+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Türkiye'nin Dünya Ulaşım Ağı Içerisindeki Yeri Ve önemi Nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Türkiye'nin Dünya Ulaşım Ağı Içerisindeki Yeri Ve önemi Nedir








    Türkiye'nin dünya ulaşım ağı içerisindeki yeri ve önemi nedir ?







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    Türkiye'nin Dünya Ulaşım Ağı Içerisindeki Yeri Ve önemi hakkında geniş bilgiler

    Eski dünya karaları arasında doğal köprü özelliğine sahip olması ülkemizden tarih boyunca önemli yolların geçmesinde etkili olmuştur.Konum özelliklerinden dolayı Türkiye geçmişten günümüze kadar Avrupa ,Kafkasya,Orta Asya,Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu birleştiren kara ,demir,deniz ve hava yolu taşımacılığı ile enerji taşımacılığında Türkiye’yi son derece önemli bir noktaya yerleştirmiştir.Bu avantajlı konum Türkiye Ekonomik faaliyetlerine ciddi avantajlar sağlamakta ülke gelişimine ön ayak olmaktadır.

    Ulaşımın Önemi


    Turizm olgusunun temel unsurlarından birisi boş zaman ise, diğeri ve en önemlisi, yer değiştirmektir. Bir anlamda boş zamana sahip olan insan seyahat etme ihtiyacı duyar. Bunun tatmini ise tatil amaçlı seyahat etmektir. Turistin, turizm amaçlı seyahate başlaması bir takım faktörlerin etkisi ile olur. Bu faktörlerin en önemlilerinden biri ulaşım aracının seçimidir.

    Turizm sektörünün etkin çalışması ve ülke ekonomisine anlamlı katkılar sağlaması; güvenli, süratli ve konforlu bir ulaştırma sisteminin kurulması ve işletilmesini gerekli kılmaktadır. Bilindiği gibi ulaşım teknolojisinin hızlı gelişmesi, ulaşım maliyetlerini düşürerek iç ve dış turizm talebinin yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Ayrıca bunun sonucu olarak kitlesel turizmin gelişmesi de bir dereceye kadar sağlanmıştır. Kısıtlı zamanı olan ve bunu yolculukta harcamak istemeyen turistlere, iyi işleyen bir ulaşım sisteminin kurulması ile uzak ülkelere de kolaylıkla seyahat edebilme olanağı sağlanmış olacaktır.

    Ulaştırma, turizm pazarlamasının en önemli unsurlarından birisidir. Turizm pazarlamasında üretilen mal ve hizmetler tüketicinin ayağına götürülemeyeceğine göre, turistlerin turistik ürünlerin üretildiği bölgeye getirilmesi söz konusudur. Bu nedenle, turizm pazarlamasında ulaştırma işlevi, ürünlerin tüketiciye dağıtılmasına yarayan bir mal ya da hizmetin ulaştırılması değil, doğrudan doğruya tüketicilerin (turistlerin) taşınması ile ilgili faaliyetleri içeren bir insan taşımacılığıdır. Zira, ulaşım imkanı bulunmayan yörelerin -turizm ürünü sunulamaması nedeniyle- turistik açıdan değerlendirilmesi söz konusu değildir. Bir ülkenin turizm zenginlikleri ne kadar değerli olursa olsun, ulaştırma sanayi ve yol durumu iyi bir şekilde kurulup işletilmezse; o ülke turizm açısından önem kazanamaz ve gelişemez.

    Özet olarak söylemek gerekirse; ulaşım imkanları bulunmayan bir yörede turizm zenginlikleri olsa bile, bu değerleri pazarlama imkanı bulunmuyorsa ekonomik anlamda bunlar, “serbest mal” olmaktadırlar. Bir ülkede modern ve emniyetli ulaştırma sisteminin kurulması, o ülkenin ve halkının ekonomik, kültürel ve turizm alanlarındaki kalkınma ve gelişimi için temel sorundur. Turizmin gelişmesi, birçok faktörün yanında her şeyden önce ulaştırmanın gelişmesine bağlıdır. Turizm sektörü geliştikçe, artan ihtiyaçları karşılamak için ulaştırma sektörünün de geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, ulaştırma ile turizm arasında bir neden ve sonuç ilişkisi bulunduğu söylenebilir.

