+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda İnsan ve hayvan psikolojisi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    İnsan ve hayvan psikolojisi








    insan ve hayvan psikolojisi







  2. Asel
    Bayan Üye





    insan ve hayvan psikolojisi


    HAYVAN PSİKOLOJİSİ; hayvan davranışlarının bilimsel olarak incelenmesi, kaynağını birbirinden değişik iki ayrı inceleme alanından alır: Etnoloji ve insanlarla omurgalıların karşılaştırılmalı psikolojisi. XIX. yüzyılın sonunda ortaya çıkmış bir bilim dalı olan insanlarla hayvanların karşılaştırılmalı psikolojisi, insan psikolojisini daha nesnel temeller üzerine oturtmak ihtiyacından doğmuştur. (Yerkes, W. Köhler ve Boutan' ın insansı maymunların pratik zekası ve duygusal davranışları konusundaki çalışmaları; Pavlov'un ve Amerikalı behavioristlerin alışkalnlıkların oluşumu yasaları ile ilgili incelemeler vb) Demek oluyor ki hayvan psikolojisi yüksek omurgalıların davranışlarını inceleyen genel bir bilimdir ve insandan hareket etmekle birlikte yine hemen insana döner. Bazı öncü bilginler yukarıda sözü edilen iki akımı benimseyerek bu iki akımı birleştirmeye ve gerçekten karşılaştırılmalı, yani insan psikolojisinden bağımsız yeni bir hayvan psikolojisi meydana getirmeye çalıştılar. Bunların arasında, Fransa' dan Pieron ile Viaud' yu, Birleşik devletlerinden Jennings' i (1868 - 1947), Almanya' dan Von Uexküll' ü (1864 - 1944) ve Polonya' dan Dembowski' yi (doğum tar. 1889) özellikle anmak yerinde olur. Bu kimseler, daha çok birhücrelilerle omurgasızların davranışlarını incelemişlerdir.

    Metodoloji bakımından, hayvan psikolojisi alanında yapılmış olan araştırmalar şöyle sıralanabilir:
    1-) Belirli bir hayvan türünde, doğuştan gelen davranışların normal olarak yapılabilmesi için gerekli (biyolojik çevrim, beslenme, ekolojik tercihler, etkinlik ve dinlenme,ritmi vb) temel biyolojik şartların tanımlanması.

    2-) Serbest veya tutsak durumdaki davranışların doğrudan doğruya ya da bir aracın yardımı ile (son zamanlarda gitgide daha sık görüldüğü gibi fotoğraf ve sinema tekniklerinden yararlanılarak) gözlemlenmesi; doğuştan gelen hareket ve etkinliklerin soyoluşta ortaya çıktıkça (Lorentz' in ortaya attığı etogram kavramı) yöntemli olarak bir katalogda tespiti.

    3-) Büyük psikolojik görevlerin (uyanıklık, algı, bellek, zeka vb) deneysel olrak incelenmesi.

    Kullanılan yöntemler birbirinden oldukça farklıdır. Mesela dış ortamın algılanması ve imgelenmesi konularındaki bazı deneysel inceleme yöntemlerinden söz etmek gerekirse, bu konuda hayvanlar arasında büyük farkların ortaya çıktığını görürüz. Bu fark yalnızca gövde yapısında değil, duyu organlarının yetkinliğine ve alınan uyarmaların merkezi sinir sisteminde değerlendirilerek yararlanılabilir duruma getirilmesine de bağlıdır.Bir hayvanın algılama alanına girebilmek, o hayvanın bazı sinirsel ve gövdesel reflekslerinden yararlanmakla mümkündür. Mesela kurbağada, solunum ritmindeki geçici bir düzen bozukluğu, kurbağanın ses algıladığını gösteren ve gözlenmesi kolay olan açıkbir belirtidir.Tıpkı bunun gibi, ödünleyici birçok refleksin incelenmesi bize hayvanlarda görme duyusunun (diferansiyel ışık duyarlığı, görüntüyle ilgili duyarlık, görülen kısımları tek bir görüntü halinde birleştirebilme frekansı, renkleri ayrı görebilmek gibi) çeşitli yönleri hakkında bilgiler verir.Bazı durumlarda, hayvanın, karşılaştığı birçok dürtü arasında yapacağı 'kendiliğinden seçim'de (doğal seçilim) işe yarayabilir. Ayırt etmeye alıştırmak ve ayırt etmeyi öğretmek, hayvanın çeşitli duyular alanındaki (görme, işitme, koklama, kinestezi vb) ayırt etme yeteneği konusunda bilgi veren eğitme yöntemleridir.
    Bir diğer yöntem de Lorenz ile Tinbergen' in yem yöntemidir. Bu yöntem, karma dürtülerin rol oynadığı durumlarda belirli bir içgüdüsel tepki uyandıracak olan etkili unsurların hangileri olduğunu gösterir. Mesela, bir diyapazonla yapılan uygun frekanstaki sinüsodial basit titreşimler yolu ile bir örümceğin çekildiği köşeden çıkarak ağın ortasına gelmesini sağlamak mümkündür. Çünkü bu titreşimler örümceğin beklediği avın hareketlerini andıran bir etki yapar. bundan başka, deney hayvanını tek başına yetiştirmeye dayanan yöntem de (Lorenz) yavrunun hangi işaretleri doğuştan gelen yetisiyle anlayabildiğini , buna karşılık hangilerini daha sonra ve hayatı boyunca öğrendiğini belirleme imkanı verir.

