+ Yorum Gönder
Eğlence ve Muhabbet ve Forumda Başlığı Olmayan Konular Forumunda İnsanlar Evrildi mi? Konusunu Okuyorsunuz..
  1. tersinim
    Devamlı Üye

    İnsanlar Evrildi mi?








    İnsanlar Evrildi mi?

    evrim.jpg

    Evrim teorisinin en iddialı varsayımların birisi şüphesizki insanların primatlardan evrildiği iddiasıdır. Bu yazı dizimizde bilimsel yöntemlerle bu iddianın doğruluk derecesini araştıracağız.


    İnsanlarla Hayvanlar Arasındaki benzerlikler ve Farklılıklar: İnsanlarla hayvanlar arasındaki benzeşim ve farklılıkları şöyle sıralayabiliriz.

    a)-İnsanlarda diğer canlılar gibi aynı malzemeden var edilmişlerdir. Örneğin bütün canlılar hücrelerden, hücreler proteinlerden, proteinlerde aminoasit dizimlerinden oluşmuşlardır.

    Canlılar bu hücrelerden ya da bu hücrelerin oluşturdukları kompleks sistemlerden meydana gelirler.
    b)-Canlı türlerinin kendilerine özel yapı şablonları vardır. Şablon bilgileri en küçük ayrıntısına kadar gen şifreleri ile tespit edilmiş ve korunmuştur.

    Kromozomlar bu bilgilerin kümeleridir. Her canlı türünün kendine özel gen bilgisi vardır. Kromozomlar bu gen bilgilerinin ayrıntılarıyla doldurulmuştur. Bir şablondan bir başka şablona geçilmesi (milyarlarca ayrıntının bir anda değişmesi, yeni oluşumunda rastlantılarla daha gelişkin kompleks sistemler meydana getirmesi gerektirdiğinden) mümkün değildir.

    c)-Gen bilgilerindeki benzerlik ya da kromozom sayılarının aynılığı türden türe geçişi ya da canlılar arasındaki evrimsel akrabalığı göstermez.

    Gen bilgilerindeki büyük oranda benzeşim gösteren ya da kromozom sayıları aynı olan, yapı olarak tamamen ayrı pek çok canlı türü vardır. (Örneğin patatesin kromozom sayısı insanla aynı yani 46’dır)

    d)-Canlılar kendilerine özel yapı şablonlarına sahip olsalar da aynı malzemeden var edilmiş olmaları nedeniyle benzer organlara sahip olabilirler.

    Örneğin sıcakkanlı hayvanlarda sindirim, solunum, boşaltım vb.. sistemler hemen, hemen aynıdır. Bunun benzerleri soğukkanlı hayvanlar içinde geçerlidir.

    e)-İnsanları diğer hayvanlardan kısmen ayıran en büyük fiziksel özellik dik durabilmeleri, dik yürüyebilmeleri, koşabilmeleri, dik hareket edebilmeleridir. İnsan buna uygun var edilmiştir.

    Pelvis kemiği, omurgalar, dengeyi sağlayan iç kulak yapısı vb… gibi farklılıklar insanları diğer canlılardan fiziksel olarak ayırır.
    f)-İnsanın dik durup hareket edebilme özelliği bazı hayvanlarda kısmen de olsa vardır. Örneğin maymunlar, ayılar kısa süreli de olsa dik durup yürüyebilirler. Fakat bu bir benzeşimden öteye gitmez. İnsanların maymunlardan ya da ayılardan evrimleştiği anlamına gelmez.

    g)-İnsanları hayvanlardan ayıran en büyük özellik aklını kullanma, düşünebilme, öğrenme, öğrendiklerini aktarabilme, öğrendiklerini kullanma, muhakeme edebilme, bilinçli olarak uzun vadeli amaçlara yönelebilme, hayal kurabilme, sorumluluk, vicdan, merhamet, sevgi, vefa duyguları gibi hayvanlarda bulunmayan insansı meziyetlerdir.
    Bu meziyetlerin kaynağı ise insana özel beyin ve ruhsal yapılarıdır. Bu meziyetlerin maddesel bir açıklaması yoktur. Enzimlerin, hormonların doğrudan sonucu değildir. Maddeye bindirilmiştir fakat madde üzeridir. Madde sadece bir vasıtadır. Bu nedenle maddeye indirgenemez.

