+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Her Telden Eğitim Konuları Forumunda Eğitim sosyolojisi makale örnekleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gülcan
    Devamlı Üye

    Eğitim sosyolojisi makale örnekleri








    Eğitim sosyolojisinin yararları

    Eğitim sosyolojisi makale örnekleri.jpg,

    Eğitim sosyolojisi:
    Eğitim kurumunu ve onun toplumu oluşturan diğer kurumlarla ilişkilerini inceleyen sosyoloji dalıdır.

    Eğitim sosyolojisi, sosyal bir olgu olan eğitimi, sosyolojinin yöntemlerinden ve teorik yaklaşımlarından hareketle incelemeye çalışır. Amacı, eğitimin toplumsal çevreyle, toplumsal çevrenin eğitimle bağlantısını ortaya koymaktır

    Eğitim sosyolojisinin araştırma alanını oluşturan belli başlı konular:
    Her çeşit grup yaşamı üzerindeki eğitsel etkinliklerin ve toplumsal kurumların birey üzerindeki etkilerinin incelenmesi.
    Okulun, bir bireyin kişiliği ve davranışı üzerindeki etkilerinin incelenmesi.
    Aile, din, etnik gruplar, toplumsal sınıflar, iletişim ve haber araçları gibi etmenlerin eğitsel işlevinin incelenmesi.
    Okul düzeyinde insan ilişkileri sisteminin incelenmesi.
    Okula bağlı kültür ve etkinlik kolları gibi öğelerin her cins sosyal sınıfların ve ayrıca öğretmen-öğrenci, öğretmen-öğretmen ilişkilerinin birer etkileyici faktör olarak incelenmesi.
    Eğitim Kurumu ile toplumun başka kurum ve öğelerinin işlevleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi.
    Sınav sistemlerinin incelenmesi

    Eğitim sosyolojisi iki bölümden oluşur:

    1. Mikro Eğitim Sosyolojisi: Okulu bir sosyal sistem olarak ele alır. Okul içindeki insan ilişkilerini inceler. Öğretmenler, okul yöneticileri ve öğrenciler arasındaki ilişkiler üzerinde durur.

    2. Makro Eğitim Sosyolojisi: Eğitim ile toplumun diğer kurumları arasındaki fonksiyonel ilişkileri ele alır. Diğer kurumlar, örneğin ekonomi, din, boş zamanlar, aile, siyaset.

    Eğitim Sosyolojisinin Yararları: Eğitim Sosyolojisi bilmenin yararlarını öğretmen ve öğrenci açısından ele alacak olursak:

    Öğretmene yararları;
    Bir öğretmenin karşısındaki öğrenciler çok çeşitli toplumsal menşelerden; ailelerden, yerleşim yerlerinden, sosyal sınıf ve tabakalardan gelmektedirler. Öğretmen, öğrencilerin içinden çıktığı sosyal çevreyi ve oradaki sosyal ilişkileri iyi bilmelidir.
    Öğretmen, içinde çalıştığı okuldaki toplumsal olguyu ve bir sosyal kurum olarak okulun sosyal işleyişini bilmeli, eğitim-öğretim çalışmaları sırasında bundan faydalanmalıdır.
    Modern öğretim yapmak isteyen bir öğretmen, karşısındaki öğrenci grubunun özelliklerini bilmeli, grup dinamizmi, grup davranış ve dayanışması ile ilgili bilgi sahibi olmalıdır.
    Eğitim Sosyolojisi, öğretmenlere, içinde bulundukları toplumun kültürü, eğitimi etkileyen toplumsal güçler ve etkileme biçimleri, toplumsal gelişme, toplumsal roller vs. konularında sağlıklı bilgiler vermektedir.
    Eğitim Sosyolojisi, ülkenin ve çağdaş toplumsal düzenin eğitim sorunları karşısında, öğretmenlerin daha bilinçli hareket etmelerinde ve mümkün çözümler göstermelerinde yardımcı olur (Ergün,1986).

