+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Forumacil Misafir Soruları Forumunda ucube heykeli kim yaptırdı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    ucube heykeli kim yaptırdı








    ucube heykeli kim yaptırdı







  2. Dr Zeynep
    Bayan Üye





    ucube heykeli kim yaptırdı

    ucube heykeli hakkında bilgi


    Bu heykelin yapılmasına kimler karar verdi, kimler yaptı, amaçlanan neydi? Eğer bu ülkenin ulusalcı geçinen aydınları, bu soruların cevaplarını araştırmadan, sırf Başbakan ‘Ucube’ dedi diye, ‘Sanat Aşkı’ ile, ‘Heykel Düşmanlarına karşı çıkmak adına’ karşı tavır içine girebiliyorlarsa ‘Allah yardımcımız olsun!’ demekten başka çaremiz yoktur.

    Bu heykelin temeli 23 Mart 2006 tarihinde, -daha sonra CHP’ye geçen- Kars’ın AKP’li Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu tarafından atılmış. Heykelin üzerinde yükseldiği toprak Osmanlı döneminden kalma bir tabya; yani tarihî eser! Heykel ruhsatsız! Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun bu konuda kararı var.

    Bunlar dinlenmemiş; bize karşı tavrı ma’lûm olan Ermenistan’a bir iyi niyet gösterisi olarak, muhtemelen ‘Ermeni Açılımının’ ilk adımı babında bu heykelin yapılması kararlaştırılmış. Bilindiği gibi ve ne acıdır ki, daha sonra, Türkiye’yi ‘Soykırımı yapmakla suçlayan’ İsviçre’de düzenlenen bir törenle, -Azerbaycan’ı küstürmek pahasına- Ermenistan’la bir protokol imzalanmıştı!

    Bu heykelin yapılmasına ses çıkarmayan Başbakan, şimdi ‘Yıkılsın!’ diyerek, milliyetçi oylara göz kırpıyor ve eksik olmasınlar, ulusalcı kesimler bu yaklaşımlarıyla, hiçbir zaman olayların ana sebeplerinin farkında olmayan sade vatandaşlarımızın bu iktidara olan desteklerinin sürmesine yardımcı oluyorlar; arzuları hiç de böyle olmamasına rağmen! Efendim, Kültür Bakanı ne kadar ‘Başbakan Ucube diyerek bu heykeli kastetmedi’ derse desin; vatandaş Başbakanın neyi kastettiğini çok iyi biliyor. Millet bu heykelin dikilmesine kimin izin verdiğini bilmez; milletin gördüğü, ‘Ermenistan sınırında, niçin dikildiği bilinmeyen bir heykele Başbakanın ‘milliyetçi bir refleksle’ karşı çıkmış olmasıdır. Vatandaşın aklında kalacak olan Başbakanın bu ‘delikanlı’ çıkışı ve aydınların bu çıkışa gösterdiği tepkidir.

    Heykelin adına önce ‘İnsanlık Anıtı’ demişler! Kamuoyundan gelen tepkiler üzerine adını ‘Barış Anıtı’ olarak değiştirmişler; şimdiki adı ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh!’ Şu işe bakın: Atatürk’ün bu ünlü sözü, Ermenilerden özür dilemek anlamına gelen bir heykele veriliyor!

    Bu heykel hakkında, Anıtlar Yüksek Kurulu’nun henüz tebliğ edilmeyen bir yıkım kararı var. ‘Bu yıkımı dünyaya nasıl anlatırmışız!’ Şimdi dertleri bu!

    Bu heykel, Batı dünyasının üzerimizdeki baskılarının hafifleyeceğini umarak yaptığımız sayısız jestlerden biridir. Bir türlü şunu anlayamadık: Batı dünyası güçten anlar; eğer siz güçlü iseniz size hürmet ederler. Millî çıkarlarımızdan taviz vermek anlamına gelen jestler yaparak onlardan saygı görmek mümkün değildir. Bunun böyle olduğunu Atatürk dönemindeki itibarımız ve sonrasındaki düşkünlüğümüz göstermektedir. Atatürk bu konuda yıllar öncesinden bakınız bizi nasıl uyarıyor: “ Efendiler! Bugün vâsıl olduğumuz sulhun, sulhu ebedî olacağına inanmak elbette safdillik olur. Bu o kadar mühim bir hakikattir ki, ondan bir an bile gaflet, milletin bütün hayatını tehlikeye düşürür. Şüphesiz hukukumuza, şeref ve haysiyetimize hürmet edildikçe, mütekabil hürmette katiyen kusur etmeyeceğiz. Fakat ne çare ki zayıf olanların hukukuna hürmetin noksan olduğu veya hiç hürmet edilmediğini çok acı tecrübelerle öğrendik!”

