+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Her Telden Eğitim Konuları Forumunda Din Felsefesi Nedir Din Felsefesi Hakkında Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Asel
    Bayan Üye

    Din Felsefesi Nedir Din Felsefesi Hakkında








    Din Felsefesi Nedir Din Felsefesi Hakkında

    Din; bilim ve sanat gibi temel insani kurumlardan birisidir. Din felsefesi, felsefe terminolojisine geç girmiş de olsa, felsefenin din üzerinde düşünmesi, felsefenin kendisi kadar eskidir.

    Din felsefesi en basit anlamda; din üzerine düşünmek, dini bütün elemanlarıyla beraber (inanç türleri, öğretileri, iddiaları ve tanrı gibi temel kavramlar vb.) eleştirel, tutarlı, sistemli ve akılsal olarak inceleme konusu yapmaktır.

    Din felsefesi din kavramını, en ilkel dini yapılardan (animizm, totemizm vb.) en gelişmiş dinlere kadar (Hıristiyanlık, İslam vb.) çok geniş bir çerçevede ele almaktadır








  2. Asel
    Bayan Üye





    Din Felsefesi nedir?


    Din felsefesi, dini genel bir dünya görüşünün çerçevesi içinde tanımlamaya, dinsel kavramları ve davranış biçimlerini felsefe temelinde savunmaya ya da eleştirmeye, dinlerin kullandığı dili çözümlemeye yönelik felsefe araştırmaları. Son bir buçuk yüzyılda ayrı bir felsefe dalı olarak biçimlenen din felsefesi, dinlerin betimlenmesinden çok, dinsel savların doğruluğuyla ilgilenir. Vahiyden bağımsız olarak usavurma ve sezgi yoluyla ulaşılabilecek Tanrı bilgisini konu alan doğal ilahiyat genellikle din felsefesi kapsamında yer alır. Gerçekliğin yapısıyla ilgili bazı metafizik sistemler de bir tür doğal ilahiyat niteliği taşır ve vahye dayalı inanç sistemlerini destekler. Din felsefesinin başlıca sorunlarından biri, Tanrı’nın, aşkın ve mutlak bir gerçekliğin ya da yüce bir değerin varlığının tanıtlanma-sıdır. Tanrı’nın varlığını usavurma yoluyla tanıtlamak üzere geleneksel olarak öne sürülen başlıca üç kanıt şunlardır:


    Din Felsefesi.jpg

    1) Tanrı kavramının varlığı, Tanrı’nın varlığını tanıtlamak için tek başına yeterlidir; çünkü bu kavram, var olma özelliğini zorunlu olarak içerir (“ontolojik” kanıt). 2) Doğada gözlenen nedensellik ilişkisi sonsuz bir dizi biçiminde geriye götürülemeyeceğine göre, evrenin bir “ilk nedeni” olmalıdır (“kozmolojik” kanıt). 3) Evrendeki kusursuz düzen ancak yüce, kusursuz bir tasarımcının elinden çıkmış olabilir (“tasarım” kavramına dayalı kanıt).


    Üç kanıtın da ortak temeli, Tanrı kavramının, başka bütün kavramlardan farklı bir mantıksal yapı taşıdığı varsayımıdır. Bu nedenle din felsefesinde genellikle, Tanrı’nın var oluşunun, fiziksel nesnelerin ya da kişilerin var oluşundan farklı olduğu vurgulanır. Buna göre, örneğin Tanrı’nın varlığını belirten önerme, “Tanrı vardır,” değil, “Tanrı zorunlu olarak vardır,” biçiminde dile getirilmelidir. Tanrı’nın varlığını yadsıyan birçok sav, ; Tanrı’nın varlığının, örneğin bir masanın ya da bir insanın varlığı gibi düşünülemeyeceği önermesine indirgenebilir.


