+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Günlük Taze Haber ve Haberler Forumunda Tiyatro Senaryoları ve Hikayeler (Dev Arşiv) Konusunu Okuyorsunuz..
  1. DR.MATRİX
    Devamlı Üye

    Tiyatro Senaryoları ve Hikayeler (Dev Arşiv)








    Tiyatro Metinleri ,Tiyatro Senaryoları Ve Hikayeler


    Düüt
    Kahramanlar
    Anne
    Baba
    Çocuk

    Oyun
    (Salonda anne ve baba birer koltukta oturmaktadır, baba gazete okumakta, anne örgü ile uğraşmakta, çocuk ise yerde oyuncakları ile oynamaktadır.Çocuk elindeki kamyonu halının üzerinde sürerek: )

    Çocuk: Düüt!
    Anne: Maşallah bey, oğlumuz büyüyor.
    Baba: Tabii canım, kimin oğlu! Kafaya bak kafaya tıpkı ben! (Oğlunun saçını okşar.)
    Çocuk: Düüt!
    Anne: Hatırlıyor musun nefes almıyor diye korkudan ölmüştün.
    Baba: Hatırlamaz mıyım, çok korkutmuştu kerata, aslan oğlum, akıllı oğlum benim.
    Çocuk: Düüt!
    Anne: Maşallah bey, oğlumuz çok zeki! Başkasının çocuğu olsa şimdi ne bulsa ağzına alırdı. Bizimki öyle mi, amanın da benim akıllı kuzuma!
    Çocuk: Düüt! (Anne- baba ellerindekilerle meşgul olurken çocuk kamyonu ağzına alır.)
    Anne: Bey?…
    Baba: Efendim hanım?
    Anne: Sence de bizim oğlan mühendis olur değil mi?
    Baba: Ne münasebet canım, bizim oğlan doktor olacak.
    Çocuk: Düüt! (Seyirciye bakıp gülümser.)
    Anne: Aşk olsun ne var yani mühendis olsa!
    Baba: Olur mu öyle şey! Doktor olacak o kadar!
    Anne: Aaa ne bağırıyorsun be! Hem neden senin dediğin olacakmış, benim oğlum mühendis olacak işte!
    Baba: Hanım! Adamın asabını bozma doktor olacak oğlum doktooor!
    Anne: Hiç de bile mühendis!
    Baba: Doktoooorrrr!
    Anne: Mühendiiiiiiiss!
    Çocuk: Düüüüüüüüüüüüüt! (Olduğu yere yığılır.)
    Baba: Oğlum, aslan oğlum ne oldu!?
    Çocuk: Düt! (Ağlar)
    Baba: Düt oğlum düt!…

    -SON-







  2. DR.MATRİX
    Devamlı Üye





    29 Ekim
    (İlkokullar için bir perdelik sınıf içi piyes)
    Sahne: Bir ders odası.

    öĞRETMEN — Günaydın çocuklar.
    ÇOCUKLAR — Günaydın.
    öĞRETMEN (Tahtaya yazar) — 29 Ekim.
    öĞRETMEN — Okuyun bunu bakayım.
    ÇOCUKLAR (Hep bir ağızdan) — 29 Ekim.
    öĞRETMEN — Bugünün ne olduğunu bilen var mı?
    ÇOCUKLAR — Biliyoruz, biliyoruz.
    öĞRETMEN — Bilenler ellerini kaldırsın.
    ÇOCUKLAR (Hepsi birden ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN (Sınıfın en küçüğüne) — Söyle bakayım Ahmet bugün ne günüdür?
    AHMET — Atatürk'ün doğduğu gün.
    öĞRETMEN — Sen söyle. Ayşe.
    AYŞE — Cumhuriyetin ilân edildiği gün.
    öĞRETMEN —- Doğru! Ahmet öyle ise bilemedi.
    ÇOCUKLARIN BAZILARI — Bilemedi, bilemedi.
    AHMET — Bildim Gazi babamız doğmasaydı bugün olur muydu?
    öĞRETMEN — Varol Ahmet Bu buluşun çok güzel. Nasıl çocuklar güzel değil mi Ahmet'in cevabı?
    ÇOCUKLAR — Güzel, güzel, çok güzel.
    öĞRETMEN — Hep beraber söyleyin bakayım bugün ne günü?
    ÇOCUKLAR — Cumhuriyetin ilân edildiği gün.
    öĞRETMEN — Cumhuriyetten önce ne vardı? Bunu bilen var mı içinizde?
    (Birkaç çocuk ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Söyle bakayım sen Ertuğrul.
    ERTUĞRUL — Padişahlık varmış.
    öĞRETMEN — Ne imiş o padişahlık?
    ERTUĞRUL — Padişah denilen bir adam varmış. Sarayı varmış, hiç bu saraydan dışarı çıkmazmış, millete yüzünü göstermezmiş, bütün memleket sanki bu saraymış. Sonra bir gün düşmanlar memleketi basmışlar. Padişah da sarayını kurtarmak için memleketi yabancılara satmak istemiş. Millet buna kızmış. Gazi babamız milletin başına geçmiş, düşmanları bir güzel pataklamış, memleketten kovmuş, memleketi satmak isteyen padişahın da kulağından tutup memleketten dışarı atıvermiş.
    öĞRETMEN — Aferin Ertuğrul, kaç yıl önce oldu bu işler?
    BİRKAÇ ÇOCUK BİRDEN —yıl önce.
    öĞRETMEN — Demek ki, Cumhuriyetyıl önce 29 Ekim günü ilân edilmiş. Peki Cumhuriyet ne demektir? Bunu bilen var mı?
    (Birkaç çocuk ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Söyle bakayım Aydemir.
    AYDEMİR —- Cumhuriyet demek, padişahı kovmak demektir.
    öĞRETMEN — Peki. Meral sen de bir şeyler söylemek istiyorsun galiba Söyle bakayım.
    MERAL — Cumhuriyet demek, milletin kendi kendisini idare etmesi demektir.
    öĞRETMEN — Gazi babamızı bilen var mı içimizde?
    ÇOCUKLAR — Var, var, var, var
    öĞRETMEN — Aydın, sen Gazi babamızı anlat bakayım?
    AYDIN — 1881'de 13 Mart'ta doğdu ve 1938'de 10 Ka-sım'da öldü. Millete çok hizmet etti. Biz ona Atatürk yani Türklerin en büyüğü diyoruz.
    SUNA — öğretmenim ben Gazi babamızın yüzünü hiç görmedim.
    öĞRETMEN — Resmini de görmedin mi?
    SUNA — Gördüm. İşte (Ata'nın duvarda asılı resmini gösterir.)
    öĞRETMEN — Sen söyle bakayım özcan ne anlattılar?
    öZCAN — Babam dedi ki, eskiden okumak yazmak çok zormuş. Şimdi çok kolaymış.
    öĞRETMEN — Çocuklar! Hiç size analarınız, babalarınız eski zaman mekteplerinden bir şeyler anlattılar mı? (Birkaç çocuk ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Nasıl zormuş?
    öZCAN — Eskiden yıllarca mektebe giderlermiş de yine doğru dürüst okumasını, yazmasını bir türlü öğrenemezlermiş.
    öĞRETMEN — Acaba neden böyle imiş?
    öZCAN — Babam söyledi amma pek iyi anlayamadım. Başka türlü harfler mi varmış ne imiş?
    BİRKAÇ ÇOCUK — A A A
    öĞRETMEN — Şaştınız kaldınız demek bu işe. Başka türlü harf de olur mu hiç?
    öZCAN — Ne bileyim ben babam öyle söyledi.
    öĞRETMEN — Babanın hakkı var. Eskiden Türkçeyi Arap harfleriyle yazardık.
    ÇOCUKLAR GÜLERLER — Arap Arap
    öĞRETMEN — Ya Şimdi gülüyorsunuz Arap harflerinden bize ne değil mi? Bu Arap harfleri kargacık burgacık şeylerdi. Hem de ters yazılırdı.
    ÇOCUKLAR — Nasıl ters?
    öĞRETMEN — Şimdi soldan sağa doğru yazıyoruz değil mi?
    ÇOCUKLAR — Evet, evet.
    öĞRETMEN — Halbuki Arap harfleriyle sağdan sola doğru yazılırdı.
    (Çocuklar yine gülerler. Erol parmağını kaldırır.)
    öĞRETMEN — Ne var Erol?
    EROL — Bizim evde bir bacı kadın var.
    öĞRETMEN —E?
    EROL — Bu bacı kadın eskiden okumasını bilmezmiş. Çocukken bir türlü kafası almamış, o Arap harflerini
    öĞRETMEN —?
    EROL — Şimdi her gün babamın gazetesini okuyor.
    öĞRETMEN — Nasıl olmuş bu iş?
    EROL — Gece.mektebine gitmiş, okumayı kolaycacık öğre-nivermiş. Şimdi bu işi yapanlara gece gündüz dua ediyor. Zonguldak'ta bir oğlu var, ona mektup bile yazıyor. öĞRETMEN — Demek sizin bacı kadın bile harfleri öğrenmiş, hem okuyor, hem yazıyor. EROL — Beni imtihan bile ediyor. (Çocuklar gülüşürler.)
    öĞRETMEN — Aferin o bacı kadına Bacı kadının hakkı var. Onun gibi Arap harflerini öğrenemeyenler çoktu. Okur yazarlar azdı. Şimdi harflerimizi kolaycacık herkes öğreniyor. Başka eski zaman mekteplerinden neler biliyorsunuz bakalım?
    (Çocuklar ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Güler?
    GÜLER — Eski zaman okullarında çocukları falakaya çekerlermiş.

    (Çocuklar gülerler.)

    öĞRETMEN — Nereden biliyorsun bunu?
    GÜLER — Bir gün yaramazlık yaptım da annem kızdı, seni okulda falakaya çekmeli dedi.
    öĞRETMEN — Ne imiş o falaka?
    GÜLER — Ben de anlamadım da sordum anneme. Annem hocana sor dedi.
    öĞRETMEN — Ya eskiden dersine çalışmayan, yaramazlık eden çocukları okullarda falakaya çekerlermiş. Yani çıplak ayaklarını bir iple bağlar, değnekle tabanına vururlarmış. O kadar vururlarmış ki, ayaklar şişermiş ve çocuklar yürüyemezlermiş
    ÇOCUKLAR — Ne fena, ne fena
    öĞRETMEN — Neden fena bakayım Ahmet?
    AHMET — O zamanın çocukları hayvan mıymış?
    (Çocuklar gülerler.)
    öĞRETMEN — Bu hayvana bile yapılmaz yavrularımBaşka, başka eski zaman okullarından ne biliyorsunuz?
    ALP — Oyun yasakmış.
    (Çocuklar güler.)
    öĞRETMEN — Nereden biliyorsun bunu?
    ALP — Babam dedi. Bizim zamanımızda, dedi okullarda oyun yasaktı dedi.
    öĞRETMEN — Doğru söylemiş baban. Eski zaman okullarında oyun oynamak yasaktı. Onun için böyle falakalı oyunsuz okulu çocuklar sevmezlerdi. Şimdi öyle mi ya? Söyleyin
    bakayım okulu seviyor musunuz?
    ÇOCUKLAR — Seviyoruz.
    öĞRETMEN — Okula sevinerek geliyorsunuz. Burada gü-le-oynaya çalışıyorsunuz. Size dayak atıldığı var mı?
    ÇOCUKLAR — Yok, yok
    öĞRETMEN — Tabiî yok. Çünkü doğru ve iyi sözü anlıyorsunuz. Cumhuriyet okullarında çocuklara insan muamelesi yapılır. Söyle bakalım Ayşe önlüğün ne malı?
    AYŞE — Yerli malı
    öĞRETMEN — Yerli malı ne demek?
    AYŞE — Bu memlekette yapılan mal demek.
    öĞRETMEN — Demek memleketimizde böyle bezler yapılıyor? Neden yapılıyor bu bez? AYŞE —Pamuktan
    öĞRETMEN — Bizim memlekette pamuk yetişiyor mu?
    (Ayşe susar.)
    öĞRETMEN — Bilen var mı?
    KAYA — Ben biliyorum. Bizim memlekette pamuk yetişiyor.
    öĞRETMEN — öyle ya Kaya, sen Adanalısın bilmen lâzım
    KAYA — Evet, Adana'da pamuk yetişir.
    öĞRETMEN — Sonra böyle bez haline nerede girer?
    ÇOCUKLAR — Fabrikada.
    öĞRETMEN — Bizim memlekette fabrika var mı?
    ÇOCUKLAR — Var Var
    öĞRETMEN — İşte çocuklar padişahlık zamanında memleketimizde fabrika da yoktu. Şimdi birçok fabrikalarımız var. Kendi yünümüzü kendimiz dokuyoruz. Kendi ipeğimizi kendimiz dokuyoruz. Kendi pamuğumuzu kendimiz dokuyoruz. Ve hep yerli malı giyiyoruz. Hangisi daha iyi siz söyleyin bakalım, pamuğu, yünü, ipeği yabancılara satıp, pamukluyu, yünlüyü, ipekliyi onlardan satın almak mı, yoksa bunları kendimiz dokumak mı?
    ÇOCUKLAR — Kendimiz dokumak Kendimiz dokumak
    öĞRETMEN — Ve kendi dokuduğumuz kumaşları giymek Söyleyin bakayım içinizde yabancı malı giyen var mı?
    BİR ÇOCUK — Benim önlüğüm yerli malı değil.
    öĞRETMEN — Neden?
    BİR ÇOCUK — Annem dedi ki bu eskisin yenisini yerli malından alırız dedi.
    öĞRETMEN — Annenin hakkı var. Bir şey eskimeden yenisini almak doğru değil. Sonra babanızın parasını sokağa atmış olursunuz. Fakat yavrum bu önlüğün eskiyince yenisini muhakkak yerli malından alacaksın değil mi?
    ÇOCUK — Evet, zaten babam bu önlük için bile yerli malı değil diye fena halde kızdı.
    öĞRETMEN — Doğru. Yerli malı varken yabancı malına para vermemeli.
    öĞRETMEN DEVAMLA — Hep beraber söyleyin bakalım. Yerli malı varken, yabancı malına para vermeyeceğiz.
    ÇOCUKLAR —. Yerli malı varken, yabancı malına para vermeyeceğiz.
    öĞRETMEN — Ay ten, söyle bakayım sen. Birkaç gün okula gelmedin. Nen vardı?
    AYTEN — Hasta idim, öksürüyordum, boğazım şişti.
    öĞRETMEN — Kim iyi etti seni?
    AYTEN — Doktor Bey.
    öĞRETMEN — Ne yaptı doktor bey?
    AYTEN — İlâç verdi, gargara yaptırdı.
    öĞRETMEN — Şimdi iyisin ya?
    AYTEN — Evet iyileştim.
    öĞRETMEN — Bakın çocuklar, eskiden doktora inanmazlarmış. Hastalan nasıl iyi etmek isterlermiş biliyor musunuz?
    (Hasan elini kaldırır.)
    öĞRETMEN — Söyle bakayım Hasan?
    HASAN — Doktor yerine bohçacı kadını çağıralım, bir kurşun döksün, bir tütsülesin, çocuk iyi olur diyor.
    (Çocuklar gülüşürler.)
    öĞRETMEN — Hiç sana kurşun döktüler mi, tütsü yaptılar mı:
    HASAN — Geçen sene çok hasta oldum. Ateşim hiç düşmedi. Haminnem boyuna anneme, bak senin doktorların hiç bir şey yapamadılar, ateş düşmedi, dedi Bir şu bohçacı kadını çağıralım da bak çocuk nasıl iyi olur dedi. Annem bıktı, bohçacı kadını çağırdı. Bohçası kadın: A! Bir şeyciği yok çocuğun, dedi. Perhiz filan istemez. Ben onu bir okur üflerim, geçer dedi. Okudu, üfledi. Haminnem de bana gizli gizli yiyecek verdi. Az kalsın ölüyordum.
    öĞRETMEN — Vah zavallı, ne imiş hastalığın?
    HASAN — Tifo imiş.
    öĞRETMEN — Ya Bak şu bohçacı kadının karıştırdığı işe. Hiç tifolu çocuğa yiyecek verilir mi? Perhiz yapmak lâzım. Tabiî ateş çabuk düşmez. Bu doktorun bilmemezliğinden değil, hastalık böyle. Bakın gördünüz mü çocuklar, işte eski kafalılar tıpkı bu Hasan'ın haminnesi ve bohçacı kadın gibi düşünüyorlar. Halbuki, Cumhuriyetin çocukları böyle değil, bakın Hasan da görmüş doktorla bohçacı kadının farkını öyle değil mi Hasan?
    HASAN — öyle, öyle Şimdi o cadı kadını sokakta görünce yolumu değiştiriyorum. (Çocuklar gülüşürler.) (öğretmen, tahtaya bir fes resmi çizer.)
    öĞRETMEN — Çocuklar, bilin bakayım bu nedir? (Birkaç çocuk elini kaldırır.)
    öĞRETMEN —- Söyle bakayım Mehmet?
    MEHMET — Saksı.
    öĞRETMEN — Sen Fatma?
    FATMA — Yarısı kesilmiş balkabağı. (Çocuklar güler.)
    öĞRETMEN — Sen Yusuf? YUSUF — Kilogram.
    öĞRETMEN — Çocuklar, hiçbiriniz bilemediniz. Bilemezsiniz de. Görmediniz. Buna Fes derler. BİRKAÇ ÇOCUK — Fes nedir, öğretmenim?
    öĞRETMEN — Eskiden Türklerin başlarına giydikleri şey.
    BİR ÇOCUK — Eskiden Türkler bunu mu başlarına giyerlerdi?
    öĞRETMEN — Ya çocuğum. Bunu giyerlerdi. Hem biliyor musunuz, bu ne renkte idi? (Çocuklar susarlar.)
    öĞRETMEN — Kırmızı. (Çocuklar gülerler.)
    öĞRETMEN (Püsküle işaret ederek) — Bir de şunun şurasında pırasa bıyığ gibi bir şey var. Görüyorsunuz ya, işte o da siyah iplikten yapılmış püsküldü. Başınıza böyle bir şey giymek ister misiniz?
    ÇOCUKLAR HEP BİR AĞIZDAN — Hayır, hayır, hayır.
    öĞRETMEN — İşte çocuklarım, biz Türklere padişahlar bu tuhaf şeyi giydirmişlerdi. Yabancılar da gülerlerdi. Tıpkı şimdi sizin güldüğünüz gibi. Gazi babamız bu püsküllü belâyı da başımızdan attırdı. Şimdi biz de bütün medenî milletler gibi şapka giyiyoruz. İyi yaptı değil mi?
    ÇOCUKLAR — Çok iyi yaptı, çok iyi.
    öĞRETMEN — Atatürk'ün başka yaptığı iyiliklerden ne biliyorsunuz?
    (Çocuklar ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Erol, söyle bakayım, daha ne iyilikler yaptı bize?
    EROL — Demiryolu yaptırdı, fabrikalar yaptırdı.
    öĞRETMEN — Demiryolu iyi bir şey mi?
    EROL — Çok iyi bir şey.
    öĞRETMEN — Neden iyi bakayım?
    EROL — Çabuk gider de ondan.
    öĞRETMEN — Biliyor musunuz çocuklar, demiryolu yokken Sivas'tan Ankara'ya kaç günde gidilirmiş? (Çocuklar susar.)
    öĞRETMEN — At arabası ile yirmi günde.
    ÇOCUKLAR —Ooo
    öĞRETMEN — Şimdi biliyor musunuz aynı yol trenle ne kadar zamanda gidiliyor? (Çocuklar susar.)
    öĞRETMEN — 18 saatte.
    ÇOCUKLAR — Oooo
    öĞRETMEN — Bir gün 24 saat olduğuna göre yirmi gün kaç saat eder, düşünün bakayım? (Bir müddet sonra birkaç çocuk el kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Söyle özcan.
    öZCAN — 480 saat.
    öĞRETMEN — Evet, eskiden Sivas'tan Ankara'ya 480 saatte gidilirmiş. Şimdi 18 saatte. Aradaki fark kaç saat tutuyor. (Çocuklar bir müddet düşünürler. Yine birkaçı ellerini kaldırır.)
    öĞRETMEN — Söyle bakalım Ayşe?
    AYŞE — 462 saat.
    öĞRETMEN — Demek ki, Ankara'dan Sivas'a trenle gidersek 462 saat kazanıyoruz. Peki kazandık da ne çıkar? (Çocuklar ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Söyle Ahmet?
    AHMET — Askerler bile daha çabuk düşmana yetişir.
    öĞRETMEN — Aferin Ahmet, çok güzel. Söyle Engin?
    ENGİN — Mektuplar daha çabuk varır.
    öĞRETMEN — Aferin Engin, çok doğru. Söyle Güler?
    GÜLER — Bir yerden bir yere gönderilen mallar daha çabuk gider.
    öĞRETMEN — Çok iyi Güler. Görüyorsunuz ya çocuklar Ata'mızın yaptırdığı tren yollarının bize ne büyük iyilikleri dokunuyor.
    ÇOCUKLAR — Evet Evet
    öĞRETMEN — Atamız bize daha başka ne iyilikler yaptı? (Birkaç çocuk ellerini kaldırır.) öĞRETMEN — Söyle Ertuğrul?
    ERTUĞRUL — Orman Çiftliği ile Devlet Çiftliklerini yaptırdı.
    öĞRETMEN — Orman Çiftliği nerededir?
    ERTUĞRUL —- Ankara'da
    öĞRETMEN — Orman Çiftliği'nin yerinde eskiden ne varmış biliyor musunuz?
    ERTUĞRUL — Kupkuru bir tepe.
    öĞRETMEN — Evet kupkuru bir tepe imiş. Şimdi nasıl olmuş?
    ERTUĞRUL — Şimdi baştanbaşa ağaçlık?
    öĞRETMEN — Başka?
    ERTUĞRUL — Tarlalar da var.
    öĞRETMEN — Nasıl tarlalar?
    ERTUĞRUL — Güzel ekilmiş tarlalar Yemyeşil oluyor ilkbaharda; yazın da altın gibi.
    öĞRETMEN — Demek Ata'mız kupkuru toprakları ağaçlatmış. Ne çıkar ağaçlatmaktan? (Birkaç çocuk elini kaldırır.)