    Ulaştırma konusunda ilk olarak suyolundan faydalanılmıştır Daha sonraları karayolu ulaşımı ve 1841 yılından itibaren de demiryollarından turizm amaçlı yararlanılmaya başlanmıştır. İnsanoğlu 20. Yüzyılla birlikte seyahatlerinde havayolunu kullanmaya başlamıştır. Havayolu, geçmişi kısa olmasına rağmen, ulaşım araçları içerisinde en güvenlisi ve süratli olanıdır.
    1. Raylı Ulaşım

    Raylı ulaşım da diğer ulaşım sistemleri gibi çok yakın bir geçmişe sahiptir. Ancak denizyolu ulaşımı bir tarafa bırakıldığında yine de en eski ulaşım sistemidir. Raylı ulaşımın kuruluşuyla; bir şehirden diğer bir şehre bir defada çok sayıda insanın kısa sürede taşınabilmesi mümkün hale gelmiştir. Ayrıca; bireysel turizmden kitle turizmine geçiş için gerekli koşulların oluşması da sağlanmıştır.

    1830 yılında Manchester-Liverpool arasında ilk trenin çalışmaya başlamasıyla, ulaşımda demiryolu hızla gelişmiş ve turizm sektörünün gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Turizm amaçlı ilk kitlesel seyahat, İngiltere’de Thomas Cook tarafından 1841 yılında trenle Leicester-Loughborough arasında yapılmıştır. Avrupa’da şehir nüfuslarının giderek artışı, demiryolu taşımacılığını geliştirmiş ve halkın seyahat ihtiyaçlarını karşılamada tren büyük önem kazanmıştır.

    Genellikle, devlet denetiminde olan ve tekelci niteliklere sahip bulunan demiryolu işletmeleri, turistik amaçlı yolcu taşımacılığında önemli bir yere sahiptirler. Bu önem, havayolu ulaşımının gelişmesi sonucu 1950′lerden başlayarak bir ölçüde azalmıştır. Ancak 1970′lerde ABD, İngiltere, Fransa ve Japonya gibi ülkelerde hizmete konulan yüksek hıza sahip trenler nedeniyle demiryolu ile seyahat yeniden ilgi görmeye başlamıştır.

    Demiryolu işletmeleri, turistik seyahat talebini çekmek amacıyla güvenli, hızlı ve konforlu trenlerin yanı sıra; çekiciliği arttırıcı bir dizi yeniliği de uygulamaya koymuşlardır. Çok ucuz gidiş-dönüş, hafta sonu biletleri ve belirli yaş ve mesleklerdeki kişilere özel indirimler gibi yenilikler demiryolu işletmelerinin doluluk oranını arttırıcı yönde etki yapmaktadır. Demiryolu işletmeleri, bir toplumsal hizmeti yerine getirmeleri ve özendirilmek istenen toplu taşımacılığın en uygun bir aracı olması nedeniyle, birçok ülkede devletin mali desteği ile çalışırlar ve düşük fiyatlar uygularlar. Ayrıca hizmet farklılaştırması yoluyla farklı fiyatlar uygulayabilmekte, böylelikle bir taraftan Satın alma gücü farklı tüm kişilerin taleplerini karşılarken diğer taraftan da toplam gelirlerini en üst düzeye çıkarabilmektedirler.

    Türkiye’de ilk demiryolu hattı, 1860 yılında İzmir-Aydın ve 1872 yılında da Haydarpaşa-İzmit arasında döşenmiştir. Cumhuriyet dönemine kadar demiryolu ulaştırması, karlılığı ve politik çıkarları ön planda tutan yabancı girişimcilerin elinde kalmıştır. 1923 yılına kadar yapılan demiryolu hatlarının uzunluğu 3,700 kilometredir. Günümüzde demiryollarının toplam uzunluğu 9,300 kilometre civarındadır ve bunun önemli bir kısmı demiryolu yapımına önem verilen 1950 öncesi döneme aittir. 1950 döneminden sonra; karayolu ulaştırma sistemine verilen önemin gittikçe artması, raylı ulaştırma sistemine verilen önemi azaltmıştır. Bugün ülkemizde raylı ulaşım sisteminde, kısıtlı imkanlarla mevcut sistem korunmakta ve ancak demiryolu trafiğinin devamlılığı sağlanmakta, kısmen de modernizasyon çalışmaları yapılabilmektedir.