    Tanrı bilgisine nasıl erişilebileceği bağlamında, “doğal” ve “vahye dayalı” ilahiyat ayrımının yanı sıra dinsel deneyim de din felsefesinin konulan arasında yer alır. Bazı din felsefecilerine göre dinsel deneyim Tan-n’nın varlığının dolaysız kanıtını sağlar. Ama birçok düşünür genel olarak dinsel deneyim ile onun bir türü olan mistik deneyimi birbirinden aymr ve mistik deneyimin ne ölçüde nesnel bir temele dayandı-nlabileceğini sorgular. Çünkü mistik deneyimle ilgili “dolaysız”, “doğrudan”, “sezgisel” gibi nitelemeler, bu deneyimin nasıl yorumlanması gerektiğinden çok, deneyimin kişilerce nasıl yaşandığını belirtir; dolayısıyla dinsel deneyim her zaman yorumlayıcı bir yaklaşım gerektirir. Günümüzde birçok din felsefecisi vahiy kavramını da, insanlığa bir dizi öğretinin bildirilmesinden çok, yorum gerektiren ve tarih içinde gerçekleşen bir etkinlik olarak ele alır ve vahiy ile öğreti arasında bir ayrım gözetir. Din felsefesinin öteki geleneksel sorunları, irade özgürlüğü, benlik ile ölümsüzlük arasındaki ilişki ve yeryüzünde kötülüğün varlığıdır. Din felsefesinde irade özgürlüğüyle ilgili tartışmalar, felsefenin bu konudaki klasik tartışmalarıyla iç içe geçer. Benlik ve ölümsüzlük sorunu ise, insan benliğindeki aşkınlığın, bu benliğin günün birinde yok olacağı düşüncesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı üzerinde odaklaşır. Ama din felsefecileri, aşkınlık bilincine dayalı ölümsüzlük varsayımı ile inananlann ölümden sonra Tanrı kayrasıyla sonsuz yaşama kavuşacağı beklentisini birbirinden ayırt ederler. Tann’nın mutlak iyilik, mutlak bilgelik gibi sıfatlan ile yeryüzünde kötülüğün ve acının varlığını bağdaştırmak amacıyla din felsefesinde birçok çözüm yolu önerilmiştir. Bunlardan biri, Tann’mn sonul amacının insanlarca kavranamayacağı ya da insanın kötülük biçiminde algıladığı olgulann Tann’nın gerçek amaçlan bakımından daha yüksek bir iyiliğe hizmet ettiği savıdır. Bir başka çözüm biçimi, Tann’nın “birincil iradesi” ile “ikincil iradesi”ni birbirinden ayırmak ya da Tann’nın iyiliği “irade etmesine” (istemesine) karşılık, kötülüğe yalnızca “izin verdiğini” öne sürmektir. Buna göre Tann, örneğin özgür ve davranışlanndan sorumlu bireylerden oluşmuş bir toplum yaratırken, bireyler arasında çatışmaya da kaçınılmaz olarak izin vermiştir; insanın eğitilmesi ve Tann iradesini kavraması için düzenlenmiş doğa yasalan ya da evrensel kurallar da deprem ya da tufan gibi felaketlere olanak j tanır. Kötülük sorununun özellikle Doğu i dinlerinde görülen bir başka çözümü, iyilik j ile kötülük arasındaki karşıtlığın, ikisinin de J ötesine geçen Mutlak Tin’de aşıldığı varsayımıdır. 19. yüzyılda genellikle idealist bir temelde ‘; gelişen din felsefesinde, 20. yüzyılda bir j yanda deneyci, öbür yanda varoluşçu eği-1 limler ağırlık kazandı. Ama dinsel dilin ; yapısını çözümlemeye girişen deneyci düşü- ! nürler de dinsel önermelerin doğruluğunu tartışma bağlamından bütünüyle sıynlama-dı. Bazı araştırmacılar deneyci bir çerçevede de dinsel inançlann sürdürülebileceğini göstermeye çalışırken, bazıları dinsel inançlann anlamsızlığını ve tutarsızlığını kanıtlamaya girişti. Öte yandan dilin kullanımının değişik bağlamlarda farklılaştığını vurgulayan bir eğilim, din felsefesindeki deneyci gelenekte de kişilik ve benlik gibi sorunlann önem kazanmasına yol açtı.


