. Mustafa Kemal, gazetenin 10 Ocak 1920’de yayınlanan ilk sayısında niçin bu ismi verdiğini şu şekilde anlatıyordu: “Gazetemizin ismi takıp edeceği mücadelenin de nev’idir. Şu halde diyebiliriz ki, Hakimiyet-i Milliyenin mesleği, milletin müdafaa-ı hâkimiyeti olacaktır.” 20




  4. Asel
    Bayan Üye
    Hakimiyet-i Milliye gazetesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını takiben, kurulan millî hükümetin sözcüsü ve resmî organı haline gelmişti. Millî Mücadele ve Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün hareketler, resmî bildiriler bu gazetede muntazaman yayımlanıyor, bu suretle Anadolu halkı siyasî ve askerî olaylar hakkında gecikmeksizin bilgi sahibi oluyordu. Millî Mücadele aleyhtarı basın, Sevr Antlaşması’nın imzalandığı haberini bir başarı olarak gösterirken, 2 Eylül 1920 tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesi’nin imzasız başyazısında şu yorum yapılıyordu: “Dünya tarihinde böyle bir hıyanetin benzeri olmadığından İstanbul’daki vatansız alayının tarih karşısındaki sorumluluğu pek ağırdır. Hürriyet ve istiklâli için mücadeleye girmiş olan millet bu lekeyi kanıyla temizlemeyi, bir namus borcu tanımaktadır. Çünkü tarihimiz bu hıyanetle kirletilemez.” 21

    Millî Mücadele yıllarında, özellikle üzerinde durduğum 1919-1921 yılları arasında, Türkiye’nin bugünkü sınırları içinde yayınlanmış veya kapatılmış olan gazetelerin sayısı yüze yakındır. Ulusal direniş sırasında, bütün zor şartlara rağmen millî basın, destekleyici katkısıyla Millî Mücadele’nin kazanılmasında en büyük unsuru oluşturmuş, gerek maddî sıkıntı, gerek dağıtım yolundaki düzensizlikler, gerekse kağıt temininde karşılaşılan güçlüklere rağmen, kuvvetini ve sesini işittirmekten, bir an olsun geri kalmamıştır. Basının bu faaliyeti yanında 6 Nisan 1920’de Ankara’da Anadolu Ajansı’nın kurulmasıyla da, haber alma konusunda çok önemli bir aşama kaydedilmiştir. Zira gazeteler için gerekli, doğru haberlerin ilk elden sağlanması Anadolu basını yanında İstanbul basını için de büyük kazanç olmuştur. Ajans haberleri devamlı surette Mustafa Kemal Paşa tarafından denetlenmiş, zamanında yerlerine ulaştırılması da, istihbarat subayları tarafından sağlanmıştır. Bu hususta o derece titiz davranılmıştır ki, Anadolu Ajansı haberlerinin gereken merkezlere günü gününe iletilmesinde gecikmeye sebep olan posta ve telgraf müdürlüklerinin dikkati çekilmiş, bu yolda müsamaha gösteren memurların vatana ihanet suçuyla cezalandırılacağı bildirilmiştir.22 Keza Anadolu Ajansı günlük bildirilerinin Anadolu dışında İstanbul’a da düzenli olarak iletilmesi için Balıkesir’de 61. Tümen Komutanlığına, Mudanya Kaymakamlığına ve Bursa’da 14. Kolordu Komutan Vekili’ne kesin direktif verilmiştir.23 Bütün bu faaliyetler sonucudur ki Millî Mücadele boyunca, Türk kamuoyu devamlı uyanık tutulmuş, olaylardan anında haberdar edilmiştir.

    Mustafa Kemal basının, kamuoyu oluşturmada çok büyük önemi olduğunu bilen kişi olarak, Kurtuluş Savaşı boyunca millî bir basının oluşmasına çalışmış ve Millî Mücadele’yi basından aldığı güçle sürdürmüştür. Bir yandan da, Millî Mücadele’nin başından itibaren zaman zaman, çeşitli vesilelerle gerek Anadolu basınına gerekse Anadolu harekâtını destekleyen İstanbul basınına önemli demeçler vermiş, gazete muhabirleriyle görüşmeler yapmıştır.