    Demek oluyor ki modern hayvan psikolojisi, kendine özgü ve bu iş için en elverişli yöntemlere sahiptir. Bu yöntemler modern hayvan psikolojisinin birçok meselesini çözmeyi ve hayvanların psikoloji yönünden gelişimini gitgide daha eksiksiz bir tablo halinde sunmayı sağlar. Bununla birlikte, bu tablonun morfolojik evrime ancak kaba çizgileri bakımından uygun düştüğünü de belirtmek gerekir. Gerçekten, ruhsallıktaki farklılaşma, sinirduyu sisteminin gelişme derecesine bağlıdır ve bu sistem de asalaklık, yerleşik düzende yaşama veya toplu yaşama gibi durumların etkisi altında değişiklikler gösterir.Bu temel görünüşün altında, hayvan psikolojisinin pek çeşitli olan uygulama alanlarının bazıları teoriktir: Mesela, hayvan gruplarını belirli özelliklere göre ayırmak için davranış ölçülerinden yararlanmak veya hayvan topluluklarının incelenmesinden edinilen bilgileri sosyal psikolojide kullanmak.Diğer uygulamalar ise doğrudan doğruya pratiktir: Mesela, tarım bitkileri için zararlı hayvanlara karşı tarım uzmanlarınca yürütülen mücadele bu hayvanların beslenme, üreme ve yayılma konularındaki davranışlarının bilinmesine dayanır. Tıpkı bunun gibi yüksek yapılı hayvanlar konusundaki bilgiler de eğitim alanında kullanılmaktadır. (bireyin alışkanlıklar edinmesi, duygusal olgunlaşma, toplu yaşama, yaparak öğrenme yasaları, hayvanlardaki araştırma ve çıkar gözetmeyen merak konularındaki incelemeler vb)



    İnsan Psikolojisi
    İnsan değişebilir mi?
    Daha önce farklı düşünen,yaşayan ve inanan bir insanın değişip ,yenileşmesi mümkün müdür?



    Rahmetli Turgut Özal'ın dört eğilimi aynı çatı altına alması , doğu blokunun dağılması ile insanlarda arayışlar başladı. Farklı, yeni bir şeyler arandı. Değişen, dönüşen insanlara kimileri "dönek", "liboş" sıfatları taktı. Şimdilerde ise sayın Erdoğan ın "yenilikçi" hareketi ve AK Parti nedeniyle değişim ve yenileşme tekrar gündemimize girmiş oldu.



    Tekrar baştaki sorumuza: "insan değişebilir mi?" ye dönelim.

    Değişim duygusal,düşünsel ve davranışsal olabilir mi?.İnsanın değişebilmesi için değişime ihtiyaç duymalıdır.Karl Marx'ın "Evrende Değişmeyen Tek Şey Değişimdir" sözü büyük bir gerçeğin ifadesidir.Değişim; Evrende ve onun küçültülmüş bir misali olan insanın doğasında vardır."Ben değişmem,ben buyum,ben dönek değilim, insan yedisinde neyse yetmişinde de odur,kırk yıl önce ne idiysem kırk yıl sonrada aynı kalacam" lafları doğanın gerçekleriyle çelişmektedir.