    İnsanlar bu meziyetleriyle etrafı tetkik eder, araştırır, bir şeyler öğrenir, muhakeme yapar, öğrendiklerini kullanarak icatlarda bulunur, sanat eserleri meydana getirir.

    Hiç bir hayvan en küçük ve basit bir alet dahi yapıp geliştirme meziyetine sahip değildir. Hayvanların yaptıkları bir içgüdü ya da şartlı refleksten öteye gitmez.

    h)-Hayvanlarda gördüğümüz şaşırtıcı meziyetler (arının bal yapması, örümceğin ağ örmesi, göçmen kuşların yollarını bulabilmesi vb.. gibi.) belirli bir kalıbın içinde kalır.

    Bu meziyetlerin bilgisi var edilişlerinde kendilerinde vardır. Öğrenilmez ve öğretilmez. Ne azalır, ne çoğalır. Hayvanlar bu meziyetlerinin bilincinde değildir.

    İnsansı meziyetler ise bilinçlidir, artıp eksilebilir, bu nedenle sınırsızdır.

    Evrim teorisinin canlılar tek bir hücreden evrimleşti varsayımı akıl ve mantık dışı olduğu kadar bilimsel verilerle de ters düşer.

    İnsanlar diğer canlılar gibi yeri ve zamanı geldiğinde mükemmel olarak var edilmişler, aniden ortaya çıkmışlardır.


    Bu gerçeği evrimi dışlayan kanıtlarla göstermeye çalışacağız.


    Devamı var.








  2. tersinim
    Devamlı Üye





    İnsanlar Ve Maymunlar Arasındaki Farlılıklar Nelerdir?

    İnsanlara en çok benzeşen hayvanın maymunlar olduğu iddia edilir.

    Fiziksel benzerliklerin gen benzeşimlerine neden olacağı açıktır.

    Evrim teorisi savunucuları bu benzeşimlerin (kimi evrim teorisi savunucularına göre bu oran %98’dir) evrime kanıt olarak gösterirler ama kromozom sayılarının uymamasını (maymunlarda 48, insanlarda 46) nedense görmezlikten, bilmezlikten gelirler.

    Kromozom sayı farklılıkları konusunda bir çift kromozomunun telemorler vasıtasıyla birleştiği, bu yolla kromozom sayısının 46 ya düştüğü gibi akıl, mantık ve bilim dışı bir varsayımları vardır. (insan -maymun kromozom sayı farklılıkları bölümüne bakınız)

    Ayrıca yüzde doksan sekizlik benzeşim doğru olsa bile insan ya da maymun gibi çok hücreli canlılarda takriben sekiz milyar gen şifresinin bulunduğu göz önüne alınırsa benzeşmeyen gen sayısı yüz altmış milyon olur ki bu da insanlarla maymunlar arasında yüz altmış milyon fark var demek olur.

    İnsan maymun benzerliği konusunda çok ve detaylı araştırmalar yapılmıştır. Bunlardan biri Louisiana Üniversitesi'nden Profesör Daniel J. Povinelli'nin çalışmalarıdır.

    Povinelli, maymun ve insan davranışlarını karşılaştırmalı olarak inceleyen en önde gelen evrimci bilim adamlarından biridir.

    300 şempanzeyle beraber yaşayan Povinelli'nin tarafsız araştırmaları, evrim teorisinin hayali iddiasının son dayanağını da yıkmıştır.

    Povinelli, uzun çalışmalarını tek bir cümleyle şöyle özetler:

    -Şempanzeler, üzerlerinde yaptığım çalışmalara çok sabrettiler ama nihayetinde bana tüylü insan çocuğu olmadıklarını öğrettiler.

    Povinelli 20 yıldan fazla bir süredir yürüttüğü araştırmalarını Scientific American dergisindeki 1998 tarihli makalesinde şu şekilde aktarır:

    -Basitçe söylemek gerekirse, şempanzeler görsel algıyı bizden çok daha farklı bir şekilde anlıyorlar.

    Laboratuarımızdaki diğer çalışmalar şempanzelerin hiçbir davranışı psikolojik manada anlamadıklarını ortaya koydu.