    öĞRETMEN — Söyle özdemir.
    öZDEMÃŽR — Kupkuru bir tepe çirkin. Ağaçlı bir tepe güzel
    öĞRETMEN — Güzel Söyle Nilüfer?
    NİLÜFER — Ağaç gölge y
    apar insanları sıcaktan korur.
    öĞRETMEN — Güzel. Söyle Engin?
    ENGİN — Ağaç insana yarar, tahta yapılır. Kupkuru tepe hiçbir işe yaramaz.
    öĞRETMEN — Güzel Ağaçtan yalnız tahta mı yapılır? Tahta yapmaktan başka bir şeye yarayan ağaçlar da yok mu? (Çocuklar ellerini kaldırır.)
    öĞRETMEN — Söyle Can?
    CAN — Yemiş veren ağaçlar da var.
    öĞRETMEN — Doğru Demek ki, ağaç çok faydalı bir şey. Ata'mız Devlet Çiftlikleri, ormanlıklar yapmakla bize ağaç sevgisini ve yeni ziraatçiliği öğretmiş. O halde biz de ağacı sevelim. Ağacı koruyalım. Ağaçsız yerleri ağaçlayalım. Peki başka Atamız daha neler yaptı? (Çocuklar ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Söyle, Çetin?
    ÇETİN — Memlekette Bankalar açtırdı.
    öĞRETMEN — Sen bankayı nereden biliyorsun?
    ÇETİN — Nasıl bilmem, kumbaram var.
    öĞRETMEN — Ne yapıyorsun o kumbara ile?
    ÇETİN — Para biriktiriyorum. Kumbaram dolunca babamla bankaya gidiyor boşaltıyorum. öĞRETMEN — Ne yapacaksın bu paralan?
    ÇETİN — Büyüyünce ev yaptıracağım.
    öĞRETMEN — Aferin Çetin çok iyi yapıyorsun. Damlaya damlaya göl olur, derler. Şimdi böyle küçük yaştan, az da olsa, para biriktirmeğe alışırsanız büyüyünce hepinizin bankada bir alay paranız toplanır. Bu paralarla ev yaptırırsınız. Bir işe girişirsiniz. Seyahat edersiniz. Bir sanat öğrenirsiniz. Daha başka yavrularım Ata'mız neler yaptı?
    GÜLSEREN — Kadınları çarşaftan kurtarmış.
    öĞRETMEN — O da ne demek?
    GÜLSEREN — Büyük ablam anlattı; eskiden kızları büyüyünce mektebe göndermezlermiş; çarşafsız sokağa bile çıkarmazlarmış.
    öĞRETMEN — Ya çocuklar, çarşaf diye bir şey vardı. Kadınlar bunu giymeden sokağa çıkamazlardı. Şimdi kızlarımız da erkekler gibi okuyorlar, yüksek mekteplere gidiyorlar, doktor, mühendis, avukat; dişçi oluyorlar.
    öĞRETMEN — Başka daha Ata'mız ne yaptı?
    (Çocuklar ellerini kaldırırlar.)
    öĞRETMEN — Söyle Nilüfer?
    NİLÜFER — Yurdu kurtardı düşmanın yaktığı yerleri ve Ankara'yı yaptı.
    öĞRETMEN — Çok güzel Ankara eskiden nasılmış biliyor musun?
    NİLÜFER — Küçük bir yermiş.
    öĞRETMEN — Şimdi.
    NİLÜFER — Güzel bir şehir oldu. Evler yapıldı. Yollar açıldı. Elektrik geldi. Kocaman bankalar, daireler, okullar, heykeller yapıldı. Yurtta fabrikalar yapıldı.
    öĞRETMEN — Padişahlar nerede otururlarrnış?
    NİLÜFER — İstanbul'da.
    öĞRETMEN — Evet İstanbul'dan dışarıya çıkmazlarmış. Anadolu'ya hiç bakmazlarmış. Peki çocuklar Size son bir sual daha soracağım. Bakalım bilecek misiniz? Ata, bütün yapılan büyük işleri kime emanet etti?
    ÇOCUKLAR HEP BİR AĞIZDAN — Bize Bize Bize Türk gençliğine.
    öĞRETMEN — (Gençliğe hitabı okur. Bitince perde iner çocuklar çekilir ve Ata'mn büyük bir resmi veya heykeli bir müddet ortaya gösterilir.)
    Vedat Nedim TöR





  3. DR.MATRİX
    Devamlı Üye
    ACİL SERVİS

    (2 Perdelik Komedi)






    Perde açılırSahnede hastane dekoruSedye,ilk yardım müdahale masası,pansuman aletleri, masa, sandalye,

    Masanın üstünde telefon,reçete,kalemlik,vs…

    Sahneye hemşire girer

    HEMŞİREoktor bey,Doktor hanımİkisi birden nereye kayboldular

    İçeri bir hasta girer

    HEMŞİRE:Hastane ALLAH a emanet

    HASTA :Öyleyse ben gideyim

    HEMŞİRE:Nereye?

    HASTA :Kahveye maça!

    HEMŞİREiz kahvede maç mı yapıyorsunuz?

    HASTA :Hııı karşılıklı iki direk kurduk, maç yapıyoruz

    HEMŞİRE:Zor olmuyor mu?

    HASTA :Niye zor olsun

    HEMŞİRE:Kahvenin içinde çift kale maç yapmak

    HASTA :Ne Kahvesi!

    HEMŞİRE:Türk kahvesi,nereden bileyim ne kahvesi,sen söyledin…

    HASTA :Ne söyledim?

    HEMŞİRE:Kahveye maç yapmaya gidiyorum dedin

    HASTA :Ben söyledim sende balıklama atladınMaç yapmaya değil, izlemeye gidiyorum

    HEMŞİRE:Bu darbeyi nerede aldın?

    HASTA tadyumda

    HEMŞİRE:Ne oldu,stadyum mu çöktüNasıl oldu bu iş?

    HASTA :Şimdi biz iki arkadaş,güzel hafta sonumuzu değerlendirip,güzel bir maç izlemek

    için güzel güzel stadyuma girdikMaç başladı, onuncu dakikada bizimkiler bir attı

    tam sevinecektik ki,hakem golü vermedi

    HEMŞİRE:Neden?

    HASTA :Ovsayt varmış

    HEMŞİRE:Ovsayt varsa doğru karar

    HASTA :Gez göz arpacıktan değil,dürbünle bakıyoruzKendini bilmez 50 bin liralık hakem

    HEMŞİRE:O elli bin lira neyin nesi

    HASTA :Maça gidiyoruz sinemaya değilBöyle durumlarda,tedbirli ve tedarikli olacaksın,

    bizde tedbirimizi aldık içeri pet şişe almadılar,bende cebimdeki 50 bin lirayı

    hakeme fırlattım

    HEMŞİRE:Ne oldu?

    HASTA :Hakemin kafasından kanlar boşalmaya başladı,hakemde maçı iptal etti

    HEMŞİRE:Eeee sonra ne oldu

    HASTA onrası malum dışarı çıktığımızda karşı taraf bizleri kılıç kalkan ekibiyle karşıladı

    ve neticesinde buradayız

    HEMŞİREizlerde adam gibi oturup maçınızı izleseydiniz, bunlarda başınıza gelmezdi

    HASTA :İzlemesine izleyeceğim de iki kişiyle maç izlemek zevkli olmuyor

    HEMŞİRE:İki kişimi,sizden başka seyirci yokmuydu?

    HASTA :Varda yok!

    HEMŞİRE:Nasıl oluyor bu iş

    HASTA :Şimdi şöyle oluyorAslında stadyum dolu,ama bunlar seyirci değil

    HEMŞİRE:Peki ne bunlar?

    HASTA por eleştirmeni,hakemTeknik direktörBiri oradan bağırır,bu futbolcu ilk onbire alınır mı?

    Bir diğeri, çıkarsana kırmızı kartı nasıl hakemsin sen!Kimisi maçın m sinden anlamaz

    yorum yapar,yani sizin anlayacağınız gerçek seyirciyi bulmak çok zor

    HEMŞİRE:Tamam tamam bana vaaz verme geç şöyle otur, doktor gelince seninle ilgilenir

    HASTA :Geç kalır mı?

    HEMŞİRE: Ne acelen varBaşka delinecek yerlerini deldirmeye mi gideceksinGeç şöyle bekle



    Sahneye Hasta Bakıcı girer

    HBAKICI:Beklemez hemşire hanım bu tarz şeyler beklemez

    HASTA :Ne tarz şeyler beklemez

    HBAKICI:Başhekim çok yoğunHiç kimseyi beklemez

    HASTA :Niye başhekim Eminönü Üsküdar feribotumu zamanı geldiğinde kalksın,kimseyi

    beklemesin

    HBAKICI:Beni burada oyalama meşgul adamımBaşhekim doktorları odasında bekliyor

    HEMŞİRE:Ne yapacakmış

    HBAKICI:Baş hekime ne yapılacağı sorulmazO söyler biz yaparız

    HEMŞİRE:Burada da kraldan çok kralcılar var

    HBAKICI:Bana öyle deniz ötesinden laf atmaBen şimdi gidip şu doktorları bulayım

    HEMŞİRE:Hazır doktorların yanına gidiyorsun şu hastayı da götür bir baksınlar

    HBAKICI:Yürü kardeşim yürü,burada fazla kalma, kılıç yarası adamı öldürmez,ama bunun lafları

    adamı sakat bırakır

    Hasta ve hasta bakıcı sahneden çıkar

    HEMŞİREen bana bir şey mi söyledinBeni bekleyin

    Hemşirede arkalarından çıkar

    Sahneye iki stajer girer

    I STAJER:Heyt be yaşadık!!

    IISTAJER:Ne oldu niye bu kadar seviniyorsun?

    ISTAJER:Başhekimin söylediklerini duymadın mı?Bizi Profosör veya Doçent değil,sırada bir

    Doktor sınava alacak

    Doktor hemşire ile sahneye girer

    IISTAJERoktor geliyor

    DOKTOR :Evet arkadaşlarBu sizin öğrenciliğinizin son yılı,gelecek yıl meslektaşımız olarak

    İnsan sağlığına yardımcı olabilmek için göreve başlayacaksınız,ve şuna da eminim

    ki ikinizde bu sınavdan başarı ile geçeceksinizİkinize de şimdiden başarılar dilerim

    Doktor hemşireye dönerek

    DOKTOR:Hemşire hanım içeri girip hastayı getirir misiniz?

    Hemşire sahneden çıkar,hastayla birlikte tekrar içeri girer

    DOKTOR:Karşınızda görmüş olduğunuz hastanın hal,hareket,tavırlarına bakarak bu hastanın

    hastalığını hanginiz söylemek ister

    ISTAJER:Yüz ifadesi bir şey anlamadığını ortaya koyuyor,korkar gibi bir hali varDemek ki bu

    hasta duymuyor

    Hasta söze karışır

    HASTA :Kulaklarında problemi olan hasta dışarıda bekliyorBen burnumdaki,eti aldırmak için

    buradayım

    DOKTOR:Hemşire hanım hastayı götürebilirsinizDiğer hastayı içeri alın

    Hemşire hastayı dışarı çıkarır

    DOKTOR:Biraz daha dikkatli olmalısınızİyi bir doktor iyi bir hemşire kısacası,iyi bir sağlık

    personeli iyi bir gözlemci demektir

    Hemşire diğer hastayı içeri getirir

    Hasta biraz topallamaktadır

    Doktor stajerlere ikinci soruyu sorar

    DOKTOR:Şu karşınızda görmüş olduğunuz hastanın sağ bacağı sol bacağından biraz daha kısa

    böyle bir durumda ne yaparsınız?

    Stajerler biraz düşündükten sonra ikinci stajer sessizliği bozar

    ISTAJERoktor bey doğrusunu isterseniz aynı durumda siz olsaydınız,sizde topallardınız

    DOKTOR:Hemşire hanım bu hastayı da dışarı çıkarabilirsiniz:

    Hemşire hastayı dışarı çıkarır: Doktor I ve II stajerlere döner:

    DOKTOR: Şu ana kadar sorduğum soruların hiç birini doğru yanıtlayamadınız Soracağım son

    soruya da doğru cevap alamazsam baş hekimin nasıl davranacağını tahmin edebilirsiniz

    herhaldeSoruyu soruyorum dikkatle dinleyin Boğulmak üzere olan bir insana ilk

    yardım müdahalesi nasıl yapılır?

    II STAJER:Boğulma vakasına göre değişir

    DOKTOR: Örneğin kordon boyunda yürürken arkadaşınız denize düşüyor, ve yüzmesini bilmiyor

    bu durumda ne yaparsınız

    IISTAJER :Tabi ki etrafımdakilerden yardım isterim

    DOKTOR :Yüzmesini bilmiyormusun

    IISTAJER :Yüzmesini biliyorum

    DOKTOR :Yüzmesini biliyorsun da neden başkasından yardım bekliyorsun ? Denize atlayıp

    arkadaşını kurtarsana

    IISTAJER :Şakamı yapıyorsunuz Doktor hanım Altınkum sahillerinden bahsetmiyoruz ,

    Kordon boyundan bahsediyoruz Ben aklımı yemedim, lağım suyuna atlayacak kadar

    da enayi değilim

    DOKTOR : Ama arkadaşın boğuluyor

    IISTAJER :Merak etmeyin Doktor hanım bir kahraman gelir kurtarır nasıl olsa

    DOKTOR : Neyse boğulma tehlikesi geçiren birine ilk yardımı kısaca kim özetleyecek

    ISTAJER: Önce vatandaşı sudan çıkaracaksın, sonrada suyu vatandaştan çıkaracaksın

    DOKTOR: Hemşire hanım, bunları doğru başhekimin odasına çıkarın

    Sahneden çıkarlar

    DOKTOR : Bunları da gönderdiğime göre benim kini bir arayayım da birazcık moralime doping

    olsun

    Doktor telefonun ahizesini kaldırır aramaya başlar

    DOKTOR: Alo! Merhaba canım, nasılsın?

    Biraz dinledikten sonra konuşmaya devam eder

    DOKTOR: Teşekkür ederim

    Karşısındakinin konuşmasını dinler, tekrar konuşmaya başlar

    DOKTOR: Ne olsun bir tanem hep aynı, önce ipini koparan basmahaneye giderdi şimdi









    DEVAMI VAR




  4. DR.MATRİX
    Devamlı Üye
    hastane geliyor. Psikopatı, jiletçisi,açığı,kaçığı ne ararsan var. Hem bunları bir
    kenara bırakalım, sana yazdığım şiiri okuyayım.

    Sen orada bir yabancı
    Ben burada bir çare
    Sen tazecik açan bir gül
    Ben sevmişim ne çare

    Nameler dökülür dilimden
    Bir şey gelmez ki elimden
    İçim yanar çok derinden
    Ben sevmişim ne çare

    Nasıl beğendin mi ?
    Dinledikten sonra devam eder.
    Yok canım sana öyle geliyor. Bu kadar olumsuzluğa rağmen hastanemizde her şey
    güllük gülistanlık. Hiçbir şikayet yok, gelen tüm hastalara anında müdahale
    ediliyor.
    Hemşire apar topar içeri girer.
    HEMŞİRE: Afedersiniz Doktor hanım dün sabah getirilen acil vaka ortalığı kan gölüne çevirdi
    Doktor telefonun ahizesini eliyle kapatır.
    DOKTOR: Bak şu saygısıza, bize mi sordu da hastalandı şimdi ortalığı karıştırıyor.
    HEMŞİRE: Hasta ortalığı karıştırmıyor.
    DOKTOR: Şimdi sen hastanın ortalığı kan gölüne çevirdiğini söylemedin mi?
    HEMŞİRE: Evet söyledim ama bu sıradan bir hasta değil. Adam trafik kazası geçirmiş, her
    tarafı paramparça kanlar içinde, kapının önünde bir köşeye atmışlar orada öylece
    yatıyor.
    DOKTOR: Şu Mezapotamya’lımı?
    HEMŞİRE: Hayır istinye’li
    DOKTOR: Hani şu kısa boylu şişman olan mı?
    HEMŞİRE: Kısa boylu şişmanlara fazla rağbet olmadığından, zayıf uzun boylusu gelmiş.
    DOKTOR: Sen saçmalıyorsun .
    HEMŞİRE :Ne saçmaladığımı ben biliyormuyum, beni de kendinize benzettiniz.
    DOKTOR :Eğer sudan sebepten bir vaka için rahatsız ediyorsan seni savaş ay’ın programına
    konuk ederim haberin olsun.
    Doktor telefonla konuşmaya kaldığı yerden devam eder.
    DOKTOR :Affedersin hayatım burada bana bir dakika rahat yok.Sen bir yere ayrılma,birazdan
    seni arar son yazdığım şiiri de okurum.
    Doktor telefonu kapatır.Hemşire ile birlikte sahneden çıkar.Sahneye polisle sarhoş girer.
    POLİS :Sen buradan ayrılma,ben doktoru alıp hemen geliyorum.
    SARHOŞ :Benim doktorluk bir işim yok,zaten geç kaldım bırakın gideyim.
    POLİS :Nereye geç kaldın?
    SARHOŞ :Zamanında yetişmezsem kovulurum.
    POLİS :Anladım,patrondan habersiz dolaşırken kaza yaptınız.
    SARHOŞ :Bu kazada benim suçum yok.Normal yolumuzda gidiyorduk geldi bize çarptı.
    POLİS :Bunca yıllık meslek hayatımda,ben böyle trafik canavarı görmedim.Dümdüz yolda
    göz göre göre resmen üzerinize çıkmış.
    SARHOŞ :Böyle insanları bırakın trafiğe,evden dışarı bile çıkarmayacaksın.
    POLİS :Görüyorsun işte küçük bir dikkatsizlik onlarca insanın ölümüne,onlarca insanın
    yaralanmasına sebep oldu.
    SARHOŞ :Cezalandırılmalı polis bey,öyle bir ceza verilmeli ki bırakın araba kullanmayı,
    bir daha oyuncak arabayla oynamaya dahi cesaret edemesin.
    POLİS :Söylediğin iyi güzel de şoför kayıp
    . SARHOŞ :Şoför kayıp yaptığı şey çok ayıp.Bak biz kayboluyor muyuz.Alnımız açık
    yüzümüz ak
    POLİS :Bir yakalansa ak mı kara mı onu o zaman görecek.Ama adam ortalıkta yok,yer
    yarıldı da içine girdi sanki.
    SARHOŞ :Kaçmıştır o kaçmıştır,hatalı olduğunu anlayınca kaçmıştır.
    POLİS :Arabanın önü komple gitmiş,şoför ölmediyse de ağır yaralıdır.O halde nereye
    kaçsın,bu arada siz nereye gidiyorsunuz?
    SARHOŞ :Bodrum’a
    POLİS :Belli zaten.
    SARHOŞ :Sen nereden anladın?
    POLİS :Elindeki içki şişesine bakılırsa,eğlenceye biraz erken başlamışsınız.
    SARHOŞ :Yok ben eğlenmiyordum,benim haricimde herkes eğleniyordu.
    POLİS :Eğlenmek güzel şey,ama onu tadında bırakmak lazım.
    SARHOŞ :Doğru söylüyorsun ama nerede,Mustafa Sandal’ın O’nun arabası var şarkısına
    nispet, yeni bir şarkı bestelenmiş onu söylüyorlardı.
    POLİS :Adı ne bu şarkının?
    SARHOŞ :Dikkatli ol, frene bas, direksiyona hakim ol, biraz gaz kes, bu şoför uyuyor mu
    yoksa manyak mı, içtiği viski mi yoksa kanyak mı.
    POLİS :Ben bu şarkıyı hiç duymadım.
    SARHOŞ :Bende duymamıştım, kazadan önce duydum.
    Polis sarhoşun elinde ki içki şişesini alır
    POLİS :Yeter artık şu içkiyi, yeterince içmişsin zaten. Umarım arabada da böyle
    içmiyordunuz.
    SARHOŞ :Yok ben arabada içki içmem.
    POLİS :İnkar mı ediyorsun?
    SARHOŞ :Neyi
    POLİS :Alkollü olduğunu
    SARHOŞ :Ben böyle bir şey söylemedim.
    POLİS :Ama sen arabada içki içmediğini söyledin.
    SARHOŞ :Evet arabada içmiyorum, nedenini biliyormusun?
    POLİS :Bunu bilmeyecek ne var, kazaya sebep olmamak için.
    SARHOŞ :Bilemedin, ben alkolü serum şişesi gibi arabanın tavanına asıyor damardan alıyorum.
    POLİS :Kaza anında yanınızda ki şoförde sizin gibi yapmıyordu umarım.
    SARHOŞ :Yok yedek şoför arabanın arkasında uyuyordu.
    POLİS :Ben arabayı kullanandan bahsediyorum.
    SARHOŞ :Arabayı ben kullanıyordum.
    POLİS :Tabi içki şişede durduğu gibi durmuyor. Adam kendini şoför zannediyor.
    SARHOŞ :Bana öyle sarhoş muamelesi yapma tamam mı ? Kabul ediyorum, biraz içtim ama
    sarhoş değilim.
    POLİS :Araba uzaktan kumandalımıydı?
    SARHOŞ :Hayır.
    POLİS :Öyleyse nasıl kullanıyordun?
    SARHOŞ :Kalıbımı basarım bu polis araba kullanmasını bilmiyor.
    POLİS :Tepemin tasını attırma, şoförün arka koltukta ne iş var?
    SARHOŞ :Hangi koltukta ?
    POLİS :Dönerli koltukta.
    SARHOŞ :Ben dönerli koltuk sevmem.
    POLİS :Nasıl bir şey tercih edersiniz,beyefendi.
    SARHOŞ :Ben amortisörlü koltuk severim düğmesine bas yukarı,aşağı,ileri geri.
    POLİS :Olur beyefendi istersen sana da ceylan derisinden yaptıralım.
    SARHOŞ :Senin canın koltuk mu çekti. Çektiyse çekinme söyle bir tane ayarlayayım.
    POLİS :Ne koltuğu ?
    SARHOŞ :Nerden bileyim bir koltuk sevdasıdır gidiyor. Koltuk aşağı koltuk yukarı, Polis misin
    Politikacı mısın belli değil.
    POLİS :Çıldırtma adamı senin arabanın arka koltuğunda ne işin vardı?
    SARHOŞ :Bu benim suçum değil .Kaza anında otobüsten otomobile transfer olmuşum.
    POLİS :Bir dakika,bir dakika .Sen otobüsün şoförü müsün?
    SARHOŞ :Evet,sen ne zannetmiştin?
    POLİS :Demek sen otobüsün şoförüsün.Seni çakıl taşları altında ararken, yanımda
    buldum .Yürü gidiyoruz.
    SARHOŞ :Nereye?
    POLİS :Karakola,ifadeni almaya.
    SARHOŞ :Yok ben gelmeyeyim, doktorda neredeyse gelmek üzere.
    POLİS :Gördüğüm kadarıyla,senin kazadan oluşan herhangi bir yaran yok.
    SARHOŞ :Olmaz olur mu,bak şu parmağımın ucu morarmış.
    POLİS :Demek parmağının ucu morarmış.Onca insanın ölümüne onca insanın
    yaralanmasına neden olan bir trafik canavarının,daha çok yeri moraracak gibime
    SARHOŞ :Beni öyle evirip çevirme,kategorize etme,ben yasal olan telefon hakkımı kullanmak
    istiyorum.
    POLİS :Yarı yarı’ya ve seyirciye sorma hakkını kaybettin.Sadece bu kaldı
    onu da iyi değerlendir.
    SARHOŞ :Memur bey.
    POLİS :Yine ne var?
    SARHOŞ :Bu telefonun sıfırını çalmışlar.
    POLİS :Telefonu ters tutmuşsun.
    SARHOŞ :Telefonun tersi dönmüş.
    POLİS :Telefonun tersi dönmemiş.Ters tutuyorsun,şöyle tut.
    SARHOŞ :Memur bey bunun dört ‘ü,dört tane hangisine basacağım.
    POLİS :Tabi çektin kafayı.Çektin kafayı şimdi dörtte görürsün on dörtte,yukarıdan aşağı
    ikinci tuşa bas.
    SARHOŞ :Yukarıdan aşağıdaki,tuşta bir var.
    POLİS :Altındakine bas.
    SARHOŞ :Basıyorum basıyorum elim boşa gidiyor.
    Polis alır numarayı çevirir sarhoşa verir.
    SARHOŞ :Sayın amirim.
    POLİS :Sen ne diyorsun ya.Ne amiri.
    SARHOŞ :Burada bir polis var.Karakola götürmek istiyor.Telefonu mu vereyim amirim,
    anlaşıldı amirim hemen veriyorum.Sayın amirim sizi istiyor.
    POLİS :Buyurun amirim.Yok amirim ne karakolu burada pansumanını yaptırıp evine
    göndereceğiz.O kadar önemli bir şey değil,sadece on ölü on beş yaralı var amirim.
    Ne! eve göndermeyelim mi?Terminale mi?Yola mı çıkacak?Sen nerenin amirisin?
    Demek terminalin amirisin……………Amiri.Demek terminalin amirini aradın.
    Sabahtandır bizim burada dizimizin bağı çözülüyor.Yürü karakola.
    SARHOŞ :Sen benim dayımı tanıyor musun dayımı?
    POLİS :Tanımıyorum ne olacak.
    SARHOŞ :Benim dayım Ankara da.
    POLİS :Ankara’da mı?
    SARHOŞ :Hem de Çankaya’da çok yükseklerde.
    POLİS :Bakan mı?
    SARHOŞ :Bakan herkese bakıyor.
    POLİS :Nasıl yani?
    SARHOŞ :Nasıl olacak iş bulamadığı için ev kirasını ödeyemedi evden attılar.dayımda 22 katlı
    binanın çatısına yerleşti,gelene geçene tepeden bakıyor.
    POLİS :Şimdi seni bir tepelersem tepeden bakmayı görürsün benimle dalga mı geçiyorsun?
    SARHOŞ :Olur mu öyle şey memur bey ben babamla dayımı karıştırdım.
    POLİS :Baban mı tepeden bakıyor.
    SARHOŞ :Babam yer altı dünyasının babası.
    POLİS :Yer altı dünyası mı?
    SARHOŞ :Babamın emrinde en az on bin insan var.
    POLİS : On bin insan mı? O kadar insanın parasını nasıl veriyor.
    SARHOŞ :Yer altı dünyasında para sorunu yok .
    POLİS :Tabi memleketin haracını bende yesem benimde para sorunum olmaz.
    SARHOŞ :Şunun adına bahşiş desek .
    POLİS :Milyon dolarlık bahşiş.
    SARHOŞ :Ne doları ? En fazla veren on milyon yirmi milyon veriyor.
    POLİS :Saygı değer yer altı dünyasının babası yani babanız ne iş yapıyor.
    SARHOŞ :Mezarlık bekçisi.
    POLİS :Demek mezarlık bekçisi,yürü bakalım.
    SARHOŞ :İmdat! Adam öldürüyorlar,beni kurtaracak biri yok mu? Polis polis yok mu.
    POLİS :Var. Hem de yanı başımda.Yürü bakalım.karakola gidiyoruz.
    Polis ile sarhoş sahneden çıkar. Sahneye hemşire girer,sedyeyi kaptığı gibi sahneden çıkar.Sahneye
    doktor ile hemşire girer.
    DOKTOR :Evet hemşire hanım,bahsettiğin acil vakayı bulamadık,bunun mantıklı bir açıklaması
    vardır herhalde.
    HEMŞİRE :Belki canı sıkıldığı için yürüyüşe çıkmıştır.
    DOKTOR :Saçmalama,sosisli sandeviçe dönmüş arabanın içinden çıkan bir yaralı nasıl
    Yürüyüşe çıksın?
    Aradıkları hasta sahneye girer. Hastanın elbiseleri parçalanmış ve kanlar içindedir.
    HEMŞİRE :Geldi doktor hanım geldi.
    DOKTOR :Ne oluyor yine,ne geldi.?
    HEMŞİRE :Kaybolan yaralı geldi.
    DOKTOR :İyi de siz yanlış yere geldiniz.
    HASTA :Nereye gitmem gerekiyordu.?



