+ Yorum Gönder
Eğlence ve Muhabbet ve Forumda Başlığı Olmayan Konular Forumunda Varoluşun Temeli = Madde ve Evren Konusunu Okuyorsunuz..
  1. tersinim
    Devamlı Üye

    Varoluşun Temeli = Madde ve Evren








    EVREN

    evren.jpg

    Tersinim teorisi var oluşu bir bütün olarak görür. Sıkça ve uzun uzun tartışılmış olan canlılık konusundaki abiyogenez ve biyogenez görüşlerini bir noktada sentezler. Varoluşu canlılık ve cansızlık diye ayırmaz.

    Tersinim teorisine göre varoluş madde ve madde ile ifade bulan yaşamın kompleks bütünlüğüdür. Varsa diğer evrenleri de kapsar. (Maddenin Sakımı Kanunu Bir Büyük Bütün’ün Varlığını Kanıtlar isimli makalemize bakınız)

    Bu görüşe göre eğer yaşam oluşacaksa her şeyden önce maddenin oluşması gerekir. Bu nedenle varoluş maddeyle başlar; kademe kademe bütünleşerek devam eder.

    Yaşamsal uygunluklar dediğimiz milyonlarca kompleks sistem bu oluşumlar sırasında sırasıyla meydana gelip bütünleşir. Bir bakıma yaşam ve ekolojik düzen bu oluşumların en son aşamasıdır.

    Bu forumda madde ve evren konusunda bilgiler vereceğiz. Buradaki amacımız varoluşun planlı ve kademeli bir gelişim sonucunda oluşmuş; kompleks, muhteşem ve eksiksiz bir bütün olduğunu, dolaysıyla bir Yaratıcı’nın varlığını göstermektir.

    Yaşamsal uygunluklar dediğimiz milyonlarca olgu bu büyük bütünün içindedir. Bu bütünlük yaşamsal uygunluklar için özel olarak düşünülüp planlanmış ve oluşturulmuş gibidir.

    Canlılık ve cansızlık bu büyük bütünün içindedir ve birbirini tamamlar. Konu aynı zamanda insanların ne kadar kolay yanılıp aldanabilir olduklarını göstermesi yönünden de hayli ilginçtir.

    içinde bulunduğumuz ve uçsuz bucaksız sandığımız evrenin nasıl var olduğu, nereye gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur.

    Bilim insanları asırlardır bu konuyla ilgili sayısız araştırmalar yapmışlar, doğru ya da yanlış pek çok teoriler üretmişlerdir.

    Evrenimizin bir düzenler ve sistemler bütünlüğü olduğu varsayımının en büyük kanıtı şüphesiz ki nice milyar yıllardan beri değişmeyen ve işlerliğini devam ettiren kanun ve ilkelerin varlığıdır.

    Kanun ve ilkelerin varlığı bu kanun ve ilkelerle ortaya konulmuş bir düzenli sistemlerin varlığı anlamına gelir.

    Eserimizin amacı herhangi bir taassuba varıp dayanmış bir önkabule takılı kalmadan var oluş gerçeğini arayıp bulma olduğundan bu konu bizi yakından ilgilendirmektedir.

    Madde ve evrenin rastlantılarla oluşup oluşamayacağı sorusunun yanıtını bilimsel bulguların ışığında arayıp bulmaya çalışacağız. Okuyucu eserimizi öncelikle bu yönden değerlendirmelidir.








  2. tersinim
    Devamlı Üye





    EVREN HAKKINDA BİLGİLER


    Evren veya kâinat, sonsuz uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bir Büyük Bütünün bir parçasının adıdır.
    Evren astronomi ve astrofiziğin konu edindiklerinin tümüdür. Maddeyle ifade bulan bildiğimiz ya da bilebileceğimiz her şeyi içinde barındıran dev bir varlıktır. İçinde her şeyin bulunduğu bu dev oluşum, sonsuzluk veya hiçlik olarak tanımlanan tek ve en Büyük Bütünün içinde yer alır.

    Materyalizme göre uzay denen hiçliğin içindeki her şeydir evren. Hiçlik olarak tanımlanan sonsuzluğun içinde bir toz zerresi bile değildir fakat vardır.

