+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Edebiyatın işlevi nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Edebiyatın işlevi nedir








    edebiyatın işlevi nedir







  2. Asel
    Bayan Üye





    edebiyatın işlevi nedir

    Christopher Caudwell edebiyatın insan hayatındaki işlevini açıklama çabası içindedir; "Sanat dünyayı değiştirme işlevinin peşinde olmalıdır. Bunu da insanların bilincini değiştirerek yapmalıdır. Toplumun özlemlerine uyarlanarak." der.

    Aşağıdaki Sn.Gürsel Korat'ın "Edebiyatın görevi" ile ilgili yazısını veriyoruz:
    Edebiyat, işlerinden ve dertlerinden ötürü "bugünü" yaşayan ve olayları bütün olarak algılayamayan insana, yaşama bakma yollarını gösterir.

    Aslında din ve felsefe de yaşamla bu amaç doğrultusunda ilgilenir: Felsefe, insan nedir, irade nedir diye sormakla yetinirken, din bunlara yanıt verir ve zamandışı bir emirler dizisini insanın önüne koyar.

    Şüphesiz, din de felsefe de, edebiyat gibi bugünün dertleriyle uğraşan, "ölümü uzaklarda bilen" gündelik yaşamın insanına mesafelidir.

    Edebiyat, insanın hangi ereksel amacın parçası olduğunu, ahlâkının nereden geldiğini, özgürlüğün bir seçim mi yoksa zorunluluk mu olduğunu -buna benzer bir yığın kavramlaştırılmış bilgi sistemini- tartışmaz; edebiyat bütün bu bilgileri ve soruları insan eylemine, onun eyleminden gelen sorulara dönüştürür. Edebiyat, tüm bilgileri duyguyla anlaşılan, deneyimle sezilebilen, eylemle kavranan bir başka bilgi biçiminin parçası yapar.

    Edebiyata bir yığın dinsel, politik, toplumsal ödevler ve görevler yükleyenler, onun yaşama bir bütün olarak bakmasından nefret edenlerdir. Böyle kişiler için, günü yaşayan "insanoğlu" (oğludur mutlaka) o günle ilgili sloganlardan birini yinelerse edebiyat işlevini tamamlar. Edebiyatın insanla değil, tanrıyla veya herhangi bir toplumsal durumla ilgili "farkındalık yaratma" eylemi olduğunu düşünenlerle yollarımı en çok bu nedenle ayırmışımdır.
    Gürsel Korat

