+ Yorum Gönder
Bilgi Arşivi ve Genel Bilgiler Forumunda Olimpiyat Tarihi Hakkında Bilgi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Olimpiyat Tarihi Hakkında Bilgi








    olimpiyat tarihi hakkında bilgi kısaca







  2. Dilan
    Devamlı Üye





    Olimpiyat Tarihi Hakkında Genel Bilgi

    Dünya’nın En Büyük Spor Olayı” olarak kabul edilen olimpiyatların tarihi karanlık çağlarına dayalı olup, gerçeklerle efsanelerin birleşimi ve duygularla abartıların karışımından oluşan bir sis tabakası ardında gizlenmiş gibidir. MÖ XIV. yüzyıla kadar uzandığı tahmin edilen ve Yunanistan’ın Olympia yöresinde başlayan bu olay (MÖ 776 yılından itibaren tarihi kesin olarak tutulmaya başlandı) 12 asır, hiç ara verilmeden, her dört yılda bir yapılarak, bir süre Yunan yarımadasının, daha sonraları da Yunanistan’ı ele geçiren Romalılar yoluyla tüm Roma İmparatorluğu’nun katılması ile devam etti.

    olimpiyat-tarihi-11.jpg

    Tanrılar veya yöresel bir kahraman adına yapıldığı tahmin edilen bu büyük şölenin, ilkel de olsa, mutlaka dine dayalı bir başlangıcı bulunuyor. MÖ 776 yılında yapılan ve I. Olimpiyatlar olarak adlandırılan bu oyunların programında yer alan ve 192 metrelik sahanın boyuna eşit “Stadion” olarak tanımlanan yarışmanın galibi Coroebus da ilk Olimpiyat Şampiyonu’dur. Geleneklere göre, her Olimpiyat Oyunu bu yarışı kazanan atletin adı ile anılıyor.
    Zamanla, yarışma sayısı artırıldı, program bir günden beş güne kadar uzatıldı. XIV. Olimpiyatları’ndan sonra, sahanın geliş-gidişini kapsayan bir yarış eklendi, sonraları da mesafe koşuları, boks, güreş, boks ve güreş karışımı “Pankration”, “Pentatlon” denen 5′li yarışma, zırhları ile yarışan askerlerin koşuları ve atlı araba yarışları ile program genişletildi.

    Klasik Olimpiyatlar’da kadınlara yer yoktu. Kadınlar, sahada seyirci olarak dahi giremiyorlardı. Ama, zamanla, Olimpiyatlar sırasında, ancak olimpiyat alanı dışında olmak üzere Tanrıça Hera adına bayanlar için yarışmalar düzenlendi.

    Olimpiyat Oyunları’nın ilk 600 yılı içinde, Yunan günlük hayatının vazgeçilmez unsuru olan kölelerin yarışmalara katılmasına izin verilmedi ve yarışmacıların tamamı Yunan kanından gelenler arasında seçildi. Yunan yarımadasının Romalılar eline geçmesi ile durum değişti ve İmparatorluk sınırları içinde yaşayan herkese Olimpiyatlar’a katılma hakkı tanındı. MÖ 146 yılında başlayan bu hareket sonunda, o zamana kadar genellikle Peloponez yörelerinden gelen Olimpiyat şampiyonları, zamanla, “Küçük Asya” denen Anadolu’dan gelenlere boyun eğdiler.

    Amatörlük
    Amatör kelimesi eski Yunanistan’da yeri olmayan bir kavram. Bildiğimiz “atlet” ise, sözlük anlamında “bir ödül karşılığı yarışan kişi” olarak tanımlanıyor. Bu nedenle de olimpiyatlarda şampiyon olan sporcu, sadece bir defne dalı almakla kalmadı, zamanla bir şampiyon, aldığı hediyeleri satması sonucunda, Atina’da üç ev alabilecek bir finans kaynağına sahip olabildi.

    Olimpiyat oyunları anılırken, temsil ettikleri kent/devletin de adının geçmesi, Yunanistan’da çeşitli yörelerin şampiyonları kendi kentlerine çekmek için büyük ödün ve ödüller vermesi sonucunu doğurdu.
    Klasik olimpiyatlarda da büyük şampiyonlar çıktı, beş ayrı olimpiyatta beş kez şampiyon olanın yanısıra, dört olimpiyat oyunlarında üç ayrı yarışmayı kazanıp sonunda 12 kez olimpiyat şampiyonu olanlar da tarihe geçti.
    Sporun beden için olduğu kadar kafa için de yapılması gerektiğine inanan Yunanlıların aksine, olimpiyat oyunlarına MÖ 146′da sahip çıkan Romalılar, bu olayı bir gösteri ve eğlence olarak kabul edip olimpiyatları Roma’ya taşımak istedi ve MÖ 80 yılındaki 175. Olimpiyatlar Roma’da yapıldı.

    Bütün bu olumsuz tutumlara karşın, olimpiyatlar, Olympia’da devam etti. Fakat, Roma’nın Hristiyanlığı kabul etmesinden sonra, ilkel dini bir tören olarak kabul edilen olimpiyatlara hücum devam etti ve sonunda klisenin baskısı ile Roma İmparatoru II. Theodosius, MS 393 yılında olimpiyatların yapılmasını yasakladı. Olympia’daki mabetler yaktırıldı, binalar kiliseye verildi. Olympia’daki fildişi ve abanozdan yapılan çok eski ve değerli eşyalar ve Zeus’ün altından yapılan heykeli Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a götürüldü ve bütün bu kıymetli eşyalar MS 476′daki büyük yangında yandı.






+ Yorum Gönder