    Ülkemizde turizm sektöründe, demiryolu ulaşımının payı diğer ulaşım sistemlerinin payı ile karşılaştırıldığında çok düşük gözükmektedir. 1996 yılı itibariyle, Türkiye’ye gelen yabancıların toplamı 8,614,085 iken, bunun 91,929′u raylı ulaşımı tercih ederek ülkemize gelmiştir. Bu sayı %1.07 gibi toplam içinde çok düşük bir orana denk düşmektedir. Trenle seyahat edenler daha çok; Bulgaristan, Yunanistan, Polonya, Romanya, Almanya, İngiltere, Yugoslavya, Suriye, İran gibi genelde komşu ülkelerden gelen yabancılar olmuştur.

    İç turizm hareketlerinde de trenin tercih edilmeyişinin nedeni, çağın teknolojik gelişmesine ayak uyduramamasıdır. Batıda saatte 280-360 km arası hız yapan trenler ile hizmet sunulurken, ülkemizde hala, ortalama 60 km hızla tren seferi yapılmaktadır. Yıllardır İzmir-Ankara arası 16 saatte gidilirken karayolu ile bu iki büyük şehir arası 8 saatte kat edilmektedir. Bunun yanında, temiz servisin yapılmadığı, gecikmelerin bol olduğu bir tren ulaşımı turistlerce tercih edilmemektedir.
    2. Suyolu Ulaşımı

    Toplu taşıma araçlarının en eskisi ve en önemlilerinden olan suyolu ulaşımı, turizm pazarlamasında özellikle kıtalar arası ve ülkeler arası seyahatlerde büyük rol oynamıştır. Uzun yıllar turizmde önemli bir ulaştırma sistemi oluşturan denizyolu işletmeleri, havayollarının gelişmesi karşısında önemini büyük ölçüde yitirmiş ve günümüzde kıtalar arası tarifeli seferler yapan yolcu gemileri hemen hemen hiç kalmamıştır.

    Buna karşılık, tipik bir turizm olayı olarak, denizlerde çeşitli limanların dolaşılması biçiminde düzenlenen 10-15 günlük ya da daha kısa süreli geziler büyük ilgi görmeye başlamıştır. Seyahat ve konaklama hizmetlerini bir arada sunan bu deniz turları, günümüzde özellikle kış aylarında daha uygun iklim koşullarının bulunduğu yerlerde olmak isteyenlerin tercih ettikleri bir tatil turizmi biçimidir. Bu geziler, özellikle ABD ve Batı Avrupa pazarlarına hitap etmekte ve çoğunlukla gelir düzeyi yüksek kişiler arasında ilgi görmektedir. Bu turların maliyeti yüksek olduğu için, dünya turizm pazarı içinde oldukça küçük bir yer kaplamaktadır.

    Türkiye’de denizyolu ulaşımı, turizm sektörü açısından büyük bir öneme sahip bulunmaktadır. Ülkemizin üç yanının denizlerle çevrili olması turizm açısından önem taşıyan yörelerin çoğunlukla kıyı bölgelerde bulunması, iklimin uygunluğu ve Akdeniz’de turizm açısından gelişmiş komşu ülkelerin varlığı, denizyolu ulaşımının önemini artıran etkenlerdir. 1996 yılı itibariyle ülkemize gelen yabancıların 8,614,085′nin (%10,70) yani 921,903′ü denizyolunu tercih etmiştir. Bu oran demiryolu ulaşımının turizm sektöründeki payı ile karşılaştırıldığında büyük bir rakamdır. Bu oranın büyüklüğü Türkiye için denizyolu ulaşımının önemini bir kat daha arttırmaktadır. Fakat havayolu ile karşılaştırıldığında bu oran çok düşük kalmaktadır.