    Edebiyatın İşlevi
    Christopher Caudwell’in Yanılsama ve Gerçeklik adlı kitabının şiirin geleceğiyle ilgili bölümü gerçekten çok ilginç. Caudwell yirmidokuz yaşında İspanya’da Jarama savaşında öldü (1937). Ama yapıtı bugün de taptaze duruyor. Edebiyat eleştirisi alanında kendisinden en çok söz edilen İngiliz yazarlardan biri. Hellenist Georges Thomson şöyle diyor onun için: "Estetiğin temel sorunlarına Marksist bir çözüm getirmeğe çalışan ilk adam"Ne var ki yapıtını bütünüyle ele alan derinleştirilmiş bir inceleme de pek yapılmamış Caudwell için. Yalnız on yıl kadar önce David Margolies’nin onun estetiği üstüne bir kitap yayımladığını bir yerde okumuştum. Aynı anda New York ve Londra’da basılmış bu kitabı göremedim. Ama ondan söz eden yazıyı kesip saklamışım. Jean Duparc yazmış. İsterseniz özetleyelim. Caudwell edebiyatın insan hayatındaki işlevini açıklama çabası içindedir. Sanat dünyayı değiştirme işlevinin peşinde olmalıdır. Bunu da insanların bilincini değiştirerek yapmalıdır. Toplumun özlemlerine uyarlanarak. Sanat hem bilinçli bir yanılsama hem de coşkusal bir toparlanmadır. O yanılsama isteklerimizi gerçeğin ortasına fırlatır ve kendisi de gerçeğin kendisi haline gelir. Ama sanat etkinliği bireye dıştan ve belli toplumsal isterlere göre hazırlanmış ideolojik bir modeli zorla benimsetme yoluna gitmemelidir. Sanat "güdüleri" onların iç zorunluluğunu da hesaba katacaktır. Kendisi de bir toplumsal ürün olan o iç zorunluluk konusunda kişiyi daha da bilinçlendirecektir. Yapıt da o iki tür zorunluluğun (güdüler ve toplumsal ilişkiler) çatışması sonucu ortaya çıkacaktır.Kapitalizmin ileri aşamalarında seçkinlerin sanatının gerçeklikten yüz çevirdiği görülmektedir. Edebiyattaki kitle türlerini duygusal filmleri ve polis romanlaıını düşünelim. Halkın afyonundan başka bir şey değildir bunlar. Oysa gerçek sanat içinden özgürlüğün fışkırdığı trajik çatışmaları çözmeye çalışmalıdır.Şiir onu okuduğumuz zaman ortaya çıkan şeydir. Teori yani bir ideolojik sunu olmadan önce pratik bir etkinlik hali vardır şiirde. Şair kişi elbet A. Richards’ın şiilerini de Marksist bir yazan da (diyelim Buharin) okumuştur. Coşkusal ve düşünsel etkiler üst üste gelecektir onda. Şairin oluşumunda bir dizi ters öğe ard arda bağlanan öğeler onu bilim ve sanat arasında koşturacak yarattığı dil hem "mantıksal" hem "coşkusal" yönler kazanacaktır. Şiirdeki "ben"in hem toplumsal hem "öznel" planda oluşu da bundan ileri gelmektedir. Böylece o "ben hem kendi kendisidir hem de toplumdaki bütün üyelerin ortak özelliklerini taşımaktadır. Bir pratik olarak şiir sanatı hayattaki ortak duyguları ve teoriyi meydana getiren düşünsel biçimleri değiştirir.Şair sanatçı sanatsal biçimler içinde kendini açıklıyor değildir. Ya? Kendini keşfediyordur onlarda. Kendi deneyinin birleşimini toplumunkine uygulayarak kendi "ben"ini toplumsal ilişkilerin modeli içinde görerek sadece toplumsal açıdan bir değer taşıyan bir ürün yaratmakla kalmaz şair. Kendi kendinin modelini de yaratır ortaya çıkarır.Caudwell’in çağdaş edebiyat konusundaki düşünceleri adamakıllı olumsuz. Ona göre burjuva toplumunda sanat dönüşsüz olarak bir kültür dekadansının içine yuvarlanmıştır. Sosyalist bir toplumda edebiyat kendi kendinin bilincine daha çok varacaktır. Burjuva toplumda sözcükler ticari ortam içinde aşınmış bireyler kopuk kopuk kalmışlardır; dil yoksullaşmıştır. Yeni bir toplumda ise sözcükler eski güçlerini bulacak dil her türlü ilişki ve durumun karşılığını yaratacaktır.

    Sanatın işlevi konusunda hemen her zaman sanat dünyası ile bilim dünyasını karşı karşıya getirmesinden sanatı hep böyle çift kutuplu görmesinden ötürü Caudwell sık sık eleştirilmiştir. Margolies de dinin ahlakın hukuki üstyapılarının ve başka ideoloji kesimlerinin ele alınmamış olmasını Caudwell’in yapıtında bir eksiklik olarak görüyor.