    Örneğin dikkatlice yapılan testler maymunların işaret jestlerindeki anlamı anlamadıklarını hatta kasıtlı ve kasıtsız davranışlar arasındaki farkı kavrayamadıklarını ortaya koydu.

    Evrim teorisi taraftarı kimi basın organlarında şempanzelerin insanlar gibi politik oyunlar yapabildikleri, jestlerle, mimiklerle kendilerini ifade edebildikleri ve bu yönlerinin insan davranışlarının kökeni olduğu iddiasındadır.

    Oysa, bilim adamları yaptıkları araştırmalarda, şempanzelerin bu davranışları bilinçsizce yaptıklarını, içgüdüsel olarak sahip oldukları bazı davranışlar olduğunu, ama bunun dışında psikolojik anlamda bir iletişime sahip olmadıklarını ortaya koymuşlardır.

    İnsansılarla insanlar arasında evrimle oluşmaları mümkün olmayan pek çok yapısal farklılıklar vardır.

    Bu farklılıklardan bir kaçı şunlardır.

    iç Kulak Yapıları: Bilindiği gibi iç kulak yapıları dik durma (dengede durma) da çok önemlidir. Bir bakıma iç kulak yapılarının incelenmesi o canlının dik durup duramadığını kesin bir şekilde gösterebilir.

    Evrim taraftarlarınca öne sürülen Australopithecus cinsi kimi canlı türlerinin dik yürüyebildikleri iddiası bir grup bilim adamı tarafından ciddiye alınmış, çeşitli araştırmalar yapılmıştır.

    1994 yılında Fred Spoor, Bernard Wood ve Frans Zonneveld adlı üç anatomi uzmanı, insan ve maymunların iç kulaklarında yer alan ve denge sağlamaya yarayan yarı-çembersel kanalları karşılaştırmalı olarak analiz ettiler.



    Australopithecus iç kulak yapısı: Maymun insan evriminde bir ara format olan homo habilis türlerinin iç kulak kanalları maymun iç kulak kanallarına, homo habilisten evrimleştiği varsayılan homo erectus ise insan iç kulak kanallarına sahiptir. Diğer ifade ile homo habilis tam bir maymun, homo erectus ise tam bir insandır.

    Dik yürüyen insanların iç kulak kanalları ile eğik yürüyen maymunların iç kulak kanalları birbirlerinden bazı somut farklılıklarla ayrılıyorlardı.

    Spoor, Wood ve Zonneveld'in, inceledikleri tüm Australopithecus ve dahası Homo habilis örneklerinin iç kulak kanalları günümüz maymunlarınınkiyle aynıydı.

    Teoriye göre maymundan insana evriminin üçüncü aşamasındaki ara format olan Homo Erectus'un iç kulak kanalları ise, aynı günümüz insanlarındaki gibiydi. Bu da şu gerçeği göstermektedir.

    Bulunan fosillere göre Australopithecus ile Homo Habilis iki ayağı üzerinde insan gibi dik yürüyemezler. Yani maymundurlar.

    Fakat Homo Erectus yürüyebilir. Yani insandır.

    Gerçektende insan maymun kromozom sayıları arasındaki farklılıklar giderilmesi konusundaki evrim varsayımları homo habilis ismi verilen ara format canlısının tamamen hayali olduğunun kanıtı olur.

    Bu nedenle Australopithecus ile Homo Habilis gerçek bir maymun, Homo Erectus ise gerçek bir insandır.

    Homo Habilis ile Homo Erectus arasında ise yarı maymun, yarı insan bir ara format canlısı yoktur.

    Evrim aşamasında bu sınıflamaların ardına konulan Homo erectus (ya da Homo ergaster) ise tartışmasız dik yürüyen, iskeletleri günümüz insanından farksız gerçek insan ırklarıdır.

    Yine 1994 yılında Amerikalı antropolog Holly Smith'in Australopithecus dişleri üzerinde yaptığı detaylı analizler de, bu canlıların insanlarla benzerlik taşımayan bir maymun türü olduğunu göstermiştir.




    İnsan maymun dişlerinin karşılaştırmalı analizi. Yapı farklılıkları açıkça görülüyor.

    Maymun olan Australopithecus ile insan olan Homo Erectusun yanı zaman diliminde yaşamış olması evrim teorisinin bu konuda bir başka sorunudur.

