+ Yorum Gönder
Rüya Tabirleri ve Genel Rüya Tabirleri Forumunda Eski medeniyetlerde ve tarihte rüya Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mesport
    Moderators

    Eski medeniyetlerde ve tarihte rüya








    Eski medeniyetlerde ve tarihte rüya


    Eski çağlardan beri insanlar rüya konusuna özel bir ilgi duymuşlardır. Bilhassa eski medeniyetlerde rüyalara, ilahi mesajlar gözüyle bekılmıştır. Bu nedenle hemen tüm eski medeniyetlerde rüyaların tapınak rahipleri ve kahinlereyorumlattırıldıkları görülür.

    İlk rüya yorumcularının ne zaman ortaya çıktıkları da belli değildir. Ancak Babil’in kahinlerinin büyük ün yaptıkları bilinmektedir. Eski Mısırlıların da papirüse yazılmış bir rüya tabirnamesi bulunmuştur. Bu medeniyetlerde kahinler rüya yorumlareında büyük başarı kazanmışlardır. Eski Yunanlıların rüya tabiri bilgisini Sümer ve Esk Mısırdan aldıkları düşünülmektedir. Bu arada Hindistan ve Çin de bu konuya değer vermişlerdir. Çin İmparatorluğu’nda sarayda astrologlar, bakıcılarla birlikte rüya yorumu yapanların da bulunduğu bilinmektedir.

    Günümüzde parapsikoloji biliminin bir kolu sayılan Oniromansi; yani “rüya aracılığıyla geleceği bilme” geçmiş çağlarda büyük bir ilim kolu olarak saygı görmüştür. Rüya yorumlayabilmek, sadece bilgi türü olarak görülmemiş, basiret de dediğimiz kalp gözü sahibi olmakla, yani sezgisel bir zekaya ve temiz bir iç dünyasına sahip olmakla ilişkilendirilmiştir.Çoğu medeniyetlerde açık rüyalar görmek ve rüya yorumlamak kutsallıkla alakalıdır.

    Sümer kayıtlarına göre, bu medeniyette Tanrı’nın, insanlara yapacakları işleri rüyalarda bildirdiğine inanılıyordu. Bir işi yapıp yapmamak konusunda kararsız olan insanlar, Tanrıların isteğini öğrenmek için bir kurban kesiyor ve rüyaya yatıyorlardı. Sonra gördükleri rüyayı tapınak rahibine yorumlattırarak Tanrı’nın isteğini anlamaya çalışıyorlardır. Rüyalar, kimin kral olacağını da gösteren bir işaret sayılıyordu. Mesela Sümer Kralı Urzababa’nın yanında çalışan Sargon, gördüğü rüyayı Krala söyleyince, Kral “Benim yerime kral olacak” korkusuyla Sargon’u öldürmek istiyor.

    Sümer inancında İslamiyette de gördüğümüz, Allah’ın melekutu, arşı ve levh-i mahfuz gibi kavramlara rastlanıyor. Bu inanca göre alemlerin yönetiminde görevli melekler -belki de daha sonra tanrılaştırıldılar- göksel bir kitaptan aldıkları bilgiye göre geleceğe biçim veriyorlar Bu arada gelecekle ilgili planlarda insanlara düşen görevleri rüyalar vasıtasıyla onlara bilgidiyorlar. Mesela Lagaş Kralı Gudea (İÖ 2250) Eninnu mabedinin yapılmasıyla ilgili 1400 satırı kapsayan iki silindir kitabe yazdırtmış. Bu tablet üzerinde, yapılacak mabedin planı bulunuyormuş.

    Benzeri hikaye Tevrat’ta da geçiyor. Özellikle Hz. yusuf’un rüyaları ve Eski Mısır Firavununun rüyasını yorumlaması, rüyların ilahi birer mesaj ve gelecekten haber veren işaretler olarak kabul edildiğini gösteriyor. Yine Tevrat’ta, (Hezekiel 4:1-2)’de “Sen de Ademoğlu, kendine bir tuğla al ve onu önüne koy ve üzerine bir şehir çiz, Yeruşalim’!” deniyor.