    Edebiyat ve Toplumsal Yarar

    Edebiyatla toplum kavramlarını birlikte düşündüğümüz zaman, yarar kavramını göz ardı edemeyiz. Edebiyatın toplumsal hayat bakımından ne anlama geldiği, bir bakıma edebiyatın toplumsal işlevinin ne olabileceği, İlkçağ felsefecileri ve düşünürlerinden itibaren üzerinde durulan bir konu olmuştur. Platon, edebiyatın toplum üzerindeki etkilerinin bilincindedir ve edebiyat eserlerindeki sakıncalı parçaların gençlerin eğitimini olumsuz etkileyeceğine inanır. Bu demektir ki birey ve toplumun alacağı biçim üzerinde edebiyatın anlamlı bir gücü vardır. Bu anlayış biçim ve nitelik değiştirerek günümüze kadar devam etmiştir. Buna karşılık Aristo için edebiyat, bir tür bilgi edinmenin aracıdır . Trajedi örneğinde olduğu gibi, insanda acıma ve korku duygularını harekete geçirerek ruhu olumsuz tutkulardan arındırması, dolayısıyla erdemli insanı hedeflemiş olması edebiyat adına kaydedilecek bir başarıdır.

    Toplumların tarihi boyunca edebiyatın işlevi, genellikle onun iki yönü öne çıkarılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Kimileri, edebiyatı kişisel duygulanmaların, yaşantıların, heyecanların ifade aracı görmüştür. Bu durumda edebiyat, geniş kalabalıkların değil, bireyin hizmetinde olarak, gerek yazar gerekse okurun adeta eğlence aracıdır. Böylece hem yazar hem de okur, edebiyat eserleri sayesinde kişisel çıkmazlarından kurtulmanın yolunu bulurlar. Gerçi bu ölçülerde bile edebiyatın sosyal yarardan uzak kaldığı söylenemez; ama bu, edebiyatın toplumsal işlevinin en alt sınırıdır.
    İkinci durumda edebiyat, toplumsal bakış açısının ürünüdür ve ondan beklenenlerin sınırları da buna göre çizilmektedir. Edebiyatı bu anlayış çerçevesinde ele alanlar, sosyal problemlerin çözümlenmesinde edebiyatı bir eğitim aracı olarak görmüşlerdir. Bu bir bakıma edebiyatın bir dereceye kadar asıl amacından uzaklaştırılması anlamına gelir. Oysa gerçek edebiyat eserleri bu iki amaca da başarıyla hizmet eden eserlerdir. İnsanı toplumdan ayrı düşünemeyeceğimize göre, onun öncelikle kendisi sonra da toplum için hazırlanması gereklidir.

    Edebiyat, duygu ve düşüncelerine birlikte seslenerek, insanın bu açılardan mükemmel bir varlık hâline gelmesinin koşullarını hazırlar. Toplum, bir anlamda kolektif bilincin bir düzen çerçevesinde oluşan organik bütünlüğüdür. Öyleyse gelişmiş bir edebiyat, toplumun yeniden biçimlendirilmesinde, ortak idealin oluşmasında küçümsenmeyecek bir etkiye sahiptir.
    Türk edebiyatıtarihinde, edebiyatın toplumsal işlevinin son derece ileri boyutlarda algılandığı, toplumu yeniden oluşturmanın aracı görüldüğü dönemlerde, edebiyata biraz da edebiyat dışı görevler yüklenmiştir. Bu bağlamda Tanzimat edebiyatını, politik edebiyatın tipik bir örneği saymak mümkündür. Dönemin yazar ve şairlerinden birçoğunun, başka türlü de söylenebilecek düşüncelerini edebiyat yoluyla ortaya koymalarının başkaca bir nedeni yoktur. Aslında sanatın gerekleri göz ardı edilmediği sürece, bundan hem edebiyat hem de toplum kazançlı çıkar. Böylece edebiyatı kişisel duygulanmaların aracı görenlerin de, toplumsal sorunların çözümünde ondan çok fazla şey bekleyenlerin de beklentileri dengelenmiş olur. Bunun için tanınmış Fransız romancısı Poul Bourget “edebiyatın hizmeti medeniyetin hizmetinden aşağıkalmaz. O yalnız bir süs değil, medeniyetin ta kendisidir” demek ihtiyacını duymuştur.

    Edebiyat eserleri, içinde doğdukları toplumun duyuş ve düşünüşünü, hayatı algılayış biçimlerini, büyük tarihî dönemlerde ortaya çıkan sosyal psikolojinin bütün ve en ince ayrıntılarını kendilerinde yaşatırlar.




+ Yorum Gönder