+ Yorum Gönder
Eğlence ve Muhabbet ve Forumda Başlığı Olmayan Konular Forumunda Bir semai kahvehanesinin açılması Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Bir semai kahvehanesinin açılması








    BİR SEMAVİ KAHVESİ'NİN AÇILMASI İLE İLGİLİ BİLGİ

    1826'dan sonra İstanbul'un kültür dokusunda görülmeye başlanan semai kahvehaneleri, eski zamanın şiir ve mûsiki hayatına kucak açarak

    halk espri ve edebiyatına bir hayli hizmet etmiş kültür ve sanat yuvalarıdır. Saz şairlerinin bu mekanlarda halk edebiyatının örneklerinden olan "semai" okumalarından dolayı bu adı almış olan semai kahvehanelerinin önemli özelliklerinden biri de sadece Ramazan ayına has oluşlarıydı.

    Bir sengine Acem mülkü feda edilen şehr—i İstanbul'un tevhidi simgeleyen minarelerinden "hoş geldin ya Ramazan" mahyasının görülmesiyle açılan bu şark mekanları, "elvedâ ey mâh—ı gufrân" sözlerinin hüzünle dillerde dolaştığı arefe günü akşamı kapanırdı.

    Gündelik hayatın temel sanat ve eğlence kurumları arasında ön safta yer alan ve özellikle avam halkın gelenekle yoğrulmuş hoşça vakit geçirme ihtiyacına cevap veren bu semai kahvehaneleri, diğer ayak takımının toplandığı yerlerden oldukça farklıdır. Kendine özgü bir edebiyatın gelişmesine zemin hazırlayan bu mekanlar dönemin yapısına uygun olarak halk arasında oldukça ün salmış mani, semai, koşma ve destan okuma ustaları yetiştirmiştir.

    İnsanı büyüleyen mekanlar

    Bir semai kahvehanesinin açılması, düzenlenip tezyin edilmesi tamamen ciddi bir birikim ile yılların getirdiği bir geleneğin yoğrulmasıyla ortaya çıkıyordu. Bunların iç dekorasyonunu müşterilerin ilgisini çekip takdirini kazanacak şekilde yapmak ustalık ve tecrübe isteyen ayrı bir hüner işi idi. Bu nevi kahvehaneler, içinde gerçekleştirilen kültür ve sanat faaliyetlerinden çok, iç tezyinatlarının muhteşemliği ile meşhur olur, kimi süslemeleri halk arasında dilden dile dolaşarak âdeta kahvehanenin reklamı yapılırdı.

    Bu kahvehanelerin süslemeleri genellikle tulumbacı ve kayıkçılar arasından çıkan tecrübeli alaylı sanatçıların hünerli elleriyle gerçekleştirilirdi. Bu sanatçılar, bütün maharetlerini ortaya koyarak yaptıkları birbirinden orijinal süslemelerle kahvehaneden içeri adımını atan müşterileri tesir altına alıp, hayran bırakırlardı.


    Bir semai kahvehanesinin.jpg

    Semai kahvehanelerinin son işleticilerinden olan Üsküdarlı Destancı Vâsıf, bu nostaljik şark mekanlarının iç dekorasyonunu şöyle anlatır:

    "Semai kahvehanesini işletecek kimse surre alayının uğurlanışının ertesi günü (Şaban ayının ortaları) hazırlanmaya başlardı. Elvan kağıtlarından zincirler ve güller yapılır ve kahvehanenin tavanı, tek tahtası bile görünmeyecek kadar güllü göbekler, yahut beşik örtüsü tarzında kağıt zincirlerle donatılırdı. Bir köşede çalgıcılara mahsus yerler ayırılır, buraya yerden yüksek bir set yapılır ve Kız Kulesi, Fenerbağçesi gibi güzel resimler asılırdı. Ayrıca üç dört tane büyük ayna asılır, bu resimlerin ve aynaların etrafı da rengarenk kağıt güller ve zincirlerle süslenirdi."

    Bir semai kahvehanesinin açılış merasimi

    Bir semai kahvehanesi daima geleneksel bir merasimle açılır ve açıldıktan sonra da ilk olarak bir başka semtin semai kahvehanesinin takımı (manicisi, semaicisi, destancısı, koşmacısı) davet edilirdi. Davul, zurna, çifte nakkare ile karşılanan misafirler, izaz ve ikram ile içeri alındıktan sonra merasim başlamış olurdu.

    Davet edilen ya da davet olunanlardan biri, ortaya bir beyit, bir kıt'a okur, yahut bir tekerleme, cinas, şaşırtmaca atar; semailere, manilere ağır ağır refakat eden klarnetin sesi durdu mu, bu defa karşı tarafın irticalen cevap vermesi, altta kalmaması, susup küçük düşmemesi lazım gelirdi. Eğer işler yolunda gider her iki taraf boy ölçüşmekte berabere kalırsa çoğu zaman olduğu gibi hoşça dağılınır; fakat bazen de taraflar birşeyi bahane ederek çıngar çıkarır ve birbirlerine girerek iş kahvehanenin kapatılmasına kadar varırdı.

    Semai kahvehanelerine giriş paralı idi. Tarifede 20 para yazmasına karşılık bu parayı vermek o zamanın âdetlerine göre ayıp sayılırdı. Buna ilaveten bir de bahşiş eklenirdi.