    DEVAMI VAR

  5. DR.MATRİX
    Devamlı Üye
    DOKTOR :Adli tıp morguna.
    Yaralı hasta biraz alkollüdür.
    HASTA :O nedenmiş o ?
    DOKTOR :Neden olacak sizde biçilecek dikilecek yer kalmamış.
    HASTA :Olsun siz yine de dikilecek yerleri dikin, overlok yap,zikzak yap,reçme geç.
    DOKTOR :Ne oldu sana böyle,araba mı çarptı.?
    HASTA :Hayır.
    DOKTOR :Kamyon mu çarptı.?
    HASTA :Hayır,biraz yukarı çık.
    DOKTOR :Tır mı çarptı.?
    HASTA :Çık yukarı çık.
    HEMŞİRE :Ben buldum buna çarpsa çarpsa tren çarpmıştır.
    HASTA :Hiç biriniz bilemediniz,bana uçak çarptı.
    DOKTOR :Nasıl olur sen yerde,uçak havada.
    HASTA :İki gün önce arkadaşlarla biraz içtik.Arabaya bindik tam gaz gidiyorduk
    sürat yüz doksan iki yüze ulaşmıştı ki uçuşa geçtik,film koptu.İşte ondan sonrasını
    hatırlamıyoruz.Biz mi gökyüzünde uçağa çarptık,uçak mı yeryüzünde bize çarptı,
    henüz anlamış değilim.
    DOKTOR : Sigortanız var mı ?
    HASTA : Sigortam vardı.Kazada tık attı.
    DOKTOR : Bağ kur’unuz var mı?
    HASTA :Bağ kurmayı çok severim üzüm bağı,elma bağı,nar bağı.
    DOKTOR : Siz kursanız kursanız ayva bağı kurarsınız.
    HASTA :Efendim.?
    DOKTOR :Siz ayvayı yemişsiniz.
    HASTA :O kadar belli oluyor mu.?
    DOKTOR :Ney.Belli oluyor mu?
    HASTA :Ayva yediğim,ben ayvayı çok severim.İçki içerken yanında iyi gidiyor.
    DOKTOR :Ben onu demek istemedim.
    HASTA :Ne demek istediniz.?
    DOKTOR :Yani sen gidicisin.
    HASTA :Tebrik ederim doktor hanım bir seferde bildiniz.ben buradan çıktım mı Kanada’
    ya gideceğim
    DOKTOR :Görünüşe göre Kanada’ya değil Karaca Ahmet Mezarlığı’na gideceksin.
    HASTA :Karaca Ahmet, Kanada’dan daha mı sıcak.
    DOKTOR :Olmaz olur mu orada zebaniler ısıtmak için seni bekliyorlar.Cayır cayır
    ısınacaksın.
    HASTA :O sıcaklığı yalnız yaşamak istemiyorum doktor.Hemşirede benimle gelsin.
    DOKTOR :Çek elini sana da yüz verdik astar isteme.
    HASTA :Astar değil doktor sizden hemşire yi istiyorum.
    DOKTOR :Fazla konuşma paran var mı?
    HASTA :Neden sordunuz,yoksa Titan’a üye mi yapacaksınız.?
    DOKTOR :Saçmalama ne Titan’ı?
    HASTA :Kenan ŞERAN oğlu titanı.
    DOKTOR :Nerden çıkardın Kenan ŞERAN oğlunu.?
    HASTA :Ben çıkarmadım,onu annesine babasına sorun.
    DOKTOR :Bırak şimdi Titan’ı mitanı.
    HASTA : Nasıl bırakayım doktor hanım Titan uğruna tam on bin markım gitti.
    DOKTOR :Bırakın şimdi Titan’ı mitanı,Titan batalı yıllar oldu.
    HASTA :Bu memlekette daha ne Titanlar var,titan titana.
    DOKTOR :Siz buraya derdinizi anlatmaya mı yoksa tedavi olmaya mı geldiniz.
    HASTA :Beni buraya yaram sarılsın diye getirdiler.Siz parayı ne yapacaktınız..
    DOKTOR :Ameliyat için gerekecek.Mesela iğne,narkoz ve ameliyatta kullanacağımız
    bir takım malzemeler için para gerekecek.Bu da sizde olmadığı için biraz canınız
    acıyacak gibime geliyor.
    HASTA :Doktor hanım,para konusunu hiç düşünmeyin.Ben o işi hallederim. Siz
    iğnenizi yapın,normal ameliyata alın.
    DOKTOR :Hemşire hanım siz iğnenizi yapın bende gidip ameliyathaneyi hazırlayım.
    Doktor sahneden çıkar.
    HEMŞİRE :Dön bakayım arkanı şu iğneyi bir yapalım.
    HASTA :Ben kimse ye arkamı dönmem.
    HEMŞİRE :Sen arkanı dönmezsen bu iğneyi nasıl yapabilirim.?
    HASTA :Ben iğneden çok korkarım.
    HEMŞİRE :İyi ben de iğne yapmayayım nasıl olsa doktor canlı canlı diker.
    HASTA :Ben iğne yi çok severim hatta arada sırada bir beş on tane yaptırırım.
    HEMŞİRE :Öyleyse dön arkanı.
    Hemşire iğne yi yapar sahneden çıkar.Hasta da arkasından çıkar.Sahneye doktor ile hemşire tekrar
    girer,hastayı yerinde bulamazlar.
    DOKTOR :Nereye gitti şimdi bu hasta?
    HEMŞİRE :Aman doktor hanım,o haliyle nereye gidecek birazdan gelir.
    DOKTOR :Aman onunla mı uğraşacağız sanki tek hasta omu gelirse gelir.
    HEMŞİRE :Doktor hanım sen bana bir şey söyleyecektin,hastalar gelince yarım kaldı.Ne
    söyleyecektin.Merak ettim de.
    Doktor biraz dolaştıktan sonra hemşire ye döner.
    DOKTOR :Benimle bir iddiaya var mısın?
    HEMŞİRE :Ne hakkın da?
    DOKTOR :Buraya gelen ilk hastanın yaşını en yakın tahmin eden birtakım elbise kazansın.
    HEMŞİRE :Hay Allah senden razı olsun.
    DOKTOR :O neden o ?
    HEMŞİRE :Kaç yıldır bir takım elbisem olmamıştı.
    DOKTOR :Dur bakalım dereyi görmeden paçaları sıvama. Ya kaybedersen.
    Başı sarılı orta yaşlı bir kadın içeri girer.Hemşire hastayı karşılar.
    HEMŞİRE :Buyurun hanım efendi,şöyle oturun.
    HASTA :Teşekkür ederim.
    Hasta hemşirenin gösterdiği yere oturur.
    DOKTOR :Görünüşe göre kafanızdan büyük bir darbe almışsınız.
    HASTA :Fazla büyük sayılmasa da darbe aldığım kesin.
    DOKTOR :Ne oldu ?
    HASTA :Belediyenin kazdığı kanalizasyon çukuruna düştüm.
    DOKTOR :Bunlar hep dikkatsizliğin sonuçlarıdır.
    HASTA :Aslını söyleyecek olursak bu çukura düşmemde hiçbir suçum yok.
    DOKTOR :Kimin suçu var?düştüğün çukurdan belediyeyi suçlayacak değilsin herhalde.
    HASTA :Belediyenin değil,suç yağmurun.
    DOKTOR :Çukurla yağmurun ne alakası var şimdi?
    HASTA :Olmaz olur mu doktor hanım,yağmur sen aşırı yağ,çukuru kamufle et,biz
    arkadaşları ziyarete Sinan dedeye gidiyorduk,bir baktık ki kanalizasyon
    çukuruna gömülmüşüz.
    DOKTOR :Çok çok geçmiş olsun.
    HASTA :Kurtulmamız mucize oldu,böyle mucizeler her zaman olmayabilir,
    geçen yıl aynı böyle bir olay arkadaşların ölümüne neden olmuştu.
    DOKTOR :Hemşire hanım,şu başındaki sargıyı çıkarın da hastanın yarasına bakalım.
    Hemşire hastanın sargısını çıkarır.Doktor hastanın yarasına bakar.
    DOKTOR :Kafanız çok kötü yarılmış.
    Doktor hemşire ye dönerek.
    DOKTOR :Hemşire hanım hastanın kafasına dikiş atacağımız bölgeyi bir zahmet kaselim.
    Hemşire hanım hastanın saçlarına bakar,hastaya dönerek.
    HEMŞİRE :Nasıl olsun hanım efendi?
    HASTA :Bol köpüklü orta şekerli olsun?
    HEMŞİRE :Kadına bak ya….! On kuruşluk bir dikiş attıracak on beş kuruşluk kahveden
    bahsediyor.
    HASTA :Affedersiniz,yanlış anladım galiba.dervişin fikri neyse zikride odur derler.
    HEMŞİRE :Hanım efendi traşınız nasıl olsun diyorum.
    HASTA :Kahküllerimi kısaltın lütfen dikiş atılacak yerleride fazla kesmeseniz sevinirim.
    HEMŞİRE :Hanımefendi ben anlatamıyorum herhalde,kafanızı nasıl keselim?
    HASTA :Fesubhanallah siz burada kafamı kesiyorsunuz?ne suç işledim ki ben.
    HEMŞİRE :Hanımefendi ben şu mendebur saçlarınızı nasıl keseceğimi soruyorum.
    HASTA :He anladım,altı yüz elli yedi sayılı devlet memurları kanununun yedinci
    Maddesinin bilmem kaçıncı fıkrasına göre kes gitsin anasını satayım.
    HEMŞİRE :O kadar kanunları bilseydim hukukçu olurdum.
    DOKTOR :Eee uzattınız ama hanımefendinin istediği gibi mi kesilecek canım.Makası getir
    Dikiş atacağımız yeri keselim de dikiş atalım.
    HASTA :Ya saçımı fazla kesmeyin olur mu?
    DOKTOR :Emriniz olur hanım efendi başka bir isteğiniz?
    HASTA :Estağfurullah sadece bir rica idi .
    Doktor hemşireye hastayı işaret ederek sorar.
    DOKTOR :Kaç?
    HASTA :Neden kaçayım ne oldu,siren mi çaldı ne oldu?
    HEMŞİRE :Sen otur bana tahmin sordu.
    HASTA :Ne tahmini sayısal loto mu oynuyoruz,bende bir sayı söyle bilirmiyim?
    HEMŞİRE :Ne tahmini olduğunu biraz sabredersen.
    Hastanın saçları arasından yüzüne doğru kan akmaya devam eder.
    DOKTOR :Hemşire hanım kaç diye sordum.
    HEMŞİRE :Kırk.
    DOKTOR :Höst be bunun neresi kırk.
    HEMŞİRE :Ben kırk verdim birde sen konuş.
    HASTA :Bu ne pazarlık yoksa kurbanlık koyun gibi beni mi satıyorsunuz.
    DOKTOR :Bana göre otuz beş,milim şaşmaz.
    Hasta mendiliyle yüzündeki kanları silmeye başlar .
    HEMŞİRE :Hayda kadının her tarafı bum buruşuk sen hala otuz beşten bahsediyorsun.
    Hemşire eliyle hastanın saçlarını karıştırır.
    HEMŞİRE :Baksana doktor hanım saçlarının yarısı ak yarısı kara alaca ineklere dönmüş.
    HASTA :Bırakın şu gır gırı başıma dikiş atında,bende bir an önce gideyim.Daireye
    geç kalmayayım.Bizim müdür aksi bir adam dır,bir memur geç kalsa da
    fırçalasam diye kapıda bekler. Geç kalanın geçmişine rahmet okur. Ama
    beyefendi ne zaman canı isterse göreve o zaman teşrif ederler.
    HEMŞİRE :Memur hanım siz Beşiktaşlı mısınız?
    HASTA :Vallahi tam isabet nereden anladın?
    HEMŞİRE :Saçının yarısı siyah yarısı beyaz olduğu için.
    HASTA :Pes doğrusu bunu hiç düşünmemiştim.
    DOKTOR :Gargaraya getirme hemşire hanım sana bir şans daha veriyorum .Tahminini
    değiştire bilirsin.
    HEMŞİR :Hayır değiştirmiyorum.Kesinlikle eminim.
    DOKTOR :Otuz beş.
    HEMŞİRE Kırk.
    DOKTOR Hemşire hanım bu kadın memur geçim derdi kadını vaktinden önce
    moruklatmış.Kırışık suratına,fersiz gözlerine,ceset gibi duruşuna aldanma.
    Hastaya eğilerek sorar.
    DOKTOR :Kaç yıllık maaş mahkümusunuz?
    HASTA :Yakında tahliye olacağım on beş yıllık.
    DOKTOR :Neyin var.?
    HASTA :Gördüğünüz gibi başım yarıldı,daha neyim olsun.
    DOKTOR :Onu demek istemedim.
    HASTA :Pardon ben yanlış mı anladım.?siz ne demek istediniz.?
    DOKTOR :Han,hamam,köşk,araba,arsa,dolar,mark,yat,kat,uçak, tren,vapur,ada,ülke,cariye.
    HEMŞİRE :Maşallah sizde soruya laik adamı buldunuz.
    HASTA :O dediklerinizle uzaktan yakından akrabalığım yoktur.
    DOKTOR :Tam on beş yıldır aldığın maaşla ne yapıyorsun.Baksana ağzında diş bile
    kalmamış.Öldüğünde çocuklarının tabutunun başında göz yaşı dökeceklerini
    hiç düşünme,ne yaptın on beş yıllık maaşı.?
    HASTA :Ne sen sor ne ben anlatayım doktor hanım.Uzun hikaye.
    DOKTOR :Uzunu kısasımı var bunun ufak bir el hareketiyle tamam.Gördünüz mü hemşire
    hanım tam on beş yıldır bırak baltaya sap olmayı kesere kamış bile olamamış .Bir
    musibet bin nasihattan iyidir derler.Örnek alda bu uzaylı yaratığı yoksul düşme.
    aklını kullan adam ol,doktorun gibi eşek olma.
    HASTA :Yanlış söylediniz doktor hanım,kendinizi eşek yerine koydunuz.
    DOKTOR :Nedir doğrusu.?
    HASTA :Adam ol doktorun gibi ,eşek olma.
    DOKTOR :Ne fark eder aynı sözcükler çıktı o mübarek ağzımdan.
    HASTA :Siz virgülü yanlış yere koydunuz,anlam değişti.
    DOKTOR :Maşallah,kültüründe ibadullah,ama kültür para etmiyor,seni aç bırakmış.
    HASTA :Ahhhh ahhh… Biz memurlar on bin metrelik maratonu en iyi koşan atletleriz
    bir cadde üzerinde dört ayrı esnafa olan borçlarımı dört aydır ödeyememiştim,
    üstelikte utana sıkıla borç para almıştım.Bir gün dalgınlıkla alacaklıların
    mahallesine girmemiş miyim ,fark ettiğimde geriye dönüp dört nala
    koşacaktım ama iş işten geçmişti.Sağ taraftaki tuhafiyeciye borcum olduğundan
    dümeni sol tarafa kırdım.Bu defada bakkala olan borcumu hatırladım.
    çaktırmadan caddenin karşısına geçtim. Biraz yürümüştüm ki kasabın önüne
    geldim.Allah ‘ıma binlerce şükürler olsun ki,altı aydır evimize et girmediğinden
    kasaba bir kuruş borcum yoktu.Altı ay önce 250 gr kıymayı iyice kaynatıp bir
    kavanoza koydum,az az pişirerek psikolojik doyuma ulaşmanın yolunu bulduğum
    için kasabın önünden geçerken zafer kazanmış bir komutan gibi alnım açık göğsüm
    ileride dimdik yürümeye başladım.Ama bu fazla uzun sürmedi.üç aylık tüp parasını
    ödeyemediğim için tüpçünün dik dik baktığını gördüm.Kafamı diğer tarafa
    çevirdim görmezlikten geldim .ve yolun diğer tarafına geçtim.Bu kez çarşıya
    neden çıktığımı unuttum.Diğer alacaklılara yakalanmamak için geriye döndüm
    ve olanca hızımla koşmaya başladım. Arkamdan dom dom kurşunu atsalar da
    beni yakalayamazlardı.
    DOKTOR :İyi de bunları bana niye anlatıyorsun?
    HASTA :Yani sizin anlayacağınız ben ve benim gibi insanların çilesi mezar da bile
    bitmiyor.
    HEMŞİRE :Doktor hanım bu hasta ne demek istedi.?
    DOKTOR :Sayın hastamız zamanından önce yaşlandığını anlatmaya çalıştı.Elli yaşında
    gibi görünüyor ama tam otuz beşlik.
    HEMŞİRE :Siz aklınızı mı oynattınız doktor hanım bunun neresi otuz beş.
    DOKTOR :Sen bana hakaret mi ediyorsun çömez.?
    HEMŞİRE :Ne haddime doktor hanım yalnız kırk olduğuna kalıbımı basarım.
    Doktor hastanın saçını acıtırcasına karıştırır , sırtına vurur .Hastanın başından gelen kan gittikçe
    artmaktadır.
    DOKTOR :Asla yanılmam,otuz beş ten bir gün bile almamıştır.Sen elbise parasını hazırla
    Ortam iyice kızışır.
    HEMŞİRE :Halt etmişsiniz,adamın suratı kırk olduğunu anlatıyor .
    Doktor ile hemşirenin tartışmaları kavgaya dönüşür.Bu arada hastayı iyice hırpalamaya başlarlar.
    Zavallı kadın bitkin düşmüştür.Doktor ile hemşirenin kavgasından darbe almamak için başını
    aşağıya eğerek eliyle korumaya çalışmaktadır,bir ara tüm gücünü toparlayarak bağırmaya başlar.
    HASTA :Ulan vicdansızlar,anamı ağlatmayan sadece ikiniz kalmıştınız.Bula bula benimi
    buldunuz? Dairede ki asık suratlı müdürden,işsiz kocamdan harçlıksız kalan
    çocuklarımdan azrail gibi her ay başıma dikilen ev sahibimden , yakamı
    bir türlü bırakmayan bakkalımdan yediğim darbeler yetmiyor mu kardeşim
    hadi bana eyvallah ilk otobüsle İstanbul ‘a gidiyorum. Boğaz içi köprüsünü
    yapanlardan Allah razı olsun.
    DOKTOR :Dur nereye gidiyorsun seninle daha işimiz bitmedi.
    Gitmemesi için bir kolundan hemşire çekiştirirken gömleğin kolları elinde kalır.
    HEMŞİRE :Takım elbise gitti ama bir gömlek kolu sahibi oldum.
    DOKTOR :Diğer kolda bende.

    HEMŞİRE :Gömleğin geri kalanı nerde ?
    DOKTOR :Adamla birlikte intihar etmeye gitti.
    HEMŞİRE :Koşup hemen kadını yakalayalım .Takım elbise gitti bari gömleği kurtaralım.
    DOKTOR :Gömleği bırak adamı kurtar.
    Memur sahneden kaçarcasına çıkar .Hemşire de arkasından koşar .Hemşire bir çocuğun
    arkasından koşturarak içeri girer . Çocuk ağlamaklıdır.
    HEMŞİRE :Gel buraya nereye gidiyorsun.
    Çocuk doktorun yanına girer.
    DOKTOR :Ne oldu neden ağlıyorsun.?
    ÇOCUK :Doktor hanım teyze,doktor .
    DOKTOR :Efendim.?
    ÇOCUK :Benim babam bu hastanedeymiş.
    DOKTOR :Babanın adı ne.?
    ÇOCUK :Recep kaçar.
    DOKTOR :Hangi bölümdeymiş?
    ÇOCUK :Bilmem.
    DOKTOR :Peki neyi varmış.?
    ÇOCUK :Kafası,gözü yarılmış,birde bacağı kırılmış.
    DOKTOR :Ne oldu trafik kazası mı geçirdi.?
    ÇOCUK :Siz buna öylemi diyorsunuz.?
    DOKTOR :Neye mi öyle diyoruz oğlum.?
    ÇOCUK :Kafası kırılanlara.
    DOKTOR :Babana ne olduğunu anlatsana.
    ÇOCUK :Babamın işleri bozulunca babamda seyyar satıcılığa başladı.
    DOKTOR :Neden ?Başka bir iş bulamadı mı?
    ÇOCUK :Doktor hanım teyze doktor benim babam lise mezunu,üniversite mezunları
    iş bulamıyor babam nasıl bulsun.o da bize ekmek alacak parayı getirmek için
    seyyar satılıcılığa başladı.Sen benim babamın ne sattığını biliyormusun.
    DOKTOR :Ne satıyor.?
    ÇOCUK :Balık satıyor balık.
    DOKTOR :Avlanma sezonu kapanınca ne satıyor.?
    ÇOCUK :Yine balık satıyor.
    DOKTOR :Oğlum avlanma sezonu kapanınca balığı nereden buluyor.?
    ÇOCUK :Trol sezonu hep açık.
    DOKTOR :Trol normalinde de yasak,sezon kapanınca nasıl onlara açık oluyor.?
    ÇOCUK :Bunlar kaçak çalıştığı için oluyor.Babam öyle dedi.
    DOKTOR :Denizdeki tüm canlıları öldürüyorlar.Balık neslinin neden tükendiği belli oldu.
    ÇOCUK :Doktor hanım teyze sadece bunlarla mı tükeniyor,sanıyorsunuz.Siz son zamanlarda
    Denize gitmediniz galiba ? Denizlerde belediye çöplüklerinden daha fazla çöp var
    birde bunlara mersin faciası eklendi.
    DOKTOR :Neyse oğlum neyse bu konu bizi aşar.Babana ne oldu?
    ÇOCUK :Seyyar satıcılık yapıyordu.Zabıtalardan kaçarken bir inşaatın temeline düşmüş.
    İşte orda kolu bacağı kırılmış.
    Çocuk tekrar ağlamaya başlar.
    DOKTOR :Yine ne oldu oğlum?
    ÇOCUK :Benim babam iyileşecek mi?
    DOKTOR :İyileşecek tabi.İyileşmez olur mu?
    ÇOCUK :Peki doktor hanım teyze doktor.Benim babam iyileşince bana çikolata alacak mı?
    DOKTOR :Almaz olur mu hem de en büyük çikolatalardan alacak.
    Çocuk tekrar ağlamaya başlar.
    DOKTOR :Yine ne var?
    ÇOCUK :Benim babamın parası yok ki çikolata alsın.
    DOKTOR :Baban almazsa bende bir tane var ben kendi çocuğuma almıştım al senin olsun.
    ÇOCUK :Sağ ol doktor hanım teyze.
    Çocuk tekrar ağlamaya başlar.
    ÇOCUK :Doktor hanım teyze doktor.Benim bacağımın biri kayıp.Kapkaçcılar çalmış.
    HEMŞİRE :Ağlama ağlama dur.Kimse çalmamış üzerine oturmuşsun.
    ÇOCUK :Aaa buradaymış.
    Çocuk ayağa kalkar.
    ÇOCUK :Doktor hanım teyze doktor.
    DOKTOR :Efendim.
    ÇOCUK :Benim babam iyileşince bana keman çalacak mı?
    DOKTOR :Çalmaz olur mu hem de senin en sevdiğin parçaları,çalacak.
    ÇOCUK :Pışık çalacak benim babam keman çalmasını bilmiyor ki.
    Çocuk sahneden koşarak çıkar,arkasından hemşire de koşarak çıkar.
    DOKTOR :Vay afacan vay demek benimle dalga geçtin gel buraya.
    Doktorda akasından çıkar….