    Tersinim teorisi evren dışılığı hiçlik olarak kabul etmez. Tersinime göre evren dışılık mahiyetini tam bilemediğimiz ezelden gelip ebede giden ak enerjiden oluşmuş Bir Büyük Bütündür. (Maddenin Sakımı Kanunu Bir Büyük Bütün’ün Varlığını Kanıtlar isimli makalemize bakınız)

    Ve yine tersinim teorisine göre evren içi kara madde ya da kara enerji diye isimlendirdiğimiz ak enerjinin en düşük seviyesindeki (mutlak sıfırın bir kaç derece üzerindeki enerji) ile doludur. Mutlak sıfır ise madde ile antimaddenin birleşim noktasıdır. (Madde ve antimadde bölümüne bakınız)

    Büyük Bütünün içinde bir toz zerresi bile olmayan evren gitgide genişleyen, yarı çapı 8.5 milyar ışık yılı büyüklüğünde dev bir küredir. Hacmi saniyede yüz bin km hızla genişlemektedir.

    Evrendeki gökada grubu sayısı: Yirmi beş milyar

    Görünür evrende büyük gök ada sayısı: Üç yüz elli milyar

    Görünür evrendeki cüce gök ada sayısı: Yedi trilyon

    Görünür evrendeki yıldız sayısı: Otuz milyar x trilyondur.

    Bilimin Işığında Evren: Evren (Kozmos), tüm varlıkları ve olayları içeren sistemdir. Bilim açısından bu terim gözlemlediğimiz evren olarak düşünülür. Bu nedenle bizden önceki ve sonraki evrenlerin varlığı da söz konusudur.

    Günümüzde ulaşılabilen en son teknik verilere göre, evrenin fiziksel yapısı şöyle sıralanabilir:

    1-Galaksiler

    2-Elektromanyetik radyasyon

    3-Nötral ve iyonize hidrojen

    4-Toz parçacıkları

    5-Galaksilerden gelen ışık fotonları

    6-Süpernova ve Galaktik patlamalardan oluşan kozmik ışınlar

    7-Kütlesi olmayan nötronlar

    8-Gravitik dalgalar.

    9-Kara enerji

    Sadece Samanyolu galaksimizde 400 milyon yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir. Bizimkine benzeyen ya da benzemeyen milyarlarca galaksi vardır.

    Evreni dolduran bütün bu cisimler atom dışı üç esas gücün etkisiyle bir arada bulunur.

    a)-Nükleer Güç: Atomik çekirdeğin nötron ve protonlarını bağlar.

    b)-Elektromanyetik Güç: atomları oluşturmak üzere elektronları çekirdeğe bağlar.

    c)-Gravitik Güç: Uzaydaki cisimleri belirli yörüngelerde tutar.

    Evrenin kozmolojik standart modeli 20.yy.’ın ilk yarısında önerilen Big Bang görüşünün mantıksal bir sonucudur. Bu model evren gözlemlerinin bütünlüğüyle uyuşan bir tanım sunmaktadır.

    Evrenin Kozmolojik standart modeli şu iki özelliği şart koşar:

    Gözlemlenebilir evren, yoğun ve sıcak bir evreden (Big Bang, tersinim teorisine göre genişim) doğmuştur. Bu evre sırasındaki bir işleyiş erişip gözlemleyebildiğimiz bölgenin homojen olmasını fakat aynı zamanda bazı istisnalar göstermesini sağlamıştır.

    Önerilen başka işleyişler olsa da bu, muhtemelen şişme (genişleme) şeklindedir.

    Güncel evren birçok madde türüyle doludur ki başlıcaları şunlardır:

    1)-Her çeşit elektromanyetik ışımayı temsil edici parçacıklar olan fotonlar.

    2)-Nötrinolar.

    3)-Atomları oluşturan baryonik madde.

    4)-Karanlık madde denilen, laboratuar ortamında üretileme-mişse de parçacık fiziğinde öngörülen, galaksilerin yapısından sorumlu olan, kendilerini oluşturan yıldızlar bütününden daha kütleli bir veya birkaç madde türü.

    5)-Karanlık enerji denilen, günümüzde gözlemlenen evrenin genişlemesinin hızlanmasından sorumlu olan ve muhtemelen kozmik şişme ile doğrudan ilgisi olmayan alışılmamış özelliklere sahip bir enerji türü.

    Astronomik gözlemlerin büyük bir kısmı evreni tanımlarken bu vazgeçilmez temel taşlarından yararlanmaktadır.

    Evrenin Kozmolojik standart modelinin üç temel taşı laboratuar ortamında gözlemlenmemiş fiziksel fenomenlere başvurmayı gerekli kılmaktadır ki bunlar kozmik şişme, karanlık madde ve karanlık enerjidir. Bu temel taşları ya da bunlardan birini yok varsayan tatminkâr hiçbir kozmolojik model yoktur.