    Değişimi istemek bir güven ve inanç ister.Riskleri göze alma cesareti ve yürek ister. Çünkü insanın yapısı değişime açık olmakla beraber; alışık olduğu ve çok çaba sarf etmeden ,rutin olarak yaptığı şeylerin elden gitmesi kaygı ve korku doğurur.Yaşam pratiğimizde fazla düşünmeden ,emek vermeden yaptığımız binlerce eylem vardır.Beynimiz bunları öğrenmiş ve otomatiğe bağlamıştır.Değişim ve yenilik arayışları dönen bu çarka bir nevi "çomak sokmaktır". Organizma mevcut bütünlüğünü korumak için direnç gösterir. Değişimin önünü kesmek ister.Statükonun devamı onun işini kolaylaştırmakta ve fazla enerji sarf etmemektedir.





    İnsan kişiliğinin iskeleti yedi yaşına kadar şekillenir. Bir binanın kaba inşaatı gibi düşünelim.İç dekorasyon ve dış cephe dizaynları her zaman değişiklik yapmaya müsaittir. Böyle olmasaydı insanlık başlangıçtaki seviyesinde kalır ve ilkel şartlarda yaşamaya devam ederdik Anne -babadan gelen kromozomlar kişiliğin alt yapısını şekillendirir. Kişinin yetiştiği ortam, aldığı eğitim,bulunduğu çevre ve aldığı görsel,işitsel ve diğer uyarılar kişiliğin şekillenmesine katkıda bulunur. Çevresel ;sosyal,ekonomik,psikolojik,politik ve başka alanlardaki değişikliklerin insanı etkilememesi mümkün değildir.Uyarıların şiddeti ve süresine göre düşünce,duygu ve davranışlarımızda da değişiklikler olur.





    Değişimin sağlıklı olabilmesi için; kişinin kendisine olan güveninin tam olması ve yeniliklere açık olması gerekir.Güvensiz kişilikler yeni şeyler karşısında dağılıp gitme korkusuyla değişime kapalıdırlar. Değişimin ne kadar "kötü" olduğunu veya değişenlerin "samimi" olmadıklarını söyleyerek savunma mekanizmalarını işletirler.Kişilerin geçmişte söyledikleri ve yaptıklarını ortaya koyup onları yargılamaya başlarlar.Kişiler geçmişlerinde elbette ki hatalar yapabilirler.İnsan melek de değildir,şeytanda değildir. Her ikisinden de özellikler taşıyabilir. O insanı değerlendirirken" o" parçasıyla değil bütünüyle değerlendirmek gerekir. Hep aynı düşünceleri savunmak, aynı davranışta bulunmak, aynı şekilde giyinmek bir erdem değildir.Yaşam renklerle doludur.Farklı frekansları da görmek gerekir.Kişinin değişimi isteyerek ve hazmederek gerçekleştirdiğinin ölçüsü ne olabilir? İnsanların düşüncelerini ve kalbinden geçenleri okuyamayacağımıza göre , dışa vuran davranışlarına bakacağız. Hukuk da bunu gerektirmez mi? Bir insan içinden hırsızlık yapmak,adam öldürmek fiilini geçirebilir ,ama hukuk "kalbe bakmaz ele bakar" .Kişi bunu akt haline getirirse yargılanmayı hakkeder. Hani, Ramazan ayında Bektaşiyi alkolle yakalamışlar,"bu ne mendeburluk bu mubarek ayda alkol içeceksin ha! Atın bunu içeri " demişler.Bektaşi de altta kalır mı "sende de zina aleti var.Sende zina yapabilirsin " demiş. Bu misalde olduğu gibi insanları değerlendirirken gerçeği ve insafı elden bırakmamak gerekir.Ortaya koyduklarına bakıp öyle değerlendirmeli



    Diğer yandan insanın ve insanlığın gelişebilmesi ve mutluluğun yakalanabilmesi için sürekli yeniliklere, farklılıklara ihtiyaç vardır.İnsanın duygularına,dürtülerine ve düşüncelerine sınır konulmamıştır.Hayel alemi çok geniştir.İnsan beyninin çok azını kullanabilmektedir. Birde düşünceye,özgürlüklere,değişime sınır koyarsak vay halimize!




+ Yorum Gönder