    1 .PERDE KAPANIR…….

  6. DR.MATRİX
    Devamlı Üye
    ADİSYON KAĞITLARI




    KİŞİLER

    TÜRKAN: Bahri’nin karısı
    ADAM : Hayali kahraman
    BAHRİ : Türkan’ın kocası
    ÖZGE : Bahri ile Türkan’ın kızı
    BİLGE : Bahri ile Türkan’ın kızı
    AYTAÇ : Bahri ile Türkan’ın oğlu
    ADİSYON KAĞIDI :










    YAZAN : Eda NACAR
    97-11942005
    Dr. Yazarlık-4




    (Otantik, nehiz bir resrorantı ) andıran sahnede, üç dört masa bulunmaktadır. Masaların üstünde bakır kupalar, bakır tabaklar, bakır sürahiler yer almaktadır. Ortamı duvarlarda asılı olan gaz lambaları aydınlatmaktadır. Duvarlar eski yeni aile fotorafları ve halılarla süslenmiştir. Hasır iskemlelerde, samimi bir hava yaratmak için masaların kenarlarına dizilmiştir. Kaneviçe perdeler ve asırlık kilimlerde nostaljik bir hava yaratmıştır. Eski bir soba ve pencerenin önünde çiçekler vardır. Düz sarı kıyafetiyle bir adam içeriye girer. Kıyafetin ön yüzünde ( Beyti kebap, Patlıcan kebap, Kuzu şiş, Piliç şiş, Günün yemeği, Pilav, Salata, Tatlı, Dondurma, Cola) yazmaktadır.Arka tarafında ise kıtalar şeklinde yazılmış şiirler bulunmaktadır.

    ADİSYON KAĞIDI- Ben aşk cumhuriyetinin başbakanıyım.

    Halkım aşıklardan.
    Benim cumhuriyetimde insanlar;
    Aşık olarak doğar,
    (Duvarda asılı olan aile fotoğraflarına
    sıra ile bakmaktadır.)
    Aşk ninnileriyle büyür,
    Aşk mekteplerinde,aşkın kitabını okur,
    (seyirciye doğru yönelir.)
    Benim kanunlarımda;
    Aşklar özgür yaşanır.
    Avukatlarım bu yüzden işsiz.
    Savcılarım boş oturur.
    Aşk suçu işleyenler sınırdışı edilir.
    (Elleriylr restorantı gösterir.)
    Benim cumhuriyetimde, ordum aşk için
    savaşır.
    Aşklar ölürcesine yaşanır,
    Mezar taşlarına aşk şarkıları yazılır.
    Benim cumhuriyetimde aşklar
    Sonsuzluğa ulaşır
    (iskemlelerden birine oturur.)Bu gördüğünüz restorantın sahipleri, yirmi beş yıllık evliler. Geçen sene gümüş yıllarını kutladılar. Onu tanıdığım günden beri dünyasından bir türlü gidemedim. Onun bambaşka bir dünyası var. Her geldiğinde bana (arkasını döner. ) birkaç mısrayı bırakır ve gider.

    O yirmi beş yıl boyunca binlerce öğrenci yetiştirmiş emekli bir öğretmen.

    O üç tane pırıl pırıl evlat yetiştiren güzel bir anne.

    O otantik, nezih bir restorant işleten iyi bir işhanımı.

    Onun ilk şiirini kardeşim kadar sevdiğim restorantın menü kapağına yazmışlar. (Dışardan sesler duyulur.) Türkan ablanın sesi bu. (İskemleden kalkar.) En iyisi ben yerime gideyim. Kapı önüne canım. Sizleride sevgili patronum Türkan Ablanın dünyasıyla başbaşa bırakayım.

    TÜRKAN – (Elinde küçük çaydanlığı ile içeri girer. Kaneviçe perdeleri açar.) Nasılda özlemişim, bu sessizliği küçücük çaydanlığımla bir kişilik çay demlemeyi, (vazonun içinde ki çiçekleri koklar.) sabahları vazolara koyduğum kırmızı gülleri, hanım elleri, begonvilleri. Nasıl da özlemişim, aşk şarkıları dinlemeyi.
    (Kısık seste ut sesi sözlere karışmaktadır. Bu arada Türkan adisyon kağıtlarının arkasına birşeyler yazmaktadır.)
    (Çayını yudumlar.)
    (Beyaz kıyafetli bir adam, Trenin hareket etmesi için bekleyen memur edasıyla ağzındaki düdüğü çalarak sahneye girer.)

    ADAM – Zaten aklına gelen başına geldi senin. Ne diye hep

    aşk şarkıları dinlersin sanki birgün

    Şimdi dinle, şimdi ağla hadi şarkılardaki gibi(Bir
    İskemle çeker oturur.)
    TÜRKAN – Herşeyimiz ansızın oldu, ayrılığımızda.
    ADAM – Kendine iyi bak dediğimi duyabildim mi uzaktan?
    TÜRKAN – Peki ya sen görebildin mi, içime akan gözyaşları-
    mı?Hüngür hüngür ağlamak isterken kaçar adımlarla gitmen şartmıydı.
    ADAM – Yüreğin burkulmuş. (Türkan’ın yüzünü okşamak ister. Elini geri çeker.)
    TÜRKAN – “İlk istasyonda indim bir telefon kulubesindeyim” demeni bekledim hep.
    ADAM – Çaresizlik nedir bilir misin?
    TÜRKAN – Sensizliği mi?
    ADAM – Herşey boş be Türkan, kimse oturmuyor oturduğum yerde Sevdiğin şarkıyı da çalmıyorlar senden söz etmeye cesaretleri yok ağlayacağımı biliyorlar.
    TÜRKAN – Yıllar nasıl da geçti acısıyla tatlısıyla yirmi beş yılı geride bıraktık. Yirmi altısı olmayacak mı?
    ADAM – Olmayacak
    TÜRKAN – Birlikte yaptığımız bahçeyi seyrettim bugün Minelerle güller, yasemenle hanımeller nasıl da kaynaşmışlar
    ADAM – Benim gibi halinden şikayetçi olan yok muydu?
    TÜRKAN – (Adama sarılır.) Sımsıkı sarılmışlar. Daralınca yerleri, boyuna uzamışlar. ( gülümser)
    ADAM – (Türkanı itekler.) Sende benimle toprağı mı paylaşmak istiyorsun? ( Düdüğünü çalar.) Son trende biraz önce kalktı
    TÜRKAN – Kimbilir kaç durak sonra hatırlayacak beni Kaç sefer sonra uğrayacak bir daha
    ADAM – Dün neredeydim biliyor musun?
    TÜRKAN – Neredeydin? (İskemleye oturur.)
    ADAM – Ayrıldığımız o yerde Çoktandır uğramıyor dediler buralara sana ait bir eşya aradım dokunmak için. Basma elbiseni buldum yerde. Kokladım yakasını hasretle Vazoda kırmızı beyaz güller,
    TÜRKAN – Hani çok severdin sularını değiştirmeyi.
    ADAM – Onlar da küsmüş, senin gibi, boynu bükükler di sanki
    TÜRKAN – Nereden bilebilirlerdi ki ayrılığımızın yatağımızda gerçekleşeceğini.
    ADAM – ( Sessiz)
    TÜRKAN – Hiç hesapta yoktu ayrılık. Biraz geç kalmana dayanamazken, kaldıramaz bunca yükü yüreğim. Uzaktan duyar mısın sesimi yan yana durupta konuşamazken. (Ses tonu sözleri söyledikçe yükselir.) Anlayabilir misin beni? Aşabilir misin engelleri? Daha birbirimize ulaşamazken (ellerini uzatır) uzatsam tutabilir misin elleri mi, Yanımda olup da dokunamazken. Sarılabilir misin özlemle, Bakabilir misin gözlerime, Söyleyebilir misin sevdiğini, O kadar yakınımda, Öylesine uzakken.
    ADAM – Ben istediğim ayrılığı, sen istemedin biliyorum, biliyorum birtanem ben istedim ölmeyi, yaşayamadan hissettiklerimizi



    TÜRKAN – (Masanın üstündeki adisyon kağıtlarını alır.) Seni bu kağıtlarda yaşatıyor, içinde değerli armağanlar bulunan bir kutuya benzetiyorum. El üstünde tutuyorum şiirlerimi, sırf senin için sırf sen varsın diye
    ADAM – Ben ne yapıyorum peki? (Elindeki düdüğü gösterir.) Çalıp gezdiğimi mi sanıyorsun?
    TÜRKAN – Ne yapıyorsun o zaman?
    ADAM – Sana olan sevgimi bir yumağa sarıyorum, öylesine büyüyor ki yüreğime dar geliyor. İkimizinde sığabileceği bir kazak örüyorum.
    TÜRKAN – Sende beni yanına istiyorsun biliyorum acaba o kazağı kirletmeden, esnetmeden giyebilecek miyiz merak ediyorum.
    ADAM – (Türkan’ın dizlerinin dibine çöker.) Ben kendimi sende bırakıp geldim. Kendimi de seni de özledim. Hoşuna gitmediyse kalışım, taşıyamıyorsan yükümü, azat et gidelim. Benim yüreğimde çok yer var, senide götüreyim.
    TÜRKAN – (Güler.)
    ADAM – Neden gülüyorsun?
    TÜRKAN – Gülmek kahkaha değildir herzaman, gülmek bazende hüngür hüngür ağlamaktır, sevdiğin biri için.
    ADAM – Benim için mi Türkan?
    TÜRKAN – Bir ev düşlüyorum ikimiz için O sevdiğimiz mahalleden. Sıcacık sevecen insanların yaşadığı (İskemleden kalkar.) yokuş. Daracık çıkmaz sokaklardaki, sıvası dökülmüş, penceresinde, yağ tenekelerine dikilmiş kırmızı beyaz karanfilleri olan, bacasında sevgi ve mutluluk tüten minicik bir ev (Kanaviçe nakışlı perdeyi aralar.) Pencereden gelişini bekliyorum. Elinde akşamdan ısmarladığım şeyler, evimize doğru yaklaşıyorsun. Pencereden, ekmekde alman için işaret ediyorum
    ADAM – (Pencereye yaklaşır.) Karşıdaki tamirciden kıskanıp seni, başını sallıyor ve kızgın kızgın bakıyor (Türkan'ın elinden tutarak iskemleye oturtur, kendiside yanına oturur.)
    TÜRKAN – (Adam’ın gözlerinin içine bakar.) Bende içimden “işallah soba için çıra almayı unutmamıştır” diyorum. (Aynanın karşısına geçer, saçını düzeltir.) İki ev ötemizde ki bakkaldan ekmeği alıp dönüncceye kadar aynada kendini düzeltiyorum.
    ADAM – Tahtadan yapılmış kapıyı, büyük demir anahtarlarla açıyor, aldığım şeyleri birinci basamağa bırakıyorum. (gülümser.) Merdiven altında ki kümesten, taze yumurta bakıyorum.
    TÜRKAN – (Adam’ a yaklaşır.) İç kapıyı ben açıyorum sana. Elindeki paketleri alıp, şöyle bir bakıveriyorum. (seyirciye doğru yönelir.) İş gömleği için tursil istemiştim almışsın. Patates, soğan, tahin helvası köpeğimiz için kemikte var. Çırayı da unutmamış. (Adama yönelir.) Seni seviyorum, seni seviyorum.
    ADAM – Ağlamayı çok seven ıslak gözlerimle uzun uzun bakıp “beni özledin mi koca bebeğim” diyorum.
    TÜRKAN – (Adam’a sarılır.) Paltonun önünü aralayıp sarılıyorum, hasretle. Sıcaklığına dostluğuna ihtiyacım var diye fısıldıyorum. (Koşar adımlarla sahneden çıkar.)
    ADAM – (Maşayla sobayı kurcalar. Pencerede ki çiçeklere su verip, yere uzanır.)
    TÜRKAN – (Dışardan sesi duyulur.) Varislerini dinlendir, bir iki yastık ayaklarının altına
    ADAM – (İskemlelerden birini ayağının altına koyar.)
    TÜRKAN – (Elinde tencereyle içeriye girer.) Yorgunluktan sobanın rehavetinden aç uyumana dayanamam.Yemeği çok sevdiğini biliyorum. (yemeği servis yapar.) Acıkınca gözün birşey görmez.
    ADAM – Ben dinlenirken, sevdiğim yemekleri diziyorsun soframıza (Masanın yanında ki iskemleye oturur. Yemekleri yemeye başlar.)
    TÜRKAN – (Adamın yemek yemesini izler.) Karşısına oturup, iştahla yemeni seyrediyorum. Bir anne gibi ( Adam peçeteyle ağzını siler. Türkan sofrayı toplamaya başlar. Bu sırada Adam, Türkan’ın kolundan tutup yanına çeker. Tek tek örgü yapıp topladığı saçlarını çözmeye başlar. Elleri Türkan’ın saçlarına dolaşır. Türkan gülmeye başlar. Koşar adımlarla sobanın yanına gider.)
    TÜRKAN – (Güğümde ki sıcak suyu demliğe boşaltır.) Nerdeyse yanacakmış.
    ADAM – Fırfırlı basma geceliğini giysene Türkan.
    TÜRKAN – Hınzır Açıklığı seversin bilirim.
    ADAM – Saçınıda bir iki tokayla topla, hani bir defa sıcaktan toplamıştın da hoşuma gitmişti
    TÜRKAN – Bardakları tepsiye dizip yanına geliyorum. (Çıkar.)
    ADAM – (Dışarıya seslenir.) Birazda dostça konuşalım değil mi? (gülümser.) Günün nasıl geçtiğini anlatırsın bana (Bir an için eline düdüğünü alır geri bırakır.)


    TÜRKAN – (Saçları yarı açık yarı toplu şekilde, üstünde fırfırlı basma elbisesiyle içeri girer.) Çenesiz, kaprisli kadınları sevmediğini biliyorum. (Adamın elini tutar.) Ellerim ellerinde olsun, Konuşmasam da olur.
    ADAM – Bardaklar Türkan, bardakları unutmuşsun
    TÜRKAN – (Ayağa kalktığı sırada, adam kendine doğru çeker.) Çayımızı doldurmak için kalkıyorum
    ADAM – (Göz kırpar.) O da benim işim. (Çıkar) (Türkan sobaya doğru ayaklarını uzatır. Tam bu sırada, gözünde güneş gözlüğü, kulağında walkman, pantolonun çeşitli yerlerinde zincirler asılı olan Aytaç içeri girer. Aytaç, Türkan’ı görmeden şarkı söyleyerek yavaş adımlarla sahneden çıkar. Bu sırada Belinde Önlükle koşarak Bilge içeriye girer. Pencereye yaklaşır. Dışarı bakar.)
    BİLGE – Hay aksi yine kaçtı.
    TÜRKAN – Bilge
    BİLGE – (Türkan’ı görmez. Dışarıya bakmaya devam eder.Yüksek sesle) Aytaç! Aytaç! Gitti işte (önlüğü çıkarır.)
    TÜRKAN – B ilge
    BİLGE – (Türkan’a doğru döner.) Efendim anne! (Güler.) Anne! Bu ne hal!
    TÜRKAN – Şey! Sabah sabah nasıl olabilirim ki
    BİLGE – Anne senin saatten haberin yok galiba, saat 17.00 a geliyor. Bahriye teyzenin konukları gelmek üzeredir. Bu gece burda oğlunun nişanı var unutuun mu?
    TÜRKAN – (Ayağa kalkar.) Nasılsa unuttum
    BİLGE – Üstelik saat altıda okulda olmam gerekiyor. Oğlun da çekip gitti. Güya baharatçıya gidecekti
    TÜRKAN – Bahriya teyzen geldi mi?
    BİLGE – Geldi, ahçıya yardım ediyor. (Annesine yaklaşır.) Yine o adamla konuşuyordun dimi?
    TÜRKAN – (Saçlarını toplamaya çalışır.) Saçmalama Bilge (kendi kendine) gidip üstümü değiştireyim. (Bilgeye döner.) Gördün mü yoksa?
    BİLGE – İnan ki anne, o adamı senden başka kimse göremez
    TÜRKAN – (Doğrularmışcasına başını sallar.)
    BİLGE - Burada babam
    TÜRKAN – Baban mı? Ne olmuş babana?
    BİLGE – Hiç bir şey anne, hiç bir şey (Elinde ki önlüğü iskemlenin üstüne atar.) Ben okula gidiyorum. (çıkar.)
    TÜRKAN – Bilge
    (Eline cep telefonu, üstünde siyah takım elbisesiyle Bahri içeri girer. Bahriyle adam aynı kişidir.)
    TÜRKAN – Bahri
    BAHRİ – Kardeşim yok öyle birşey Yalan, üstelik kuyruklu yalan Nerde görülmüş benim insanları dolandırıdığım Sen duydun mu hiç? Hı, hı Hah işte orda dur kardeşim Bahri Dürüst, dürüst adamdır. (Türkan la gözgöze gelir. Türkan’a sarılır.) Ailesiyle yakından ilgilidir.
    TÜRKAN – (Üstüne bakar ) Farketmedi bile (Ağlayarak çıkar.)
    BAHRİ – (Diğer kulağını eliyle kapat) Tabiki canım, kaba inşaatı bitirdik (Yavaş yavaş sahne kararır.) İnce işlere başladık





    SAHNE AYDINLANIR

    (Türkan duvarda asılı olan gaz lambalarını teker teker yakar. Boynunu ovalayarak iskemlelerden birine oturur.Bu arada elinde basket topuyla Özge girer. Türkan’ı öper.)
    ÖZGE – Masaj yapmamı ister misin anne?
    TÜRKAN - Ayy çok iyi olur
    ÖZGE – (Topunu yere koyar. Türkan’ın omuzlarına masaj yapmaya başlar.)
    TÜRKAN – Ayy! Ayy! Ellerin dert görmesin kızım. Nasıl da iyi geldi.
    ÖZGE - Anne ne düşünüyorum biliyor musun? Eğer yurtdışında eğitimime devam edersem NBA’de oynamak istiyorum.
    TÜRKAN – İnşallah Ne? Şu iri yarı adamların arasında mı? Biraz gerçekçi ol Özge Büyük hayaller, büyük acılara sebep olur.
    ÖZGE – (Masajı bırakır. Topunu alır.)
    TÜRKAN – Ne oldu kızım.
    ÖZGE – Böyle söylemen gerekmezdi anne.
    TÜRKAN – Buraya gel.
    ÖZGE – (Türkan’ın yanına oturur.)
    TÜRKAN – Minik bir kız büyümüş. Nasıl da güzelleşmiş. Yüzü gibi kalbi de, Melek kadar temizmiş. Kendine yetmeyi bilir. Üzemez o kimseyi. Başarır üstlendiğini, Benim kardelen çiçeğim.
    ÖZGE – Naz edermiş bazen de Annesini üzermiş. Tatlı bir öpücükle, (öper) Hemen özür dilermiş.
    TÜRKAN – Senin üzülmeni istemem kızım.
    ÖZGE – Biliyorum anne (Giderken Türkan’a döner.) Peki ya sen Bende senin üzülmeni istemiyorum (Çıkar.)
    TÜRKAN – Doğru söylüyorsun gerçekçi olması gereken benim galiba
    ADAM – (Düdüğünü çalarak içeri girer.)
    TÜRKAN – Yooo! Hayır.
    ADAM – Hani sevdiğin cam tepsi vardı ya, rafın en üstünde duran. Her gelişimde indirmemi istediğim
    TÜRKAN – Göreceğim yerde olsun dediğim.
    ADAM – Düştü birden bire kırıldı biliyor musun? (Türkan’ın yanına oturur.) Paramparça oldu.
    TÜRKAN – İstersen toplarız birlikte.
    ADAM – Açıkça konuşmaman zoruma gidiyor biliyor musun? Aynı şeyleri yeniden yaşamak, herşeyi bile bile, saniye saniye yaklaşarak ölüme, kendimi başkasına vermek, zoruma gidiyor biliyor musun? (Trenin kalkış sesi duyulur.)
    ADAM – (Türkan’ın elini öper. Göz göze gelirler.) Ve çok güvendiğim kendime söz geçirerememek zoruma gidiyor biliyor musun? (Çıkar.)
    TÜRKAN – Ya benim, benim de zoruma gidiyor ansızın terkedilmek. (Bir süre kısık ud sesi dinler.) (Elinde çay bardaklarıyla Bahri girer.)
    TÜRKAN - Bahri, bunlar da ne?
    BAHRİ – (Elindekileri masalardan birinin üstüne bırakır.) Senin şu küçük çaydanlığın nerde?
    TÜRKAN – Ne yapacaksın?
    BAHRİ – Benim içinde yeterli çay alıp almadığına bakacağım. Hadi kalk artık iskemleden (Elinden tutar.)
    TÜRKAN – Nereye götürüyorsun?
    BAHRİ – Sadece otur ve sobaya doğru ayaklarını uzat. (Çayları doldurup, birini Türkan’a verir diğer bardağıda kendi alır. Türkan’ın yanına oturur.)
    TÜRKAN – (Ağlamaklı) Yine ağlıyorum Ama bu kez yalnız değilim. Sen varsın, sen de ağlıyorsun. Çaresizlikten, umutsuzluktan değil. Sevgiden, mutluluktan.
    ADİSYON KAĞIDI – (Girer. Seyircilere doğru yönelir.) Hep mutlu son bekleriz. Onca oyuncu içinde, onca karmaşık dekorda. Seyirciyi memnun ettiysek ne mutlu bize. Perde kapanıyor işte (Sırtını döner.) Türkan ablanın son dizelirinde, yeni oyunlarla buluşmak üzere
    SAHNE KARARIR

  7. DR.MATRİX
    Devamlı Üye
    AHMET MERCANKAYA



    Oyunun konusu:Bu günün ailesinde otoriter bir babanın çocuklarıyla yaşadığı

    sorunları mizahi bir dille anlatmaya çalıştım



    Oyuncular



    1)Kemal (Baba)

    2)Neriman(Anne)

    3)Osman (Kemal'in babası 60'lı yaşlarında)

    4)Sevinç(20'li yaşlarında kız çocuğu)

    5)Ertuğrul(16-17 yaşlarında oğlan çocuğu)

    6)İhsan(Neriman'ın kardeşi Almanya'dan geldi)

    7)Helga(İhsan'ın sevgilisi)

    8)Ayfer(Neriman'ların komşusu)

    9)Teoman

    10)Doktor Ömer(Komşu)





    Perde açılırken anne ütü yapmaktadırSahne dekoru bir ev

    şeklindedirÜtü yapan annenin sesi duyulur;

    Neriman:Öf be öf!Sanki dünyaya iş yapmaya geldik(Sahne dışından kızın

    sesi duyulur)

    Sevinç:Anne elbisem hazır mı?Teoman birkaç dakika sonra gelir

    Neriman:Hazır hazır20 yaşına geldi hala ütüsünü biz yapıyoruzEvlenince ne

    olacak ben onu merak ediyorum(Dış kapının zili çalınır)Sevinç koş

    kızım şu kapıya bak

    Sevinçsevinçli sevinçli)Teoman geldi teoman geldi

    Neriman:Bakıyorum da pek mutlusun

    Dışardan sevinç'in sesi duyulur;

    Sevinç:Hoş geldin baba(Babayla beraber içeri girerlerBaba koltuğa

    otururSevinç ütü masasındaki elbiseyi alır)Sağol anne(oda kapısından

    çıkar)

    Neriman:Bir şey değil kızım,görevimiz(yorgun bir şekilde Kemal'in yanındaki

    koltuğa oturur)

    Kemal:Ne o hanım kız mutluluktan uçuyor?

    Neriman:Üniversiteden arkadaşı,teoman mı ne var ya,o geliyormuş?

    Kemal:Kızı yalnız başına mı isteyecek?

    Neriman:Kızı istemeye değil yaHani Sevinç'in bir arkadaşı var ya Gamze mi

    ne,işte onun doğum gününe gideceklermiş

    Kemal:Gamze'nin evi uzak değil mi buraya?Ben götürseydim

    Neriman:Çocuğun zaten kendi arabası var

    Kemal:Hanım ben 20 senedir çalışıyorum aldığım eski püskü bir şahinDaha

    dünkü çocuğun arabası mı var?

    Neriman:Araba değil ya?Hani şu 4 çarpı 4 mü ne diyorlar ya ondan işte

    Kemal:Jeep yani?

    Neriman:Her neyse

    Kemal:O zaman çocukla ben evleneyimHem ne iş yapıyormuş babası?

    Neriman:3 katlı dükkanları mı ne varmış

    Kemalenden korkulur neriman FBİ gibisin vallaNereden öğrendin bu kadar

    şeyi?