    Bu kahvehanelere "şâb—ı emred", yani yüzüne ustura değmemiş kadar küçükler hariç tulumbacısından kayıkçısına kadar avam tabakadan herkes geldiği gibi, kibar ve ricalden de nice kimseler gelirdi. Her gelen, kahveciye ve etrafa usulden selamını vererek bir köşeye oturur ve gece boyu söylenenleri dikkatle dinleyerek okuyanları takdir ve taltif ederlerdi.

    Bu kahvehanelerin renkli simalarından biri de çığırtkanlar olurdu. Tulumbacılar arasından itinayla seçilen bu çığırtkanlar karizmatik şahsiyetleriyle kahvehaneye ayrı bir hava verir, aynı zamanda kahvehanedeki şiir ve musiki faaliyetlerinin ateşleyicisi olurlardı.

    Kendi aralarında mektepli ve alaylı diye ikiye ayrılan manicilerin mani söyleme faslını sırayla koşma, semai, destan, kalenderiler takip eder ve gece neşve içinde sona ererdi.

    Cenab Şahabeddin'in hayranlığı

    Önceleri aşık tarzının egemen olduğu bu kahvehanelerde II. Abdülhamid döneminden (1876—1909) itibaren alafranga müzik zevki gelişmeye başladıysa da, buraların esas tarzı her devirde özelliğini koruyan manilerle destan okunması olmuştur. Yaklaşık bir saat süren ve ustalık ile kıvrak zeka gerektiren karşılıklı mani okuma, atışma—taşlama, tezhil—hiciv şeklinde olurdu. Özellikle her maniye karşı bir mani okunması bu kahvehanelere özgü eğlence türüne ayrı bir heyecan ve gerilim katardı.

    Musahipzâde Celal Bey hatıratında, Cenab Şahabeddin ve arkadaşlarıyla Ramazan geceleri sık sık Beyazıt'taki semai kahvesinin karşısındaki muhallebici dükkanına gidip mani atışmalarını, destanları ve semaileri zevkle dinlediklerini anlatıyor.

    Celal Bey, Cenab Şahabeddin'in tıbbiye son sınıfta okuduğu için üzerinde taşıdığı tıbbiye mektebi üniformasından dolayı semai kahvesine giremeyip mecburen karşıdan dinlediklerini belirttikten sonra mani söyleyenlerin keskin zekalarıyla buldukları kafiyelerin Cenab'ı mest edip hayretler içinde bıraktığını ifade ediyor. Yine Cenab Şahabeddin'in not defterini çıkarıp manileri kaydettiğini ve yumruğunu deftere vurarak "Bu adamlar okuyup yazsalardı neler söylemezlerdi" diye heyecanla haykırdığını da söylüyor.

    Muamma çözmek

    Semai kahvehanelerinin programında yer alan en orijinal ve heyecanlı bölümlerden biri de muamma çözmekti. Çözülmesi istenen muammalar (bilmeceler) manzum olarak yazılıp süslü bir çerçeve ile kahve duvarına asılır ve çözülene kadar orada asılı kalırdı. Eğer Ramazan sonuna kadar çözülemezse bunu asan ve mükafat koyan aşık tarafından cevaplandırılıp konulan mükafat alınırdı. Fakat sadece bu muammayı çözmek yeterli olmaz, aynı zamanda bunu yazıp kahve duvarına asan şairi de şiirle mat etmek gerekirdi.

    Dönemin ünlü muammacılarından Zil İzzet'in kahve duvarına astığı muammalardan biri şöyledir:
    Geçen bir nesne gördüm sallanır bîruh durur

    Kim ona el vurursa kuyruğu ile sallanır

    Bunun canlı oluşu dar dibinden bağlıdır

    Bu muamma değil lakin bir ağacın dalıdır.

    İste size beyin jimnastiği için güzel bir fırsat, biraz zekanızı zorlayın. Ama neyse ben sizi fazla uğraştırmadan bu muammanın cevabını söyleyeyim: Kayık küreği.

    Bir asırlık musiki ve şiir mekanlarının sonu

    İçtimai müesseseler hakkında araştırmalarıyla tanınan Osman Cemal Kaygılı, yaklaşık bir asra yakın İstanbul'un musiki ve şiir kültürüne renk katıp Ramazanları şenlendiren bu semai kahvelerinin fonksiyonu hakkında şu değerlendirmede bulunuyor:

    "Tanzimat'la beraber divan edebiyatı nasıl karakterini kaybetmiş ve daha sonra nasıl durmuşsa, âşık tarzı denilen saz şiiri de yine Tanzimat'la birlikte hayli gevşemiş ve biraz daha zaman geçince aşıklar kahvelerinden semai kahvelerine sığınarak oralarda aslını muhafaza etmekle beraber şeklini çok az değiştirmek suretiyle devam edebilmek imkanını bulmuştur."

    Evet, 19. yüzyılda İstanbul'un kültür dokusunda yer edinen ve en görkemli dönemini II. Abdülhamid döneminde yaşayıp Ramazanla özdeşleşen bu semai kahveleri, II. Meşrutiyetin ilanından sonra duraklama ve çok kısa sonra da gerileme dönemine girmiş ve I. Dünya Savaşı yıllarında da birçok güzel gelenek gibi tamamen sırra kadem basmıştır.








  2. DİLAN
    Üye





    Osmanlı Devleti döneminde kahvelerin farklı havaları vardı. Günümüz kahvelerden farklı amaç taşıyan kültür, bilgi mirası içeren zenginlikleri ile faaliyetlerini sürdürürlerdi.




+ Yorum Gönder