    Bütün kadim medeniyetlerde insan eliyle yapılan her şey, ilahi planın parçası olarakgörülmektedir. İnsan, ortaya koyacağı eserleri, ya rüya ya ilham şeklinde bilinçli yada bilinçsiz olarak “İlahi planldan” alır.

    Bunun benzerini Osmanlıda da görebiliriz. Gerek Osman Gazinin Şeyh Edebali’nin dergahında gördüğü rüya üzerine buraya yerleşip, Osmanlı beyliğin kurması, gerek Kanuni ve Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camisini inşa edeceği yeri ve caminin planını rüyasında Peygamberimizden alması, bu çerçevede anlaşılabilir. Eski medeniyetlerde insan, altında uzanan doğa ile üerinde yükselen Kutsal alemler arasında her ikisiyle irtibatlı ve ilişkili bir medeniyet yükselttiği inancındadır. Bu nedenle beşeri olan, doğal ve kutsal olandan kopuk değildir. Rüyalar da, kutsal alemlerle doğal şekillerin birbirine bağlandığı anlam yüklü görüntülerdir. İnsanın medeniyeti rüyadan manevi alemlerden apayrı değildir. Aslında günümüzde de bu gerçek değişmiş değildir. İster bilinçli ister bilinçsiz olsuni her eser bir “aydınlanma ve esinlenmenin” ürünüdür. Bazen bunun farkına varmamız için, hatırladığımız “rüya”larla esinleniriz. Nitekim aatom modelini çizen Niels Boıhr veya benizinin molekül yapısını çizen kimyager, Friedrich August kekule’nin rüyaları bilim dünyasının dahi ilhamlarla ilerlediğine birer numunedir. Yine sahnat dühnyasına da ilham veren rüyalar meşhurdur. Rüchard Wagner “Tristan ve İsolde” adlı opresının; G. TArtini’nin “Şeytan Sonatı”nın meydana getirilişinde rüyaların ilhamı olduğu anlatılmaktadır. Rğyalar, gönle doğan ilhamladan belki de sadecehatırlanan bir kısmını oluşturmaktadır. Belki gün boyunca yaptığımız birçok işte ortaya koyduğumuz eserde, farkında olmadığımız esinlenmelerin ışığını yansıtmaktadyız.

    Bu inanışın hemen bütün medeniyetlerde geçerli olduğujnu görmek mümkündür. Eski çağ Yunanlıları da rüya gören bir insanın tanrılarla temasa geçtiğini inanmışlardır. Söz gelimi Homeros’un İlyada’sında rüyalar “tanrılardan mesaj” olarak ele alınmıştır.

    Ancak sonraki yüzyıllarda bu medeniyette kutsallık, doğa ve insan birbirinden koparılmıştır. Buna rağmen rüyalar öneminden bir şey kaybetmemeiştir. Hippkrates, Aristoteles ve Galenus rüyaların bazen gelecekteki hastalıkların habercisi olan fizyolojik bilgiler içerdiği öne sürmüşlerdir. Artemidoros da Yunanca ‘oneiros’ ‘düş’ ve ‘kritikos’, ‘eleştiri’ sözcüklerinin birleştirdiği yapıtında binlerce rüyayı belgelendirip yorumlamış ve rüyalardaki simgelerin evrensel bir anlam içerdiklerini ileri sürmüştür.








  2. ismail eski
    Devamlı Üye





    geçmişten günümüze insanlar rüyalarını her zaman bir din adamına ya da alime bilgine bazen filozofa yorumlatmışlardır ve yine gelmiş geçmiş en iyi rüya yorumcusu Hz. Yusuf'tur




+ Yorum Gönder


eski medeniyette