    Öğrenciye yararları;
    Çocuklarda ve gençlerde olumlu tutumlar geliştirerek sosyal düzensizlikleri önleyebilir.
    Geniş düşünebilme alışkanlığı kazanarak, öğrencinin görüş açısı genişler.
    Çeşitli gruplardan gelenleri kaynaştırmada yardımcı olur.
    Eğitim politikasının tespitinde ve eğitim reformu çabalarında yardımcı olur.
    Eğitim olgusunun toplumsal yönlerinin de olduğunun bilincine varır.

    Emile Durkheim ve Eğitim Sosyolojisi: Eğitim Sosyolojisinin kurucu Fransız sosyolog Emile Durkheim'dır. Durkheim eğitime sosyal bir olay olarak bakmıştır. Eğitimde toplumun göz önünde bulundurulmasına ağırlık vermiştir. Eğitim toplumda uyumu ve birliği geliştirir ve korur.

    Ona göre “saptanmış olsun olmasın, birey üzerinde bir dış baskı uygulayabilecek her yapma biçimi toplumsal olgudur ve toplumsal olguların nedeni yine başka toplumsal olgulardır.”

    Durkheim'ın görüşlerine genel olarak bakıldığında, onun eğitimi çocukları ve gençleri sosyalleştirme olarak ele aldığı görülmektedir. O halde eğitim, toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenecektir. Böyle olunca da, her toplumun kendi devamlılığını sürdürmek için ortaya koyduğu ahlâk, değerler ve diğer sosyal normlar, eğitimin genç kuşaklara benimseteceği ilk unsurlar olacaktır.

    Sosyalleşme (Sosyalizasyon): Sosyalleşme kavramını ilk kullanan Emile Durkheim'dır. Durkheim eğitimi, yetişkin kuşakların yetişmekte olan kuşakları sosyalleştirmesi, toplumsal hayata alıştırması, ruhsal, zihnî ve ahlâkî yönden yetiştirmesi olarak kabul etmiştir. O, eğitime metotlu sosyalleşme ("Socialization methodique"); toplum içinde bilinçsiz, plânsız ve kendiliğinden yapılan sosyalleşmeye de metotsuz sosyalleşme demektedir.

    Topluma hazırlanma ve katılma süreci, bireyin içinde yaşadığı toplumun kültürünü ve toplumdaki rolünü öğrenerek toplumla bütünleşmesi anlamına gelen temel sosyal süreçtir.

    Sosyalleşme bireyin dünyaya gelmesiyle başlar. Dünyaya yeni gelen bebek hayvani gereksinimleri ve dürtüleriyle biyolojik bir organizmadır. Bununla birlikte o, başlangıçtan itibaren sosyal olarak belirlenmiş durumlara tepki göstermek yönünde koşullandırılmaya başlanır. Büyüdükçe içinde yaşadığı grup tarafından tanımlanmış davranış biçimlerini ve grubun değerlerini öğrenmeye başlar. Giderek grubun değerlerini kendi bireysel yapısı içerisinde içselleştirir ve böylece bir kişilik kazanarak toplumun bir üyesi haline gelir. Sosyalleşme kimi kaynaklarda kültürleme olarak isimlendirilir.








  2. Gülcan
    Devamlı Üye





    Kültürleme (Enkulturation); Bireyin doğumdan ölüme kadar toplumun istek ve beklentilerine uyacakşekildeetkilenmesi ve değiştirilmesidir. Kültürleme, eğitimden daha geniş bir anlam içerir. Eğitim, kültürlemenin bilinçli, amaçlı veya istendik şartlandırmalarını içermektedir. Oysa kültürleme bilinçsiz, yaygın, kendiliğinden, rastgele, bireysel öğrenmeleri ve şartlandırmaları da kapsar. Örneğin çocuğun ya da gencin, büyüklerinin olumlu ya da olumsuz davranışlarını model alarak kendiliğinden davranması bir kültürlemedir.