    Yıllardır Kıbrıs’ta, Ege’de, Ermenistan meselesinde jest üstüne jest yapıyoruz. Bu jestlerin muhataplarının en küçük bir ‘muhabbetine’ nail olmuş değiliz! Kendi iç meselemiz olan Güneydoğu meselesinde bile, ABD’nin ve AB’nin baskılarıyla verilen tavizlerle yetinilmediğini, daha fazlasının istendiğini görmüyor muyuz? Batılı ‘dostlar’ Türkiye’nin bir an önce pes edip teslim olmasını istiyorlar; dışarıdan o kadar bastırmalarına, içimizdeki işbirlikçilerin onca çabalarına rağmen direncimizi bir türlü yok edemediler!

    Ermenistan’dan da görülecek boyutlardaki bu devasa heykelin dikilmesinin sebebi, tek taraflı bir iyi niyet gösterisiydi! Biz buna, heykeli diken Kars Belediyesinin tek başına karar verdiğini sanmıyoruz. Diğer taraftan, devletler dış politikada zaman zaman jestler yapabilirler, fakat bir jestten herhâlde bir menfaat umulur. Ne var ki, karşınızdakiler kötü niyetli ise; size karşı, kalplerinde en küçük bir sıcaklık yoksa yaptığınız jestler, döner sizi zora sokar; bu kutsal vatan topraklarında gözleri olanları daha da umutlandırır. Onları, hayalci düşüncelerden uzaklaştırarak, ayaklarını yere basmalarını sağlayacak ve yola getirecek olan şey, tavizlerin sürdürülmesi değil, millî meselelerimizde tüm dünyaya karşı Dik Duruş içinde olmamızdır.

    Kars’ta, Ermeni sınırının hemen yanı başına dikilen bu heykel, Başbakanın ‘Ucube’ deyiminden bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Heykelin dikilmesi bize göre, Ermenistan’ın Soykırımı iddialarına karşı kendini gerektiği gibi savunamayan ülkemizin bir geri adımıdır. Bu heykel, Türk Milleti’nin, tarihinde asla söz konusu olmayan bir ‘Soykırımı’ iddiasını kabullenmek ve bunun için özür dilemek anlamına gelir ki, hiç kimsenin böyle bir şeye hakkı yoktur. Diğer taraftan, devletimizde mevcut zaafı çok iyi değerlendiren Ermenilerin, nerede ise tüm dünyayı arkalarına alarak sürdürdükleri Soykırımı iddialarının hedefi, bilindiği gibi, önce bu iddianın devletimiz tarafından kabulü, sonra tazminat ve toprak talebidir!

    Ermeni Soykırımı iddialarının, tarihen sabit olmadığını, dürüst Batılı tarihçiler de kabul etmektedirler. Fakat ne yazık ki, bu ülkenin üniversitelerinde Ermeni Soykırımı iddialarını savunanlar toplantılar düzenleyebilmekte; kimi sözde aydınlar ‘l.5 milyon Ermeni tehcir hareketi sırasında katledildi’ yalanını utanmadan dile getirmekte ve ne acıdır ki, yasalarımıza göre suç teşkil eden bu eylemleri cezasız kalabilmektedir!

    Atatürk gayrimillî çizgiye düşen bu ‘Türkiyeli’ aydınlar hakkında 27 Aralık 1919’da bakınız neler söylemiş: “Tekrar ediyorum, aleyhimize ileri sürülen değerlendirmeler yanlıştır. Bu gerçek tarih, mantık açısından sabittir. Bu hususu, yalnız Batı’ya değil, hattâ vatandaşlarımıza da ehemmiyetli bir surette ihtar etmek gereğini duyuyorum. Çünkü, ender de olsa, üzülerek işitiyoruz ki, milletin tarihini okumamış veya millî duygudan yoksun kalmış olan bazı kişiler, yabancıların aleyhimizde ileri sürdükleri suçlamaları reddetmemenin yanında, vatanını ve milletini kusurlu göstermekten çekinmiyorlar. Bugün bile Sultanî (Galatasaray) mektebinin salonlarını aleyhimizde konferans verdirmek için yabancılara açanlar var. Bu gibilere lânet.”

    Atatürk, bu soykırımı iddialarının dile getirilmesi sebebiyle, ABD’nin İstanbul Yüksek Komiseri Amiral Bristol’e 7 Mart 1920 tarihinde gönderdiği bir telgrafta “Müttefiklerin ve Amerika’nın bu yalanlara inanmayacağını düşünüyorduk çünkü gizli servisleri bütün Anadolu’da faaliyet gösteriyor!” diyerek, böyle bir ‘Soykırımı’ söz konusu olmuş olsaydı, sizin ve müttefiklerinizin Anadolu’da cirit atan casusları bunları rapor etmez miydi?’ diye soruyor!

    Evet, Emperyalist devletlerin ajanları, Anadolu’da böyle bir soykırımı yaşansaydı bunu kendi devletlerine rapor etmezler miydi ve daha o zaman bize dünyayı dar etmezler miydi? Hâl böyle iken, sözde ‘Barış’ adına böyle devasa anıtlar dikilmesi suçlu olduğumuzun kabulü anlamına gelir ki, hiç kimsenin buna hakkı yoktur. giresunaktuel




+ Yorum Gönder