    Devamı var.





  3. tersinim
    Devamlı Üye
    EVRENDEKİ İNCE AYARLAR


    Evrendeki ince ayarlar: Evrendeki tasarımsal ince ayarlar ve düzenler konusunda yoğunlaşan evren bilimciler ve teorik fizikçiler, evrendeki bu ince ayar ve düzenlerin şaşkınlık ve hayranlık uyandıran sayısız örneklerini bulmuşlardır.

    Evrendeki kompleksliği mümkün kılan kanunlarda hayret verici ancak bir mucize olarak nitelendirilebilecek fizik kanunları, çok üstün bir dehanın ürünü olan nice ince ayarlar vardır.

    Evren hayranlık ve şaşkınlıkla izlediğimiz hassas tasarımının kesinliğinde yaratılmış olmasaydı hiç bir canlı var olamayacak, canlılığını devam ettiremeyecekti.

    Evrenin, evren içinde yüzen dünyanın canlıların dolaysıyla insanın yaşaması için özel şartlara uygun olarak oluşturulduğu kesindir.

    Var oluşun her iki yanıtını da savunanlar bu konuda da hemfikirdirler. Buradaki sorun özel şartlara sahip bu oluşumun rastlantılarla meydana gelip, gelemeyeceğidir.

    Big Bang teorisine uzun yıllar karşı çıktıktan sonra fikrini değiştiren Sir Fred Hoyle'un sözleri, bu durumu şöyle ifade eder:

    -Big Bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirirler. Oysa Big Bang çok gizemli bir biçimde bunun tam tersi bir etkiyle maddeleri birbiriyle birleştirerek galaksileri oluşturacak hâle getirmiştir.

    Dikkat edilirse bu sözlerde düzensizlik meydana getirmesi gereken plansız bir patlama sonucu bir düzenin oluşması; o patlamanın gerçekliğiyle ilgili bir şüphenin de var olduğu ifade edilmeye çalışılır ama bu sözlerde aynı zamanda evrendeki bir düzenin varlığı da itiraf edilir.

    Hoyle, Big Bang gibi kontrolsüz olması gereken bir patlamanın düzenlilik oluşturmasının patlamanın kendisiyle çelişkili bir durum olduğunu, bu çelişkinin patlamanın gerçekliğiyle ilgili bazı şüpheleri de beraberinde getirdiğini ifade ederken bir bakıma haklıdır.

    Çünkü kontrolsüz bir patlamanın bir sırça saraya atılan bomba gibi etrafı tahrip etmesi, düzenleri bozup düzensizlik oluşturması gerekir.

    Hâlbuki Big Bang patlamasının oluşturduğu evrende şaşılacak kadar ince ve hassas bir düzen ve intizam vardır.

    Sanki her şey çok önceden hedeflenen bir amaca uygun planlanmış, her şey bu plana göre yerli yerinde var edilmiş, yerli yerinde oturmuş gibidir.

    Bu planlama sanki en baştan, patlamanın oluştuğu andan itibaren vardır.

    Sanki patlama bu amaç için gerçekleştirilmiştir.

    Bütün bu yazdıklarımızın Big Bang’i kabul etmeyip yerine Genişim Sürecini getiren tersinim teorisinin birer kanıtıdır. (Geniş bilgi için Big Bang bölümüne bakabilirsiniz)

    Bir materyalist olan Hoyle’nin ezelden gelip ebede giden durağan bir sonsuzluk olarak nitelediği evrende bir düzenin olması itirafı son derece ilgi çekicidir.

    * * * *

    Big Bang’in bir patlama olmadığı konusunda pek çok bilim insanı hemfikirdir.

    Ünlü bir fizik profesörü olan Paul Davies Big Bang sonrası evrendeki genişleme hızının ne kadar hassas ayarlanmış olduğunu hesaplamış ve inanılmaz bir sonuca ulaşmıştır.

    Bu sonuç evrendeki en baştan başlayıp kademe kademe olgunlaşıp gelişen planlı var oluşu bir kez daha kanıtlaması açısından hayli ilginç ve şaşırtıcıdır.

    Davies'e göre, Big Bang'in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda bile farklı olsaydı, hayata imkân sağlayacak bir yıldız tipi oluşamaz ve evrende canlılık ortaya çıkamazdı.

    Bu konuda Davies şöyle demektedir:

    -Hesaplamalar, evrenin genişleme hızının çok kritik bir noktada seyrettiğini göstermektedir. Eğer evren biraz daha yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti.