    Havayollarının rekabeti ve maliyetinin yüksekliğinin yanı sıra denizcilik işletmelerinin sahip olduğu gemilerin yük ve yolcuyu bir arada taşıması, denizyolu ulaşımı için olumsuz bir ortam yaratmaktadır. Oysa kitle taşımacılığı yanında, turistik tatil ve eğlence şekli olarak yapılan “kurvaziyer” seferler; Rusya, İtalya ve Yunanistan tarafından gerçekleştirilmektedir. İtalyan, Yunan ve Rus yolcu gemilerinin İstanbul, İzmir ve Kuşadası gibi limanlarımızı içeren turları, başta Alman ve ABD’li turistler olmak üzere çok sayıda yabancının ilgisini çekmektedir.

    Ancak konaklama ve yeme-içme ihtiyaçlarını gemide karşılayan bu günübirlikçi turistlerden, çok az döviz geliri kazanılmaktadır. Bu turların Türk gemileri ile gerçekleştirilmesi, daha çok limanın ziyaret edilmesi ve limanlarda kalış sürelerinin uzatılması Türk turizmine önemli katkılar sağlayabilir. Bunun için her şeyden önce denizcilik işletmelerinin modernize edilmesi gerekir.

    3. Karayolu Ulaşımı

    Turizm amaçlı ulaşımda, otobüs işletmelerinin yeri ve önemi; günümüzde kısa mesafeler için otomobilin; uzun mesafeler için ise uçağın tercih edilmesi nedeniyle giderek azalmaktadır. Bununla beraber, grup halinde yapılan seyahatlerde, arazi yapısı nedeniyle diğer ulaşım araçlarıyla gidilmesi güç olan yerlerde ve özel otomobil kullanımı henüz yeterince yaygın olmayan azgelişmiş ülkelerde otobüs en uygun ulaştırma aracı olmaktadır. Ayrıca, seyahat süresince yol çevresini görme ve istenildiği anda ve yerde durup konaklama olanağı sağladığı için otobüsler, özellikle gezme-görme arzusuyla seyahat edenler ve belirli bir yere giderken yol üzerindeki değişik yerleri ve ülkeleri yakından tanımak isteyenler tarafından tercih edilmektedir.

    Uzun mesafeler için oldukça yorucu olmasına karşın seyahat maliyetlerinin düşüklüğü nedeniyle çoğunlukla düşük gelirli kişilerin yakın mesafelerdeki seyahatlerinde önemli rol oynayan otobüs işletmelerinin bir üstünlüğü de; gemi ve uçak yolculuklarında olduğu gibi aktarma gereği duyulmadan, gidilecek son yere kadar ulaşabilmeleridir. Ayrıca kısa mesafeli bir ya da birkaç günlük geziler ve şehir içi turlar da turizm açısından otobüs işletmelerinin önemli bir fonksiyonu olmaktadır.

    Son zamanlarda, karayollarının geliştirilmesi, güvenliğin arttırılması, geniş camları ve klima donanımları olan hızlı ve konforlu otobüslerin sefere konulması, otobüs turlarının çok daha iyi düzenlenmesi ve petrol fiyatlarındaki artışın özel otomobil kullanımının maliyetini çok yükseltmesi; otobüs işletmelerine olan ilgiyi arttırmaktadır.

    Günümüzde, özellikle Avrupa’da otobüs turlarının yaygınlaştığına ilişkin bazı göstergeler bulunmaktadır. her şeyden önce, Avrupa ülkeleri arasındaki otobüs seyahatlerinin kolaylaştırılması ve tur otobüslerine hiçbir sınırlama konulmaması, bunda büyük bir rol oynamaktadır. Ayrıca, petrol tüketimini azaltmak amacıyla toplu taşımacılığın özendirilmesine çalışılmaktadır. Bütün bunların yanı sıra, Avrupa’nın yoğun otoyolları ağı üzerinde, şehir yakınlarında, özellikle tur otobüslerinin konaklamasına uygun tesisler geliştirilmektedir. Bunların sonucu olarak, giderek daha fazla sayıda Avrupalı, özel otomobiller yerine Avrupa demiryolları sisteminin bir devamı olarak kabul edilen “Europabus” sistemi ile seyahat etmekte ve otobüslerle düzenlenen turlara ilgi göstermektedir.