    Nitekim ara format iddia edilen fosilleri bulan jeolog André W. Keyser'in de, bu çelişkiyi şöyle ifade ettiği belirtilmiştir:

    -Bu sorulara rağmen, ne kadar çok şey bulursak o kadar çok şey öğreniyoruz. Öğrendiklerimiz yeni soruları da gündeme getiriyor.

    Australopithecus robustus nasıl yaşamış, Homo ile beraber nasıl aynı anda var olmuşlar?

    Kazıldıkça ve incelendikçe Drimolen'den daha çok yanıt ve soru çıkacak.

    Görüldüğü gibi, evrim taraftarlarının uzak ata ve torunu olarak nitelendirdikleri türlerin aynı dönemde yaşadıklarının ortaya çıkması evrim teorisi taraftarlarını hiç bir zaman yanıtlayamayacakları soruların burgacına sokmaktadır.

    Yapılan araştırmalar sonucunda şu bilimsel gerçeklere ulaşılmıştır.

    1)-Australopithecuslar'ın fiziksel yapıları göz önüne alındığında günümüz maymunlarıyla aynı özellikler taşımaktadır.

    2)-Tümünün beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle aynıdır veya daha küçüktür.

    3)-Ellerinde günümüz maymunlarındaki gibi ağaçlara tırmanmaya yarayan çıkıntılar vardır.

    4)-Ayaklar dallara tutunmak için kavrayıcı özelliklere sahiptir.

    5)-Boylarının en fazla 130 cm kadardır. Bu uzunluğu geçmemektedir. Diğer ifade ile boyları kısadır.

    6)-Günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecuslar dişilerinden çok daha iridir.

    7)-Bunlarla birlikte birbirine yakın gözler, sivri azı dişleri, çene yapısı, uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok özelliklerle ve kafataslarındaki onlarca benzer ayrıntılar, bu canlıların günümüz maymunlarından farklı olmadıklarını gösteren ve inkarı mümkün olmayan delillerdir.

    Bu nedenlerle Australopithecus türlerinin tümü, günümüz maymunlarına benzeyen fakat soyu tükenmiş maymunlardır.


    Devamı var.





  3. tersinim
    Devamlı Üye
    Teoriye Göre İnsanın Evrim Şeması

    Evrim teorisinin meşhur hayat ağacına göre insanlar:


    └─ Primatlar
    ├─ Önmaymunlar
    ├─ Maymunlar
    └─ insansılar
    ├─ Gibon
    ├─ Şempanze
    ├─ Goril
    ├─ Orangutan
    └─ insan

    evrimsel değişimler sonucu oluşmuştur.

    Evrim teorisince ortaya konulan ve teorinin bel kemiğini teşkil eden insanın Evrimi konusunu daha iyi anlayabilmek, gerçekleri bulabilmek için incelemeyi en baştan başlamanın sayısız yararları vardır.


    Primatlar: Primatlar hayvanlar âleminin memeliler sınıfından maymun ve benzeri hayvanları içeren takımıdır.

    Goril, orangutan, şempanze, gibon gibi insansı olarak nitelenen maymunlarla lemur, marmoset, galago, tarsiyer ve lorisleri gibi çeşitleri de içerir.

    Primatlar çevik ve hızlı canlılardır. Çoğunluğu ağaçlarda yaşar. Hepsinin elleri, ele benzer ayakları, ileri bakan gözleri vardır.

    Primat sözcüğü hayli geniş ve çeşitli olan bu takım içindeki herhangi bir tür için kullanılabilecek ortak isimdir.

    Primat sözcüğü, Latince'de en başta, mükemmel, asil gibi anlamları olan primas sözcüğünün çoğulu primatesten Fransızca'ya tekilleşerek geçen primate sözcüğünden türemiştir.

    Primatlar tüm dünyaya yayılmışlardır. Genellikle Güney ve Orta Amerika'da, Afrika'da ve Asya'nın güneyinde bulunurlar.


    Zeytin yeşili Habeş maymunu


    Bazı türlerin yaşadıkları alanlar, Amerika kıtasında Meksika'nın güneyi ile Asya'da Japonya'nın kuzeyi kadar kuzey bölgelere ulaşır.

    Tür ve çeşit olarak hayli kalabalık olan primatlar başlıca üç bölüme ayrılırlar.