    Mustafa Kemal, Millî Mücadele boyunca millî basının yanı sıra yabancı basınla da ilişkilerini aralıksız sürdürmüştür. Amerika’dan ve Batı dünyasından birçok gazeteci bu yıllarda Ankara’ya gelerek onunla görüşmüş, bu görüşmeler dış basında büyük yankılar uyandırmıştır. Atatürk bu görüşme ve demeçlerinde özellikle Misak-ı Millî’nin mutlaka gerçekleşeceğini söylüyor, Türk milleti için bu yeminden dönüş olamayacağını vurguluyordu. Zira Millî Mücadele, “Ya İstiklâl Ya Ölüm!” kuralı üzerine oturtulmuştu.

    Mustafa Kemal Paşa, yabancı gazete ve dergilere verdiği bu demeçlerin dışında Grace Ellison, Berthe Georges-Gaulis, Claude Farrere gibi yabancı yazarların Kurtuluş Savaşı esnasında Anadolu’ya gelerek Türk tezini yakından tanımalarını, onların Batı basınında Millî Mücadele lehine bir hava yaratmalarını da sağlamıştı. Bu suretle yabancı basının Türkler aleyhine tutumlara girmesi önleniyor, dış dünyanın da Millî Mücadele’den haberdar olması sağlanmış oluyordu.

    İşte Millî Mücadele yıllarında özellikle üzerinde durduğum, 1919-1921 yılları arasında basının durumu, tutumu, Millî Mücadele’yi destekleyişi ve Mustafa Kemal Paşa’nın basına verdiği önem

    Atatürk, basın hakkında şunları söylemiştir: “Söz, bir gazeteye, bir kitaba geçerse, düşünce saptanmış olur, bütün dünyada okunur, doğallıkla gelecek kuşaklara aktarılır. Saptanan ve hızlı bir biçimde yayılan düşünceler, bütün insanlığın ilerlemesine ve tarihe büyük hizmet görür.” 24 1.3.1922 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada da basının kamuoyu oluşturmaktaki rolünü şu şekilde açıklamıştır: “Uluslar, kamuoyunu dünyaya tanıtmak zorundadır. Bütün dünya kamuoyunu öğrenmek ise, yaşam nedenlerinin düzenlenmesi için kuşkusuz gereklidir. Bu konuda eldeki araçların birinci ve en önemlisi basındır. Basın, ulusun genel sesidir. Bir ulusu aydınlatmada ve ona yol göstermede, bir ulusa gereksinme duyduğu düşün besinini vermekte, özetle bir ulusun mutluluk ereği olan ortak doğrultuda yürümesini sağlamakta, basın başlı başına bir güç, bir okul, bir önderdir.” 25

    Atatürk'ün Basın ile ilgili Sözleri


    Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma
    ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte,
    hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette
    yürümesini teminde, basın başlıbaşına bir kuvvet, bir mektep,
    bir rehberdir.

    (1922)


    Basın hürriyetinden doğacak mahzurların izalesi bizzat basın
    hürriyeti ile kaim olduğuna dair Büyük Meclisin yol gösterici
    ve olgun sahasında tesbit edilen esaslar eğer Cumhuriyetin
    ruhu olan faziletten mahrum cüret erbabına, basın içinde
    eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların
    fikir sahasında meş'um tesirleri, tarlasında çalışan masum
    vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvaların dağılmasına
    sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en zararlısına
    başvuran bu gibi baştan çıkarıcıların kanunların hususî
    müsaadelerinden faydalanmak imkânını bulursa, Büyük Millet
    Meclisinin terbiye edici ve kahredici elinin müdahale ve
    tembih etmesi elbette zaruri olur.

    Memlekette
    Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlâkını taşıyan basını
    yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan
    geçmiş devirler gazetelerinin ve müntesiplerinin ıslahı
    imkânsız olanları milletin nazarında belirirken öte taraftan
    Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip
    yükselmektedir. Büyük ve necip milletimizin yeni çalışma
    ve medeniyet hayatını kolaylaştırıp teşvik edecek işte ancak
    bu zihniyetteki basın olacaktır.

    (1925)


    Basın umumî hayatta, siyasî hayatta ve Cumhuriyetin gelişme
    ve ilerlemelerinde haiz olduğu yüksek vazifeleri anmak isterim.