    Türkiye’de ise Cumhuriyet döneminde özellikle 1950′lerden başlayarak karayolu yapımına büyük önem verilmiş; karayolu ile yük ve yolcu taşımacılığı hızlı bir gelişme göstermiştir. Türkiye’ye gelen yabancıların önemli bir kısmı ulaşım olarak karayolunu tercih etmektedir. Türkiye’ye 1996 yılı itibariyle gelen yabancıların %15.79′u yani 1,360,328′i karayolunu kullanarak ülkemize gelmiştir. Karayollarının turizm sektöründe giderek önem kazanmasını sağlayan faktörler bir yandan karayollarının zamanla gelişmesi ve iyileştirilmesi, öte yandan da özel otomobillerin, modern benzin istasyonlarının ve otogarları sayısının artmış olması ve araba kiralama olanaklarının yaygınlaşmasıdır.
    4. Havayolu Ulaşımı

    İnsanoğlunun en son kullanıma soktuğu ulaşım sistemi olan havayolu ulaşımı, 20. yüzyılın ilk yıllarında faaliyet göstermeye başlamıştır. Havayolu ulaşımının en önemli üstünlüğü, uzak yerler arasında gerçekleştirilen seyahatlerde sağladığı zaman tasarrufudur. 1950′lerden başlayarak gelişen havacılık teknolojisi, uçaklardaki hız, güven ve konforun artmasına yol açarak; havayoluna olan talebi önemli ölçüde arttırmıştır.

    Uluslararası turizmin gelişmesi ile havayollarının gelişimi birbiriyle ile bağlantılıdır. 1960′lı yıllarda başlayan turizm patlaması, uluslararası hava taşımacılığıyla yakından ilişkilidir. Havayolu ulaşımındaki teknolojik ilerleme bilet fiyatlarının gerçek anlamda düşüşüne neden olmuştur. Aynı dönemde “charter”, yani tarifesiz uçuşların piyasaya girişi, havayolu ulaşımını ucuzlatmış ve potansiyel turizm talebini gerçek talebe dönüştürmüştür. Bu bakımdan, uluslararası turizmin gelişimi ile uçak bilet fiyatlarının reel düşüşü yakından ilişki içindedir.

    Uygun bağlantılara sahip düzenli uçuş programları ve merkezi rezervasyon sistemleri ile büyük bir etkinliğe ulaşan havayolu işletmeleri, yine de hızlı gelişen ve değişen talep yapısına uyum sağlayamamışlardır. Özellikle 1970′lerden sonra gelişen “paket tur” uygulaması ile ortaya çıkan toplu seyahat talepleri, tarifesiz uçuşlar düzenleyen özel havayolu işletmelerinin doğmasına neden olmuştur. Başlangıçta kiralık uçaklarla çalışan bu işletmeler, giderek kendi uçak filolarını oluşturmuşlar ve yüksek doluluk oranları ile çalışarak karlı ve büyük ulaştırma işletmelerine dönüşmüşlerdir.

    Uluslararası havayolu işletmeleri, iki kategoriye ayrılabilir. Birincisi, bayrak taşıyıcı olarak adlandırılan ve hemen hemen her ülkenin sahip olduğu ulusal havayollarıdır. İkincisi, talep oluştuğunda sefer yapan ve daha çok turizm sektörü talebine ve pazarına uygun hizmet sunan, tarifesiz uçuş yapan havayolu işletmeleridir. Bunlara charter ulaşımı denildiğini yukarıda açıklamıştık. charter işletmeciliği, ticari girişimcilerin yanı sıra ulusal havayolları tarafından da yapılmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler; yoğun dönem olan yaz aylarında, Batılı charter havayolları ile işbirliği yaparak turizm talebini ülkelerine çekmeye çalışmaktadırlar. Tarifeli sefer yapan havayolları da turizm talebinden pay alabilmek için, turist bireye ve tur operatörlerine; tatil merkezine gidiş-dönüşü kapsayan indirimli bilet satmaktadırlar.

    Bu tür charter uçuşları yapan havayolları işletmelerinin çoğu, gelişmiş ülkelerin elindedir ve buralardan yönetilmektedir. Bir çok gelişmiş ülkenin tarifeli havayolu işletmesi, bir yan kuruluş olarak charter uçuşları yapan bir işletmeye sahip bulunmaktadır. Genellikle az gelişmiş ülkelerin charter uçuşları yapan havayolu işletmeleri yoktur.