    Ön maymunlar (prosimiyenler): Vücutları erken dönem ilkel primatlarınkine en çok benzeyen türlerdir. Bu grubun en bilinen türleri olan lemurlar, Madagaskar adası ve daha az olarak da Komoros Adaları'nda, dünyanın geri kalanından izole bir durumda yaşarlar.

    Yeni Dünya maymunları: Simiyenlerin kapuçin, havlayan ve sincap maymunları gibi türleridir. Amerika kıtasında yaşarlar.

    Eski Dünya maymunları ve insansı maymunlar: Simiyenlerin Yeni Dünya maymunları dışındaki türleridir. Asya'nın orta ve güney kesimleri ile Afrika'da yaşarlar.

    = = =

    Memelilerin 32 ayrı takımından biri ise, insanın atası olarak kabul edilen canlıların dâhil edildiği primatlar takımıdır.

    Yapılan fosil incelemelerinde primatların ortaya çıkışından günümüze kadar 6000'den fazla primat türünün yaşadığı anlaşılmıştır.

    Bunların çok büyük bir bölümü, nesli tükenerek ortadan kaybolmuştur. Bugün yalnızca 400 kadar maymun türü yeryüzünde yaşamaktadır.

    Bu olay canlıların zamanla tersinime uğradığının açık ve net kanıtıdır.

    Primat türlerinin çokluğu onlardan kalan fosillerin zenginliğine neden olmuştur.

    Evrim teorisi taraftarları primatların böcek yiyen memelilerden evrimleştiğini varsayarlar fakat bu konuda herhangi bir bilimsel kanıt ortaya koyamazlar.

    Evrim teorisi taraftarı fosil bilimci Kelso:

    -Böcek yiyici memelilerden primatlara olan geçiş fosiller tarafından belgelenmiş değildir. Bu konuda herhangi bir fosil kaydı yoktur diyerek bu gerçeği kabul eder.

    Primatlar, diğer tüm canlı grupları gibi, fosil kayıtlarında bir anda ve diğer canlılardan çok farklı şekilleriyle ortaya çıkarlar. Kendilerine evrimsel bir ata oluşturabilecek başka hiçbir ara format canlı grubu yoktur.

    Bu konuda otorite sayılan evrimcilerden biri olan Elwyn Simons:

    -her türlü bulguya rağmen, primatların kökeni bir sır olarak kalmaya devam etmektedir diye yazar.

    Bir diğer ünlü evrimci Romer Omurgalı Paleontolojisi adlı kitabında primatların en eski türlerinden biri olan lemurlar için:

    -Bu canlılar sanki hiç bilinmeyen bir yerden gelmiş gibi aniden ortaya çıkarlar demektedir.



    Primatlar takımının en önemli özelliği, el ve ayak yapılarının belirginliğidir. Lemur, tarsier gibi ufak memeliler ve tüm maymunlar primat takımına aittir.


    Tarsier (solda) Lemur (sağda)

    Primatların diğer tüm canlı grupları gibi bir anda ve diğer canlılardan çok farklı şekilleriyle ortaya çıkması diğer canlılarla aralarında kesin çizgili ayrımların bulunması evrim teorisi taraftarlarını çok güç durumlara sokmuştur.

    Bunun nedeni de primatlara uygun evrimsel bir ata oluşturabilecek başka canlı gruplarının olmamasıdır.

    Evrim Teorisine göre insanlar primatlardan evrimleştiğine göre bu da insanın evrimleşme yönünden kökenin meçhul olduğu anlamına gelir.

    Evrim teorisinde canlıların kökeni zaten yeterince karmaşık, çözülmesi mümkün olmayan sorular yumağı halindedir. Bu durum bu sorular yumağını daha da karmaşık bir hale getirir.

    İnsanların primatlardan evrimleştiği öne sürüldüğünden primatlardan insanlara evrimleşme konusu evrim teorisinin can alıcı noktalarından birini teşkil eder. Teorinin ilk canlılığın ortaya çıkmasıyla birlikte en çok tartışılan konusu denebilir.

    Primatların kökeninin meçhul kalması evrim teorisinin en zayıf yerlerinden biri kabul edilir.

    Bu konunun açıklığa kavuşması için sayısız araştırmalar yapılmıştır. Fakat takımın tür ve çeşit zenginliği bu araştırmaları oldukça güçleştirmekte adeta içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.