    Basının
    tam ve geniş hürriyeti iyi kullanması ne derece nazik bir
    vaziyet olduğunu da beyana lüzum görmem. Her türlü kanunî
    kayıtlardan ziyade bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve
    kendi siyasî telâkkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna
    ve memleketin her türlü hususî telâkkilerin üstünde olan,
    yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevî mecburiyeti,
    asıl bu mecburiyettir ki, umumi düzeni temin edebilir. Ancak,
    bu yolda yanılma ve kusur olsa bile bu kusuru düzeltecek
    tesirli vasıta, asla mâzide sanıldığı gibi basını kayıtlar
    altına alan rabıtalar değildir. Bilâkis basın hürriyetinden
    doğacak mahzurların izale vasıtası da, yine bizzat basın
    hürriyetidir.

    (1924)


    Önem ve yüceliği cihan medeniyetinde açıkça kendisi gösteren
    basına, hükümetimizin birinci derecede önem vermesi; bu
    hususta sarf edeceği mesaiyi, millete ifa ile mükellef olduğu
    hayırlı hizmetlerin baş tarafına koyması yüksek Meclisin
    kesinlikle isteyeceği hususlardandır.

    (1 Mart 1922)

  5. Asel
    Bayan Üye
    Bir insan topluluğunun müşterek ve umumî hisleri ve fikirleri
    vardır. İnsan topluluklarının kıymetleri, medeniyet dereceleri,
    arzu ve temayülleri ancak bu umumî his ve fikirlerin ortaya
    çıkma ve belirtilme derecesiyle anlaşılır. Bir insan topluluğunu
    sevk ve idare eden insanlar için, insan topluluklarının
    talihi üzerinde hüküm vermek mevkiinde bulunan dostlar veya
    düşmanlar için milyar, bu insan topluluğunun efkâr-ı umumîyesinden
    anlaşılan kabiliyet ve kıymettir. Binaenaleyh milletler,
    ekâr-ı umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün
    cihan efkâr-ı umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir.
    Bütün cihan efkâr-ı umumîyesini tanımak ise hayatın gereklerinin
    tanzimi için şüphesiz lâzımdır. Bu hususta ise mevcut vasıtaların
    birincisi ve en mühimi basındır.

    (1 Mart 1922)


    5- ATATÜRK VE DÖRT ŞEHİR

    Atatürk’ün fikir hayatının oluşumunda Selanik ManastırSofya ve İstanbul şehirlerinin önemli etkileri olmuştur.

    SELANİK

    Atatürk’ün çocukluğu ve gençliği Osmanlı Devletinin en bunalımlı yıllarına rastlar. Atatürk’ün doğduğu Selanik şehri Osmanlı Devletine bağlı Makedonya eyaletinin liman şehriydi. Bu dönemde Osmanlı Devletinin çöküşüne yol açan olaylar Rumeli de yoğunlaşmıştır. Selanik de Rumeli de önemli kentiydi. Bu bölge ekonomik siyasi ve kültürel alanlarda komşu ülkelerde etkilenen bir bölge idi. Hristiyan milletlerin Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaları büyük devletlerin yayılma politikaları en çok burada hissediliyordu.

    Selanik toplumsal nedeni ile farklı fikirlerin ve birçok siyasi yapının oluştuğu yerdi. Büyük bir kültür merkezi de olan Selanik de Türk okullarından başka diğer devletlerin açtığı yabancı okullar da vardır. Selanik’te Tanzimat Fermanı’nın ilanından (1839) itibaren hürriyetçilik ve milliyetçilik taraftarı aydınlar faaliyet göstermekteydi. Bu yönleriyle Selanik Osmanlı Devleti’nin siyasal kültürel ve ekonomik açıdan önemli merkezlerinden birisiydi. Selanik’in bu özellikleri Mustafa Kemal’in düşünce yapısının önemli ölçüde etkilemiştir. Mustafa Kemal’in ülkenin geleceği ile ilgili kararlar alırken daha gerçekçi ve sağduyulu davranmıştır.

