+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Her Telden Eğitim Konuları Forumunda Milli Edebiyat Akımı Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Milli Edebiyat Akımı








    Milli Edebiyat Akımı

    Milli Edebiyat akımının gelişmesinde bir nokta ilginçtir. Başlangıçta Genç Kalemler’in görüşlerine karşı çıkan kimi Fecr-i Aticiler çok geçmeden bu akımı benimsemekle kalmazlar, olumlu bileşimlere varılmasını da sağlarlar. İki önemli konuda birleşmektedirler çünkü: Dil tutumu ve konu seçimi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Genç Kalemler’in Fecr-i Ati’cilere karşı genel bir saldırıyı başlattıklarına değindikten sonra bu konuda şunları söyler: “Oysa, biz, tam bunların istediklerini yapmakta olduğumuz kanatinde idik. Nitekim, hepimiz değilse bile, Refik Halit’le ben hikayelerimizi gittikçe sadeleşen bir Türkçe ile yazmakta ve hikayelerin konularını İstanbul şehrinin dar ve kozmopolit çevresine inhisar ettirmeyip bütün memleket hayatından almakta idik (…). Gerek Refik Halit’in gerek benim üslubum daima sadeliğe doğru gelişmekte idi ve bir gün gelecek, Genç Kalemler dergisinde Yeni Lisan denilen ağdasız ve temiz Türkçe’nin en munis örneklerini vermek – en az o derginin başyazarı Ömer Seyfettin kadar – bize nasip olacaktı ve yine günün birinde, bu cereyanın en büyük önderi Ziya Gökalp, eski edebiyatçıların da bulunduğu ber mecliste, kendisine: “Üstadım, lisanımızdan Farisi ve Arabi kaidelerine göre yapılan terkipleri çıkarıp atalım, mütalaasında bulunuyorsunuz. Fakat, şimdiye kadar genç ediplerimiz arasında bu şekilde yazı yazmaya kim muvaffak olabilmiştir? sualini soran Cenap Şahabettin’e, parmağının ucuyla beni göstererek: ’İşte bu!’ diyecekti.”
    Bu benzeşmede en önemli etken adı geçen sanatçıların gerçekçilik anlayışında birleşmiş olmalarıdır. Sözgelimi Ömer Seyfettin de, Yakup Kadri de Maupassant’dan etkilenmişlerdir. Ayrıca savaş yılları, önce Balkan, ardından I. Dünya Savaşlarının yarattığı koşullar siyasal çözüm arayışlarıyla birleşerek yazını da ulusallaşmaya itmiştir. 1920’lere gelirken, Milli Edebiyat akımı, şiirden öykü ve romana, kuramsal yazılardan yazın araştırmalarına, bütünüyle egemen bir akım görünümündedir. Ama artık, başlangıçtaki ideolojik içeriğinden, Turancılık ülküsünden soyulmuş olarak. Yalın bir dille yazma, konularını yaşamdan, ülke gerçeklerinden seçme ve ulusal kaynaklara yönelme ilkelerinde birleşilmiştir.
    Öyle bir bütünleşmedir ki bu, anılan akım içinde İslamcı, Osmanlıcı ve gelenekçi eğilimlerden bireysel eğilimlere dek çeşitli görüşlerde sanatçılara rastlamak olasıdır. Örneğin, Mehmet Akif de, Yahya Kemal de, yazın tarihi araştırmalarında aynı bağlamda ele alınmaktadırlar bugün. Belli bir akımın belli bir döneme damgasını vurmasının sonucudur bu. Artık söz konusu olan Milli Edebiyat akımı kavramı değil, Milli Edebiyat dönemidir. Oysa konuya yazın akımları açısından bakıldığında Milli Edebiyat kavramı altında topladığımız sanatçıları değişik kümelere ayırmak gerekmektedir. Bu ayırmada ölçü, bağlanılan dünya görüşüdür.
    İslamcı Mehmet Akif Ersoy, anlaşılır bir dille yazmayı benimsemesine, aruzla yazdığı şiirlerinde günlük konuşma dilini başarıyla kullanmasına ve gerçekçi bir tutumla yaşama açılmasına karşın, hem batıcılara, hem de Türkçülere bütünüyle karşıdır. Meşrutiyet döneminde batıcılığın en güçlü temsilcisi Tevfik Fikret’in usçuluk (rationalisme) ve gerekircilikle (determinisme) beslenen, bir yanıyla Tanrıtanımazlığa atheisme) ulaşan düşüncelerini eleştirir. Bir İslam düzeltimcisi olduğu için de Türkçülerle çatışır. “Kavim fikri”dir karşı olduğu. Milli Edebiyat akımının belirleyici kavramları olan ulus, ulusallık sözcükleri yoktur onda. Belerleyici kavramı ümmettir.
    Yahya Kemal ise bir başka bileşimin ardındadır. Temelde Osmanlıca ve gelenekçidir. Tanpınar’ın deyişiyle, “Ona göre Türkçülük davası, Türkiye meselesidir. 1071’deki malazgirt zaferiyle yeni bir vatanda, yeni bir millet doğmuştur. Bu milletin dil ve kültürü bu yeni vatanın malıdır.” Böylece, tarih anlayışı onu Osmancılıkla Türkçülüğün bileşimine götürür. Mallarme, Valery gibi Fransız ozanlarına bağlayabileceğimiz sanat anlayışı bu görüşleriyle birleşerek neo klasik bir şiiri geliştirmesine yol açar.
    Üçüncü belirgin çizgi Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın girişimlerine bağlanabilir. Ulusal kaynaklara dönüşü, halk yazınını, özellikle tarikatlar ve tekkeler çevresinde gelişen yazını örnek almak biçiminde yorumlar Rıza Tevfik. Daha önce Mehmet Emin Yurdakul’u kullandığı, Türkçülerin elinde basit bir “parmak hesabı” olan hece ölçüsü onun girişimiyle değişik bir boyut kazanır. Gerek halk yazınında derlediği, gerekse yazdığı koşma ve nefeslerle hece ölçüsünün değişik kullanım biçimlerinin örneklerini verir.
    Bu çeşitli arayışların, öz ve biçimde ayrı eğilimler taşımakla birlikte, daha önce sözünü etiğim ana ilkeler çevresinde birleşip Milli Edebiyat kavramı altında toplanmaları 1917’yi izleyen yıllarda gerçekleşmiştir. Ziya Gökalp’ın 1917’de çıkardığı Yeni Mecmua dergisiyle sağlanır bu bütünleşme. İttihat ve Terakkice desteklenen dergide dönemin hemen bütün bellibaşlı sanatçıları görünürler. İttihat ve Terakki’ye karşı olduğu için sürgünde bulunan Refik Halit Karay, Ziya Gökalp’ın girişimiyle bağışlanarak İstanbul’a getirtilir ve dergide yazması sağlanır. Milli Edebiyat akımını başlatanların egemen ideolojisi Türkçülük aşılmıştır artık. Yine Ziya Gökalp, bir yapıtının adıyla varılan bileşimi şu sav sözle özetler: Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak. Günümüzde yapılacak bir değerlendirmede, 1908-1923 yılları arasında gelişen ve Cumhuriyet sonrasına da sarkan Milli Edebiyat akımının genel bir kavrama dönüşerek bir dönemde bütün Türk yazınını kapsaması, ideolojik alandaki bu geçişe bağlanmalıdır. Birbirine karşıt, giderek tepki olarak doğmuş ideolojilerin birleştirilmesi, yazında da değişik eğilimlerin ana ilkelerde birleşmesini doğurmuştur.