    Devamı var.





  4. tersinim
    Devamlı Üye
    İnsan Evrildi mi? - 3

    İnsanın kökeni, evrimciler için en çok sorun teşkil eden konulardan biridir.

    İskelet yapısı, iki ayaklı oluşu, ellerini kullanışı, beyni, kafatası ve daha birçok fizyolojik ve anatomik özelliğinin yanı sıra, aklı ve bilinciyle insan, diğer canlılardan çok farklıdır.

    Evrim teorisi bugün yaşayan modern insanın maymunsu birtakım yaratıklardan evrimleştiğini varsayar ve bu olgusunu ısrarla vurgular.

    Evrim teorisinin kurucusu ve üstadı Charles Darwin Türlerin kökeni kitabında insanı:

    -İnsan bugünkü en kaba saba durumunda bile şimdiye kadar yeryüzünde görünmüş en başat hayvandır şeklinde tarif eder. Ona göre insan hayvanların en gelişkinidir.

    Charles Darwin insanların maymunlardan türediği konusunda en küçük şüphe dahi duymaz. Ona göre bu konuda yeterli delil vardır. Bu delillerin büyük bir bölümünü insanlarla maymunlar arasındaki benzeşimler oluşturur.

    Charles Darwin insanın evrimi konusunda insanın Türeyişi kitabında şunları yazmaktadır.

    -Hiç kuşkusuz insanın türeyişi ve gelişiminin ilk basamakları onun hemen aşağısında bulunan hayvanlarınkilerle özdeştir.

    İnsanın bir bakımdan maymunlara, maymunların köpeklere olduğundan daha yakın olduğu söz götürmez.



    Bu günkü maymunlarda bir dört ayaklının yürüyüşü ile iki ayaklınınki arasında bir yürüyüş görmekteyiz. Yalnız önyargısız bir gözlemcinin önemle üzerinde durduğu gibi insan biçimli maymunlar yapılış bakımından dört ayaklı tipten daha çok iki ayaklı tipe yakındır.

    Dr. Francesco Barrago yayımladığı (1867) kitabında Tanrı görünüşünde yaratılışı olan insan aynı zamanda maymun biçiminde yaratılmıştır diye yazmaktadır.

    Bu önemsiz olgular tat sinirlerinin insanda ve maymunda ne kadar benzer olduğunu ve sinir sistemlerinin ne kadar benzer yolla etkilendiğini göstermektedir.

    Charles Darwin insanlarla maymunlar arasında benzeşimler kadar büyük ayrımlarında olduğunun farkındadır. Bu konuda şunları yazmaktadır.

    -İnsanın ataları gittikçe daha dik durur. Elleri ve kolları tutmak ve başka amaçlar için ayakları ve bacakları sağlam desteklik etmek ve yer değiştirmek için gittikçe daha çok değişikliğe uğrarken sayısız başka yapı değişmeleri de zorunlu olmuştur.

    Leğenin (Pelvisin) genişlemesi omurganın kendine özgü biçimde eğrilmesi başında bir başka konumda oturması gerekmiştir.

    İnsan ile en yakın hısımı arasındaki vücut yapısı farkı kimi doğa bilginlerinin savunduğu kadar büyük olsa bile ve aralarındaki zihni güç farkının pek büyük olduğunu kabul etmek zorunda olsak da daha önceki bölümlerde sunulan olgular, bağlantıların bu güne kadar bulunmamış olmasına bakmayarak insanın daha aşağı bir biçimin soyundan geldiğini en açık biçimde bildirir görünmektedir.


    Atalarımızın dar burunlu maymunların kökeninden ayrıldığı zamanki türeme aşamasında bulunan insanın doğum yerinin neresi olduğunu elbette sormalıyız.

    Atalarımızın bu kökenden gelmesi onları Avustralya’da ya da coğrafi dağılım yasalarından da çıkarabileceğimiz gibi herhangi bir okyanus adasında değil, eski dünyada yaşadıklarını göstermektedir.


    İnsan kıl örtüsünü yitirdiği sırada dönem ve yer ne zaman ve neresi olursa olsun herhalde sıcak bir ülkede yaşamıştır.