    TÜRKİYE’DE EĞİTİM SOSYOLOJİSİ

    Emrullah Efendi: Emrullah Efendi'ye göre eğitimin amacı bir fertteki bedenî ve nefsanî güçleri olgunluk derecesine çıkartmaktır. Eğitim, fıtrat ve hürriyet üzerine kurulmalı; kişinin tabiî hürriyetini sağlamalıdır. Eğitim, kişileri din hükümlerine ve vatan çıkarlarına uygun bir faziletle ve uygulamalı bilgilerle donatmak demektir.

    Ona göre eğitimin gelişmesi öğretmenden öğrenciye, üniversiteden liseye, yukarıdan aşağıyadoğrudur. O şöyle demektedir “Eğitim kademeleri arasında yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya kuvvetli bağlar vardır ama, İlim yukarıdan başlar. Fakat ben bu nazariyeyi söylediğim vakit mekâtib-i ibtidaiyeye ehemmiyet vermeyeceğim demedim. En ziyade oraya ehemmiyet vereceğim. Mekâtib-i ibtidaiye içindir ki ben yukarıdan başlıyorum. Evet, şecere-i marifet şecere-i Tûba gibidir, onun kökü yukarıdadır. Bugün tarih tetkik olunsun, bütün fünûn meydana konsun; acaba ilm-i beşer nasıl terakki etmiştir?"(Akt: Ergün,1986). Emrullah Efendi, genellikle "Tûba Ağacı Nazariyesi"denilen bu görüşü ile tanınmıştır (Ergün,1986).

    Ethem Nejat:Bilgi yerine milli duygulara dayanan; canlı, güçlü, becerikli gençler yetiştirmeye yönelik eğitimi savunmuştur. Beden eğitimi, müzik, el işleri ve özellikle tarım derslerinin önemle ele alınmasını istemiştir. Tarıma dayanan ve köylerin kalkınmasına katkıda bulunacak eğitimi savunmuştur. Çevrenin korunması konusunda da fikir üretmiştir. Eğitimde uygulamaya önem vermiş, öğretmen okulu öğrencilerini köylere götürerek köylülerle iletişim kurdurmuş, onlara toplumsal çevrelerini tanımayı öğretmiştir. Geziler düzenleyerek öğrencilerin çevrelerini ve yurdunu tanımalarını sağlamıştır.

    Sâtı Bey: Satı Bey’e göre eğitimin görevi, kişideki ruhsal yetenekleri geliştirerek toplumsal yaşama geçişi sağlamaktır. Eğitim hem bireyin kişisel yeteneklerini geliştirecek, hem de onun genel yeteneklerini artıracaktır.

    Sâtı Bey, eğitim tarihimizde Emrullah Efendi'nin "Tûba Ağacı Nazariyesi"ne ve Ziya Gökalp'in eğitim ve toplum anlayışına karşı çıkması ile tanınmıştır. Ona göre: "Çürük bir tahsil-i ibtidaiye istinad edecek bir tahsil hiç bir zaman âlileşemez; hakikî bir zümre-i münevvere Tûba Ağacı gibi değil tabiî ağaçlar gibi yetişir."

    Bizim ülkemize eğitim Tûba Ağacı gibi getirilmek istendi; "kökleri tutturulmadan dalları etrafa yayılan bir ağaç" halinde kurulmaya başladı. Ama yüksekten başlamanın ne kadar mahzurlu olduğunu, kendi eğitim tarihimiz gösterdi. Sâtı Bey'e göre ilköğretimin birinci amacı eğitim (terbiye)dir. Orada çocuklara ahlâkî, fikrî ve vatanî bir eğitim verilmelidir. Diğer öğretim kademelerinde fen öğretimine büyük bir önem vermeliyiz; çünkü bu olmadıktan sonra siyasî, sosyal ve fikrî eğitimimizi de yapamayız. Geleceğimiz, eğitimimiz ve okullarımızın alacağı şekle ve duruma bağlıdır. Gerçek inkılâp ve sosyal değişiklikler ancak okullarda, eğitim ve öğretim aracılığıyla olacaktır.