    Bu iki felaket arasındaki dengenin ne kadar iyi hesaplanmış olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir.

    Eğer patlama hızı gerçek hızından sadece milyar kere milyarda bir oranda farklılaşmış olsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşum olmalıdır.

    İşin daha da ilginç olan yönü ise Büyük Patlama ile ortaya çıkan fizik kurallarının aradan geçen 14 milyar yıllık zaman içinde hiç değişikliğe uğramamış olmasıdır.

    Bilindiği gibi kural, yasa ve ilkeler olduğu, oluştuğu olgular düzenli sistemlerdir. Düzensizliklerde kural yasa ve kurallar bulunmaz. Bu nedenle evrendeki düzenlilik gerçeği inkar edilemez.

    Oluşumun ilk anlarından zamanımıza kadar yaklaşık on dört milyar yıldan beri bu kurallar herhangi bir değişikliğe uğramadan geçerliliğini korumaktadır.

    Bu (her şeyin rastlantılar sonucu oluştuğu, planlayan ve oluşumları koruyan bir iradenin var olmadığı var sayılırsa) termodinamiğin ikinci kanununa tamamen aykırıdır.

    Eğer söz konusu planlayıcı ve koruyucu irade yok ise düzen ve kuralların zaman içinde bozulması, düzenlerin düzensizliğe, bozuma ve anarşiye doğru gitmesi gereKİR.

    Profesör Paul Davies’inde ifade ettiği gibi bu kurallar öylesine ince ve hassas hesaplar üzerine kuruludurlar ki, bugünkü değerlerinden mikromikrometrik sapmalar bile tüm evrendeki yapıyı ve düzeni ortadan kaldırabilecek hassasiyettedir.

    Paul Davies de bu akıl almaz incelikteki denge ve hesaplardan varılması gereken kaçınılmaz sonucu şöyle açıklar:

    -Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur. Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal denklemler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.

    Ünlü fizikçi Prof. Stephen Hawking de aynı fikirdedir. Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında evrendeki dengelerin aslında kavrayabildiğimizden çok daha ince hesaplar ve dengeler üzerine kurulduğunu belirtir.

    Hawking evrenin genişleme hızıyla ilgili şunları söyler:

    -Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.

    Aynı gerçek karşısında Amerikalı Astronomi Profesörü George Greenstein da, The Symbiotic Universe adlı kitabında şöyle yazar:

    -Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliriz. Oluşumda bir doğaüstü akıl ve bu aklın yönlendirdiği bir irade devreye girmiş olmalıdır.

    Bütün bu bilim insanlarının tersinim teorisinin temellerinden olan varoluşta genişim süreci varsayımımızla aynı görüşte olmaları bize kıvanç vermekte, teorimizin doğruluğu konusundaki güvenimizi artırmaktadır.

    Oluştuğu kesinlikle bilinen, en koyu materyalistler tarafından bile itiraf edilen evrendeki düzen gerçeği materyalist felsefenin yanıtlamaktan aciz kaldığı pek çok soruları gündeme getirmiştir.

    Materyalizm bu gerçeği rastlantılarla oluşmuş olaylardan zaman içinde iyi ve yararlı olanların seçimi ve bunların birikimiyle oluşmuş bir düzen olduğunu kabul ve iddia eder. iyi ve yararlı olanların seçimi kavramı evrim teorisinin en önemli mekanizması olan doğal seleksiyon olarak karşımıza çıkar.

    Hemen fark edileceği gibi bu iddianın temelinde bir mantık hatası vardır. Bu mantık hatası da rastlantılarla oluşmuş olay ve oluşumlardan iyi ve yararlı olanlar nasıl seçilmiştir sorusunu gündeme getirir.

    Materyalizm bu soruya, canlıların evrimi konusunda; canlıların savunma sistemleri gibi doğal mekanizmaları iyi ve yararlı olanların seçimini gerçekleştirir şeklinde yanıtlar ama bu seçimi cansızların nasıl becerdiği! Konusunda her hangi bir açıklamada bulunamaz.

    Böyle bir oluşumu cansız dünyadaki doğal seleksiyon olarak mı tanımlamak gerekecektir? Böyle bir tanımlamanın saçma olduğu açıktır. (Doğal seleksiyon bölümüne bakınız)


    Devamı var.





  4. tersinim
    Devamlı Üye
    EVRENDEKi DÜZEN RASTLANTI MI?

