+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Her Telden Eğitim Konuları Forumunda 80 darbesi iş dünyasına etkisi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Gülcan
    Devamlı Üye

    80 darbesi iş dünyasına etkisi








    Darbeler ve sonuçları

    80 darbesi iş dünyasına etkis.jpg,

    1980'lere 12 Eylül darbesi damgasını vurdu. 1983'te kurduğu ANAP ile tek başına iktidar olan Turgut Özal, birçok alanda gerçekleştirdiği değişim, dönüşüm ve reformlarla Türkiye'nin dünya ile entegrasyonunda büyük rol oynadı. Bu iki olay Türk medyasını derinden etkiledi. Ayrıca medya bu dönemde işadamları tarafından yönetilmeye başlandı.

    1980'li yıllar Türkiye için birçok açıdan orijinallik içeriyor. Döneme damgasını vuran en önemli olay, 12 Eylül 1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) yönetime el koymasıdır. 28 Şubat 1997'deki 'post modern darbe' diye nitelenen muhtırayı saymazsak, Türkiye'de 12 Eylül'den bu yana darbe olmadı. Ancak bazı sivil görünümlü gruplar darbe için yoğun çaba sarfetti. Bu çabalar her defasında sonuçsuz kaldı. Bunun ana sebeplerinden biri, 1983—1993 dönemine merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın icraatlarıyla yön vermesiydi. Özal'ın ekonominin kapılarını dışa açması, işadamlarına girişimci ruh ve cesaret aşılaması, kambiyo rejimi ile para politikalarındaki belli başlı tabuları ortadan kaldırması yani kısaca Türkiye'yi dünyaya entegre etme çalışmaları sözü edilen dönemin rengini değiştirdi. Her fırsatta dile getirdiği 'teşebbüs, fikir, din ve vicdan hürriyeti' ile 'transformasyon' (değişim—dönüşüm) kavramları ülkede demokrasiye ihtiyaç duyulmasında; sonrasında da bu evrensel değere sahip çıkılmasında hayli etkili oldu. Demokrasi, dünyaya açılma ve dünyayla entegrasyon iletişimsiz olmazdı. Özal'ın iletişim devrimi, medyayı da çok yakından ilgilendiren köklü bir icraattı. Ülkenin her yanı otomatik telefon santral ağıyla örüldü. Özal'ın telekomünikasyona verdiği önemi şu sözleri çok iyi özetliyordu: "Rusya'yı yıkan ne Afganistan hadisesidir ne de ABD'nin ambargosu. Rusya'yı yıkan gelişen teknoloji ve telekomünikasyondur." Özal, ekonomi dışındaki alanlara karşı da duyarlı, gözü pek ve cesurdu. 1987'de görev süresi biten Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ'un yerine, teamüllerin aksine Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun'u değil de, Genelkurmay 2'nci Başkanı Necip Torumtay'ı ataması bunun en belirgin örneğiydi.

    1970'li yılların sonunda ideolojik mücadele silahlı çatışmalara dönüşmüş, ülke iç savaşın eşiğine gelmişti. Bunu önlemek amacıyla yönetime el koyan TSK, belki de işin , doğası gereği aşırı 'yasakçı' uygulamalara imza attı. Konumuz darbe analizi olmadığı için 12 Eylül tartışmalarını teğet geçiyoruz. Parlamenter sisteme 6 Kasım 1983 seçimleri ile dönülebildi. Seçimi, ekonomi bürokrasisi ile dünya ekonomisini çok iyi bilen Turgut Özal'ın kurduğu Anavatan Partisi (ANAP) önde bitirerek tek başına iktidar oldu. Özal, ANAP'a 'dört eğilimin partisi' diyerek, ideolojik terörün yol açtığı parçalanmışlığı, siyasi yürüyüşün de lehine çevirdi. Türkiye seçmeni, zaman zaman bilinçsizlikle eleştirilse de, 6 Kasım seçimlerinde Devlet Başkanı Kenan Evren'in açık yol gösterme ve telkinlerine rağmen, Özal'ı tercih etti. 24 Ocak 1980 kararlarının mimarıydı. 12 Eylül döneminde asker, başarısından dolayı ekonomi dümenini ona teslim etmişti. Ülkenin temel sorunu ekonomiydi. Ama Evren, hükümeti kurma görevini tevdi etmede de, Özal'a karşı itinayla mesafe gözetti.