    Turizm amaçlı ulaşım hizmetinin, genellikle turist gönderen gelişmiş ülkenin elinde toplanması; her zaman için bir çıkar çatışması olasılığını akla getirmektedir. Örneğin, gelişmekte olan bir ülke boş yatak kapasitesini doldurmak üzere daha fazla turist çekmeye yönelik tanıtıcı ve çekici turist faaliyetlerini yoğunlaştırmaya karar verebilir. Ancak, havayolu işletmeleri uçuş sıklığını arttırmadığı, uygun fiyat politikaları benimsemediği yada charter seferleri düzenlemediği sürece söz konusu ülkelerin amaçlarını gerçekleştirme olanağı bulunmayacaktır.

    Havayollarının bütünleşmiş seyahat sistemleri içinde yer almaları, kitle turizminin gelişmesi ile başlamıştır. Tarifeli ve charter havayolları işletmeleri, tur operatörleriyle yakın işbirliği yaparlar. Havayollarının dikey olarak bütünleşmiş biçimde turizm sektöründe yer almalarının nedeni, çekim ülkelerine yönelik havayolu trafiğinde yüksek doluluk oranı sağlamaktır. Ayrıca, çekim ülkesinde konaklama yatırımları yapan çokuluslu firmalar konaklama kapasitesini satabilmek için havayollarıyla işbirliği yaparlar. Havayolları işletmeleri ise, bir çekim merkezinde konaklama yatırımları çoğaldığında oraya sefer düzenlerler.

    Charter havayollarının tur operatörleriyle dikey bütünleşmeye gitmesinin temel nedeni yüksek doluluk oranı sağlamak, operasyon ve işletme riski yüksek olduğundan talep dalgalanmasından korunmak, havayolunun pazar payı ve karını yükseltmektir. Charter havayolunun kendisine ait tur operatörü işletmesi kurmasına pek rastlanmaz. Uygulamada tur operatörünün sahipliğinde işletilen charter havayolu, bütünleşmiş bir sistem içinde turizm sektöründe yer alır. Tarifeli havayolları, uçuş hattında pazar payını arttırabilmek ve turizm talebinden daha fazla pay alabilmek amacıyla yatay bütünleşmeye gidebilir; bunun için charter havayolu işletir yada tarifeli başka havayollarına yatırım yapar ve ortaklıklar kurar. Ayrıca, havayolu işletmeleri, konaklama ve yiyecek-içecek işletmeleriyle dikey bütünleşmeye giderek risklerini dağıtırlar.

    Yukarıda söz ettiğimiz bütünleşmeleri gerçekleştiren firmalar genellikle gelişmiş ülke kökenlidirler. Bu durum gelişmekte olan ülkelerin turizm sektöründen sağladıkları döviz gelirlerinde azalmaya neden olmaktadır.

    Gelişmiş ülkelerin sahip oldukları tur operatörlerinin, turizm talebini yönlendirmedeki en güçlü yönü; havayolu firmalarına sahip olmaları ve havayolu ulaşımını denetlemeleridir. Havayolu firmalarının turizm sektöründeki yatırımları, genellikle diğer havayollarına yapılan yatırımlardan oluşur. Tarifeli havayoluna sahip işletmeler, kendisine bağlı bir charter işletmesi kurar, ya da başka tarifeli ve charter havayolu işletmesiyle ortaklığa girerek ölçek ekonomisinden yararlanmak ister. Bu firmalar; konaklama, yiyecek-içecek, tur operatörlüğü, otomobil kiralama, gemicilik, sigorta vb. gibi turizm sektörünün kapsamına giren alanlara da yatırım yaparlar.