    MANASTIR

    Makedonya’nın önemli bir şehri olan Manastır stratejik bir öneme sahipti. Atatürk Selanik Askeri Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra Manastır Askeri İdadisi’ne girdi. 1896-1898 Manastır Askeri İdadisi’nde okudu. Buradaki eğitimi sırasında şiir ve hitabet sanatı ile ilgilenmeye başladı. Hatta kendisi “Eğer hitabet hocamız Alay Emini Mehmet Asım Efendi imdadına yetişmeseydi bende şair olup çıkacaktımçünkü hevesim vardı.” Demektedir. Çünkü Mehmet Asım Efendi şiir ve hitabet ile uğraşmasının askerlikte başarılı olmasının engelleyeceğini söylemişti. Mustafa Kemal edebiyat alanın da Namık Kemal ve eserlerinden önemli ölçüde yararlandı.

    İdadi de ki Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Naküyiddin Yücekök Beybaşarılı bir öğrenci olan Atatürk’le yakından ilgileniyordu. Kurmay Subay olarak mutlaka yabancı bir dil öğrenmesi gerektiğine inandığı için Fransızca öğrenmesinin büyük destek veriyordu.

    Tarihe özellikle de Türk tarihine büyük merak duyan Mustafa Kemal’e tarih öğretmeni Kolağası Tevfik Bey yeni ufuklar açmıştır. Atatürk’ün burada başlayan tarih sevgisi hayatı boyunca devam etmiştir.

    Mustafa Kemal’i Manastır’ da iken en çok etkileyen olay 1897 yılında başlayan Türk-Yunan savaşıdır. Bu savaş da önemli bir zafer kazanan Türk ordusunun anlaşma masasında zarara uğraması Atatürk’te engin bir vatan sevgisinin oluşmasında etkili oldu. Gönüllü olarak savaşa katılmak istediyse de bunda başarılı olamadı.

    Selanik ve Manastır şehirlerinin Avrupa kültüründen çok çabuk etkilenmesi ve Osmanlı yönetiminin bu şehirleri çok sıkı kontrol altında tutamaması yönetime karşı olanların faaliyetlerine artırmalarına neden olmuştur. Mustafa Kemal de çeşitli çevreler ile ilişkiye girerek kendisini her yönden geliştirmiştir.







    SOFYA

    Mustafa Kemal’in Sofya’daki yaşantısı batılı bir toplum içinde ilk yaşayışı olması açısından yararlı bir deneme olmuştur. Burada ilk kez bir Avrupa başkentindeki toplum hayatının incelikleriyle karşılaşmıştır.

    Mustafa Kemal Fethi Bey’in arkasından ataşemilliter olarak Sofya’ya geldiği zaman şehirde balkan savaşlarının acısı unutulmaya çalışılıyordu. Mustafa Kemal buradaki görevine ciddi olarak sarılmıştı. Bu görevin askeri olduğu kadar siyasi olduğunu düşünüyordu.

    Memleketi yakından tanımak ve özellikle nüfuslu Türk azınlığıyla daha yakın ilişki kurmak çabasına girişti. Türklerin oturduğu bölgeleri dolaştı. Soydaşlarının bu yabancı ülke de çok iyi bir hayat sürdüklerini görerek hayret etti. Bulgaristan Türkleri rahatça ticaret yapıyor bunda da başarı gösteriyorlardı. Türkler Plevne’ de ve daha başka yerlerde endüstri kurmuşlardı. Her yerde daha Türkiye’de benzeri görünmeyen güzel okullar açılmıştı. Mustafa Kemal kendi ülkesinde de kendi milletinin nasıl bir yaşam düzeyine erişebileceği ve erişmesi gerektiği üzerinde belirli bir düşünce edinmeye başladı.

    Mustafa Kemal Sofya’da parlamento rejiminin nasıl işlediğini de gözüyle görüp öğrenmiştir. Arkadaşı Şakır Zümre Bulgar meclisinde millet vekiliydi bir sürü partilerden oluşan bu mecliste Türk milletvekillerinden kurulu küçük grup sayısıyla ölçülmeyecek bir önem taşırdı dengeyi korur arada birde oylarıyla bir tarafın da ağır basmasını sağlardı. Mustafa Kemal meclisin balkonun da oturur gelişmeleri dikkatle izler ileride yararlanmak üzere parlamento taktiklerinin derinlemesine incelerdi

    İSTANBUL

    Atatürk 13 Mart 1899’da İstanbul’daki Harp Okulu’nda eğitime başladı. Atatürk siyasal düşüncelerinin burada olgunlaşmaya başladığını söylemektedir. Burada eğitimine devam etmekle birlikte ülke sorunlarıyla da ilgili düşünmeye başlamıştır. Çünkü ülke yönetiminde yanlışlar olduğunu fark etmiştir.