    Nerimanevinç söylediydi

    Kemal:O zaman sen bayadır biliyorsun arkadaş olduklarını

    Neriman:Valla 4-5 ay olmuşÇocuk ciddiymiş zaten

    Kemal:Kızın okulu bitmeden kimseyle evlendirmem ben,söylersin Sevinç'eHem

    nasıl bir çocuk?

    Nerminevinç çok beğeniyormuşİçkisi,kumarı hiçbir kötü alışkanlığı yok

    diyor

    Kemal:İyi iyi(kapı çalar)

    Nermin:Ben bakarım(Neriman kapıya bakmak için dış kapıdan çıkar,geldiğinde

    yanında Teoman'da vardırTeoman'a otut şeklinde işaret yapar kendi de oda

    kapısından çıkar Teoman Kemal'le tokalaşır oturur)

    Kemal:Nasılsın evladım ne var ne yok?

    Teoman:HamdolsunYuvarlanıp gidiyoruz işte

    Kemal:İyi iyi yuvarlanın bakalımOkul nasıl gidiyor?

    Teoman:Bütünlemeden kaldım

    Kemal:OlsunZaten hukuk fakültesi zordur

    Teoman:Ben hukuk fakültesinde değilim,benim bölümüm İşletme

    Kemal: Ee o da iyi canım okulu bitirince kimleri işletmeyi düşünüyorsun

    Teoman:Efendim?

    Kemal:Bir şey yok(Sevinç odanın kapısından çıkar)

    Sevinç:Hoş geldin TeomanKalkalım istersen,fazla geç kalmayalım

    Sevinç:Baba elbisem nasıl olmuş?

    Kemal:Kızım partiye gitmekten vazgeçip sirke felan mı gitmeye karar

    verdiniz?

    Sevinç:Nerden çıkardın babaOya'nın doğum gününe gidiyorum ya

    Kemal:İyide kızım doğum gününde palyaçonun ne işi var?

    Sevinç:Amann baba sen ne anlarsın modadan yaaHadi görüşürüz(Dışarı

    kapısından çıkar)

    Kemal: Durun ya ne aceleniz var,daha karpuz kesecedik(onların çıkmalarının

    ardından hızla neriman girer)

    Neriman:Nasıl damadı beğendin mi?

    Kemal:Valla ne yalan söyliyeyim benim pek gözüm tutmadı

    Nermin:Yok yok iyidir iyi

    Kemal:İstersen takip edeyim onları,doğum gününe mi gidiyorlar diye

    Neriman:Ayol bir tek hafiyelik yapmadığın kalmıştıHem manyak mısın Kemal

    sen ya,söylediğin şey hiç normal mi?20 yaşında kız,çocuk değil ya

    Kemaloğru söylüyorsun hanım zaten bugün çok yoruldum

    Neriman:Allah Allah kahve köşelerinde okey oynamak o kadar zor muydu

    yaa?Tabi okey taşları çok ağırdır onları kaldırıp atarken falan kolun bayağı

    yorulmuşturİstersen masaj yapalım koluna

    Kemal:Yaa hanım birde dalga geçmeBen sen gibi tüm hafta evde oturmuyorum5

    gün canımız çıkıyor bir hafta sonumuzda olsun artık

    Neriman:Yani ben her gün evde kös kös oturuyorum öğle mi?

    Kemal: Evet

    Neriman:Tabi tabiiNe oturması be her gün yediğin 3 öğün yemek gökten

    inmiyor herhaldeSonra onların bulaşığı varSenin kirli çamaşırların var

    evin temizliği varr

    Kemalen bu eve temiz mi diyorsunYuhh!Yav bi kere porselenler örümcek ağı

    bağlamış yıkanmamaktanHele camların üzerindeki toz?Bezle silsen gitmez anca

    jiletle kazırsın

    Nerimanemek öğleYıllardır didindim,dişimi tırnağıma taktım mükafatımız bu

    olacaktı he

    Kemal:Hanım darılma yaŞaka yaptık işteGülümse biraz sana gülmek yakışıyor

    Neriman:Alacağın olsun Kemal

    Kemal:Bak işte ne güzel oldu

    Neriman:Hee Kemal sabah yönetici geldi,yakıt ücretlerine zam yapılacakmış

    Kemal:Ne zammı ya,daha 3 ay önce zam yapılmadı mı zaten

    Neriman:Bende öğle dedim de,aldığımız kömür apartmanı ısıtmıyor dedi

    Kemal:Eee kömürü kullanmazsan ısıtmaz tabii,sanki kömürün turşusunu kuracak

    cimri herifNerdeyse kutuplardan bile daha soğuk bir evde yaşıyoruz!Neyse

    ben yarın onla konuşurum

    Neriman:İyi ki bir emekli asker,her şeyi biliyorum sanıyor

    Kemal:Elinden gelse apartmanı kışlaya çevirecek,neymiş efendim gece 10'da

    yatılıp,sabah 7'de kalkılacakmışBiz bilmiyorduk sanki kaçta yatıp kaçta

    kalkacağımızı

    Neriman:Şeyy kemal bir şey daha var

    Kemalöyle hanım

    Nerimanevinç üniversiteden arkadaşlarıyla tatile gidecekmiş

    Kemal:Tatile mi?

    Neriman:EvetAntalya'ya

    Kemal:Ne birde Antalya'ya?Biz 25 senedir evliyiz bir gün tatile

    gitmedik,oturmaktan ağaca döndük dal budak saldık,hanım kızımız

    Antalya'larda şurda burda gezsin,yok öğle yağma

    Neriman:Arkadaşlarına mahçup olur KemalHem daha 20'sinde bırakalım







    DEVAMI VAR

    gençliğini yaşasın

    Kemal:Hanım biz senle balayımızı babanların evinde geçirmiştik hatırladın

    mı?O zaman biz genç değil miydik?

    Neriman:Ama kız senelerdir çalıştı üniversiteyi kazandı bununda bir mükafatı

    olacak elbetteHem o devir gerilerde kaldı Kemal

    Kemal:Ohh iyi beO zaman bende bu yaştan sonra üniversiteyi kazanayımHem

    kız üniversiteyi tatillere gitmek için mi kazandı?

    Neriman:Orası öğle ama sende izin ver işte Kemal

    Kemal:OfffNeyse tamam gitsinAma bak sırf senin için gönderiyorum Hanım

    Nerimanağol Kemal(telaşlı)Eyvah yemeği ocakta unuttum(Oda kapısından

    hızla çıkar)

    Kemalkendi kendine)Biz yine yazın sıcağında çalışıcaz,hanım kızımızda

    akdenizin kumsallarında güneşlenecekBu devirde genç olmak varmış valla(Zil

    çalar kemal kapıya bakmaya giderSahneye önce girer arkasında okul kıyafeti

    ve elinde karnesiyle oğlu Ertuğrul vardırİkisi de otururNeriman dışardan

    seslenir)

    Neriman:Kemal gelen kim?

    Kemal:ErtuğrulNerdeydin?

    Ertuğrul:Arkadaşlarla biraz gezdikte

    Kemal:İyi gezEe Karne nasıl?

    Ertuğrul:Matematiği,fiziği,kimyayı,birde edebiyatı saymazsak iyi

    Kemal:Ulan geriye ne kaldı zaten?

    Ertuğrul:Valla baba hocaların bana gıcığı varHep notlarımı düşürmüşler

    Kemal:Zaten hep öğle olurİyi notu sen alırsın,kötü notu hocalar verir

    Ertuğrul:Ya fizikçiyi biliyosun zatenGeçen dönem 4 olan notumu 1 yapmıştı

    Kemal:E haliyle yapacakSen tut adamın arabasının tekerlerini

    patlat,kaportasını göçert,dikiz aynasını kırOndan sonra notumu

    düşürmüşPeki diğer dersler?

    Ertuğrul:Tarihçi olayını da biliyorsun?

    Kemal:Hani sandalyesine raptiye koymuştun da adam 3 ay kıçının üstüne

    oturamamıştı o mu?

    Ertuğrul:Evet o

    Kemal:Hayır annenle akrabalığımız falan da yokHadi akraba evliliği yaptık

    oğlan zihinsel özürlü oldu desem neyse

    Ertuğrul:Ya baba tamam hakaret etme

    Kemal:Oğlum bak senin iyiliğin için söylüyorum bütün bunlarıOku da adam

    olLiseyi bitirince ne olacak?Hayat kızlarla gezmekle bitmiyor

    Ertuğrul:Baba sanki her şey bitmiş gibi konuşuyorsunDaha lise 1'deyimHem

    okuyamazsam bile dayımın yanına gider orada çalışırım

    Kemal:Oğlum sen bırak dayının yanını felanSanki Almanlar oturmuş seni

    bekliyordu

    Ertuğrul:Ama bu ev dayımın

    Kemalayını Almanlar nasıl çalıştırıyor biliyor musun?Sabah sekizde gidiyor

    işe akşam sekizde çıkıyorGünde 12 saat çalışmak ne kadar zor biliyor musun

    sen?

    Ertuğrulanki Türkiye çok rahatBurada açlıktan öleceğime,orada Almanların

    yanında köpek gibi çalışır kral gibi yaşarım daha iyi

    Kemal:Ertuğrul daha çok gençsin oğlumAkla karayı ayırt edemeyecek kadar

    hayata pembe gözlüklerle bakıyorsunAma bir gün anlarsın bu ülkenin

    değeriniFakat iş işten geçmiş olurHem okusan ne çıkar,bir baltaya sap

    olursun fena mı?Gerçi sen komple bir baltasın ama

    Ertuğrul:Eee yeterse yeter beBurada oturup senin hakaretlerini dinleyemem

    benOdama gidiyorum(kalkar hızla oda kapısından çıkarOnun çıkması üzerine

    sahneye anne gelir,oturur)

    Neriman:Kemal yine ne oldu?

    Kemal:Biraz nasihat verdim kalktı gitti

    Neriman:İyide sen nasihatı aşağılayarak mı verdin?

    Kemal:Neriman iyiliğini istiyorum onunBüyüyüpte sokaklarda boş boş

    gezeceğine şimdiden biraz hırpalansın

    Nerimanen yinede biraz daha hoşgörülü olHem o daha genç,15 yaşındaOnun

    ruh hali şu an patlamaya hazır volkan gibiSende ateşleyeceğim diye

    uğraşıyosunBence git gönlünü al

    Kemal:Tamam ben onun gönlünü alırım(Kapı çalar)Neriman sen otur(Kemal

    yaşlı bir adamla gelirSahnede kemal,Neriman ve de yaşlı adam vardırLafa

    ilk başlayan Kemal'in babası olur)

    Osman:Off çok yoruldum Kemal

    Kemal:Ne o sıra çok muydu baba

    Osman:Çok ne kelime mahşer günü gibi

    Kemal:Baba oralarda çok yoruluyorsunGel işte maaşını bundan sonra Ertuğrul

    alsın

    Osman:Gerek yok be oğlumHem yürümüş oluyorum,ciğerlerime iyi geliyor

    Neriman:Baba senin ayakabılarıda değiştirelim,yenisini alalım bunlar bayağı

    eskidi

    Osman:Gerek yok be gelinDaha yeni bunlarBeni bir 3 sene daha götürürHem

    bir ayağımız çukurda zaten

    Kemal:O ne biçim konuşma baba,ağzından yel alsın

    Osman:Yalan mı oğlum?Biz bu dünyada yaşayacağımızı yaşadık,biraz da gençler

    yaşasınSevinç'le Ertuğrul nerede?

    Nerimanevinç'in bir arkadaşının doğum günü partisi varmış oraya

    gittiErtuğrul'da evde

    Kemal:Karneyi bir görsen loto oynamış sanırsın,acayip berbatBirler sıfırlar

    sürüyle

    Osman:Aman sağlığına bir şey olmasındaMaaşı çektim gelirken aşağı mahallede

    bir kalabalık gördüm polisler falan vardıSordum ne olmuş diyeÇocuğun biri

    intihar etmiş Karnesi kötü diye babası bağırmış çağırmış çocuğaÇocukta

    gururuna yedirememiş tabi,odasına çekiliyor babanın ruhsatlı silahıyla

    gümm!Çok kızıyorum öğle babalara ne yani dünyanın sonu değil ya olan

    olmuşBir kere ikaz et yeterNe yani bağırıp çağırmanın ne alemi var?Değil

    mi Neriman kızım?

    Nerimanoğru söylüyosun baba(Kemal'e bakarak)Ne yazık ki dünyada öğle

    babalar var

    Osman:Mesela KemalHaylaz mı haylaz bir öğrenciydiHocanın altına raptiye

    koymalar,okul duvarlarını boyamalar,daha neler nelerBir sürü kırık not

    getirirdi ben bir gün tutupta bağırıp çağarmamışımdır

    Kemal:Tabi baba sen bağırmıyordun,direk sopayla girişiyordunHatta bir

    keresinde sopayla nasıl kovalamıştın hatırladın mı?Ökkeş amca elinden zor

    almıştı beni

    Osman:Ama sende sünnet olmam diye tutturmuştunNe yapıyım

    Kemal:E baba sünnetçi körlük derecesinde miyoptuAllah korusun dibinden

    kesecek diye nasıl korkmuştum

    Osman:E sende 16 yaşında sünnet olmasaydın

    Nerimanşaşkın)Kemal sen 16 yaşında mı sünnet oldun?

    Kemal:Tam olarak değil 17'imden gün alıyordumAa saat 8 e geliyor

    Neriman:Niye ne oldu?

    Kemal: Büroda halletmemiz gereken işler vardı,nasıl unuttum yaaNeyse hadi

    ben çıkıyorum(askılıktan montunu alır,dış kapıdan çıkar)

    Osman:Ne işiymiş kızım bu?

    Neriman:Valla bende bilmiyorum,işte ilk şimdi duydum(birden güler)Demek

    Kemal 16 yaşında sünnet oldu

    Osman:Aman kızım sünnet konusunda rahmetli annesiyle bize ne çektirdi bir

    bilsen(üzerini değiştirmiş bir vaziyette ertuğrul gelir,oturur)

    Ertuğrul:Hoş geldin dede

    Osman:Oooo hoş bulduk torunNerdeydin şimdiye kadar?

    Ertuğrul:Odadaydım dedeBabamın gitmesini bekledim

    Osman:Niye?

    Ertuğrul:Karneye kızdı,bende sinirlendim odaya gittim

    Neriman:Ama sonradan üzüldü Ertuğrul,hem o senin iyiliğini istiyor

    Ertuğrul:İyiliğimi istiyorda anne,bağırıp çağırarak istemesine gerek yok ki

    Osman:Bak ertuğrul ne yapalım biliyor musun?Bugün maaş günüydü,3 aylığımı

    aldımHani şu senin çok istediğin ayakkabı vardı ya,gidelim şimdi onu

    alalımSana karne hediyesi olarak

    Ertuğrul:Ama dede ben o hediyeyi hak edecek bir karne getirmedim ki

    Osmanert ettiğin şeye bak,sen de seneye getirirsin olur,biter

    Ertuğrulağol dede,eğer babama kalsaydı daha çok beklerdimEkonomik diye

    elinden gelse kışın sandalet giydirecek







    DEVAMI VAR

  8. DR.MATRİX
    Devamlı Üye
    Neriman:Ama borçler vardı Ertuğrul,yoksa niye almasın?

    Ertuğrul:Ablama gelince borçler hesaba katılmıyor ama

    Osman:Neyse biz kalkalım Ertuğrul yoksa şimdi 3Dünya savaşı patlak

    verecek((Ertuğrul montu alır çıkarlar)

    Nerimankendi kendi)Off çok yoruldum yaaTüm gün canım çıktı (kapı

    çalar)Allah Allah bu saatte kim olabilir?(kapıya bakmaya gider,döndüğünde

    yanında komşusu Ayfer vardırOtururlar)

    Neriman:Hoş geldin Ayfer

    Ayfer:Hoş bulduk nerimanSeninkiler gidiyordu

    Neriman:Babamla Ertuğrul'u diyorsunErtuğrul'a ayakkabı alacaklar Bende tam

    size gelecektim

    Ayfer:Hayrola

    Neriman:Evde kimse kalmadı,bende canım sıkılmasın diye 5 dakika size

    uğrayacaktım

    Ayferevinç'le Kemal ağbi nerede

    Neriman:Kemal'in bir işi çıktı oraya gittiSevinç'in de bir arkadaşının

    doğum günü varmış

    Ayfer:Neriman,dün ne oldu biliyor musun?Kızılca kıyamet koptu valla

    Neriman:Niye,ne oldu Ayfer?

    Ayfer:Benim bey,dün içmiş zil zurna sarhoş olmuş

    Neriman:Allah'tan Kemal'in içki gibi kötü alışkanlıkları yokturEee?

    Ayfer:Neyse bu geliyor,apartmana girerken bizim alttaki cadaloz Nebahat'in

    iti buna musallat olmuş

    Neriman:Nebahat köpek mi almış?

    Ayfer:Evet2 it evde nasıl geçinecekler bilmiyorumSonra benim herif köpeğe

    bir taş atıyor Taş da köpeğin çott diye alnına isabet edince köpeğin

    kafadan şarıl şarıl kan akmaya başlamasın mı?

    Nerimaneme yaa

    Ayfer:Köpek oracıkta ölmüşGerçi köpekten çok her şeye benziyor ya,dana

    yavrusu gibi

    Neriman:Ama apartmanda hayvan beslenmeyecek diye karar alınmamış mıydı?

    Ayferinleyen kim?Zaten o karar uygulansa bir kere Nebahat bu apartmanda

    barınamazÇünkü benim onun insan olduğuna dair şüphelerim var

    Neriman:Ee ne olmuş sen niye telaşlanıyorsun ki?

    Ayfer:Ama o şimdi kesin bizden şüpheleniyordurDava mava açmasın?

    Neriman:O zaman git konuş böyle böyle oldu de

    Ayfer:Konuşacam da burda değil ki?

    Neriman:Nerede?

    Ayfer:Bilmiyorum valla,ışıkları yanmıyor

    Neriman:Yani Ayfer seni anlamıyorumYıldızın bir türlü barışmadı gitti

    kadınla

    Ayfer:Ayy deli misin ayol,Allahın delisiyle ne işim olurmuş benim

    Neriman:Yapma Ayfer bee,kadın sadece biraz şüpheci o kadar

    Ayfer:Ne biraz mı?Geçen sene olanları unuttun galibaSahte para basıyoruz

    diye polise yalan ihbarda bulunan kimdi?

    Neriman:Yaa,orası öğle

    Ayfer:Yada halıyı silkerken balkonuna toz düştüğünü iddia edipte kedilerinin

    pisliklerini kapımızın önüne döken?

    Neriman:Ama sizde bu yaptıklarının bedelini az ödetmediniz kadınaHele

    haydar ağbi burnundan getirdi vallaYaptıklarından sonra adı psikopat

    Haydar'a çıktı

    Ayfer:Ne yani Haydar kadının 7 kedisini boğazladı diye psikopat mı oldu?

    Nerimanöylesene Ayfer psikopat olabilmesi için daha kaç kedi boğazlaması

    gerekiyordu?

    Ayfer:Aslında Haydarımın pamuk gibi kalbi vardır

    Neriman:Aman ne pamuk ne pamuk

    Ayfer:Öğle demeBir kere Haydar çok romantiktir her sene sevgililer gününde

    bana hediye alırGeçen seneki sevgililer gününde elektrikli testere almıştı

    Neriman:Gerçektende çok romantikmiş

    Ayfer:Şeyy neriman sana çok önemli bir şey söyliycemHani bizim beyin

    çalıştığı dükkan var ya

    Neriman:Konfeksiyon atölyesi mi?Hani şu Tahir Beylerin

    Ayferen nerden tanıyosun?

    Neriman:Şeyy oğlu Ayfer'lerin bölümdeymiş teEe ne oldu?

    Ayfer:Haydar söyledi adam hiç tekin değilmiş,pis işler çeviriyormuş

    Neriman:Nasıl yani?

    Ayfer:Eroin ticareti mi ne yapıyormuş

    Nerimantelaşlı)Neee,Haydar ağbi nereden duymuş?

    Ayfer:Geçen hafta bir iş konuşmak için bunun yanına gitmiş,o sıra adamın

    misafirleri varmış

    Haydar'a sen git sonra gel demişTabii bizim bey meraklı ya,durmuş dinlemiş

    bunlarıSevkiyattan, polisten falan bahsediyorlarmış

    Neriman:Aman Allahım

    Ayfer:Yaaa,hani oğluda sevinçle aynı bölümdeymişAdı neydi yaa

    Neriman:Teoman

    Ayfer:Hee TeomanAman,Sevinç oğlandan uzak dursun Haydar oğlanı da

    beğenmiyorHer gün babasının yanına farklı bir kızla geliyormuşZaten Haydar

    harıl harıl iş arıyor çıkacakmış o iştenNeyse seni fazla meşgul ettim

    ben,senin yapacak işlerin vardırHadi görüşürüz(dış kapıdan çıkarNeriman

    bir süre kendi kendine durur şoka uğramıştırSonra kendi kendine konuşmaya

    başlar)

    Neriman:Aman Allahım bizim beğendiğimiz,temiz aile çocuğu gözüyle baktığımız

    genç meğer ne çıktıOff off Sevinç'e bir şey olmasa bari(Kapı çalar,kapıya

    bakmaya giderSahneye geldiklerinde

    Oğlu Ertuğrul ve baba Osman'da oradadırKoltuğa otururlar Ertuğrul'un elinde

    ayakkabı poşeti vardırOsman Neriman'ın durgun halini anlar)

    Osman:Açık dükkan bulacaz diye canımız çıktı gelin ama sonunda buldukAdam

    da sağ olsun ucuza verdiNe o gelin durgun gibisin

    Neriman:Şeyy Ertuğrul sen odana gitsene ödevlerini yaparsın

    Ertuğrul:Anne okul daha bugün bitti,ödev mi kalır?

    Neriman:Olsun sen yapacak bir şeyler bulursun

    Osman:Hadi Ertuğrul sen odana git

    Ertuğrul:Peki gidiyim(isteksizce oda kapısından çıkar)

    Osman:Ne oldu gelin ne bu telaş içeri girdiğimizden beri bir sıkıntın var

    Nerimanorma babaSiz gelmeden az önce Ayfer geldi

    Osman:Eee?

    Neriman:Neler anlattı bir bilsen?

    Osman:Neler anlattı?

    Neriman:Ayfer'in kocası Haydar ağbi var ya?

    Osman:Psikopat Haydar mı?

    Neriman:EvetHani Sevinç'in flört ettiği çocuğun dükkanlarında çalışıyordu

    ya?

    Osman:Öğle mi?Ee ne olmuş?

    Neriman:Çocuğun babası pis işler çeviriyormuş

    Osman:Yaaaa

    Neriman:Çocukta zaten pisliğin tekiymişFabrikaya her gün farklı bir kızla

    geliyormuş

    Osman:Aman Allahım Sevinç'e söyledin mi bütün bunları?

    Neriman:Nerden söyleyeyim baba,Teoman'la arkadaşının doğum günü partisine

    gitti

    Osmanşaşkın)Ne yani şimdi partiye o çocukla mı gitti?

    Neriman:Baba bende sana onu anlatmaya çalışıyorum ya

    Osmanur hemen telaşlanma kızım,sakin olmalıyızKemal nerde?

