+ Yorum Gönder
Güncel Konular ve Günün Şiiri Forumunda Günün Şiiri Şairin Görevi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Günün Şiiri Şairin Görevi








    ŞAİRİN GÖREVİ

    Niçin sürgünsün şair yaşadığın toplumda?
    Işıksız bir karmaşadır siyasal partiler,
    Bir yararı olur mu şu tasasız ruhuna?
    Çiçeğe durmuş şiirin sararıp soluyor;
    O boğucu, kirli havalarında onların,
    Güzelim buhurların, günnük kokuların;
    Şaşırıyor yolunu soluklarını duyunca.
    Köle ruhlu kavgalarında senin yüreğin,
    Çimeni gibidir yaşadığımız kentlerin
    Gelip geçenlerin ayaklarının altında.

    Halkın ve kral, dumanlı, sisli başkentlerde
    Nasıl çarpışıyor iki ölümcül güç gibi,
    Duymuyor musun seslerini dehşet içinde,
    Sen ey toprağına tohum serpiştiren çiftçi!
    Sen ey şair, sen ey usta, kapat kulağını!
    Bu şamatanın sana hiçbir yararı var mı?
    Gürültünün patırtının içinden gelen
    Bu insanların arasında asla yer alma!
    Dizelerde tanrıya şarkılar söyleyen sen
    Uzak dur, uzak dur, onlara sakın karışma!
    Arınmış ruh, şarkını göklerde meleklerin
    Verdiği huzurlu, barışçı konserde söyle!

    Sen ey kutsal çiçek, sen de gidip çöllerin
    Engin gökleri altında serpilip büyü!
    Sen ey düşsever insan, sığınakları ara!
    Gizli mağaraları, barınakları ara!
    Unutuşa kanat aç bulmak için sevdayı,
    Sessizliğe koş eğer işitmek istiyorsan
    Gökten gelen o sevecen ve o ciddi sesi,
    Loş yerlere koş gönü görmek istiyorsan.

    Haydi ormanlara git, haydi sahillere git!
    Kendi tatlı şarkını oralarda bestele!
    Yaprakların ve gök gibi mavi dalgaların
    Şarkılarıyla, ilahileriyle birlikte.
    Tanrı seni bekliyor kutsal bir yalnızlıkta;
    Tanrı ne çokluklarda, ne kalabalıklarda;
    İnsan küçüktür, nankördür ve beyhudedir.
    Her şey kırlarda titreşir, kırlarda ah çeker.
    Doğa büyük bir çalgıdır, büyük bir lirdir,
    Şair ise o büyük lirin kutsal yayıdır.


    Fırtınalarımızdan çekil ey bilge kişi!
    Bu imparatorluk ki tehlikeli sularda,
    Yol alıyor, ne dümeni var ne pusulası
    Sen sakın aldanma, sen sakın kanma ona!
    Bu gemi senin için bir aralık ayında,
    Bir balıkçının kurutmak için ağlarını
    Gerdiği odasının en ücra köşesinden,
    Uğursuz bir gürültüyle gece karanlıkta,
    Ürperen ve yana yatmış direkleriyle,
    Geçişini duyduğu bir gemi gibi olmalı.



    II.
    Çok yazık! diyor şair, yazık, hem de çok yazık!
    Ben suların ve ağaçların sevdalısıyım;
    Onların mırıltıları, fısıltılarıyla
    Yoğruldu, olgunluğa erişti yetkin aklım.
    Kin, nefret yoktur evrenin yaratılışında.
    Engeller yoktur onda, zincirler yoktur onda.
    İyilik doludur çayırlar, dağlar, tepeler;
    Gülleri, çiçekleri anlatır bana güneşler;
    Doğada, uçsuz bucaksız bir huzur içinde
    Ruhum dört bir yana ışıklarını saçar.