    İnsan deneyimine olağan bilimsel yaklaşımın sağladığından daha geniş bir bakış açısıyla ve metafizik önyargılardan annarak yönelme savındaki varoluşçu gelenekte ise fenomenolojik yöntem etkili oldu. Bilinç içeriklerini (fenomen, görüngü), bilinçten bağımsız bir dünyada onlara karşılık düşen gerçekliklerle ilgili hiçbir varsayımda bulunmaksızın betimleyip çözümlemeyi öngören felsefi fenomenoloji akımını izleyenler, değer yargılanndan uzak betimleyici bir bilgi dalı olarak din fenomenolojisinin gelişmesine katkıda bulundular. Değişik dinlerin paylaştığı öğelerin (örn. dua, adak vb) ortak ve farklı yönlerini sergilemeye çalışan din fenomenolojisi, öncelikle bu öğelerin kaynağındaki insan gereksinmelerini ortaya çıkarmaya yöneldi. Aynca bak. din. Din-i İlahi (Farsçada “İlahi İnanç”), 16. yüzyıl sonlarında Hint-Türk imparatoru Ekber’in önderliğindeki bir’ seçkinler grubu arasında gelişen eklektik dinsel akım. Akımın üye sayısı hiçbir zaman 19′u geçmemiştir. Din-i İlahi, şehvet düşkünlüğü, ifdin felsefesi, dini genel bir dünya görüşünün çerçevesi içinde tanımlamaya, dinsel kavramları ve davranış biçimlerini felsefe temelinde savunmaya ya da eleştirmeye, dinlerin kullandığı dili çözümlemeye yönelik felsefe araştırmaları. Son bir buçuk yüzyılda ayrı bir felsefe dalı olarak biçimlenen din felsefesi, dinlerin betimlenmesinden çok, dinsel savların doğruluğuyla ilgilenir. Vahiyden bağımsız olarak usavurma ve sezgi yoluyla ulaşılabilecek Tanrı bilgisini konu alan doğal ilahiyat genellikle din felsefesi kapsamında yer alır. Gerçekliğin yapısıyla ilgili bazı metafizik sistemler de bir tür doğal ilahiyat niteliği taşır ve vahye dayalı inanç sistemlerini destekler. Din felsefesinin başlıca sorunlarından biri, Tanrı’nın, aşkın ve mutlak bir gerçekliğin ya da yüce bir değerin varlığının tanıtlanma-sıdır. Tanrı’nın varlığını usavurma yoluyla tanıtlamak üzere geleneksel olarak öne sürülen başlıca üç kanıt şunlardır: 1) Tanrı kavramının varlığı, Tanrı’nın varlığını tanıtlamak için tek başına yeterlidir; çünkü bu kavram, var olma özelliğini zorunlu olarak içerir (“ontolojik” kanıt). 2) Doğada gözlenen nedensellik ilişkisi sonsuz bir dizi biçiminde geriye götürülemeyeceğine göre, evrenin bir “ilk nedeni” olmalıdır (“kozmolojik” kanıt). 3) Evrendeki kusursuz düzen ancak yüce, kusursuz bir tasarımcının elinden çıkmış olabilir (“tasarım” kavramına dayalı kanıt). Üç kanıtın da ortak temeli, Tanrı kavramının, başka bütün kavramlardan farklı bir mantıksal yapı taşıdığı varsayımıdır. Bu nedenle din felsefesinde genellikle, Tanrı’nın var oluşunun, fiziksel nesnelerin ya da kişilerin var oluşundan farklı olduğu vurgulanır. Buna göre, örneğin Tanrı’nın varlığını belirten önerme, “Tanrı vardır,” değil, “Tanrı zorunlu olarak vardır,” biçiminde dile getirilmelidir. Tanrı’nın varlığını yadsıyan birçok sav, ; Tanrı’nın varlığının, örneğin bir masanın ya da bir insanın varlığı gibi düşünülemeyeceği önermesine indirgenebilir.





  3. Asel
    Bayan Üye
    Tanrı bilgisine nasıl erişilebileceği bağlamında, “doğal” ve “vahye dayalı” ilahiyat ayrımının yanı sıra dinsel deneyim de din felsefesinin konulan arasında yer alır. Bazı din felsefecilerine göre dinsel deneyim Tan-n’nın varlığının dolaysız kanıtını sağlar. Ama birçok düşünür genel olarak dinsel deneyim ile onun bir türü olan mistik deneyimi birbirinden aymr ve mistik deneyimin ne ölçüde nesnel bir temele dayandı-nlabileceğini sorgular. Çünkü mistik deneyimle ilgili “dolaysız”, “doğrudan”, “sezgisel” gibi nitelemeler, bu deneyimin nasıl yorumlanması gerektiğinden çok, deneyimin kişilerce nasıl yaşandığını belirtir; dolayısıyla dinsel deneyim her zaman yorumlayıcı bir yaklaşım gerektirir. Günümüzde birçok din felsefecisi vahiy kavramını da, insanlığa bir dizi öğretinin bildirilmesinden çok, yorum gerektiren ve tarih içinde gerçekleşen bir etkinlik olarak ele alır ve vahiy ile öğreti arasında bir ayrım gözetir.


