+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Forumacil Misafir Soruları Forumunda Enfeksiyon hastalıkları ve diğer sık rastlanan hastalıklar nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Enfeksiyon hastalıkları ve diğer sık rastlanan hastalıklar nelerdir








    Enfeksiyon hastalıkları ve diğer sık rastlanan hastalıklar nelerdir







  2. Leyla
    Devamlı Üye





    Enfeksiyon hastalıkları ve diğer sık rastlanan hastalıklar nelerdir

    Enfeksiyon hastalıkları ve diğer sık rastlanan hastalıklar hakkında bilgi


    Ansteckende Krankheiten (f.pl.), Fr. Maladies contagieuses (f.pl), İng. Contagious diseases. Hastalık yapıcı herhangi bir yolla insana geçme özelliğindeki mikropların veya parazitlerin vücuda girmesiyle ortaya çıkan hastalıklar. Hastalığı yapan organizmalar, virüsler, bakteriler, riketsialar, mantarlar olabilir. Bütün bulaşıcı hastalıklar bir veya birkaç yolla insana geçebilme özelliğindedir. İnsandan insana, hayvandan insana olduğu gibi, topraktan insana da bulaşma husûle gelebilir. Bulaşma şekillerinden başlıcaları şunlardır: 1. Aksırırken, öksürürken, konuşurken ağızdan çıkan damlacıkların başkası tarafından teneffüs edilmesiyle (verem, boğmaca ve çeşitli solunum yolu hastalıkları); 2. Direk deri temâsı ve cinsî temâsla; 3. Hastanın kullandığı çamaşır, yatak eşyâsı ve yiyecek eşyâları gibi malzemeler vâsıtasıyla; 4. Hayvanların insandan insana veya hayvanlardan insana hastalık taşımasıyla (Bunun en canlı örneği anofel cinsi sivrisineklerin taşıdığı sıtmadır. Yine aynı şekilde güvercinler “psittakoz” hastalığını taşırlar.); 5. Hastalandırıcı mikroplarla kirlenmiş yiyecekler ve içeceklerin alınmasıyla (Suyla bulaşan hastalıkların başlıcaları tifo, dizanteri, kolera, paratifo olarak sayılabilir.Yiyeceklerle de besin zehirlenmeleri ve gastroenteritler meydana gelebilir.) 6.Hastalıklı bir anneden hâmilelik sırasında veya doğum esnâsında bebeğe hastalık bulaşmasiyle (Frengi, kızamıkçık, gonore konjonktiviti, yâni belsoğukluğu mikrobunun yaptığı göz iltihâbı bu yolla bulaşabilir.).

    Hastalık yapıcı (pato*jen) canlıların, özellikle mikroorganizmala*rın vücuda girmesinden ileri gelen ve aynı bulaşma(