    Ziya Gökalp: Ziya Gökalp, eğitimin amaçları konusunda büyük oranda E. Durkheim'ın görüşlerini "Türkçeleştirerek" işe başlamıştır. Ona göre; "Terbiye, bir cemiyette yetişmiş neslin henüz yeni yetişmeye başlayan nesle fikirlerini ve hislerini vermesi demektir." Bu şekildeki bir eğitim, yaygın eğitim ve organize eğitim şekillerinde halk arasında ve okullarda olmaktadır.

    Ziya Gökalp, eğitim olayına sosyal açıdan yaklaşmakta, fertlerin eğitiminde psikolojik unsurlar yerine sosyolojik unsurlar kullanmaktadır. Bu nedenle psikolojizm temsilcisi Sâtı Bey ile uzun münakaşalar yapmıştır. Kendisi, ferdiyetçiliğe karşı toplumculuğu savunuyor gözükse de, eğitimde Ziya Gökalp'ın amacı şahsiyeti millî kültürle yoğrulmuş fertler yetiştirmektir.

    Türk milleti, modern milletler seviyesine çıkartılmalıdır. Önce okullarda çocuklara ve gençlere verilecek millî kültür kurulmalıdır. Bunu yapacak olan üniversite millî kültürü kurup geliştirdikten sonra liselere yayılmalıdır. Kültür millîdir; kültürün, çocukların ruhlarına aşılanmasından ibaret olan eğitimin de millî olması gerekir. Teknoloji ise lâ millîdir; o halde fen ve tekniğe ait bilgilerin öğretilmesi demek olan öğretim de lâmillî olmalıdır.

    Kısaca, Gökalp'a göre eğitimin iki amacı vardır: Eğitim konusunda kendi kültürümüzü modernleştirmek ve kültürel Türkçülük olarak bütün halka yaymak; öğretim kısmında Avrupa'daki fen ve teknolojiyi aynen almak.

    M. Sabahattin Bey (Prens Sabahattin): Prens Sabahattin, Türk düşünce hayatında ferdiyetçiliğin temsilcisi olmuştur. Ona göre, Batı’nın gerçek üstünlüğünü sağlayan, aslında onun bireyci yapısı idi. Oradaki bütün fikri, siyasî ve ekonomik üstünlüklerin temelinde bu vardı. Bizim de Batılılaşmamız, kendi kendimizi yönetebilmemiz, gerçek hürriyete kavuşmamız için, ferdî girişkenlik ve ferdî haklar temeli üzerine bir toplum yapısı kurmamız gerekiyordu.

    Prens Sabahattin'e göre, eğitimde Anglo-sakson modelini örnek almalıyız. Çünkü bu sistemde gençler, hiç kimsenin yardımı olmadan hayatlarını kazanabilecek bir kişisel girişkenlikle yetiştirilirler. Türkiye'de ise, eskiden beri herkes sırtını devlete dayama eğilimindedir. Yeni okul sisteminin mezunları da hep devlet memuru olmayı amaçlıyorlar.

    Okullarımızın amacı, İngiliz ve Amerikan okullarında olduğu gibi, "hayat mücadelesinde başarılı", her hususta kendine yeterli, bağımsız kişiler yetiştirmek olmalıdır. Toplumumuzun kurtuluşu özel girişkenliğin gelişmesi, özel hayatın düzenlenmesi ve desteklenmesi ile olur; bu da ferdiyetçi eğitimin yetiştirdiği üretici kişilerle sağlanır. Eğitim ve öğretim kişiliğin gelişmesini sağlayacak, bunu verimli kılacak bir araç olmalıdır. Okulların kuruluş ve yönetimleri de mahallî hükûmetlere bırakılmalıdır.

    İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu: Ziya Gökalp’ın öğrencisi olan Baltacıoğlu da eğitim sistemimizi eleştirmiştir. Özellikle eğitim sistemimizin milli olmayışından, biçimsel yenileşme hareketlerinden ve okul programlarındaki batı taklitçiliğinden yakınmıştır. Ayrıca, yaratıcı, “yeni adam”yetiştiren, üretici bir eğitim sisteminden yanadır.

    Baltacıoğlu, örgün eğitimde birçok yenilikler uygulamıştır. Örneğin, öğrencilerini çevre inceleme gezilerine çıkarmış, okul tiyatrosu kurmuş ve çocuk oyunları yazmıştır. Açık hava okulu, doğayı tanıtmak ve öğrencileri açık havada tarih, turizm, çevre, demokrasi ve özgür düşünce yönünden geliştirmek, onun uyguladığı yenilikler arasındaydı. Ayrıca, Türkiye’de ilk karma öğretimi başlatmıştır. Yine, sanat ve el işi yoluyla eğitimin sadece ilköğretimde değil, ortaöğretimde de geliştirilmesine çalışmıştır. Böylece öğrencilere, sanat eğitimi vermenin gerekliliğini savunmuştur.

    SOSYAL DEĞİŞME VE EĞİTİM

    Sosyal değişme; sosyal yapının ve onu oluşturan sosyal ilişkiler ağının ve bu ilişkileri belirleyen sosyal kurumların değişmesi olarak tanımlanabilir. Geleneksel ya da modern olsun bütün toplumlar sosyal değişme süreci içerisindedirler. Değişmeyen hiçbir toplum yoktur.




  3. Gülcan
    Devamlı Üye
    Sosyal değişmenin birçok nedeni vardır. Bu nedenlerden bazıları şunlardır; icatlar, keşifler, teknoloji, fikirler, inançlar, endüstriyel gelişmeler, nüfus artışı, kültürel etkileşimler, savaşlar, doğal felaketler, tarihi olaylar.

    Yetişkin nesillerin sosyal hayata henüz hazır olmayanlara fikirlerini ve hislerini vermesi, toplum mirasının genç kuşaklara aktarılması gibi sosyolojik anlamda tanımlanan eğitim, pedagojik olarak ise, bireyin sosyal yeteneklerinin ve kişisel gelişiminin sağlanması için kontrollü bir çevre içerisinde davranış değiştirme meydana getirme süreci olarak tanımlanabilir.

    Bu duruma bağlı olarak eğitimin iki temel işlevinden söz edilebilmektedir. Eğitimin bu iki temel işlevinden biri “tutucu yön” olarak tanımlanan mevcut kültürün norm ve değerlerinin genç kuşaklara aktarılması, toplumun bütünlüğünün ve sürekliliğinin korunması ile mevcut kültürün toplumun yeni yetişen bireylerine aktarılması işlevidir. Bu yönüyle eğitim, kültürü koruma ve düzeni bozucu nitelikte görülen davranışları önlemeye yöneliktir.

    Eğitimin bir diğer işlevi ise “itici” yöndür. Bu “itici” fonksiyon toplumda yaratıcılığı ve yeniliği teşvik ederek modern bir toplum olma yolunda mevcut değerlerle de çatışabilen yeni değerler kazandırmaya, sosyal hareketliliği hızlandırmaya, toplumun yeni değerler ve görüşler yönünde değişmesine ve gelişmesine yöneliktir. Bu yönleriyle eğitim bir yandan mevcut düzeni korurken diğer yandan da sosyal değişmeyi tetikleyen itici bir güçtür.