    Nerimanaha gelmedi

    Osman:O zaman gelince direk polise gidelimAllah korusun Teoman kıza zarar

    felan verirAhh be kızım nasıl izin verdin Sevinç'in öğle bir çocukla dışarı

    gitmesine

    Neriman:Baba ben nereden bilebilirdim

    Osmanoğru ya sen nereden bileceksin(İçeri Kemal girer)

    Kemal:Off hanım nasıl yoruldum bir bilsen,canım çıktı valla(Osman'la

    Neriman ayaklanır)

    Nerimanakın oturma Kemal,hadi gidiyoruz

    Kemalurun hele bir soluklanayımNereye gidiyoruz böyle acele

    Osman:Yolda anlatırız Kemal(Oda kapısından Ertuğrul çıkar)

    Ertuğrulurun millet bu saatte nereye gidiyorsunuz böyle







    DEVAMI VAR

  9. DR.MATRİX
    Devamlı Üye
    OYUNCULAR
    Açelya : Gönül Canpolat
    Hüsamettin Ballıses: Seda Bilgin
    Şevket Çınar Altında Yatar Yatmaz Uyur Oğlu: Ayşe Topuz
    Taşkın: Halil Zincir
    Tijen Tizses: Müfide Güler


    TEKNİK KADRO:
    YAZARLAR:
    Gönül Canpolat
    Seda Bilgin
    Ayşe Topuz
    Halil Zincir
    Müfide Güler

    Yönetmen: Ayşe topuz
    Makyöz: Seda Bilgin
    Dekor: Gönül Canpolat
    Kostüm: Müfide Güler
    Efektör: Halil Zincir













    Arkadaşlar, bu gün sunacağımız oyun, ülkemizde müzik ve basın alanında yaşanan kültürel yozlaşmayı, eleştirel bir bakış açısıyla dile getirmektedir. Şimdiden iyi bir vakit geçirmenizi diliyoruz.
    İNCİR ÇEKİRDEĞİ
    (Dekor, bir stüdyo şeklindedir. Sahne içinde oyuncuların kullanacakları dört sandalye ve bir sehpadan ibarettir. Bu dekorda, bir tartışma programı dekoru görüntüsü vardır.)
    Açelya: (Fon müziği ile birlikte sahneye, oynayarak girer.) İyi akşamlar sayın seyirciler ben ailenizin spikeri Açelya. Bir hafta aradan sonra, en sevdiğiniz tartışma programı İncir Çekirdeğiyle ZORT TV ekranlarında yine birlikteyiz. Sayın seyircilerim, bu haftaki konuklarımızla Türk Müziği’ni tartışacağız. Öncelikle şunu belirteyim. Bir tartışma programının izlenebilmesi için tartışmada kavga dövüş olması şart. Onun için bizde bu tartışma esnasında, tartışmacılarımız arasında kavga-dövüş çıkması için özel bir gayret sarf edeceğiz. Anlarsınız ya, devir reyting devri. Telefon numaramızı da verelim. 0212 375 44 82 evet önce kavga dövüşçüleri ay pardon! Konuklarımızı huzurunuza çağırıyoruz. (Fon müziği eşliğinde konuklar sahneye girerler).
    Açelya: (Gelen konuklarla tek tek el sıkışır ve onlara hoş geldiniz der). HOŞ GELDİNİZ (Konuklarda tokalaşma sırasında tek tek hoş bulduk derler).
    Açelya: Nasılsınız?
    Şevket: Teşekkür ederiz, siz nasılsınız ?
    Hüsamettin: Sağolun.
    Taşkın: (Eliyle sağolun şeklinde hareket yapar).
    Açelya: Bende iyiyim. Teşekkür ederim. Buyrun ilk önce sizi tanıyalım.
    Hüsamettin: Öncelikle beni bu programa davet ettiğiniz için çok derinden saygılar. Açelya hanım, başta sizin gibi güzel bir spikere, sonrada beni şu anda izleyen çok sevgili seyircilerime ve teknik kadroya teşekkür ediyorum. Ben Hüsamettin Ballıses programınız çok güzel, her zaman çok beğenerek izliyorum. Bu arada sende çok güzelsin Açelya hanım.
    Açelya: Bu övgülerinize layık olmaya çalışacağız. Teşekkür ederim. Siz hangi tür müzikle uğraşıyorsunuz?
    Hüsamettin: Valla Açelya hanım, biz Allah’ına kadar arabeskçiyiz icabında. Öf be batsın bu dünya. hemen bir tane şarkı patlatayım istersen, o güzel sesimden seni mahrum bırakmayayım. (Sehpanın üzerinde duran mikrofonu kapmaya çalışırken, önce spiker mikrofonu kapar. Hüsamettin’de şaşkın şaşkın bakar).
    Açelya: Tamam, tamam. Diğer konuklarımıza tanıyalım şimdi. Size daha sonra tekrar döneriz. Buyrun şimdide sizi tanıyalım.
    Şevket: Efendim ben, Şevket Çınar altında yatar yatmaz uyur oğlu
    Açelya: (Gülümseyerek ve alaylı bir şekilde); Soy adınız ne?
    Şevket: Çınar altında yatar yatmaz uyur oğlu.
    Açelya: Soyada bak ya! Çınar altında yatar yatmaz …… kuzum bu soyadı nerede büyüttünüz?
    Şevket: Saksıda, değil her halde.
    Açelya: Siz bu tartışmaya hangi sıfatla katılıyorsunuz?
    Şevket: ( Sert bir edayla). Efendim, ben halk müziğini sevmeyenlerin kafasını kırmalı derneğinin başkanıyım. Halk müziği ile doğdum, halk müziği ile yaşıyorum ve halk müziği ile öleceğim. (Bağırarak). Yaşasın Halk Müziği. (Sesini yumuşatır). 35 yaşındayım, bekarım, yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.
    Açelya: (Alaylı) Derneğinizin adı neydi?
    Şevket: Halk müziğini sevmeyenlerin kafasını kırmalı derneği.
    Açelya: Valla, çok ilginç bir dernek. Neyse (Popcu Taşkın’a dönerek) Şimdi de sizi tanıyalım.
    Taşkın: Teşekkür ederim canım benim. Adım Taşkın Top, ay pardon! Pop müziğine gönül veren milyonlarca gençten biriyim. Ayrıca aramızda top var derneğinin yönetim kurulu başkanıyım. 28 yaşındayım. Karşı taraftaki arkadaşlara hayatlarında mutluluklar dilerim.
    Şevket: Nerden arkadaşın oluyorum lan senin, pis popcu?
    Açelya: (Kameraya işaret ederek).Yakın çek, yakın çek (ortalığı kızıştırıcı bir tavırla). Efendim, Şevket bey size pis popcu dedi, bu konuda ne diyeceksiniz?
    Taşkın: Kötü söz sahibine aittir canım benim.
    Açelya: Ayy. Şevket beyciğim. Taşkın bey pis popçu lafını aynen size iade ettiğini söyledi ne diyeceksiniz?
    Şevket: (Kameraya döner). Kafasını kırarım diyorum.
    Hüsamettin: Helal, yakışır.
    Şevket: Hatta kırayım.
    Açelya: (Çok memnundur, yerinde duramaz). Evet evet çok güzel oldu Şevket bey neden pop müziğinden nefret ediyorsunuz?
    Şevket: Yaa! Baksana. Bu pop müziğinde garip garip meymenetsiz sözler var. Mesela, neydi bu hıyarın derneğinin adı?
    Taşkın: (Şaşkın bir edayla). Kimin benim mi?
    Şevket: (Sertçe). Yok babanın.
    Taşkın: Babamın derneği yok ki.
    Şevket : Fe süphanallah. Oğlum, babandan bana ne senin derneğinin adı neydi
    Taşkın: Aramızda top var derneği.
    Şevket: Bakın ne adar edepsizce bir dernek. Vay edepsizler vay. Böyle bir şarkıda vardı, değil mi?
    Taşkın: Evet. Ama efendim, mesleği çarpıtmayalım. Bunlar çok masumhane söylenmiş sözler. Şimdi ben aramızda top var desem ne dersiniz?
    Şevket: Kim ulan o top?
    Taşkın: Bakın işte, çok yanlış düşünüyorsunuz. (cebinden küçük bir pinpon topu çıkarır) bu ne?
    Şevket – Açelya – Hüsamettin: (Uzatarak) Top.
    Taşkın: Şu anda aramızda bir top var. Bu sözlerde ne var ki?
    Şevket: İyi o zaman bandıra bandıra ye beni, ne demek?
    Taşkın: Aslında o sözle kastedilmek istenen. Aslında eee. (Kem küm eder) Diğer soruya geçiniz canım benim. Ayrıca, halk müziğinde edepsiz sözler yok mu? Dağlar seni delik delik delerim, demek ne demek?
    Şevket: Bu sözlerin neyi var ki?
    Taşkın: Kötüsü hiçbir şey yok. Bomboş sözler. Çok basit müzikler. Halk müziği dinleyen insanlara şaşırıyorum. Şahsen o müziği dinlerken benim başım ağrıyor.
    Şevket: Böyle konuşmaya devam edersen, ağrıyacak bir başın bile olmayacak artık. Sen kim, halk müziği hakkında kötü şeyler söylemek kim, entel dantel.
    Açelya: (Kameraya dönüp, kendi kendine söyler). İyi ortalık kızışıyor. Az sonra bunlar bir birine girer.
    Taşkın: Halk müziğini duyunca kargalar bile üç gün ses çıkaramıyorlarmış, biliyor musunuz?
    Şevket: Neden o?
    Taşkın: Çünkü halk müziği, kargaların gak sesinden bile kötü.
    Şevket: Allah, tutmayın lan beni … Bu halk müziğine karga dedi. Öldün lan sen artık. Sana şimdi bir çakacağım yamulacaksın.
    Taşkın: Yok ya! Şimdi ben sana bir kroşe geçirirsem feleğini şaşırırsın. (yerlerinden kalkarlar)
    Açelya: Beyler, lütfen daha programın bitmesine çok var hemen dövüşürseniz program yarım kalır. Ben size dövüşeceğiniz zaman haber veririm, lütfen oturun.
    Şevket: (Spikere dönerek). Bu sana ne geçiririm dedi spiker hanım?
    Açelya: Kroşe geçiririm dedi.
    Şevket: Ne o, kötü bir şey mi?
    Açelya: Evet, çok kötü.
    Şevket: (Ayağa kalkar). Aynısından bende sana geçiririm.
    Açelya: Beyler, lütfen sakin olalım. Şimdi ben size sorun sorayım. Önce Şevket bey siz hangi enstrümanları çalabiliyorsunuz?
    Şevket: Hırsızlık bizim kitabımızda yazmaz.
    Hüsamettin: Allah’ına kurban konuş…
    Açelya: Efendim, anlamadınız.
    Taşkın: Anlamaz o zaten.
    Şevket: Sen konuşma, her lafa maydanoz olma.
    Açelya: Yani diyorum, hangi müzik aletlerini çalabiliyorsunuz?
    Şevket: Sazım var, onu çalarım.
    Taşkın: Benimde gitarım var.
    Şevket: Heh, gitarı varmış, yesinler gitarını.
    Açelya: Hop, hop sarkıntılık yok beyler. Neyse programın sonunda sizlerden bir parça dinleriz herhalde (Bu sırada telefon çalar).
    Açelya: (Aaa) Bir telefonumuz var hemen bağlayalım alo alo.
    Tijen: Alo iyi akşamlar hanfendi.
    Açelya: Buyrun kiminle görüşüyoruz.
    Tijen: Ben Tijen Tizses. Öncelikle oradaki konuklarınızın düşüncelerine, katılmadığımı belirtmek istiyorum. Bence dünyanın en güzel müziği operadır. Açelya hanım. Aynı zamanda size çok teessüf ederim. Opera gibi eşsiz bir müziğin benim gibi Fransız eğitimi almış değerli ve nadide bir opera sanatçısını bu programa nasıl davet etmezsiniz?
    Açelya: Evet efendim haklısınız aslında. Bir dahaki kavgamıza, pardon, tartışma programımıza sizi de mutlaka çağırırız.
    Hüsamettin: Opera ne ola ki kurban?.
    Şevket: Otomobil gibi bir şey olsa gerek.
    Tijen: Yo. Hayır, hayır, ne diyor bu adamlar?. O modyö jöne pa sibuble. Bunu bir hakaret olarak alıyor ve hemen oraya geliyorum.
    Açelya: (Kısık bir sesle) Bir sen eksiktin. (Telefon bağlantısı kesilir tartışma devam eder). Eee Şevket Bey, siz hangi okulları bitirdiniz? Hangi üniversiteden mezun oldunuz?
    Şevket: Efendim eee; ben ilkokulları bitirdim.
    Açelya: Nasıl yani?
    Şevket: Yanisi ilkokulu on iki senede bitirdim. Babam, ondan sonra okumama müsaade etmedi. Aslında müsaade etseydi ortaokulu bile bitirirdim. Ama, babam göndermedi, bütün suç babamın. Şikayetçiyim.
    Açelya: Yani ilkokul mezunu musunuz? Müzik bilginiz var mı?
    Şevket: Müzik bilgim var da denilebilir, yok da denilebilir. Bir defa Neşet Ertaş’ı uzaktan görmüştüm, o kadar.
    Açelya: Neşat Ertaş’ı uzaktan görmek müzik bilgisi mi?
    Şevket: Niye olmasın spiker hanım? Neşat Ertaş denince akla saz geliyor. Saz denince akla halk müziği geliyor. Bundan iyi müzik bilgisi mi olur? Mantık yani.
    Açelya: Taşkın bey, siz hangi okulları bitirdiniz?
    Taşkın: Efendim ben ilkokulu içerden, orta oklu dışardan bitirdim. Ondan sonra hayata atıldım. Müzik bilgim do re mi …
    Hüsamettin: Fa (el çakarlar)
    Açelya: Tamam, tamam beyler, şimdide Hüsamettin beye soralım. Eee, Hüsamettin bey, hiç sesiniz. Soluğunuz çıkmıyor, siz hangi okul mezunusunuz? Müzik hakkında bilginiz nedir?
    Hüsamettin: (Şaşırır bir edayla). Hele kurban biliyin ben Urfa’lıyım. Urfa’da okusford vardı da biz mi gitmedik? Bizde hayat okulunu bitirdik icabında. Müzik bizden sorulur. Biliyin bütün ünlü arabeskçiler Urfa’dan çıkıyı. Acıyı yiyik yiyik arabesk söylüyik. İstersen söyliyim acılı bir türkü. (söylemeye başlar)
    Yoğurt koydum dolaba ellere vay
    Böğün başım kalaba ellere vay
    Vay vay vay vay
    Bıçak kemiğe dayandı vay vay
    Meğer sevdan bir yalanmış vay vay
    Sevdiğime pişman ettin vay
    Açelya: Öf ya, hem müzikten anlamıyorsunuz, hem de…
    Şevket: Ayıp oluyor spiker hanım! Şimdi sen bize kara cahil mi diyorsun? Beni üzdün, yüreğimden yaraladın ve can evimden vurdun. Artık sazımı alır, giderim. (Kalkar ve gitmeye yeltenir).
    Açelya: Hayır, hayır yanlış anladınız lütfen oturun.
    Şevket: (Zaten hazır bir şekilde) Çok ısrar ettin, oturayım bari.
    Taşkın: Israr etmiyor sen gidebilirsin.
    Şevket: Sen konuşma -----, bir kere sen şu sakalını kes de öyle konuş. Jilet kesmedi her halde, sakalının yarısı kalmış.
    Taşkın: Sen ne anlarsın? Bu moda.
    Şevket: Tövbe estağfurullah. Eski köye yeni adet mi getiriyorsun?
    Açelya: Beyler yine başlamayalım. Anlaşılan sizin müzik bilginiz yok.
    Taşkın: Sen bize hala cahil mi diyorsun? Ömürsün valla.
    Açelya: Evet, aynen öyle.
    Taşkın: Arkadaşım bak benim bir gururum var, haysiyetim var, arabam var,evim var, şerefim var. Bunlarla oynama. Yoksa bende seninle çifte telli oynarım.
    Şevket: Çifte telli mi Allah. (Oh,Oh,Oh)
    Açelya: Parça, demişken, Hüsamettin bey, sizden bir parça dinleyelim.
    Taşkın: Dinlemesek olmaz mı? Ben biraz yorgunumda
    Açelya: Size ne oluyor efendim söyleyecek olan Hüsamettin bey.
    Hüsamettin: (Öksürerek sesini açar) öhö, öhö, ıhı, ıhı (Cebinden spreyini çıkarır, ağzına sıkar ve türküye başlar.Alkış tutar.Türkü kasetten çalınıp, taklit yapılır, oradaki kişiler türkü sırasında hep birlikte halay çekerler)
    Açelya: Hüsamettin bey, bu güzel şarkınız için size teşekkür ediyoruz, şimdi bir parçada sizden dinleyelim Şevket bey.
    Şevket: (Sazı eline alır, evirir çevirir çalamaz). Tamam tamam bir dakika.
    Taşkın: Bu, saz çalmayı da bilmiyordur.
    Şevket: Valla dün akşam çalıyordum da, sazda bir şey var galiba.
    Açelya: Taşkın bey, o zaman siz bir parça söyleyin
    Taşkın: (Çalamaz)
    Şevket: Sende çalamıyorsun degil mi? ----- (heh, heh heh)
    (Bu sırada Tijen sahneye girer)
    Tijen: Laaa. İşte geldim, buradayım. Siz burada müzik mi yaptığınızı zannediyorsunuz? Ne kadar banelsiniz? Jöne pasi buble işte ahenk, işte müzik, işte opera.
    Açelya: (Şaşırarak) aaaa, sen nerden çıktın? (sonra hatasını anlayarak). Hoş geldiniz.
    Tijen: Hoş bulduk, Açelya hanım.
    Açelya: Hazır gelmişken sizinde müzik hakkındaki görüşlerinizi alalım. Tijen hanım.
    Tijen: Ay siz bunların yaptığına müzik mi diyorsunuz? Bunlar dağ kaçkını ayol.
    Taşkın: Bende mi?
    Tijen: Evet sende.
    Hüsamettin: Ama ayıp ediyorsun abla, olmuyor yani, karizmamız çiziliyor.
    Tijen: O modyo jöne pasibuble. Abla mı ne ablası. İnanamıyorum ne kadar kabasınız. Neyse, ben sizinle muhatap olmuyorum. Bence müzik bir hayat tarzı, bir felsefedir. Opera da müziğin ta kendisidir.
    Açelya: Biraz konuyu açar mısınız?
    Tijen: Tabii Açelya hanım. Opera anlatılmaz, ancak hissedilir. Operayı dinlemeyenin hayatında bir eksiklik var, o güzelliği fark edememiş demektir. İşte bu yüzden opera dinlemek gereklidir. Ha gelmişken şunu da söyleyeyim. Yakında bomba gibi bir kasetim çıkacak, biliyor musunuz ?
    Hüsamettin: Tijen hanım, ne o opera mopera falan. Söylüyon, kulağımızın dibinde cır cır, zır zır ötüyon?
    Tijen: Ayy. Üstüme iyilik sağlık. Bu ne diyor ayol ? Taş devrinden kalma olduğun için, operayı bilemezsin tabi.
    Hüsamettin: Taş devri ha, ben ha, mağara ha. Ulan avrat, deli etme beni.
    Tijen: Ay. Terbiyesiz, opera işte opera. Hıh. (kafayı çevirir).
    Hüsamettin: Hıh. (oda kafayı çevirir).
    Açelya: Aaa. Bize ayrılan süre bitmiş. Reyting patlaması için onları fişeklemek lazım. Taşkın Beyaz önce Şevket bey size ----- dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?
    Taşkın: O benim gitarımın teli olur ancak
    Şevket: Ulan bana sazımın teli, kanunumun teli, udumun teli de ama gitarımın teli deme.
    Taşkın: Gitarımın teli de gitarımın teli
    Şevket: Ulan senin gitarının da, gitarının telinin de Allah. Tutmayın lan beni. Heyt
    Hüsamettin: Heyt be kavga var.
    Tijen: Sakin olun beyler, sakin olun, hangi çağda yaşıyorsunuz ?
    (Herkes birbiriyle ağız dalaşına girmiştir. Spiker kavga edenleri ayırmaya çalışır.) sonra vazgeçer.
    Açelya:Bir kavgalı tartışma daha sizlerle buluşmak üzere. Zort TV olarak, iyi akşamlar diliyoruz. Bay. (Fon müziği girer herkes istediği gibi oynar. Sonrada tek tek sahneden çıkarlar). Arkadan gene bir fon müziği verilir. Oyuncular tek tek tanıtılır. Gelen oyuncu selam verir. Bütün oyuncuların selam vermesi bittikten sonra hep beraber iki defa selam verilir. Sahneden çıkılır.)

    ARTİST ÜSTÜ İKİ KÖFTE
    (KISA OYUN – KOMEDİ)

    YAZAN: TARKAN ÇUHACI

    _______İki genç işportacı arkadaş bir sokakta birşeyler satmaktadırlar.Fakat ne zamandır işleri iyi gitmiyordur.Artık iyice sıkılırlar ve para kazanmanın yolunu düşünürler. Sahneye konuşa konuşa girerler.Ellerinde tezgahları ve bir çuval dolusu kitap vardır.Kitapları yavaş yavaş tezgaha yerleştirirken bir yandanda konuşurlar.._______