  2. Ziyaretçi





    Edebiyat akımları nedir- Edebiyat akımlarının isimleri- edebiyat akımları hakkında bilgiler




  3. Harbi @ kız
    Bayan Üye
    Edebiyat akımları nedir

    Belli bir tarihsel süreçte edebiyatı, tür ve yazarın milliyeti bakımından herhangi bir ayrım olmadan şekilsel ve içeriksel olarak etkileyen belli üslup, duygu ve düşünce dizisine edebiyat akımı veya edebi akım denir.

    Edebi akımlarının gelişimine bakıldığında, bu akımların salt yazına özgü olmadığı genel, bir sanat akımı olarak başlayıp geliştikleri görülür. Üstelik hemen hepsi, genelde doğdukları çağın toplumsal yapısının, bu yapıya bağlı düşünüş biçiminin, ideolojinin ürünüdürler. Çağın felsefesinin sanat üzerindeki etkisi akım olarak ortaya çıkar ve bütün sanat türlerinde ortak özellikler çevresinde gelişir.

    Rauf Mutluay’ın tanımı bu açıdan önemlidir: " Toplumsal düzenin ve onun değişiminin bir gereği olarak, dünya görüşü ve sanat anlayışı bakımından birleşen kişilerin, eserleriyle ortaya koydukları ve sürdürdükleri ilkelerin toplamından doğan tutarlılığa bir edebiyat akımı denir."