    Evrende üç yüz milyon galaksi bulunduğu zannedilmektedir. Galaksiler arasında da milyonlarca ışık yılıyla ifade edilebilen dev aralıklar, mesafeler vardır. Bir ışık yılı ise saniyede üç yüz bin km hızla giden bir ışık huzmesinin bir yılda alacağı yol demektir. Bu da yaklaşık dokuz katrilyon km’dir.

    İlginç olan aralarında korkunç denebilecek boşluklar bulunan bu galaksiler ve galaksileri meydana getiren milyarlarca yıldızın kütle çekimleriyle birbirlerine bağlanmış olması, bu bağlantıların son derece hassaslığıdır.

    Süpernova denilen dev yıldızların patlamaları sonucu uzaya savrulan göktaşları ayrı tutulursa bütün gök cisimleri hassas dengeler ve kurallarla birbirleriyle bağlıdır ve devamlı hareket halindedir. Bu dengeli ve kurallı hareketler evrenin bütünlüğünü kapsar.

    Daha da ilginç olan ise süpernova patlamaları sonucu uzaya savrularak serseri mayınlar gibi başıbozuk bir halde dolaşıp duran, kendilerinden daha büyük gök cisimlerinin çekimlerine kapılarak üzerlerine düşen, bir bakıma düzensizliği simgeleyen bu göktaşları yaşamın oluşma şartlarına çok büyük katkılarda bulundukları gibi ileri ki zamanlarda (tersinim teorisine göre gökcisimlerinin kütlelerini artırdıklarından) evrenin çökmesine de neden olacaklarıdır.

    Süpernova denilen dev yıldızların merkezlerindeki nükleer fırınlarda oluşan ağır elementler bu yıldızların patlaması sonucu sağa sola savrulan göktaşlarıyla evrenin çeşitli bölgelerine gitmekte, buralarda dünyamız gibi sert kabuklu, yaşama uygun gezegenlerin oluşmasına sağlamaktadır.

    Bir bakıma evrendeki düzensizlikler bile bir düzen içerir ve yaşamın oluşma planına (yaşamsal uygunlukların olmazsa olmazlarına) çok büyük katkılarda bulunur.

    Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşlukların canlı hayatının var olabilmesi için zorunlu olup olmadığı sorusuna verilen yanıt çok önemlidir.

    Yapılan araştırmalar gök cisimleri arasındaki ilişkilerin yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu, çok hassas hesaplar, yapılar ve dengeler içerdiğini göstermektedir.

    Bu devasa mesafeler gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler son derece kritiktir. Bu nedenle yaşamsal uygunlukların önemli bir parçasıdır.

    Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar dünya gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafedir.

    Ünlü biyokimya profesörü Michael Denton da, Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şöyle yazar:

    -Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları idealdir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi.

    Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından fırlatılan maddeler o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekân olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki mesafe, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Bu uzaklıklar son derece kritiktir.

    Prof. George Greenstein da bu akıl almaz büyüklükle ilgili, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar:

    -Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebula denilen bulutsularda ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu.

    Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu.

    Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan "ben" olmazdım Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.

    Greenstein kitabında bunun nedenini de açıklar. Evrendeki büyük boşluklarla bazı fiziksel değişkenler yaşamsal uygunlukların şekillenmesine sağlamaktadır.

    Yaşamsal uygunlukların şekillenmesi ise yaşamın devamlılığı amacına yöneltilmiş pek çok harika sistemlerin oluşup bir araya gelme nedenidir.

    Ayrıca evrendeki katrilyonları bulan cisimler arasındaki boşluklar bu cisimlerin birbirleriyle çarpışmalarını, evrenin bir kaos ortamına sürüklenmesini de önler.


    Devamı var.


  5. tersinim
    Devamlı Üye
    GÜNEŞ SİSTEMİ NEDİR?

    Ekolojik düzeni yaşamın oluşması ve devamı için gerekli olan olmazsa olmazların bütünselliği olarak tarif edersek maddi düzenlerin de bu bütünselliğin içinde olduğunu, en önemli olmazsa olmazları içinde barındırdığını hemen fark ederiz.

    Örneğin Dünyamızın kendine özel yapısı kadar diğer gezegenlerin konumları, kütleleri de bu düzenin bir parçasıdır.

    Onlardan birinin olmaması; kütle, konum, ya da yoğunluğunun değişmesi bu düzeni rahatlıkla alt üst edebilecek kadar önemlidir.

    Ekolojik düzen konusunda Darwin şunları yazmaktadır.