    = = =

    Öte yandan yeni yetişenlerin artık çoğunlukla benimsediği evrim ilkesini benimseyen doğa bilginleri insan ırkları arasındaki fark tutarını belirtmek amacı bakımından onları ayrı türler denmeye uygun olduğunu düşünseler de düşünmeseler de bütün insan ırklarının bir tek ilkel kökenden türediğinden hiç kuşkulanmazlar.

    Charles Darwin (daha sonra sahte oldukları anlaşılacak ve bu gerçek bizzat Haeckel tarafından itiraf edilecek olan) Haeckelin çizimlerinden çok etkilenmiş, bu çizimleri teorisine kanıt göstermekten kendini alamamıştır.

    Haeckel embriyoların başlangıçta balık embriyolarına benzediklerini ileri sürmüş bu konuda kasıtlı olarak değiştirilmiş sahte çizimlerini kanıt olarak göstermişti. (Haeckel ve çizimleri bölümüne bakınız)

    Charles Darwin gerçekte bir aldanış ya da aldatılış olan bu konuda şunları yazmaktadır.

    -Bununla birlikte boynun iki yanında solungaçların eski konumunu gösteren yarıklar hâlâ vardır.

    Charles Darwin Haeckel çizimlerinin bir sahtekârlık eseri olduğunun farkında değil miydi?

    Fakat bu konuda otorite sayılabilecek bazı bilim insanlarının onu pek çok kez ikaz ettiklerini biliyoruz. Bir bakıma Darwin teorisine uygun olduğu için bu sahtekârlığa göz yummuş teorisinin en temel kanıtlarından biri olarak kullanmaktan çekinmemiştir.

    Devamı var.


  5. tersinim
    Devamlı Üye
    İnsan Evrildi mi? -4

    Evrim teorinin iddiasına göre insanlar ve günümüz maymunları ortak atalara sahiptirler. Günümüzde yaşamayan bu ilkel yaratıklar zaman içinde evrimleşerek bir kısmı günümüz maymunlarını, bir başka kısmı da günümüz insanlarını oluşturmuştur.

    Teoriye göre maymunlarla insanların ortak atası güney Afrika maymunu anlamına gelen Australopithecus isimli yaratıktır.

    nsan-evrildi-mi2.jpgİnsan Evrildi mi.jpgİnsan Evrildi mi1.jpg

    Australopithecus’u temsili resmi.(Solda) Australopithecus'un resimdeki gibi dik durup yürümesi mümkün değildir.

    Homo Habilis (sağda) yarı insan, yarı maymun kabul edilirse de gerçek bir maymundur. Ara format canlısı değildir.

    Australopithecus adı verilen insan en ilkeli olan bu canlının günümüzde yaşamaması gerekir. Biz bu canlıların ya da benzerlerinin bir zamanlar yaşamış olduklarını onlardan kalan fosillerden anlıyoruz.


    Australopithecus kafatası fosilleri

    Yapılan bilimsel araştırmalarda bu canlının ya da benzerlerinin çeşitli türlerinin (yaklaşık altı bin tür) bulunduğu anlaşılmıştır. Bunların bazıları iri yapılıdır. Bazıları daha küçük, daha narin canlılardır.

    Teoriye göre bu canlılar zaman içinde evrimleşmişler homo yani insan sınıfındaki canlıları oluşturmuşlardır.



    Homo Erectus insansı özelliklerin tamamını üzerinde taşır. Araformat canlısı değil gerçek bir insandır.

    Teoriye göre insan sınıfında oldukları varsayılan bu canlılar tam olarak insanlaşmamış diğer ifade ile insanın evrimi tamamlanmamıştır.

    Bir bakıma bu yaratıklar insan ve maymunların ilk ataları oldukları varsayılan Australopithecus ile insan arasında ara format canlılarıdır.

    Evrimleştikçe maymunlara göre insana daha yakınlaşırlar. Daha insansı özellikler taşırlar.

    Evrimin ikinci aşamasının sonucunda ise günümüz insanına yakın özellikler taşıyan canlılar ortaya çıkmıştır.

    Evrim diliyle insana biraz daha çok benzeyen bu ara format canlılarına homo habilis ve homo erectus denilir. Homo erectus homo habilisin biraz daha evrimleşmiş halidir ve insan evriminin dördüncü aşamasıdır.

    Devamı var.


+ Yorum Gönder