    Havayolu işletmesi; çekim ülkesine yönelik uçuş hakkı edinmek ve hat açıldığında yolcu trafiğini güvenceye almak için; konaklama yatırımlarına, otel yönetim sözleşmelerine gidebilir. Havayolu işletmesinin konaklama yatırımına girmesinin başlıca nedeni, portföy yatırımı yapmak ve risk dağıtmak içindir. Bazı uluslararası otel zincirleri, büyük havayollarının portföy yatırımlarıdır. Otel yatırımları ve işletmeciliği yapan havayolları işletmeleri, dikey bütünleşmiş turizm sektörü içinde önemli bir yere sahiptirler. Bir havayolu işletmesi; charter işletmesine sahip, konaklama olanakları ile destekleniyorsa, tur operatörleri ile sahiplik yada finans ilişkileri varsa; turizm sektöründe etkin bir rol oynar, pazar payını genişletir ve turist talebini yönlendirebilir.

    Türkiye’de, Cumhuriyetin ilanından sonra 1925 yılında, Tayyare Cemiyetinin kurulması, hava ulaşımının ilk girişimi olarak kabul edilebilir. Bunu, 1930′larda Türk Hava Postaları’nın kurulması izlemiş ve Cumhuriyetin onuncu yılı olan 1933′de toplam olarak 10 uçaktan oluşan bir filoya ulaşmıştır. 1945-1946 yıllarında alınan 24-28 kişilik 6 yeni uçakla Orta doğunun en büyük havayolları işletmesi durumuna gelen Türk Hava Postaları, 1947 yılında Atina hattı ile yurtdışı uçuşlarını başlatmıştır. 1956 yılında Türk Havayolları Anonim Ortaklığı olarak yeniden örgütlenen işletme, yeni ve modern uçaklar satın almayı ve kiralamayı sürdürmesine rağmen, hızla gelişen talep karşısında gelişme gösterememiştir.

    Son yıllarda Türkiye’ye yönelik havayolu taşımacılığı yapan charter işletmelerinin sayısı artmıştır. Yurtdışında yaşayan Türk girişimcilerinin kurduğu ve uçuş hatlarını Türkiye’ye ve başka ülkelere uzatan havayolu şirketleri, Türk turizm sektörünün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadırlar. Türkiye’de ulusal havayolunun yolcu kapasitesi sürekli artmaktadır, ancak pazarın önemli bölümüne yabancı havayolları hakimdir. Türkiye’ye uçuş hattı açan havayollarının varlığı ile turizm talebinin artışı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Havayolu trafiği turizm talebini yükseltirken; tatil ağırlıklı kitle turizmi yeni havayolu şirketlerinin piyasaya girmesine olanak vermektedir. Havayolunun diğer ulaşım sistemlerine göre daha hızlı, konforlu ve güvenli olması; yabancı turistler tarafından en çok tercih edilen ulaşım biçimi haline gelmesine neden olmuştur. 1996 yılında Türkiye’ye gelen toplam 8,614,085 yabancının 6,239,925′i (%72.44) havayolunu tercih etmiştir. Her ne kadar son yıllarda İzmir, Antalya, Dalaman gibi turizm açısından büyük önem taşıyan hava alanları uluslararası uçuşlara açılsa da, yeterli olmamaktadır. Dış turizmde “bir yatak, uçakta bir koltuğa eşittir” ilkesinden hareket ederek THY’nin charter seferlerinde koltuk sayısını arttırmak ve Bodrum, Marmaris, Datça, Didim gibi turizm merkezlerinde de küçük tip dolmuş uçaklarının inebileceği hava alanlarını en kısa zamanda hizmete sokmak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.

    Türkiye’nin turistik ürünlerinin pazarlanmasındaki güçlüklerden en önemlisi, turist taşımacılığı yapan etkin yerli havayolları işletmelerinin yokluğu ve charter işletmeciliğinin yeterince geliştirilmemiş olmasıdır. Ulusal havayolunun turist gönderen başlıca pazarlarda, charter işletmeciliğine ve turist taşımacılığına girmesi sağlanmalı, yerel tur operatörlerine öncelikli koltuk kapasitesi verilmelidir. Uzun dönemde yerli charter firmalarına kolaylık sağlanması, bilet fiyatlarının düşmesine ve talep artışına neden olabilir. Ulaşımın, bir paket tur içindeki maliyetinin yüksek olması nedeniyle; bilet fiyatlarının düşmesi turizm ürünü fiyatına yansıyarak, paket tur fiyatlarının düşmesine neden olabilir. Kuşkusuz bu durum turizm sektörü için olumlu bir gelişmedir





+ Yorum Gönder