    -Yaşam doğadaki her şey gibi bir denge kurmaya eğilimli güçlerin sürekli etki ve tepkisiyle var olur ya da buna bağlıdır ve bu eğilim herhangi bir değişmeyle hafifçe bozulursa yaşamsal güçler kuvvetlenir.

    Tersinim teorisi varoluşu bir bütün olarak görür. Canlılık ve cansızlık olarak ayırım yapmaz.

    Bu nedenle ekolojik düzen canlılığıyla cansızlığıyla tüm evreni kapsar.

    Yaşamsal uygunluklar bu büyük düzenin sonucudur. Tersinim teorisine göre tüm kâinat dolaysıyla güneş sistemi ve dünya özeldir.

    Evrenin oluşumdan sonra ne kadar hassas dengeler içerdiğini gerektiği gibi anlamak için evreni dolduran milyarlarca galaksiden ve bu galaksileri meydana getiren katrilyonlarca yıldızlardan hakkında en çok bilgi sahibi olduğumuz bir yıldızı ve onun oluşturduğu sistemi örnek vereceğiz.

    Bu yıldız yukarıdaki bölümlerde hakkında bilgi vermeye çalıştığımız Güneşâ€™tir.

    Aşağıdaki bölümlerde bir bakıma Güneş ve sistemin rastlantılarla oluşup oluşamayacağı sorusunun yanıtını arayacağız.

    = = =

    Daha öncede belirttiğimiz gibi Güneş tek proton ve tek elektronu bulunan hidrojen gazının iki proton ve iki elektronu bulunan helyum gazına dönüşmesiyle orta çıkan füzyon enerjisiyle parlamakta, bu enerji ile dünyamıza hayat vermektedir.

    Füzyon enerjisi ise güçlü nükleer kuvvetin birincisidir. Bu nükleer kuvvet evrendeki en güçlü kuvvettir. Muazzam gücünü hidrojen bombalarında sergiler.

    Bu enerji kaynağı, Güneş'in 4.6 milyar yıldan bugüne dek tükettiği ve bundan sonra da tüketebileceği hesaplanan 5 milyar yıllık yakıtı sağlamaktadır.

    Güneş Samanyolu galaksisinin oluşturduğu sarmalda dışa yakın bir konumda bulunan orta büyüklükte bir yıldızdır.

    Dokuz (son kabul edişe göre sekiz) gezegeni, bu gezegenlerinde atmış bir uydusu vardır. Bütün bunlar güneş sistemini meydana getirir.

    Üzerinde yaşadığımız ve Dünya ismini verdiğimiz gezegen Güneşe yakınlık sırasına göre üçüncü gezegendir.

    Yirmi üç buçuk derece eğimle hem kendi etrafında, hem de güneşin etrafında dönmektedir. Güneşin etrafında dönerken oluşturduğu yörünge bir elips şeklindedir. (Geniş bilgi için Dünya bölümüne bakınız)




    Güneş Sistemi'ndeki bu muhteşem dengenin yanı sıra, üzerinde yaşadığımız Dünya gezegeninin bu sistem ve genel olarak uzay içindeki yeri de, yine kusursuz bir yaratılışın varlığını göstermektedir.

    Son astronomik bulgular, sistemdeki diğer gezegenlerin varlığının, Dünya'nın güvenliği ve yörüngesi için büyük önem taşıdığını göstermiştir.

    Jüpiter'in konumu buna bir örnektir.

    Güneş Sistemi'nin en büyük gezegeni olan Jüpiter, varlığıyla aslında Dünya'nın dengesini sağlamaktadır.

    Astrofizik hesaplamalar, Jüpiter'in bulunduğu yörüngedeki varlığının, sistemdeki Dünya gibi diğer gezegenlerin yörüngelerinin istikrarlı olmasını sağladığını ortaya çıkarmıştır.

    Jüpiter'in Dünya'yı koruyucu ikinci bir işlevini ise, gezegen bilimci George Wetherill Jüpiter Ne Kadar Özel adlı bir makalede şöyle açıklar:

    -Jüpiter'in bulunduğu yerde eğer bu büyüklükte bir gezegen var olmasaydı, Dünya, gezegenler arası boşlukta gezinen meteorlara ve kuyrukluyıldızlara yaklaşık bin kat daha fazla hedef olurdu

    Eğer Jüpiter olduğu yerde olmasaydı, şu anda biz de Güneş Sistemi'nin kökenini araştırmak için var olamazdık.


    Devamı var.


+ Yorum Gönder