    NURİ --- Ben sana dedim ama o sokakta iş yapamayız diye..Sen ne yaptın her zamanki gibi beni dinlemedin.
    ALİ ----- Yahu niye kızıyorsun.Ben de biliyordum orada iş yapamayız.Ama bir sürü güzel kız gördük fena mı oldu.
    NURİ – Görmüş, ulan yaklaşık elli uzay yılı oldu.Hala kız görme hevesindesin.Ulan görmenin bir işe yaramayacağını ne zaman anlayacaksın.Bu kadar saf, bu kadar korkak olursan.Fosilinin bile kız arkadaşı olmaz. (güler)
    ALİ – Gülmesene abi, gülme diyorum.
    NURİ – (Kahkaha atarak güler) Aaaa! pardon fosilmi dedim.Kömür desem daha doğru olacak.(güler)
    ALİ – Bak gülme dedim.
    NURİ – Tamam tamam bırak şimdi bu davaları ciddi ol sabahtan beri gülüyorsun.
    ALİ – Benmi?
    NURİ – Yok dedem.
    ALİ – Dedene söyle gülmesin ayıp yahu, o yaşta insanın öyle ağzını açıp gülmesi olmaaz.
    NURİ – Oğlum senin yüzünden bakırköye taşınmak zorunda kalacağım. (kızar,bağırır) Deli etme beni ulan.
    ALİ – Niye kızıyorsun? Buraya gelmek için sabahtan beri başımın etini yedin. Akşam oldu hala tezgahları kuramadık.
    NURİ(şarkı söyler) Akşam oldu, hüzünlendim ben yine. Vaay be ne şarkı yazmış üstatlar.(dalar) Şimdi şöyle bir rakı masası olacaktı boğaza karşı.
    ALİ – Tezgah diyorum mal diyorum.
    NURİ – Aşk diyorum, rakı diyorum, meze diyorum, (gitgide hızlanır) balık diyorum, kızlar diyorum.
    ALİ – Ne yaparsan yap, ben kuruyorum tezgahı. (Tezgahı kurmaya başlar, arada nuri’ye bakar.)
    NURİ – Şimdi galata köprüsünün altında olmak vardı.Köprüden boğaza karşı köpek öldüreni yudumlamak vardı.Unutmadan bir de çaparini boğazın serin sularına uzatıp istavrit uskumru mezgit ne gelirse, yakaladıktan sonra balıkçı izzet abinin yanına gidip balıklarla şarap üstü rakı içmek vardı.Öff, ulan ahh parasızlık ahhh. Ulan bizimi seçmişler bu dünyanın kahrını çekmek için. (tezgahı görür) Aaaa! ulan ne zaman kurdun tezgahı.?
    ALİ – Günaydın.
    NURİ – Tamam kes traşı hadi biraz bağıralım bakalım.Belki efkarlı sesimize birileri kulak verir.Hadii taze uskumrular (şaşırır) Ne uskumrusu yahu. (kendine güler) Hadiii kitaba gel.Hadi! çizgi roman teksas zagor son çıkan kitaplar da var.
    ALİ – Kitaba gel.
    NURİ – Ulan acaba dünyanın başka bir yerinde bu şekilde kitap satılıyormudur.İlginçliğe baksana Allah aşkına (güler) Gel biraz komedi yapalım. Ahana kitap lan işte okuyucular, taze simite gel hadi levrek buğulama..
    ALİ – Hadi lahmacuna gel.Adana dürüm bunlar haydi.! çekinme abla alanın elinde almayanın kulağında kalıyor.Gel abla gel.
    NURİ (Gülerek)Hade kestane kebap, bol beşamal soslu ördek rostosu gel.(iyice gülerler) kadın budu köfteler gel, Othelloya son biletler burda gel.
    ALİ – Hiç kimsecikler gelmiyor.
    NURİ – Bizim kaderimiz bu, nereye gitsek orayı kurutuyoruz galiba.
    ALİ – Birşey söyleyeyim sana? Biz bu şekilde nereye gidiyoruz.?
    NURİ – Nasıl nereye gidiyoruz.Bir yere gittiğimiz yok bu saattten sonra nereye gideceğiz.
    ALİ – Yok öyle değil.Yani hiç paramız kalmadı.Ne yapıcaz.Kitaplarda bitmek üzere yeni malda alamayız.
    NURİ – Hakikaten lan cebimizde metelik yok.Allahtan zabıta yedi aydır bizim fakirhaneyi hala yıkmadı.Rekora gidiyoruz farkındamısın?
    ALİ – Abi bırak şimdi rekoru .Bir çare bulmalıyız.Bizim köye mi gitsek acaba?
    NURİ - Delimisin oğlum bırak şimdi yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar tribini.
    ALİ – Tamam anladık.
    NURİ – Birşeyler yapmalıyız.Ama ne yapmalıyız.
    ALİ - Aaa! aklıma bir şey geldi.Balık tutup satalım.Bir kısmınıda kendimiz yeriz.
    NURİ – Aferin çok güzel bir fikir. Peki neyle tutmayı düşünüyorsun balığı?
    ALİ – Neyle olacak.Oltayla.
    NURİ – Aferin lan, senin samanlık iyi çalışıyor bu aralar.Aman susuz bırakma ha. (kızar) Lan manyak herif oltayla ne kadar balık tutacaksın.Sabahtan akşama kadar tuttuğumuz balık senin dişinin kovuğuna yetmez.
    ALİ – Kovuk ne birader?
    NURİ – Senin gibi ayıların kış uykusuna yattığı yer.Eyy Allahım sen bana sabır ver.
    ALİ – Birader kalbimi kırıyorsun?
    NURİ – Uff tamam ağlama hemen.
    ALİ – Birşey daha geldi aklıma.Bak şimdi benim dayı oğlunun bir tavuk çiftliği var.Ordan üç dört tane tavuk aldıkmı.Onlar bizi kurtarır.Pazarlarda yumurta satarız.Kendimize de ayırırız.Bak bu güzel fikir değilmi?
    NURİ – Sana birşey sorabilirmiyim canım kardeşim benim.
    ALİ - Haydi sor sor?
    NURİ – Çayda kahvaltıda yenir.
    ALİ – Acaba ne olaki?
    NURİ – Öküz alaysilem deyince akla, tamam şimdi buldum hemen ali öküzü gelir.Lan oğlum filmi sarıp sarıp başa alıyorum.Pilim bitti ulan. (kızar) üç tane tavuk ne kadar yumurtlayacakda biz satıcaz da sonra bir de kendimize kalacak.Oğlum sen bu kadar salak değildin?
    ALİ -- Nuri bak kızıyorum haa.
    NURİ – Çok korktum.Korkayımda geçsin.Ayyy o ne! o kaş göz ne? Tirim tirim titre vucüt.
    ALİ – Tamam tamam anladık.Bu da olmadı galiba.
    NURİ - Galiba.
    ALİ – Eee ne yapıcaz o zaman, biraz da sen düşün.
    NURİ – Düşünecek kafa bırakmadınki.Neyse, ulan ne berbat bir dünya şu kitaplar bile (tezgahtan kitap alır) daha dertsiz tasasız. (Kitabı atar. )
    ALİ (Kitaba doğru bakar ve onu alır) Aklıma acayip birşey geldi.
    NURİ – Aman sus gözünü seveyim.Tam kendime gelmişken bir daha kaynar suya dönmek istemiyorum.
    ALİ – Birader bak bildiğin gibi değil.Şu kitaba bak. Bak dinle Film artisti
    NURİ(alinin ağzını kapatır)Sus dedim ulan. (Alinin az önce dediği aklına gelir, kitaba bakar ve ağzını açar) Ne dedin sen?
    ALİ – Film artisti dedim.
    NURİ – Eee ne olmuş yani?
    ALİ – Bak abi kitaba, artist olmak için..
    NURİ - Ne yani biz artistmi olacağız.Oğlum sen harbi sıyırmışsın kafayı.
    ALİ – Ne yani istemezmisin artist olmayı? Hem meşhur oluruz hemde cebimiz biraz mangır görür.Sonra nerde güzel kız varsa ayarlarız ha! ne dersin?
    NURİ – Ciddenmi lan.Vaay be! (hayal kurar) Ne güzel olurdu.Şimdi sarışın hatunu takmışsın koluna salacak sahilinde geziyorsun.
    ALİ – Bırak hayali ne diyorsun onu söyle?
    NURİ -- İsterim tabii istemezmiyim ağzımın suyundan belli olmuyormu? Hayatta en çok istediğim, en çok hayalini kurduğum şeylerden biridir.
    ALİ – Bana niye hiç söylemedin bunu?
    NURİ – Oğlum böyle birşey olacağına ihtimal vermediğim için kuru laf salatası yapmak istemedim.Neyse sen şimdi boşver onu bunu, aklına geleni söyle nasıl olacakmışız artist.
    ALİ(kitabı gösterir)Kitaba bak abi “Artistlerin hayatı” bak bu kitaptan yararlanabiliriz.
    NURİ – Ali bak, bıktım senle uğraşmaktan boğuluyorum artık.
    ALİ – Yine ne oldu.
    NURİ – Bak güzel güzel konuşacağım.(birden kızar köpürür ve üstüne doğru yürür) an ayı bir kitapla nasıl artist olunur.O kitap bizim ömrümüz yaşında nerdeyse ve hala satılmadı.Ömrümü bitirdin ulan!
    ALİ - Uff tamam sana da ne yapsak yaranamıyoruz.
    NURİ – O kitap işe yarasaydı zaten çoktan satılırdı.
    ALİ – Doğru vallaha.
    NURİ – Doğru tabii.Oğlum vazgeçelim bu sevdadan biz kim artistlik kim.
    ALİ – Niye ki bizim ne eksiğimiz var onlardan.
    NURİ – Ne eksiğimiz olacak, (kendini beğenir) bizim gibi jönü mumla arasalar mum erir.
    ALİ – Eee, o zaman?
    NURİ – Oğlum artist olmak kolaymı? Onunda bir sürü prosedürü var.
    ALİ – Eeee! neymiş anlatta bizde anlayalım.
    NURİ -- İlk önce film ajansına gideceksin. Orada seni başvuru ayağına bir gagalayacaklar.Sonra bekle bakalım iş gelsin diye.İş deyince öyle rol falan vereceklerini sanma hele başrolü aklına bile getirme.Yani ben diyeyim beş ay sende on ay kofti bir figuranlık için bekleyip duracağız.
    ALİ – Vallaha zor işmiş bu yahu.Başka bir formulü yokmu bu işin gözünü seveyim.
    NURİ – Var. İki x artı y bölü sekiz beş bilinmeyenli denklemmi lan bu. Yok tabii başka ne yapacaktık. İşi gücü bırakıp dersmi çalışacaktık.(biran duraksar)
    ALİ – Ne dersi yahu?
    NURİ – Dur lan.Aklıma birşey geldi.Biraz önce dersmi çalışacaktık dedim. Evet ders çalışıcağız.
    ALİ – Ne dersi birader, bu yaştan sonra biyoloji kimyamı çalışacağım.Hayatta olmaz.Havada bulut Sen bu işi unut güzel kardeşim.
    NURİ – Lan öyle değil salak.
    ALİ – Eee, nasıl olacak peki?
    NURİ - Lan oğlum şu samanlığı biraz çalıştır manyak herif.Yani diyorum ki oyunculuk çalışalım.Birbirimizi çalıştıralım.Böylece eğer yetenekli olduğumuzu kanıtlıyabilirsek daha çok iş verirler.Daha çok iş gelince de daha çok mangır gelir.Daha çok mangır gelincede daha çok kız gelir.Daha çok kız gelincede.
    ALİ(bağırır) Eeee yeeter!.Tamam anladık.Nasıl olacak bu iş birbirimizi mi çalıştıracağız.Ne sen ne ben bu işten zerre kadar anlamayızki.Birde kalkmış birbirimize hocalık mı yapacağız.
    NURİ – Bende biliyorum herhalde bu işten anlamadığımızı, ne yapalım yani gidip yeşilçamdan bir artist mi ayarlayalım, bize hocalık yapsın diye.Bunumu istiyorsun?
    ALİ - Sende işi hemen yokuşa sürüyorsun.Öyle yapmayacağız herhalde.Ama bu iş nasıl yapılır bilmiyoruzki.Filmlerde gördüklerimizi canlandıracağız.
    NURİ – Ha! işte bu.(öper)gel seni bir öpeyim.Eşek olalı bir hendek atladın.Bende bunu düşünüyordum.Benden çok çile çekeceksin.
    ALİ – Niye senden çok çile çekeceğim.
    NURİ(hafif güler) Oğlum anla işte benden çok yaşayacaksının sokakçası.
    ALİ – Haa doğru valla.Neyse anlat bakalım film diyordun.
    NURİ – İşte seyrettiğimiz filmlerdeki başrollerin repliklerini söyleyip karşılıklı oynayacağız. Birimiz oynarken birimiz seyredecek.Bakalım ne kadar inandırıcı yapıyor diye.Jüri hesabı anladınmı?
    ALİ – Anladımda benim ezberimde replik meplikmi neyse, ondan yokki.
    NURİ – Önemli değil.Aklına ne gelirse onu söyle.
    ALİ – Peki nerede çalışacağız? Üstelik tezgahta var.Ara verirsek hepten yanarız.
    NURİ – Bak oğlum, sabahtan beri şurada çene çalıyoruz bir kişi geldimi? Bir kişi diyorum bir.Gelmedi ha öyleyse, ne yapacağımız ortada; tezgah orada dururken, biz burada çalışacağız.
    ALİ – Ne yani sokak ortasındamı çalışıcağız.Ayıp diye birşey var.Rezilmi edeceksin bizi.Ben öyle sokak ortasında maskaralık yapamam.
    NURİ – İyi o zaman git ne bok yersen ye.Başka işim kalmadı seninlemi uğraşacağım.Bıktım senden Allah allah. Hadi elimden bir kaza çıkmadan git.Yoksa fena olur.
    ALİ – Ne yapacaksan hadi gelsene.Erkekmisin sen ulan , bizimde bir gururumuz var.
    NURİ – Bak hala konuşuyor. (vurmaya kalkışır, Ali kaçar) Canınamı susadın ulan sen.
    ALİ – Dünya tersine dönse sen adam olmazsın.
    NURİ - Gel lan buraya kaçma diyorum.Adamı deli edersiniz.Sizin gibi tipleri çok gördük biz.Allahın dağından gelirler bize akıl öğretirler.Kimsin ulan sen.Allahım yarabbim sen bana sabır ver.Gelmiş başımda bana nutuk atıyor sosyetik davar. (kibarlık taklidi yapar) Yok ben öyle sokakta kendimi rezil edemem aaa! vallaha olmaz.Ne zamandan beri öküzler konuşmayı öğrendi anlamıyorum.Zaten hep beni bulur böyle aksi işlerde ha, ne zaman işler yolunda gidiyor desem, ipini koparan bir it bulur beni.Allahım ne zaman bu kuluna acıyacaksın, ne zaman gün yüzü göreceğim.

    ------- Ali jön kılığına girmiştir, yavaşça ilerler ve kitaplara doğru eğilir. -----

    ALİ(kibar ve jön gibi konuşur) Merhaba beyefendi, ben Türk sineması ile ilgili bir kitap arıyordum.İsmi şu an aklıma gelmiyor.Acaba sizde mevcut bulunabilirmi?
    NURİ – (kendi kendine)Var ama o bana lazım.Hani şu oyunculuk hesabı. (adama) şey beyefendi bir tane olacaktı.Ama şeyy.. Satmışız galiba onu.
    ALİ – Aa! çok üzüldüm beyefendi peki kitabın ismi neydi?
    NURİ – Şey canım neydi.Haa “Artistlerin hayatı” evet öyle birşeydi.
    ALİ - Ciddimisiniz beyefendi, o nadide kitap şimdi olsaydı sanırım bütün paramı vermekten kaçınmazdım.
    NURİ – (Gözleri açılır) Ne bütün paranımı yani şeeyy bütün paranızımı demek istedim.O kadar vermenize bir gerek yok.O kitapta her kitap gibi öyle bir kitapdır işte.
    ALİ – Ahh beyefendi o kitap için böyle konuşmayınız lütfen o kitap gerçekte bir kitap değildir.
    NURİ - (laçkalaşır) Bencede kitap değil.Zaten kitap olsaydı, şey olurdu peki ne bu ulan.Şey yani ne bu sayın beyefendi hazretleri.
    ALİ – O bir yaşam biçimi, o kağıtların üzerine yazılmış hayat hikayeleri.O bir çölde tek başına kalmış insanın hasret kaldığı bir çağlayandır.
    NURİ - Tabii çok haklısınız beyefendi nerden baksanız 120 yıllık bu kitap.(kendine) olaya bak 120 yıldır bir kitap satılmazmı? (adama) Antikalar antikası bile diyebiliriz.Biraz daha satılmasaydı.. ee şey yani birazda tarihi eser sınıfına giriyor.
    ALİ – O kitap tarihi eserden öte bir şeydir.Çok nadide çok hürmete layık bir kitaptır.
    Bulumayacağınıza eminmisiniz o kitabı?
    NURİ – Vallaha buluruz tabii bulmasına da bu biraz pahalıya patlar.İstanbulun bütün kitapçılarını gezmem lazım.Dediğiniz kitap öyle her yerde bulunan cinsten bir kitap değildir.Onun için biraz masraflı olur.
    ALİ – Lütfen istirham ederim masraftan kaçınmayınız beyefendi.Dediğim gibi bütün paramı o kitaba verebilirim.
    NURİ(kendine) Tamam ulan nuri bu fırsatı kaçırma. Bakın bayım, deminden beri sizinle konuşuyoruz, gerçeği söylemem için sizi sınamam gerekiyordu.Çünkü o kitabı ben kendim için saklıyordum.Çok nadide bir eser olduğu için satmayı düşünmüyordum.Madem siz benden daha çok istiyorsunuz.Onu size satabilirim, tabiiki hak ettiği paraya.
    ALİ -- Bayım ciddimisiniz.Çok mutlu ettiniz beni.Bu saadetimi size borçluyum.Peki ne kadar vermemi istersiniz.Çekinmeyin söyleyin lütfen ederini, çek defterime istediğiniz fiyatı yazacağım.
    NURİ – Çok teşekkürler (kendine) Ulan ne kadar desem 5 milyar desem abartmış olurmuyum.
    ALİ – Lütfen beyfendi istirham ediyorum buyrun lütfen söyleyin.
    NURİ(kendine) Beş milyarda çok para adama yazık etmeyelim.Tek isteği de buymuş adamın.Ne yapsak aşağı tükürsen bıyık, yukarı tükürsen sakal. Yok öyle değildi galiba, aşağı tükürsen sakal yukarı şey yapsan aman her neyse.
    ALİ – Biliyorum ondan kopmanız zor olacak.Ama ona benim daha çok ihtiyacım var beyefendi.Lütfen söyleyin.
    NURİ – Biliyorum bayım.Onun için fiyat vermekte zorlanıyorum .(kendine) Oğlum nuri baksana adam zengine benziyor.Tamam beş milyar diyeceğim.(adama) Bayım, en sonunda karar verdim.Bu kitabı size beş milyar karşılığında verebilirim.
    ALİ – Hadi ordan deveoğludeve.
    NURİ – Bayım siz ne dediniz. Yoksa ben yanlışmı duydum.
    ALİ – Hadi ordan katıroğlukatır.
    NURİ – Bayım bir dakika ben sizi bir yerden tanıyorum galiba. (şapkasını ve gözlüklerini çıkarır) Ulan Ali devesi sensin ha! ne yapmaya çalışıyorsun ulan sen.Sen benim başımın kuyruklu belasımısın lan.Öldüreyimmi ben seni şimdi ha. (tezgahın etrafında dört dönerler, bu sırada Ali kahkahalar atarak gülüyordur)
    ALİOğlum ne saf bir adammışsın bana kızıyordun birazda kendine bak saftirik!
    NURİGel buraya diyorum eşşoğulueşek.Kaçmasana lan.
    ALİ – Hatırlıyorumda senin babanıda hiç sevmezdim o da katıksız saf biriydi.
    NURİ – Ulan ölmüş babamı karıştırma, şimdi senin tövbe tövbe.
    ALİ –Tamam tamam şaka derken kaka yapmayalım.Bak kaçmayacağım ama sende bana birşey yapmayacaksın. Tamammı?
    NURİ – Tamam değil ulan.Geberticeğim ulan seni.
    ALİ – Nuri bak tamam özür diliyorum.İyice yoruldun.Birde senlemi uğraşacağım.
    NURİ – (iyice yorulmuştur ve yere oturur) Nedir buhayattan çektiğim Allahım ne zaman rahata kavuşacağım. Öff ulan öfff.
    ALİ – Aldırma ulan sağlığımız yerinde ona bak sen.Ulan nasıl kandırdım seni ama beklemezdin değilmi, benden böyle birşey.Beni tanı oğlum saf görüntümün altında içinden çıkılması zor uçurumlar gizlidir.
    NURİ – Başlatma şimdi uçurumuna.Anladık tamam kandırdın.(hafif güler) Harbi ulan beni bayağı bir şaşırttın.Sen neymişsin öyle.
    ALİ – (elini uzatır) Hadi kalk. Yine kızacaksın ama malesef aklıma süper bir fikir daha geldi.Ne yapayım aklıma geleni kapı dışarımı edeyim yani.Kızmayacaksan söylemek istiyorum.
    NURİ – Tamam ulan söyle hadi kızmayacağım.
    ALİ – Söz ver yoksa inanmam.
    NURİ – Tamam sözz öff allahım!
    ALİ - Biraz önce seni kandırdım biliyorsun.
    NURİ – Tamam anladık.Ağzındaki baklayı özgürlüğüne kavuşturda konuyu anlayalım.
    ALİ – Tamam işte anlatıyorum. Biraz önce ben kibar bir jön rolünü oynadım ve seni kandırdım.Neden diye bir sorsana niye yaptım bunu acaba?
    NURİ – Sormayacağım ulan?
    ALİ – Neden biliyormusun.Şu dediğin oyunculuk çalışması için yaptım.Ama bak işe yaramadığını söyleme bana, kendimizi geliştireceğiz böylece.Şimdi sıra sende diyorumki şimdi sende bir bayan kılığına girsende beraber bir film canlandırsak böylece..
    NURİ – Ne! ben ha.. Kadın kılığına gireceğim?
    ALİ – Kadın değil bayan..
    NURİ – Ulan senin ağzından çıkanı başka bir yerin duyuyor galiba.Ulan kaçma bu sefer seni kesin öldüreceğim.Gel buraya dedim.
    ALİ – (kaçar) Hani söz vermiştin kızmayacaktın yalancısın sen yalancı.
    NURİ – (ellerini başına koyar) Öff Allahım. Tamam ulan söyle Ben kadın kılığına girince.
    ALİ – Kadın değil bayan..
    NURİ – (kendini teselli eder) Sinirlenme nefes al.Tamam ben bayan kılığına girince ne olacak.Onu söylermisin bana ha! ne olur söyle?
    ALİ – Bayan olmazsa eksiklik olurda o yüzden.Hangi filmde gördün sadece erkeklerin oynadığını, işte bu yüzden sen bayan kılığına gireceksin.
    NURİ – İyi de niye ben bayan oluyorum.Sen niye olmuyorsun, bizim alnımızda dikkat enayi diyemi yazıyor.
    ALİ – Bu boyla ben nasıl bayan olayım.Bu boyda bir bayanın basket veya bilumum spor dallarından birini yapıyor olması lazım.Senin boyun daha uygun olduğu için sen olacaksın.
    NURİ – Vallaha mı? Hadi git işine elimden bir kaza çıkmadan.Sen bu kadar yıl yeme içme bir karizma yap. Sümüklünün teki gelsin beş dakikada karizmayı ayaklar altına alsın.Daha o kadar kafayı peynir ekmekle yemedik.
    ALİ – İyi o zaman bizde hiç bir zaman artist falan olamayız.Artistliği bırak nasıl para kazanacağız onu söyle sen bana. Hani hem paramız hemde kız arkadaşlarımız olacaktı.Bu fikri sen bulmuştun şimdi niye vazgeçiyorsun?
    NURİ – Oğlum ben vazgeçmiyorum ki, bayan olmam diyorum o kadar. Kabadayı olayım veya serseri olayım.Ne bileyim işte balıkçı olayım, esnaf olayım.
    ALİ – Olmaz illaha bayan olacaksın.Bayansız film çekilmez.
    NURİ – Üffff iyice başımı ağrıttın.Ben bakkala sigara almaya gidiyorum.Birşey istiyorsan sana da alayım.
    ALİ – (donuk) Yok istemez. (Nuri çıkar) Yürüde ense traşını seyredelim Allahın odunu.Ulan sen kalk aklımıza harika bir fikir getir ondan sonrada böyle çek git.Bu adamı yüz yıl geçse de anlayamayacağım. Yok arkadaş bu herifle iş falan yapılmaz.Ben en iyisi köye döneyim.Hiç değilse orada karnım doyar, eş dost aç açıkta bırakmaz beni.Sonra orada ne iş olsa yaparım.Burada üniversite mezunu bile iş bulamıyor iş bulsa bile maaşı kendisine bile yetmiyor.İkinci bir yapmak zorunda olanlar o kadar çok ki , insanın şaşırmaması mümkün değil. İkinci iş de iş olsa, sadece adı var. Mecburiyetten neler yapmıyorlarki garson, tamirci, temizlikçi hatta boyacı olanlar bile var.Sonra çalışırken bir yakının seni gördüğü zaman, onun gözünde küçük düşüyorsun.
    Yani anlayacağın oğlum Ali burada çalışmakda ayıp..en iyisi gel

    -----Nuri Bayan kılığına girmiştir, hafif kırıtarak ve aliyi süzerek tezgaha doğru gelir.Alide ona bakıyordur. ---------

    ALİ – Buyrun bayan!
    NURİ – Merhaba, ben bir kitap arıyordumda acaba burada bulunurmu diye baktım?
    ALİ – (gözleri açılır) Bulunmasa bile hemen bir tane icat ederiz.
    NURİ – (güler) Ay! ne kadar da şakacısınız öyle ayy! bayıldım size.
    ALİ – Ayy! bende size bayıldım bayan.
    NURİ – (kendi sesiyle) Biraz sonra sahiden bayılacaksın.
    ALİ – Efendim anlayamadım?
    NURİ -- Kitabın ismi diyorum, hıım neydi hay Allah ayy neydi canım.Sizde hiç yardımcı olmuyorsunuz.Mehmet ali bey biraz yardımcı olurmusunuz.Ayyy! o adamı da hiç sevmem.Şey neyse buldum galiba kitabın ismi “Saftirikler kralı”
    ALİ – Ne biçim kitap ismi o öyle canım..Neyse hemen bakayım. (Kitapları karıştırır) bakayım burda yok burda olması lazım tüh Allah vallahi kalmamış.Siz bir saniye bekleyin ben hemen o kitabı bulup getireceğim.
    NURİ – Tamam ben bekliyorum seni canım. (Ali giderken nuri kolundan tutar) Gel lan buraya su katılmamış salak.
    ALİ – Ama ama.. ulan nuri sensin bu lan.
    NURİ – Vallaha mı? (üstünü çıkarmaya başlar) Öcümü almayacağımı mı sandın eşek herif.Eee, nasılmış işletilmek şimdi düşün bakalım nasıl çıkarım bu işin içinde diye hadi bakalım.
    ALİ – Vay vay. Bizim köydeki inatçı eşeğe hendek atlattılar deseler inanırdım ama senin bu kılığa girdiğine rüyamda görsem inanmazdım. Nasıl oldu da böyle birşey yaptın?
    NURİ – Biraz öç almak birazda düşündüğümüz şeye ne kadar öküzlemesine daldığımızı görmek için yaptım. Bak Ali gelirken düşündüm de biz bu kılıklarla, bu züğürtlükle kırk yıl çalışsak ne olacak.Hayal alemi bile kabul etmez bizi. En iyisi biz bildiğimiz daha doğrusu kaderin bize öğrettiği şeylerle ilgilenelim.Oğlum Ali geçenlerde balıkçı İzzet ustayla karşılaştım.Bir yardımcı arıyormuş.Bana gel çalış dedi. Sana haftada Yüz milyon veririm dedi.Fakat ben bu artistlik macerası yüzünden kabul etmedim.Sanada söylemek istemedim.Yani anlayacağın ben bir karar verdim.O da şudur ki kitap satmakla biryere gelemeyeceğimiz kesin, hiç kimse kitap almıyor görüyorsun işte, biz baştan yanlış yollara girmişiz.Daha doğrusu doğru olan şeylerin bu sistemde yeri yok. Bende hiç değilse balıkçıda çalışır ve bir şeyler öğrenirim dedim.Ne dersin yanlışmı düşünüyorum.
    ALİ – Haklısın birader bende az önce sen gittiğinde bir

    Sayın konuklar,
    Bugün bizler burada tutkuyla , coşkuyla , sevinçle ve hüzünle onu birkez daha yaşatacağız.Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır.Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu ani atmaktır. O'nu anlatmaya dilimizin dönmediği , gücümüzün yetmediği yerde O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.
    Yıl 1881 Kiraz mevsimi
    Vakit alaca karanlık
    Ay batacak , güneş doğmak üzere
    Toprak kabardı , gök gerine gerine uyanıyordu
    İki katlı kagir evde çifte şamdan yanıyordu
    Ve ansızın
    O? Sarı, gür bir kadın saçı gibi
    Dalga dalga esti rüzgar

    Kiraz ağaçları meyve yüklü pıtrak pıtrak
    Gün ağardı taze , apak Ve öptü yeni doğanın
    Küçük Mustafa'nın parlak ışıklı yüzünü güneş
    Yüzyıllar öncesinden
    Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
    Ben Mustafa Kemal'im hey!
    Ben Mustafa Kemal"im
    Selanik
    Baba ocağı
    Kilise canlarının ezanla karışıp gittiği çocukluk yıllarım
    Gür ağaçlı bahçeler
    Ve tadına doymadığım kara dut
    Daracık sokaklarda kaybolup gittiğimiz liman şehri

    Selanik bir büyük liman,
    Selanik bir büyük şehir/Suda balık sürüleri gibi :
    Gelir gider , gider gelir
    Yorgun tembel balıkçıların
    Beni uzaklara salacağı martı sesleri
    Baharda gürlediği vakit Korkutan
    Korktuğu kadar düşündüren gök gürültüleri
    Selanik gecelerinde yıldızlar kocaman olurlardı
    Ya da ben öyle hatırlıyorum




    1
    Ne kadar çok , ne kadar parlaktır , bir okadar uzak.
    Arkadaşlarım,komşu çocukları, gayri müslim arkadaşlarımız çok olmazdı
    Olanlarda bize en yakın yıldız kadar yakın
    Oysa,
    Yaşadığımız acı tatlı ne varsa
    Bu küçücük şehirdeydi.
    Geçti dört mevsim dört yaz
    Uzun ince parmaklarımda
    Mahalle mektebinde diz çöküp ,
    İlahilerle başladı okula


    Bir sabah beyaz bir entari giydirildi bana
    Sırmalı bir sarık elimde yaldızlı bir dal
    Annem dua etti.
    Ben de babamın ve hoca efendinin elini öpüp okula gönderildim.
    Beyaz kemerli loş bir oda
    Rahlede bir kuran
    Hoca keramım anlatmaya başladı.
    Anlayamadığım bir dilden okuyup , dizlerimin üstünde yazmaya çalışıyordum.