    Askerlik hayatı süresinde değişik görevlerde bulunan Mustafa Kemal 13 Kasım 1918 de İstanbul a gelip Harbiye Nezaretinde göreve başladı. Bu dönem de İstanbul itilaf devletlerinin işgali altına girmişti. İstanbul’un dışın da diğer Anadolu şehirleri de işgal altındaydı. Buna karşılık İstanbul hükümeti işgallere karşı tepki göstermemekteydi. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’daki zayıf kadro ile vatanın kurtulamayacağının farkındadır. Herkesin umutsuz olduğu bir ortamda O her şeyin bitip kaybolduğunu kabul etmiyordu. İstanbul’da arkadaşlarıyla konuşuyor tartışıyorçözüm yolları araştırıyordu. Sonunda kararını verdi. Anadolu’ya geceçekti. Orada bir milli teşkilat kurup mücadeleye başlayacaktı. Tek güvencesi Türk milletinin bağımsızlık ve mücadele aşkıydı. Bu durum karşısında tek çarenin Anadolu’ya geçip Türk halkını örgütlemek olduğunu anladı. 19 mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşını başlattı.bu tarihlerde Karadeniz bölgesindeki RumlarTürkleri katlediyorlardı. Türklerinde kendilerini korumak için yaptıkları mücadeleler bölgede karışıklığın yaşanmasını neden oluyordu.

    İtilaf Devletleri’nin bölgede ki karışıklıkları gidermek için Osmanlı Devleti’ni uyarması üzerine Mustafa Kemal Paşa9. ordu müfettişi olarak Samsun’a gönderildi. Mustafa Kemal’in asıl amacı Türk milletinin bağımsızlığını sağlamaktı. Karşılaştığı bütün zorluklara rağmen yılmadı. Kurtuluş Savaşını başlattığında yalnız Türk milletine olan güveni vardı. Bu durumu “Benim kuvvet ve kudretimhalkın bana gösterdiği emniyet ve itimattan ibarettir.” Sözü ile belirtmiştir.


    6- Mustafa Kemal Harp Akademisinden mezun olduktan sonra askerlik mesleğine Şam ’daki görevi ile adım attı. Burada yakın arkadaşları ile gizlice Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurdu


    7-8-Mustafa Kemal’in üstlendiği bu görevler ona ne kazandırmıştır? Merkezi Şam’da bulunan 7. Ordu Komutanlığı’na atandı. 5 Temmuz 1917 Kafkas Cephesi’nde 16. Kolordu Komutanlığına atandı 10 Mart 1916 Sofya ataşeliğine atandı Çanakkale’de İtilaf Kuvvetlerine karşı başarı ile mücadele etti 27 Ekim 1913 25 Nisan 1915 Trablusgarp’a gönüllü olarak gitti. İtalyanlara karşı yerli halkı örgütleyerek mücadele etti. Aralık 1911 31 Mart Olayını bastıran Hareket Ordusu içinde yer aldı Nisan 1909 Görevleri Tarih Mustafa Kemal’in 1919 yılına kadar üstlendiği görevler


    9-Bu durun karşısında Mustafa Kemal, Türk vatanının kurtuluşunu sağlamak ve Türk Milleti’ni örgütlemek amacıyla Anadolu’ya geçmeye karar verdi..Bir yandan da Şişli’deki evinde yakın arkadaşları Ali Fuat, Rauf ve İsmet Beylerle toplantı yaptı. Mustafa Kemal liderliğinde yapılan bu toplantılarda ülkenin geleceği ile ilgili kararlar alındı. Milli Mücadele hareketine de Mustafa Kemal ve arkadaşları Şişli’deki bu evde karar verdiler


    10- Geleceği ön görmek, akılcı ve idealist olmak,gücünü milletten alması,doğru zamanda doğru karar vermesi,savaşı ve barışı planlaması, düşüncelerini ulusla paylaşması,laik cumhuriyetçi bir millet istemesi

+ Yorum Gönder