    Seviyorum seni, seviyorum kutsal doğa!
    Senin içinde eriyerek sen olmak da var;
    Oysa serüvenlerin yaşandığı bu çağda
    Herkes kendini başkasına tutsak kılıyor.
    Her düşünce bir güçtür, her düşünce kuvvettir.
    Tanrı özsuyunu kabuklar için yaratır,
    Yeşermiş, çiçek açmış dalları kuşlar için,
    Ovadaki bitkiler, otlar için dereleri,
    Dolu kadehleri dudaklarımız için,
    Akıllar için düşünürü, bilge kişiyi.

    Tanrı böyle istiyor çelişkili zamanlarda,
    Herkes çalışır ve herkes bir hizmet sunar.
    Kardeşlerine dönüp de "Ben artık çöle
    Gidiyorum" diyenlere yazıklar olsun!
    Kinler, nefretler, rezillikler şu şaşkın,
    Huzursuz halkın yakasına yapışmışken
    Ne ayıp ayakkabısını giyip gidene!
    Hiçbir işe yaramayan bir şarkıcı gibi
    Kentin kapılarından apar topar tüyen,
    Kırık dökük düşünüre yazıklar olsun!
    Daha güzel günleri hazırlamak için şair
    Karanlık günlerde, kötü günlerde gelir.
    Ütopyaların, düşsel ülkelerin adamıdır;
    Ayakları burada, gözleri başka yerdedir.
    İster yersinler onu, ister övsünler, ne gam!
    O peygamberler gibidir, her an, her zaman
    Ve her yerde, içine her şeyi sığdırdığı,
    Elinde salladığı bir meşale gibi
    Geleceğimizi, güzel günleri aydınlatır.

    Halklar sıkıntıya düştüğünde onları görür,
    Hep aşklarla dolup taşar tüm düşleri.
    O düşler ki nesnelerin ona fırlattığı
    Gölgelerin, karanlıkların ürünüdür.
    Alay etsinler onunla, varsın etsinler,
    O düşünmeyi sürdürür ve kitlelerin
    İşitmediği şeyi sessizliğe kaydeder.
    Kimileri küçümser, görmezden gelir onu
    Bu boş insanların sözlerine güler geçer,
    Kahkahayla güler ve sessiz sessiz düşünür.

    Uğultularını ve hıçkırıklarını
    Dalga dalga kumsallara yayan kalabalık,
    Bir okyanus gibi düşlerimizin üstüne
    Kuşkuyu ve alayı yayan kalabalık,
    Seni kıvançlandıran soylu, yüce düşünce
    Devam ediyor gök bak hâlâ kekelemeye,
    Ama yaşamın damgasını da taşıyor,
    Çünkü insan soyu var Havva'nın karnında
    Kartal yumurtasında kartal, meşe palamudunda
    Meşe var! Bir beşiktir Ütopyalar da!

    Zamanı geldiğinde kamaşmış gözlerinizle,
    Bu beşikten, serpilip açmış yürekler için,
    Daha iyi bir toplumun çıktığını göreceksiniz.
    Hakkın doğurduğu görevin, kutsal düzenin,
    Galip gelen inancın ve iyi geleneklerin,
    Çıktığını göreceksiniz. Bu devingen ve
    Hep kıvançlı ya da hep üzgün kalabalık,
    Yasanın ancak düşler kurarak devşirdiği
    Bir şeylerin tohumunu bir gün atacaktır.
    Bir gün ayaklarının üstünde duracaktır.

    Fakat bu güçlü tohumları taşımak için,
    İçinde kutsal ışınların arındırdığı,
    Esin dolu, sapasağlam yürekler gerek.
    Katıksız yürekler, tertemiz yürekler gerek.
    Alabora olur tayfası olmayan gemi
    Kadırganın yol alması için nasıl ki
    Kürekçiler her iki yandan kürek çekerse,
    Herkesi ve herşeyi anlayan Tanrının da
    Ancak büyük ruhlara düşüncelerinin
    İki yanında kürek çektirmesi gerek.