    •) zinciriyle hasta bireylerden sağ*lıklı bireylere geçebilen hastalıklar grubu. Vücuda bulaşan mikroorganizmalar her za* man hastalığa yol açmayabilir; dokuların bu mikoorganizmalara tepkisi, klinik belirti vermeyen hafif bir bağışıklık yanıtıyla sınırlı kaldığında yalnızca bir enfeksiyon söz konu* sudur. Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için kullanılan aşılar bunun en somut örne* ğidir; örneğin kızamıktan sorumlu olan virüs, hastalık yapıcı etkisi zayıflatılarak vücuda verildiğinde, aşılanan kişinin sağlı* ğında belirgin bir değişikliğe yol açmaksızın bir kızamık enfeksiyonu yaratarak bu hasta*lığa karşı bağışıklık sağlar. Buna karşılık, dokuların vücuda giren mikroorganizmalara karşı tepkisi kişinin sağlığını bozacak kadar ağır olduğunda ve klinik bulgularla tanım*landığında, artık bulaşıcı bir hastalık söz konusudur.Bulaşıcı hastalığa yol açan canlıya hastalık etkeni ya da etmeni, kendisi hasta olsun ya da olmasın vücudunda bu etkeni barındıran insan ya da hayvana konak, kendisi hasta-lanmaksızın hastalık etkenini başka canlıla* ra bulaştırabilen canlıya da taşıyıcı denir. Bulaşıcı hastalıklara yol açabilen canlıların büyük bölümü, bazen mikroskopla bile gözlemlenemeyecek kadar küçük mikroor* ganizmalardır; askarit ve uyuzböceği gibi bazı iç asalaklar çıplak gözle bile görülebi* lir, bazı bağırsak solucanlarının uzunluğu ise 10-20 cm’yi aşar. Bütün bu canlıların tek ortak noktası, yaşam çevrimlerinin tümünü ya da bir bölümünü insanların ya da hayvanların vücudunda asalak olarak geçir*mek zorunda olmalarıdır. Bir virüs canlı bir hücrenin içine girmedikçe yaşamını sürdü*rüp çoğalamazken, bakterilerin çoğu cansız maddelerin üzerinde, solucanlar ise bağım* sız olarak belli bir süre yaşayabilir. Böyle bir canlının boyutuyla hastalık yapma gücü arasında doğrudan bir bağlantı yoktur, hat* ta en ağır bulaşıcı hastalıkların temelinde en küçük mikroorganizmalar yatar. Örneğin çocuk felci virüsü yalnızca 25 milimikro* metre (0,0000025 mm) çapındadır.
    Mikroorganizmaların konağın vücuduna girmesini önleyen en önemli engeller deri ve üst solunum yollarını örten mukozalar*dır. Bu dokuların örselenmesi ya da başka bir hastalık nedeniyle zayıflamış olması mikroorganizmaların bulaşmasını kolaylaş*tırır. Vücuda yerleşen mikroorganizmaların etkisi, apse ya da çıban gibi yerel bir enfeksiyonla sınırlı kalabileceği gibi, kan yoluyla vücuda dağılarak kan zehirlenmesi* ne (septisemi) ya da giriş kapılarından uzaktaki bir dokunun, örneğin beyin ve omurilik zarlarının iltihaplanmasına (me*nenjit) yol açabilecek kadar yaygın ve uzun erimli de olabilir. Solunum yollan, sindirim kanalı, göz küresinin dış yüzeyi ve üreme yolları, mikroorganizmaların başlıca giriş kapılarıdır. Yiyecek ve içeceklerle alınan mikroorganizmalar bağırsak duvarlarına yerleşerek yerel ya da genel hastalıklara, gözün konjonktiva katmanını delerek giren virüsler yerel bir enfeksiyona ya da kana karışarak kızamık, çiçek gibi daha ağır ve genel hastalıklara, üreme yollarından vücu* da giren mikroorganizmalar ise bu organla* rın iltihaplı hastalığı olan belsoğukluğuna ya da başka organları da tutabilen, frengi gibi çok daha kronik ve yıkıcı bir hastalığa yol açabilir. Hatta gebelik sırasında eteneden (plasenta) dölüte geçebilen virüsler ve öbür hastalık etkenleri, gelişmekte olan hücrele*re yerleşerek çocuğun hasta ya da sakat doğmasına neden olabilir.

    Kısacası tüm insanlar, ana rahmindeki döllenmiş yumurta aşamasından ölünceye değin, bütün canlıları barındıran aynı or* tamda kendilerine yer edinebilmek için yaşam savaşı veren sayısız canlının hedefi durumundadır. Ama insan vücudu da bütün bu tehlikeler karşısında tümüyle savunmasız değildir; mikroorganizmaların saldırısına anında ve özgül biçimde tepki gösterebilen duyarlı mekanizmalarla donatılmış olma*saydı, insan soyu çağlar boyunca varlığını sürdüremezdi. Biyolojik yönden kendisine düşman bir çevrede yaşayan insan, çevresin* den gelebilecek saldırıları bir ölçüde dene*tim altına alabilmiş, ama saldırıları tümüyle önlemeyi başaramamıştır; kimi zaman bu çevredeki küçük bir değişiklik, insan ile biyolojik rakipleri arasındaki dengeyi önce* den kestirilemeyecek biçimde bozabilir.

    Hastalık etkenleri. Bulaşıcı hastalığa yol açabilen canlılar, boyutlarına, biyokimyasal özelliklerine ya da konak durumundaki insanla etkileşim biçimlerine göre çeşitli gruplara ayrılabilir. Bu canlıların başlıcaları bakteriler, virüsler, Chlamydia cinsinden mikroorganizmalar, riketsiyalar, mikoplaz- malar, üreplazmalar, mantarlar ve tekhüc- reli ya da çokhücreli asalaklardır.