    TOPLUMSAL HAREKETLİLİK VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

    Eğitim toplumsal hareketliliği teşvik eden bir süreçtir. Sanayileşme ve toplumsal gelişme sonucunda ortaya çıkan yeni meslekler ve durumların gerektirdiği bilgi ve beceriler, eğitim yoluyla elde edilir. Eğitim yeni mesleklere bireyleri hazırlamak bakımından önem kazanmaktadır.

    Sosyal hareketlilik, sosyal değişme süreci içinde fert ve sosyal grupların coğrafi, mesleki ve mensup oldukları sosyal sınıfları değiştirmek şeklindeki hareketlilik olarak tanımlanabilir.

    Sosyal sınıf bir piramit olarak düşünüldüğünde sosyal hareket katmanlar arasında dikey ve yatay olabilir.

    Sosyal sınıf hareketliliğine uğrayan kimsenin, elde ettiği gelirinde ve hayat tarzında bir yükseliş olması halinde dikey, bir değişme olması halinde de yatay bir hareketliliğinin varlığından söz edilir.

    Yukarı doğru hareketlilik ancak açık ve demokratik toplumlarda söz konusu iken bir tabakadan diğer bir tabakaya geçişin mümkün olmadığı toplumlar ise kapalı, az gelişmiş, geleneksel toplumlar olarak nitelendirilir.

    İnsanların eğitim düzeyi ile gelirlerinde ve hayat tarzlarında doğru orantılı bir ilişki söz konusudur. Dolayısıyla eğitim sosyal hareketlilik açısından önemli değişkenlerden biridir. Eğitimin bu etkisi ancak toplumda bireylere tanınan/sunulan fırsat ve imkân eşitliği sayesinde mümkündür.

    Eğitim insan sermayesine bir yatırım olarak düşünüldüğünde, günümüzde iyi bir eğitim iyi bir meslek, iyi bir meslek de iyi bir gelir ve yüksek bir statü anlamına gelmektedir. Sosyal sınıf piramidinde alt basamaklarda bulunan toplumsal gruplara ait bireylerin iyi bir eğitimle dikey yönlü sosyal hareketlilik yaparak hayat standartlarını değiştirebilmesi mümkün olmaktadır (Hamedoğlu, Özdil; 2004).

    Sosyal Statü:Bireyin sosyal yapıda işgal ettiği yerdir. Herkes sosyal statüye sahiptir. Kişinin çevresindekilerin, toplum içerisinde ona nesnel olarak uygun gördükleri mevki veya pozisyondur.

    Bir kişi toplum içinde birden fazla statüye sahip olabilir. Her statü mutlaka bir başka statü/statülerle ilişkili olmak zorundadır. Örneğin öğretmenlik statüsü mutlaka öğrencilik statüsünün varlığına bağlıdır. Sosyal statüler ikiye ayrılır: Atfedilen statüler ve sonradan kazanılmış statüler.

    Atfedilen statü, toplumun bireye uyguladığı değerlendirme ölçütlerinin varlığına işaret eder. Burada bireyin statüsü üzerinde yapabileceği hiçbir şey yoktur. Bunun en açık örneği soy ölçütüdür.

    Bireyin bir Türk ya da Alman ailede ya da beyaz bir Amerikalı ya da zenci olarak doğmasında hiçbir seçim hakkı yoktur.

    Kazanılmış statü ise bireyin sosyal açıdan değerlendirilen çabalarının sonuçlarına işaret eder. Sonradan kazanılmış statülere örnek olarak meslek statülerini, ekonomik statüleri verebiliriz.

    Geleneksel ve sanayileşmemiş toplumlarda atfedilmiş statülere ağırlık verilirken, sanayileşmiş ve karmaşıklaşmış toplumlarda kazanılmış statülere öncelik tanınır.




+ Yorum Gönder


eğitim sosyolojisi ile ilgili makaleler,  sosyoloji eğitimi ile ilgili makaleler,  sosyolojik makale örnekleri,  eğitim sosyolojisi makaleler,  eğitim sosyolojisi makaleleri