+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Forumacil Misafir Soruları Forumunda sadaka çeşitleri nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    sadaka çeşitleri nelerdir








    Sadaka Çeşitleri Nelerdir? Acaba kısaca açıklar mısınız? (acil)







  2. Mineli
    Devamlı Üye





    Ebu Hüreyre (r.a) 'den rivayet edildiğine göre, RasulAllah (s.a.v) şöyle buyurdu;

    "İnsanın her bir eklemi için her Allah'ın günü bir sadaka vermek gerekir.

    "İki kişinin arasını bulman,(haklarında adaletle hükmetmen) bir sadakadır.

    Bir kimseye bineğine binerken yardımcı olman veya yükünü yüklemesine yardım etmen bir sadakadır.

    Güzel bir söz söylemek sadakadır.

    Namaza giderken attığın her adıma bir sadaka sevabı vardır.

    Gelip geçenleri rahatsız eden bir şeyi yoldan alıp atman bir sadakadır."




  3. Ziyaretçi
    ya arkadaslar sadaka cesıtlerının lutfen yazınız nolur ya sımdıden tşklr




  4. Mine
    Devamlı Üye
    yukarıda yazdığım gibi onların hepsi sadakanın bir çeşididir

  5. Ziyaretçi
    bunun neresi cevap anlatırmısın?

  6. GALUS
    Devamlı Üye
    Sadaka çeşitleri


    1) Farz ve vacib olan sadaka,(Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır")

    2 Sadaka-i câriye(sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.)

    2 Fıtır sadakası (Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. )
    3 Nafile olan sadakalar(Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir.)
    4 Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka (İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.)


    detaylı bilgi için ...

    SADAKA

    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.

  7. GALUS
    Devamlı Üye
    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye

    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü

    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki

    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların

    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin

    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.



    Nâfile Olan Sadakalar



    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,

    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı

    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min

    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı

    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek

    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak

    nitelendirilmiştir.



    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta

    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu

    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan

    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç

    ödemek için ayırdığım dinar bunun

    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti

    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde

    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet

    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta

    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"

    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).



    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka

    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek

    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların

    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;

    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.

    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana

    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.

    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her

    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren

    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,

    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû

    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,

    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak

    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin

    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli

    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete

    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım

    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin

    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür

    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın

    sadaka sayılması, her adım

    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah

    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim

    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).



    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara

    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;

    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir

    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir

    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı

    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı

    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),

    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların

    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır

    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).



    Sadakanın En Faziletlisi:



    Çeşitli ameller arasında fazilet

    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan

    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli

    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok

    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı

    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye

    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım

    ve infaka en yakınından başlamak prensibi

    getirilmiştir.



    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:



    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,

    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda

    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan

    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,

    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,

    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle

    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi

    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların

    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan

    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu

    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin

    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,

    babası ve hizmetçisidir.



    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha

    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan

    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu

    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),

    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim

    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için

    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı

    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin

    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının

    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,

    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun

    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve

    amcasının oğulları arasında taksim etti.

    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.

    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,

    Zekât, 42, 43).



    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta

    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara

    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa

    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın

    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine

    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek

    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.

    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:

    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık

    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).



    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe

    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına

    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner

    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,

    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı

    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına

    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,

    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının

    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları

    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb

    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:



    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık

    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi

    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.

    549).



    Bir mü’minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden

    yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya

    sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır,

    tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı

    sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok

    severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim"

    (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).



    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda

    bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir:

    "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah

    (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik

    idi. Ben Hz. Peygamber’e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek

    yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?"

    dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun"

    buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b.

    Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma’nın annesi

    Kuteyle’yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle

    Hicretten sonra Medine’ye kızı Esmâ’nın yanına

    gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi.

    Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı.

    Hz. Peygamber’in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî,

    Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).



    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?



    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına

    yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye

    ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir.

    Hz. Peygamber’e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey

    Allah’ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi.

    Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini

    vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur

    mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını

    vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim,

    Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ,

    7).



    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)’e; "Biz

    ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz.

    Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye

    sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz,

    onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği

    gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).



    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit

    ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına

    zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise

    de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli

    değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir.

    Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından

    olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları

    yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının

    bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış

    olmaz.



    Hamdi DÖNDÜREN

  8. Ziyaretçi
    saol ellerine sağlık

+ Yorum Gönder


sadaka çeşitleri nelerdir,  sadakanın çeşitleri nelerdir,  sadaka ve çeşitleri nelerdir,  sadaka ve sadaka çeşitleri,  sadaka çeşitleri vikipedi,  sadaka çeşitleri nedir