    Virüslerden daha büyük boyutta olan bak*teriler genellikle optik mikroskopla görüle* bilir. Kızıl hastalığının etkeni olan strepto* kok bakterilerin çapı yaklaşık 0,75 mikro* metre, frengi ve leptospirozdan sorumlu olan spiroketlerin uzunluğu ise 5-15 mikro* metre kadardır. Yaşamlarını canlı hücre dışında da sürdürebilen, kimisi yalnızca oksijensiz ortamda (anaerob), kimisi ancak oksijenin varlığında (aerob) yaşayabilen bakterilerin çoğu, hastalık yapıcı etkisinde önemli rol oynadığı sanılan bir kapsülle sarılıdır ve bazı türleri, dokuları ¦ yıkıma uğratan toksinler salgılar. Bakteriler hem dezoksiribonükleik asit (DNA), hem de ribonükleik asit (RNA) içerir ve antibiyo* tiklerden etkilenir.

    Virüsler tipik hücre içi asalaklardır; bu nedenle laboratuvarda, ancak canlı hücre içeren besi yerlerinde virüs üretilebilir. Virüsler boyutlarına, biçimlerine, DNA ya da RNA içermelerine dayanarak sınıflandı*rılır. Bu canlılardan bazılarının hücresinde DNA, bazılarınınkinde RNA vardır, ama hiçbirinde bu iki madde bir arada bulun* maz. Virüsler antibiyotiklerden etkilenmez, ancak elektron mikroskobuyla görülebilir ve boyutları 25 milimikrometre (çocuk felci virüsü) ile 250 milimikrometre (çiçek virü* sü) arasında değişir.

    Chlamydia cinsinden mikroorganizmalar, 250-500 milimikrometre çapında hücre içi asalaklardır. Hem DNA, hem RNA içeren ve antibiyotiklerden etkilenen bu miroorga- nizmalar insanda başlıca zatürree, üreme yolları enfeksiyonları ve yeni doğandaki konjonktivit gibi çeşitli iltihaplı hastalıklara yol açar.

    Boyutları 250 milimikrometreden başlayıp 1 mikrometreyi aşabilen riketsiyaların hücre duvarları yoktur, çevreleri yalnızca bir hüc* re zarıyla kuşatılmıştır. Q hummasının (Bal* kan gribi) etkeni olan ve sütte, lağım sularında ya da havadaki asıltı damlacıkla*rında yaşayabilen Coxiella burnetii dışında, riketsiyaların hepsi hücre içi asalaklardır. İnsanlara eklembacaklılar aracılığıyla bula* şır. Riketsiya hastalıklan antibiyotiklerle tedavi edilebilir.

    Boyutları 150-850 milimikrometre arasın* da değişen mikoplazma ve üreplazmalar, hücre dışı ortamda gelişebilen canlıların en küçükleridir. Zatürree ve üreme yolları enfeksiyonlarının yanı sıra, beyin, omurilik, karaciğer ve öbür organlarda da enfeksi*yonlara yol açabilen bu mikroorganizmalar antibiyotiklerden etkilenir.

    Maya ya da küf biçiminde olabilen mantar*lar, çevre koşullarına bağlı olarak bir biçim* den öbürüne dönüşebilir. Mayalar, 3-5 mik* rometre çapında basit hücrelerdir; küf man*tarlarında ise, uç uca eklenmiş çok sayıda hücreden oluşan, 2-10 mikrometre çapında ve dallanmış yapıda lifler bulunur. Histo- plazmoz, koksidiyodomikoz ve blastomikoz gibi mantar hastalıkları, bazen üst solunum yollarında hafif bir enfeksiyonla sınırlı kalır*ken, bazen kan dolaşımını ve bütün organla*rı tutan ağır bir hastalık tablosu gösterebilir. Tedavide antibiyotikler etkilidir.

    Bulaşma yoluyla hastalık yapan asalakların en önemlileri, Protozoa filumu içinde sınıf* landırılan ve hücre duvarı bulunmayan tek- hücreli canlılardır. Sıtmadan sorumlu olan bu asalakların bazı türleri yaklaşık 4 mikro* metre çapındadır. Oysa, önemli bir asalak grubu olan bağırsak şeritlerinin (tenya) uzunluğu metrelerle ölçülür.




+ Yorum Gönder