    Din felsefesinin öteki geleneksel sorunları, irade özgürlüğü, benlik ile ölümsüzlük arasındaki ilişki ve yeryüzünde kötülüğün varlığıdır. Din felsefesinde irade özgürlüğüyle ilgili tartışmalar, felsefenin bu konudaki klasik tartışmalarıyla iç içe geçer. Benlik ve ölümsüzlük sorunu ise, insan benliğindeki aşkınlığın, bu benliğin günün birinde yok olacağı düşüncesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı üzerinde odaklaşır. Ama din felsefecileri, aşkınlık bilincine dayalı ölümsüzlük varsayımı ile inananlann ölümden sonra Tanrı kayrasıyla sonsuz yaşama kavuşacağı beklentisini birbirinden ayırt ederler. Tann’nın mutlak iyilik, mutlak bilgelik gibi sıfatlan ile yeryüzünde kötülüğün ve acının varlığını bağdaştırmak amacıyla din felsefesinde birçok çözüm yolu önerilmiştir. Bunlardan biri, Tann’mn sonul amacının insanlarca kavranamayacağı ya da insanın kötülük biçiminde algıladığı olgulann Tann’nın gerçek amaçlan bakımından daha yüksek bir iyiliğe hizmet ettiği savıdır. Bir başka çözüm biçimi, Tann’nın “birincil iradesi” ile “ikincil iradesi”ni birbirinden ayırmak ya da Tann’nın iyiliği “irade etmesine” (istemesine) karşılık, kötülüğe yalnızca “izin verdiğini” öne sürmektir. Buna göre Tann, örneğin özgür ve davranışlanndan sorumlu bireylerden oluşmuş bir toplum yaratırken, bireyler arasında çatışmaya da kaçınılmaz olarak izin vermiştir; insanın eğitilmesi ve Tann iradesini kavraması için düzenlenmiş doğa yasalan ya da evrensel kurallar da deprem ya da tufan gibi felaketlere olanak j tanır. Kötülük sorununun özellikle Doğu i dinlerinde görülen bir başka çözümü, iyilik j ile kötülük arasındaki karşıtlığın, ikisinin de J ötesine geçen Mutlak Tin’de aşıldığı varsayımıdır.


    19. yüzyılda genellikle idealist bir temelde ‘; gelişen din felsefesinde, 20. yüzyılda bir j yanda deneyci, öbür yanda varoluşçu eği-1 limler ağırlık kazandı. Ama dinsel dilin ; yapısını çözümlemeye girişen deneyci düşü- ! nürler de dinsel önermelerin doğruluğunu tartışma bağlamından bütünüyle sıynlama-dı. Bazı araştırmacılar deneyci bir çerçevede de dinsel inançlann sürdürülebileceğini göstermeye çalışırken, bazıları dinsel inançlann anlamsızlığını ve tutarsızlığını kanıtlamaya girişti. Öte yandan dilin kullanımının değişik bağlamlarda farklılaştığını vurgulayan bir eğilim, din felsefesindeki deneyci gelenekte de kişilik ve benlik gibi sorunlann önem kazanmasına yol açtı.


    İnsan deneyimine olağan bilimsel yaklaşımın sağladığından daha geniş bir bakış açısıyla ve metafizik önyargılardan annarak yönelme savındaki varoluşçu gelenekte ise fenomenolojik yöntem etkili oldu. Bilinç içeriklerini (fenomen, görüngü), bilinçten bağımsız bir dünyada onlara karşılık düşen gerçekliklerle ilgili hiçbir varsayımda bulunmaksızın betimleyip çözümlemeyi öngören felsefi fenomenoloji akımını izleyenler, değer yargılanndan uzak betimleyici bir bilgi dalı olarak din fenomenolojisinin gelişmesine katkıda bulundular. Değişik dinlerin paylaştığı öğelerin (örn. dua, adak vb) ortak ve farklı yönlerini sergilemeye çalışan din fenomenolojisi, öncelikle bu öğelerin kaynağındaki insan gereksinmelerini ortaya çıkarmaya yöneldi.





+ Yorum Gönder


din felsefesi nedir