    Dünyada Belli Başlı Edebi Akımlar

    • Klasisizm
    • Romantizm (coşumculuk)
    • Parnasizm (betimselcilik - yalnızca şiirde)
    • Modernizm
    • Natüralizm (doğalcılık)
    • Sembolizm (simgecilik)
    • İdealizm (ünanimizm)
    • Realizm (gerçekçilik)
    • Fütürizm (gelecekçilik)
    • Dadaizm
    • Sürrealizm (gerçeküstücülük)
    • Letrizm (harfçilik)
    • Egzistansiyalizm (varoluşçuluk)
    • Personalizm (kişilikçilik)
    • Ekspresyonizm





  4. Harbi @ kız
    Bayan Üye
    Edebiyat akımları hakkında bilgiler

    HÜMANİZM:


    * İnsana değer vermek esastır.
    * Tabiatı Tanrı yaratmıştır düşüncesi kabul edilmiştir.
    * İnsanı sevip onu yüceltme.
    * Dante bu düşüncenin temsilcisidir.

    RÖNESANSÇILAR:

    *Hem hümanizmin getirdiklerin hem de 16.yy. bilim ve akılcılığını benimsemişlerdir.
    *Özgürlük düşüncesini geliştirirler.
    *Petrarca, Montaigne, Bocon, Cervantes, Shakspeare bu dönemde eser verirler.
    KLASİSİZM

    *17.yy ortalarında Fransa'da ortaya çıkan edebiyat akımıdır.
    *Akla ve sağduyuya değer verirler.
    *İnsandaki tabiata, insanların iç dünyasına saygı göstermek esastır,
    *Konularını eski Yunan ve Latin edebiyatından alırlar.
    *Kahramanları seçkin kişilerdir. Sıradan insanlara eserlerinde yer vermezler.
    *Önemli olan konu değil konunun işleniş biçimidir
    *Dil, üslup kusursuz bir şekilde işlenmiştir. Dil açık, yalın ve soyludur.
    *Sanat için sanat görüşünü savunurlar.
    *Sanatçı eserde kendini gizler.
    *Tiyatroda üç birlik kuralına uyulur.(olay, zaman, mekân)
    *Bu akımın en önemli temsilcileri: Moliere, Corneille, Racine, La Fontaine, La Bruyere, Daniel Defoe, Boileau, Malherbe, Madam De La Fayette, Fenelon, Bousset
    *Türk edebiyatında ise Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa 'dır. Şinasi'nin La Fontaine'den; Ahmet Vefik Paşa'nın da Moliere den yaptığı çeviri ve adapteler klasisizmi edebiyatımızda tanıtmıştır.
    ROMANTİZM

    *Fransa'da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak doğmuştur.
    *Klasik edebiyatın kural ve şekilleri bırakılır.
    *Konular eski Yunan ve Latin edebiyatı yerine Hıristiyanlıktan tarihten ve günlük yaşamından alınır.
    *Akıl yerine duygulara ve hayallere önem verirler.
    *Sanatçılar kendi eserlerinin kişiliklerini gizlemezler.
    *Sanat toplum içindir görüşünü benimsemişlerdir.
    *Tabiat önemlidir. Gözlem ve tasvire önem verilir.
    *Konular işlenirken iyi, kötü, doğru, yanlış gibi karşıtlıklardan yararlanırlar.
    *Üç birlik kuralı terk edilir.
    *Temsilcileri: Voltaire, Shakespeare, Lord Byron, Goethe, Schiller, Jean Jacques Rousseau, Chateaubriand, Madame de Stael, Lamartine, Victor Hugo, Aleksandre Dumas Pere, Alfred de Musset, Alfred de Vigny, Aleksandre Puşkin.
    *Türk edebiyatında ise Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem (şiirde)

    REALİZM

    *19.yy'ın ikinci yarısında Fransa'da romantizme tepki olarak doğmuştur.
    *Konu gerçekten alınır. Olay ve kişiler yaşanan ve yaşayan kişilerin benzerleridir
    *Kişilerin ruhi davranışlarını etkileyen onların kişiliklerini çizen çevre ve ortamın tanıtılmasına önem verilir.
    *Betimlemeler yazarın gözüyle yapılmaz kahramanın gözüyle yapılır.
    *His ve hayale kapılmadan toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtır.
    *Sanat için sanat görüşünü savunurlar.
    *Hikâye ve Romanda uygulanır.
    *Temsilcileri: Gustave Flaubert, Stendhal, Honore de Balzac, Daniel Defoe, Charles Dickens, Hemingway, Turgenyev, Çehov, Gorki, Gogol, Tolstoy, Dostoyevski.
    *Türk edebiyatında ise; Recaizade Mahmut Ekrem (roman ve öyküde), Samipaşazade Sezai,Mehmet Akif Ersoy, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar.
    NATÜRALİZM