    Türkiye bugün 1982 Anayasası ile; üniversiteler de 2547 sayılı kanuna göre 1981'de kurulan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından yönetiliyor. 2004 yılında da tartışmaların odağındaki yerini koruyan Anayasa ve YÖK, 12 Eylül yönetiminin ürünü. 1982 Anayasası, Avrupa Birliği (AB) sürecini etkileyen baş unsurlardan biri.

    YÖK öncesi yükseköğretim kurumları beş ana kategori ile adlandırılıyordu: Üniversiteler, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı akademiler, çoğu Milli Eğitim olmak üzere bakanlıklar bünyesindeki iki yıllık meslek yüksekokulları ile konservatuvarlar, yine Milli Eğitim Bakanlığı yönetimindeki üç yıllık eğitim enstitüleri ve mektupla öğretim yapan YAYKUR 1981'de 27 üniversite ve bağlı birimleri YÖK'e dahil oldu. YAYKUR'un işlevleri ise Anadolu Üniversitesi'ne devredildi. Bugün 53 devlet üniversitesi faal. Vakıf üniversitelerinin sayısı ise 20'yi aştı.

    1980—90 döneminde medyayı

    etkileyen temel olaylar

    Gerek 12 Eylül'ün getirdiği yasakçı yönetim anlayışı, gerekse 1983'ten sonra ANAP lideri Başbakan Turgut Özal'ın icraatları, Türkiye'deki gazetecilik anlayışında belirleyici rol oynadı. Yasaklar, basını magazine yönlendirdi. 'Bulvar gazeteciliği' yıllarca pirim yaptı. Fotoğraflarının altına asparagas haberlerin döşendiği Tan gazetesi yaklaşık 1 milyon sattı. Bulvar gazeteciliğinin Türkiye'deki duayen ismi Rahmi Turan'dı. Kapatılan Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Bülent Ecevit, Milli Selamet Partisi (MSP) Genel , Başkanı Necmettin Erbakan ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Alpaslan Türkeş'in siyasi yasakları, ANAP'ı bir nevi muhalefetsiz bırakmıştı. Anamuhalefet boşluğunu medya doldurdu. Özal'ın tabanı ilan ettiği 'orta direk', kemer sıkma politikalarının acısını hissettikçe, medya ses yükseltti. Hayali ihracat ana gündem maddelerindendi. Özal'ın ailesi ve çevresi sürekli haberleştiriliyordu. Medya, Özal'ın dinle barışıklığını ve bu konudaki rahatlığını da es geçmedi. Zaten irtica, birkaç çeyrek asırdır medyanın beslendiği ana konulardandı. 1980— 90 dönemi, medya dışı işadamlarının gazete patronluğuna başlaması açısından da ayrı bir öneme sahip. Haber dergiciliğine baktığımızda ise karşımıza Ercan Arıklı çıkıyor. Türkiye'deki modern haber dergiciliğinin duayeni kabul edilen Arıklı'nın Nokta dergisi bu dönemde gündem oluşturan kapaklarıyla ses getirdi.








  2. Nesrin
    Devamlı Üye





    80 darbesi yani 12 eylül darbesi . budarbe türki silahlı kuvvetlerin gerçekleştirmiş olduğu askeri müdahaledir. sonra süleyman demirelin başkanığını yapmış olduğu hükümet bu darbe ile alınmıştır. ve son olarak yeni bir askeri devlet başlamıştır.




+ Yorum Gönder