    Uzak dursun sizlerden kutsal kuramlar,
    Uzak dursun gelecek zamanın yasaları,
    Geçmişte sizin yıldızınız altından giden,
    Sonra sanrının arkasına gizlendiği,
    Örtüyü kaldırıp atıp da ruhunu pintilik,
    Ve tutkunun en alçakça emellerine
    Hiçbir şey olmamış gibi hemen teslim eden,
    Geçmişi, anıları, umutları olmayan,
    Bu solgun dudaklı konuşmacı, bu hatip
    Uzak dursun sizlerden, uzak dursun sizlerden!

    Uzak durur adı insan sarrafına çıkan,
    Keselerini altınla doldurmak isteyen,
    Efendisini yeni hizmetçiler taşıyan,
    O eski rahip gülücüğünü götüren,
    Dinselliğini pazara çıkarıp satan,
    Yırtık gülücükleriyle tüm kötülüklerin,
    Göbek attığı bu zevk, bu eğlence cümbüşünde,
    Başkaları düşünürken o kafayı çeken,
    Gerçek hazineleri çar çur edip kaybeden
    Cüce ruhlu mağrur devden uzak durun!

    Dört yol ağızlarında sağa sola sataşan
    Boş öfkelerden, hiddetlerden uzak durun!
    Günün birinde kaplan kesilecek olan
    Halkın sevdiği bu kedilerden uzak durun!
    Halk dalkavuklarından, saray yağcılarından,
    Partisinin orta yolcu olduğunu söyleyen
    Çıkarcı, bencil politikacıdan uzak durun!
    Uzak durun bütün sönmüş köseğilerden,
    Göğüslerinde bir ruh taşımayanlardan,
    Ve ruhlarında Tanrıyı taşımayanlardan!

    Yalnızca bu adamların eline kaldıysak,
    Ulu Tanrım, içinde yaşadığımız bu çağda,
    Şair nasıl olur da bağırmaz acı içinde
    Nasıl olur da bağırmaz "yazık! yazık!" diye
    Bir gün utançtan yüzünü de gösteremez,
    Evinin eşiğinde, öyle bekler ayakta,
    İnmek üzere olan akşamın karşısında,
    Silinen, yitip giden güne göz yaşı döker,
    Ufkun dört köşesine, ufkun dört bir yanına
    Korkunç bir hayalet gibi küllerini saçar.

    Bulutlarda gezen çakırdoğanları gibi
    Gülüşleri duyulur utkulu şairlerin,
    Yergici şairlerin, alaycı şairlerin,
    Aristofanes'lerin, ve kara şairlerin.
    Sayısız utancımızı yüzümüze vurmak için,
    Petrone karanlıkta uykusundan uyanıp,
    O ünlü Romalı üslubuna sarılırdı.
    Aşağılık, alçak çağımızın yöresinde
    Archiloque'un topal vezni, aksayan vezni
    Bir kırbaç gibi hoplayıp zıplardı elinde.

    Ama Tanrı geri çekilmez hiçbir zaman,
    Bu güneş ki her şeye bir soluk kazandırır,
    Hiçbir zaman tümüyle yitip gitmedi gözden,
    Tümüyle batmadı gizlendiği tepelerden.
    O hep üzgün ve tasalı koyaklar için,
    Körleştirilmiş karanlık şu ruhlar için,
    Gururun yoldan çıkardığı yürekler için,
    Uçurumların üzerin

    Victor Hugo







  2. Hakim
    Devamlı Üye





    Şairin görevi adlı şiirde anlatılan gerçek bir şairin gerçekleri yansıtması üzerine ve bu gerçeklerin söylemesine izin vermemeleri ve bu şairi cezalandırmaları bunu anlatmaktadır.




  3. Can-Erzincan
    Üye
    Ellerinize sağlık Sevgili Asel paylaşımınız için çok teşekkürler.




+ Yorum Gönder