    *Determinizm anlayışını romana getiren bu akım 19. asrın ikinci yarısında Fransa'da ortaya çıkmıştır.
    *Determinizme göre tabiat olaylarında aynı sebepler aynı sonucu doğurur. Natüralistler, Determinizmi topluma ve insan uyguladılar.
    * Toplum büyük bir laboratuar, insan deney konusu, sanatçı da bilgin sayıldı.
    *İnsan kişiliğini anlatabilmek için soya çekim yasalarından ve toplum biliminden yararlandılar.
    *Romanlarda kahramanların portreleri ince ayrıntılarına kadar verilir.
    *Yazar eserde kişiliğini gizler.
    *Gözlem ve tasvir önemlidir.
    *Eserlerinde hayatı bütün yönüyle anlatırlar.
    *Bedenden ayrı bir ruh yoktur.
    *Dil her seviyedeki insanın anlayabileceği bir düzeyde tutulmuştur
    *Sanat toplum içindir anlayışı doğrultusunda eserler verilmiştir.
    *Temsilcileri: Emile Zola, Guy De Maupassant, Alphonse Daudet, John Steinbeck, Goncourt Kardeşler.
    *Türk edebiyatında ise; Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nabizade Nazım, Beşir Fuat
    PARNASİZM

    *Romantik şiir anlayışı ile Fransa'da ortaya çıkmıştır.
    *Doğal güzelliğe ve dış görünüşe büyük önem verir.
    *Sanat sanat içindir ilkesini savunmuştur.
    *Nesneleri dış görünüşünü aktarmışlardır.
    *Kelimeler seçilerek kullanılır. Kelimelerin sıralayışı ve ahenk önemlidir.
    *Kafiye ve Redife önem verilir.
    *Romantizm'de bırakılan eski Yunan ve Latin kültürüne dönüşmüştür.
    *Temsilcileri: Theophille Gautier, Theodore Banville, Francois Coppee, Jose Maria de Heredia, Leconte de Liste, Sully Prudhomme.
    *Türk edebiyatında ise; Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin, Yahya Kemal
    SEMBOLİZM

    *19.yy'ın son çeyreğinde ortaya çıkmıştır.
    *Nesneleri olduğu gibi anlatmak mümkün değildir. Nesneler değişerek anlatılabilir.
    *Anlatımda sözlerin sözlük anlamından bıkan sembolistler yaşatmaya çalışırlar.
    *Şiirde anlam açıklığından kaçındılar.
    *Şiir anlaşılmak için değil hissedilmek içindir.
    *Şiirde alaca karanlık üzüntü ve ay ışığı, gün doğumu, gün batımı gibi belli belirsiz varlıklar görüntüleri yansıtırlar.
    *Şiirde musiki her şeyden önce musiki ilkesini savundular.
    *Sanat için sanat anlayışına bağlılardır.
    *Dil herkesin anlayacağı seviyede değil oldukça ağırdır.
    *Temsilcileri:Baudelaire, Mallarme, Arthur Rimbaud, Paul Verlaine, Paul Valery, Edgar Ailen Poe
    *Türk edebiyatında ise; Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Cenap Sahabettin
    SÜRREALİZM (GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)

    Realizm, natüralizm ve parnasizm akımlarına tepki olarak doğmuştur. Freud'un "psikanaliz kuramı'nın edebiyata uyarlanmış biçimidir. Akımın bilgi ve esin kaynağı olan Freud'a göre, insanoğlunun dış dünyadan edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş, rüya, yarı rüya durumunda çözülerek ortaya çıkar. Akımın kurucusu olan Andre Breton bu akımı şöyle tanımlamıştır: "Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak için başvurulan, içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, aklın denetimi olmaksızın (rüyada olduğu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır."
    *Kelime anlamı "gerçek üstüncülük" demek olan bu akım 1924'te Fransa'da çıkmıştır.
    *Sürrealistler Sigmund Freud'un etkisinde kalmışlardır.
    *Bilinçaltı rüyada ortaya çıkar.
    *Hipnotize edilmiş insanlara şiir söylettiler.
    *Akıl ve mantık değersizdir. İnsanı yönlendiren İçgüdü, bilinçaltıdır demişlerdir.
    * Temsilcileri: Andre Breton, Louis Aragon, Paul Eluard, Philippe Soupault, Rene Char
    * Türk edebiyatında ise; Orhan Veli ve arkadaşları, Cemal Süreyya, İlhan Berk (İkinci Yeniciler), Oktay Rifat
    EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK)