    Kemiklerim sızlardı , ayakta yazmak istemezdim
    Hoca tek sesiyle emrederdi
    Otur
    "Ama böyle yazmak zor oluyor , dizlerim acıyor deyince ,
    Bana karşımı geliyorsun , dedi.
    Ben de evet dedim.
    Sonra babam beni başka okula gönderdi.
    Şemsi Efendinin özel laik okuluna.
    Burası daha iç açıcıydı.Yan yana sıralar daha aydınlık
    Üstelik artık dizlerim acımıyor
    Babamın işleri bozulunca , dayımın köyüne Langazaya gittik.
    Çiftlik hayatı başladı.
    Bir tarlada öğrenmişti vatan bekçiliğini
    Kargaları kovalaya kovalaya Mustafa
    Yel eser gün vurur akşamlara dek Kavrulur yanardı elleri ekinlerin ortasında
    Yüzyıllar öncesinden
    Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
    Ben Mustafa Kemal'im hey Ben Mustafa Kemal" im





    2














    Orada okul yoktu , sıkılıyordum.Köydeki müslüman hocadan ders alıyordum.
    Sonra da köyün papazından , ama Rumca'yı sevmiyordum.

    Teyzemin yanına Selanik'e gönderildim.
    Arapça öğretmeni kaymak Hafızdan hayatımın ilk dayağını yedim.Bu bana çok dokundu. Çocuksu sorularıma dahi cevap veremiyecek kadar cahil , aciz koskoca bir adamdan dayak yiyordum.
    Bir gün komşumuzun oğlu Ahmet, bizi ziyarete geldi. Askeri okuldaydı.
    Pırıl pırıl tertemiz üniforması, anlamlı bakışı, kendinden emin konuşması.
    İşte o gün ben de o üniformanın içine girmiştim sanki.
    Annem olmaz dedi.
    Osmanlının askeri demek bitmez tükenmez sürgünler , savaşlar demektir.
    Kıyamam sana.
    Ama nafile gizlice okulu kazanmıştım.
    Anacığımın elini öptüm , hakkını helal etti.
    Yeni okulumu arkadaşlarımı seviyordum.Başarılıydım.
    Matematik öğretmenimiz senin de benim de adımız Mustafa dedi .
    Gel bir de yanına Kemal adını koyalım.Bundan sona senin adın Mustafa Kemal olsun.
    Orta okuldan sonra , yatılı olarak Manastır Askeri Lisesine başladım . Manastır Makedonya'nın can damarıydı , sınır bölgesiydi.
    Bulgar , Arnavut, Yunan çetelerinin cirit attığı bir yer. Etrafımda nelerin olup bittiğini anlamak istiyordum.
    Sonra Ömer'le arkadaş olduk.
    Tatil günleri istasyona gider , askerleri seyrederdik.

    Oradan da Yonya'ya.(Yonya bir liman gazinosuydu)
    Orada birşeyler içer saatlerce tartışırdık.
    Ali Fethi ile tanıştıktan sonra ufkum daha da genişledi.
    O bana siyasetin ne olduğunu anlattı.
    Jan Jak Ruse , Volterî, Mantesküi'yi anlattı.
    | Volter , Rober Piyer
    ,1789 ihtilali , halk , ulus , özgürlük , gerçekler.
    |Ve yaşamın sınırları . kafam karmakarışıktı.
    Gökte ay üşür
    Dışarıda gece üşür
    Düşmanca kol gezer bıçak sırtı bir ayaz
    Mustafa Kemal üşümez
    Düşünür.
    Bir gün Ömer'le tren istasyonunda dervişlere rastlamıştık.
    Ve garda da. bir sürü yabancı yolcu.
    Dervişler,ellerinde sivri külahları
    Bol cüpbeleri kendilerinden geçmiş , bağırıp çağırıyorlardı.

    Nara atıyorlar , kimileri de düşüp bayılıyorlardı.
    3











    Şöyle bir baktım.Utandım.
    Gözlerimi kapadım.Cennetin anahtarını satan papazla, muska satan yobaz
    Ve nara atıp kendinden geçen , sözüm ona dervişler.
    İşte dedim kendi kendime.
    Dünyayı bu hale sokan sizlersiniz.
    Artık düşünüyordum, öğrenmek istiyordum.


    Düşlerim beni aştıkça , yeniden öğrenmeliyim.
    İçimdeki büyük aşkın ne olduğunu artık iyice anlıyordum.
    Okul bitince
    İstanbul'a Harbiye'ye gidecektik düşlerimizi gerçekleştirmeye.
    İnsanlığa aşıksın sen Sönmeyen tek ışıksın sen Kurtuluş ve özgürlüğe
    Bir evrensel bekçisin sen
    İstanbul
    Daha ilk bakışta ortaçağı anımsattı bana
    Sanki insanlar hala yüzyıllar öncesi gibi yaşıyordu ,
    Kara çarşaflı, peçeli hayaletler gibi, karanlık basmadan evlerine koşuşan
    kadınlar
    Asma çardakların gölgesinde
    Günde beş vakit ezan sesiyle kımıldayan çehreler.
    Haliç'in ötesinde ölü bir görüntüden ibaret kalan Türk mahalleleri
    Ve şaşkın değişmez sessizliğe uyuyorlardı.
    Oysa Beyoğlu , Pera ve baş döndürücü sokakları sonunda liman
    Şık faytonlar , mağazalar , tiyatrolar , müzikaller.Bambaşka sosyal bir çevre.
    Vergi vermeyenler sırtını kapitülasyonlara dayamış
    Merkezi hükümete önem vermeksizin bir bambaşka İstanbul.
    Osmanlıların üstündeki yabancı baskısı o derece şiddetliydi ki
    Sanki Türkler kendi vatanlarında esir
    Yabancılar efendiydiler.

    Düşman devletler Osmanlı Devletine Maddeten ve manen tecavüz halinde
    Karar vermişler onu yok etmeye , bölüşmeye
    Padişah ve halife olan kişi de
    Düşünmüyor hayatını ve rahatını
    Kurtarmaktan başka çare.
    Artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordum.
    Bazı kitaplar yasaktı.Bunları geceleri okurdum.
    Namık Kemal'i , Volter , Robes Piyer'i şimdi daha iyi anlıyordum.
    4


    Önce Napolyon’a hayrandım.
    Felsefi görüşlerim iyice şekillenince , ondan pek hoşlanmadım.
    Demek ki devrimler karşı devrimleri getirebilirdi.
    1789'un saflığı ve temizliği ve Napolyon'un emperyalizmi.
    O gün arkadaşlarla bir komite kurduk.
    El yazısıyla gazete çıkarmaya karar verdik.
    Gazete sarayın kulağına gidince yakalandık.
    Ama okul müdürü devrimci bir adamdı.Kurtulduk.
    Belki de bir iç güdü.
    Kurmay okulunun ilk sınıfında hepimizden bir araştırma , yazısı istemişti.
    Araştırma yazısını okuyan öğretmenim gözlerime baktı.

    Zaten dedi, senden de bu beklenir.
    Araştırmanın adı:Başkente karşı Anadolu isyan hareketlerinin Gerilla taktikleri.
    Sonra yine yakalandık.
    Bildiri dağıtıyorduk üstelik okul bitmiş daha yeni yüzbaşı olmuştum.
    Tutuklu kaldığım süre içinde yazıyordum.
    Şiir yazıyordum.
    Devrim taslakları yazıyordum. Sonra kıta hizmeti adına İstanbul dışına sürüldüm , Şam'a
    Yıl 1905
    Mustafa Kemal şimdi yüzbaşı
    Yıldızlar İçinde yıldız;yücelmiş daha başı
    Dışarıda bıçak sırtı bir ayaz
    Gökte yıldız ve ay üşür
    Mustafa Kemal üşümez
    Vatanını ve ulusunu düşünür
    Peki dedim , öyle olsun. Bizde gider çölde bile yeni bir devlet kurarız.
    Zamanla binlerce gerçeğin değil, tek bir gerçeğin olduğunu anladık.
    Ne işimiz vardı Arabistan çöllerinde.

    Hepimizi baskı altında toplamaya çalışan softaların , yobazların içinde , ne işimiz vardı. ( YEMEN TÜRKÜSÜ)
    iyice anlamıştım ki ,
    Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları ,
    Müslümanların ise cehennem azabı çektikleri bir yerdi.
    Osmanlı İmparatorluğu.
    Sende-de dünyalar devirenlerin
    Ayakta tutmayan darbesi vardı;
    Zamanı yakından çevirenlerin
    Zincire vurulmaz hür sesi vardı
    5





    İhtilalin nasıl, neresinden başlamalıydı.
    Vatandan uzak Arap illerinde
    Arkadaşlardan kopuk.
    Makedonya'ya gitmeliydim.
    Bu işin can damarı arada atıyordu.
    Bir müddet sakin kalıp , Selanik'teki Genel Kurmaya atanmalıydım.
    Ve
    atandım.
    İhtilalin çekirdeği bazen de kendince oluşuyordu.
    Kendini devrimci ihtilalci sayanlar vardı
    Bir elinde kılıç , bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin ederler.
    Değişmesi gereken bir düzen için ,değişmeyecek kurallar üstüne yemin edebilir miydi?
    Ama ihtilal kadrosu yavaş yavaş tamamlanıyordu.
    Biz reformcu değildik,
    Biz siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk
    Egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk.

    Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
    Dinsel kuvvetler ise bunun tam tersiydi.
    Kökten dinciler gücünü tartışmadan değil
    Baskıdan , düşünce özgürlüğünden değil
    Kayıtsız şartsız itaattan alıyorlardı.
    Üstelik kör itaat
    İnsan zekası ve uygar olabilmek
    Evrenin sınırlarını çözmeye çalışmak,
    Bilim teknik ve hür düşünce yerine kör itaat
    Bizi bu hale sokan karanlık , cehalet değil miydi?
    Yola çıkarken kavşak noktalarında düşüncelerimiz saydamlaşıyordu
    Arkadaşların çoğu müslümanlıktan din olarak değil
    Siyasal bir güç olarak bahsediyorlardı
    Yobazlar , gericiler, tutucular
    Müslümanlığın yüz karasıydı.
    Ve bu cehalet sürdükçe mahvolup gidecektik
    Bazı arkadaşlar din yerine ırk kavramını uygun görüyorlardı.
    Ama sis dağıldıkça çoğunlukta devrim çekirdeğinde anlaşıyorduk
    Başlık kendi kendine çıkıyordu
    TÜRK DEVRİMİ!
    Hangi devrim tek başına yapılabilirdi.
    Devrim kimin için yapılabilirdi
    Üstelik başlayınca durmak dinlenmek yoktu artık


    6



    Esirler, mazlumlar için sende
    En içli şairin bir kalbi vardı



    DEVAMI VAR

    Harise , zalime karşı çehrende
    Bir korkunç devrimci gazabı vardı

    Yanıbaşımızda bir ihtilal daha vardı.
    Sovyet ihtilali.
    Bu devrim hareketi daha başında bir panislavizm hareketine dönüşüyordu.
    Oysa,
    Uygarlık ister istemez evrensel boyutlara gidiyordu.
    Artık uygarlık değil , dünya uygarlıklarının temelleri bize yakışırdı.
    Siyasi görüşlerim asker kişiliğimle bağdaşamaz hale gelmişti.
    Yavaş yavaş kızağa alınıyordum.
    Önce Trablusgarb'a göderdiler.
    Kaybedilmiş bir cephenin yeniden kurtarılması için
    Ama karşımda ümmetinden bile bıkmış
    Şeyhler, aşiretler , kabileler , tarikatlar
    Savaşmak için hiçbir nedeni olmayan
    Kaybedilecek hiçbir şeyi kalmamış topluluklar
    Trablus macerası ve Balkan Savaşı sonrası
    Ömrümün çoğunun geçtiği Selanik bile elden çıkmıştı
    İstanbul Hükümeti hayalperest insanların elindeydi
    Acı ama gerçek bu
    Uyarıyordum. Ama iktidar olma hırsı
    Onlar için her şeyden öndeydi.
    Bitsin bu gaflet uykusu
    Padişahtan hayır yok artık bize
    Geldi düşmanın önünde dize
    Yalan söylüyor size
    Alalım herşeyi göze , dönelim öze
    Çıkaralım vatanımızı karanlık geceden
    Işıl ışıl bir gündüze

    Terfi edilmiştim.
    Yeni bir görev gerekiyordu
    Ve usulca sürgüne yollandım
    Sofya'da Ateşe Milliterliğine
    Sofya'da hayat güzel geçiyordu
    Fransızcamı ilerletmiştim
    Ne de olsa davetli sürgün hayatı.
    Diplomatik misyonların davetleri.
    Ziyafetler , açılışlar akşam yemekleri
    Memleketim için ne gerekiyorsa burada yapmaya çalışıyordum

    7



    Arkadaşımla yazışmayı hiç aksatmadım
    Zaman bizim zamanımızı bekliyordu.
    Bir gün Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,
    Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.

    Garson onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.
    Köylü Bulgaristan benim çalışmamla yaşatılıyor,
    Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.
    Verin çayımı, pastamı ; parasını vereyim"
    Bende köylüden yana çıktım.
    "Benimde köylüm böyle olmalı"dedim.
    İşte böyle olmalı.
    Milletin efendisi köylüdür.
    Dimitrina , General Ratsov'un kızıydı,
    Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.
    Babası Bulgar müdafa vekiliydi.
    Davet eder , her seferinde giderdim.
    Konuşurduk.
    Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince "Kadın erkek eşitliği"derdim.
    Dimitrina da seçme hakkı seçilme hakkı.
    Kadınların her türlü özgürlüğü olmalı
    Dimitrina da"Bu Avrupa'da bile yok Mustafa , Türkiye'de ne zaman olur"
    Çok yakında derdim çok yakında
    Kadınlar yeniden doğuracaklar kendilerini
    Ey Türk kadını.

    Daha Avrupa'da yokken
    Sen kazandın
    Seçme Seçilme hakkını.
    Türk kadını,Atatürkçülükten ödün vermez
    Büyük savaşa az kalmıştı
    Doğru gibi görünen askeri taktikler
    Aslında siyasi senaryoların tam tesiri gösteriyordu.
    Almanya savaşa girerse ve kazanırsa,
    Türkiye onun uydusu olacak.
    Kaybederse bizde paramparça olacağız
    Saltanat, yutan demek.
    Saltanat bu ülkeyi
    Düşmana satan demek
    Ölmez Türk Milletin
    Her an aldatan demek 8


    Sofya'da kalmak ,
    Her şeyden uzak kalmak istemiyordum
    Beni artık tanıyorlardı
    Onlar için tehlikeliydim
    Uzak cephelerde beni oyalamak istiyorlardı
    Hatta yanıma üç alay alıp,
    Hindistan'ı Müslümanlık adına zaptetmem istenmişti
    Üç alay asker , ben ve Hindistan
    Hep hayal, hep hayal .
    Yeni bir görev istedim. .
    İstanbul'da olmak istiyordum.
    Beni uzakta tutmak için 19.Kolorduya,
    Gelibolu'ya gönderdiler
    Aslında bu paha biçilmez bir fırsattı
    Bende gittim (ÇANAKKALE MARŞI)Üstümüze bütün gücüyle dayanmış
    Koskoca bir emperyalist ordu.
    Gemiyle tam karşımızda . Çanakkale'de!
    Üstelik iyi hazırlanmış kusursuz bir savaş planı

    Öğün ey Çanakkale , cihan durdukça öğün
    Ömründe göstermedin,bin düşmana bir düğün
    Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün
    Başına,yüz milletin birden üşüştüğü yersin

    Komuta bizde değildi.
    Bir Alman Paşası vatanımızı koruyacak
    Kimin adına diyordum , kimin adına
    Emperyalistler, emperyalistlerle savaşacaktı
    Yine bizim topraklarımızda
    Yine bizim canımızla oynanan
    Bir ölüm kalım savaşı
    İşin başında yanlışlığı görmüştüm
    Uyardım ama dinletemedim
    Çözülüyorduk.
    Sonunda bütün cephenin komutanlığını bana verdiler ister istemez
    Anlayamadıkları bir güç karşısında ölüyorduk,
    Öldürüyorduk.
    Ama kazanıyorduk . Kazanıyorduk


    9











    İşte yıllar önce şahlanmış yamaca
    Alaca karanlıkta çıkan çarpmış başım
    Şarapneller ölümden bir kucak aça aça
    Bu diyarın taramış ,toprağını, taşını

    Dörtgün dörtgece
    Uykusuz dörtgün dörtgece
    Tarihin en kanlı savaşı
    Bu savaş biterken
    O tertemiz Anadolu çocukları
    Neden ve niçin öldüklerini artık anlamışlardı
    Ben size taaruz emretmiyorum ; ölmeyi emrediyorum
    Başka da çaresi yoktu
    O günden sonra
    İçimdeki son kuşkularda yok olup gitti
    Artık yepyeni bir dünya
    Yepyeni bir vatan
    Yepyeni bir millet doğacaktı.
    Düşmanın direnci azalmış
    Ve bir müddet sonrada çekip gitmişti
    Ama yorgunduk

    Sıtma nöbetleri içindeydim
    Üstelik burada da fazla işim kalmamıştı
    Tevfik doktor olarak Gelibolu'daydı

    Çok hastasın dedi:
    Gidelim Tevfiık gidelim , İstanbul'a gidelim.
    Libya , Mısır , Filistin , Suriye , tüm Arap illeri
    Müslümanlık adına alınmış topraklar
    Ulus olamamış ümmetlerin . toplulukların hepsi
    Şimdi Fransızdan , İngilizden , İtalyandan memnun gibiler
    Bulgar , Yunan , Sırp ulus olmak istiyor
    Turan illeri şimdiden sosyalizm adına zaptedilmiş

    Yabancı bir devletin koruculuğunu , kolaycılığını istemek insanlık
    niteliklerinden yoksunluğu ,güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka
    bir şey değildi.
    Tarih mi yanlış yazıyor,

    Yoksa biz mi şaşırdık
    O gece Şişli’deki evde İsmet'le buluştuk.
    Merhabalasırken gözleri parlıyordu bütün ihtilalciler gibi
    10


    l

    Anadolu haritasını çıkardım
    Hemen cebinden bir pergel çıkardı. "İsmet" dedim.
    Anadolu'ya gidiş için en iyi yol sence hangisi?
    Demek karar verdin dedi.
    Haritaya baktı baktı;
    Bir sürü yol var , bir sürüde yer
    Sonra sordu "Peki ne zaman?"
    Zamanı geldi İsmet
    Hazır ol, artık gidiyoruz.

    Atatürk'üm eğilmiş vatan haritasına
    Görmedim tunç yüzünde böyle geceler
    Tutsak yaşamak , baş kaldırmamak en büyük ardır.
    Gelin el ele verelim , düşmana haddini bildirelim
    Başka yolumuz kalmamıştı. Anlatıyorduk , Anlamıyorlardı.
    Yaylılar gelip geçiyordu güneyden
    Örtük kara perdeler sallanıyordu Utanıyordu Anadolu'dan gelip geçen Milletin yüreği kan ağlıyordu.
    Darbe yapmak fazla bir değişiklik getirmeyecekti.
    İstanbul'un içinde çürüyüp gidecekti
    Geleceğimin Mustafa'sı Kemal"le anlaşmıştı
    Tek yolumuz bağımsızlık
    Bütün mazlum insanlar , uluslar er geç bağımsızlığına kavuşacaklar ;
    Güneşin doğudan doğduğu gibi bundan eminim.
    15 gün sonra ,
    Bandırma vapurunun güvertesinde o fırtınalı ünde.
    .Göz göze geldik.
    Hepsinin içinde aynı heyecan , aynı sabırsızlık


    Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı
    Selam durdu kayığı , çapan , takası
    Selam durdu tayfası
    Samsun limanına bu gemiden atılan
    Demir değil
    Sarılan anayurda
    Kemal Paşa'nın kollarıydı.
    Sonra Erzurum
    11






    Bir selam gibi gitti Erzurum'a
    Bin selam gibi geldi Sivas'a Erzurum'dan
    Dağlar alçaldı yol vermeye
    Temizlendi iklimden karından

    Aksilikler bizi bırakmadı.
    Arabamız bozulunca bizde baharın tüm güzellikleri içinde yürüdük
    Her molada bir mısra
    Her yürüyüşte bir mısra daha
    Bu benim ilk güftemdi (
    GENÇLİK MARŞI)
    Yola çıkarken apotlerimi koparmıştım

    Artık rütbesiz bir er bile değildim
    Emir komuta zincirinin ne olduğunu Askerler iyi bilir
    Artık halktan biriydim
    Tek gücüm ihtilalci olmamdı.
    Boynumuzda idam fermanı bulunan bir ihtilalci
    Boz kalpağım hele bir çıkarsın Mustafa Kemal
    Altın saçları pırıl pırıl dalgalansın rüzgarda
    O Mustafa Kemal ki
    Rütbesiz , nişansız dimdik ayakta.
    Bütün evraklar yazışmalar resmi olarak yaverimdeydi
    Ama o da istifa ettiğine göre
    "Ben" dedi bu evrakları şimdi size veremem ne olacak?
    Bunu hiç düşünmemiştim.
    Ertesi gün odaya Kara Bekir Paşa geldi.
    İki adım uzakta topuklarından gelen bir selam verdi.
    Ve böylece devam etti
    "Komutanda bulunan herkesin size saygılarını arz ediyoruz.
    İhtilalin doğal komutanı sizsiniz.
    Emrinizdeyiz."
    Kucaklaştık. Öyle ulu kişi ki , öyle kahraman ki
    Vardığınızı sanırsınız
    O uzak.

    Kısa zamanda parlak başarılar elde edebilirdik Sınırlan genişletmek istemiyordum
    Ulusal sınırlar içinde
    Sağlıklı bir devlet kurarak
    Benden sonrada sağlam kalacak .

    Siyasi bir sistem bırakmalıydım
    Misakı Milli

    12

    DEVAMI VAR


  10. ressam onur
    Yeni Üye
    23 nisan çiçekleri isimli oyunu çok beğendim.tüm okulların tiyatro sahnesinde oynanmalı.tüm herkese tavsiye edebilirim.

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


tiyatro senaryoları ve hikayeler dev arşiv