    19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış, Fransa'da gelişmiş; daha çok; edebiyatta, resimde, müzikte etkisini göstermiştir. Empresyonistler, varlığın gerçek ve nesnel yanını değil, sanatçıda uyandırdığı izlenimleri anlatma amacını gütmüşlerdir. Bu izlenim, sanatçıdan sanatçıya değiştiği için, ortaya konan sanat yapıtı, onu ortaya koyanın kişiliğini yansıtır. Yapıtlarında kendi iç dünyalarını dile getirdikleri için, çevreyi saran evrene ve dış dünyaya karşı ilgisizdirler.
    * Duyularımızın dış evreni bize olduğu gibi değil, onun gerçek görünüşünü değiştirerek ulaştırdığı kabul edilmiştir.
    * Sanatçılar, yapıtlarında, dış dünyada gördüklerinin gerçek yönünü değil; "kendilerinde uyandırdığı izlenimleri" anlatmışlardır.
    * Dünya edebiyatında temsilcileri: Rainer Maria Rilke, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud
    EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK)

    Birinci dünya savaşından sonra, empresyonizme tepki olarak doğmuş, Alman sinemasında uygulanmıştır. Çevremizi saran evrene ve dünyaya karşı ilgisiz görünen bu akım, insanın iç dünyasını ve bütün duygularını en gizli ve çıplak yönleriyle, olduğu gibi anlatır. Gerçekler her insana göre değişik olduğu için önemli olanı sanatçının kişiliğini ve gerçekleri kendine göre dile getirmesidir.
    * Sanatçılar, kendi içlerine kapanıp kendilerini gözlemlemiş, iç gözleme önem vermişlerdir.
    * Bireyin en gizli yönlerini açığa vuran bir anlatım yolu kullanılmıştır.
    * Yapıtlarda, fantastik ve korkunç olaylar anlatılmıştır.
    * Amaç, insanların ruhsal durumlannın ortaya konmasıdır.
    * Dünya edebiyatında başlıca temsilcileri: Franz Kafka, Thomas Stearns Eliot, James Joyce
    KÜBİZM

    20. yüzyılın başında empresyonizme tepki olarak ortaya çıkmış ve daha çok, resimde kendini göstermiştir. Yazın alanın da, özellikle şairler, ressam Picasso'nun da etkisiyle bir anlayış geliştirmişlerdir. Buna göre şairler, dış dünyayı izleyip olup bitenleri iyi saptamak zorundadır. Onlara göre dünyadaki küçük olaylan ve anlamları yakalamak gerekir "Söylenmemiş olanı", "görülmemiş olanı" gün ışığına çıkarmak, aklın değil düş gücünün yapacağı iştir.
    * Varlığın, dış görünüşüyle birlikte iç dünyasının betimlenmesi amaçlanmıştır.
    * Sanatçılar, anlatımı canlı kılmak için, yapıtlarında duygularla olayları karıştırarak yansıtmışlardır.
    * Dünya edebiyatında temsilcileri: Apollinaire, Max Jacob, Jean Cocteau, Blaise Cendrars
    FÜTÜRİZM (GELECEKÇİLİK)

    20. yüzyılda ortaya çıkmış, makineyi ve hızı edebiyata taşıyan edebiyat akımıdır. I. Dünya Savaşı başlamadan ortaya çıkan bu akım, "geçmişten kopuşu, yenilik ve değişikliğe yönelişi" ilke edinmiştir.
    *Geleceği makineleştiren sanattır.
    *20.yy. başında Marinetti tarafından kurulmuştur.
    *Geçmişin sanat değerlerini bırakmalı ve yeni anlatım biçimleri bulmalı.
    *Makinalaşma çalışmaları kutsallığı savunulmalıdır.
    *Temsilcileri: Marinetti ve Mayakovski
    *Türk edebiyatında ise: Nazım Hikmet
    EGZİSTANSİYALİZM ( VAR OLUŞÇULUK)

    Egzistansiyalizm, kökü İlkçağ Yunan felsefesine kadar uzanan bir felsefe sistemidir. İkinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe ve edebiyat alanında en önemli temsilcisi ve kurucusu Jean Paul Sartre'dır. Bu akıma göre, insan kendi özünü kendisi seçer. Bu görüş şöyle özetlenebilir: "Var" olma "öz"den önce gelir; yani, insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi olur. Egzistansiyalizmin bu anlayışı, Nietzsche nin, "Her insan, tarihte eşi bir daha tekrarlanmayacak biricik harikadır.'' sözünde, özlü ifadesini bulur.
    *Var olmayı her şeyden önce görenlerdir. Bu akıma var oluşçuluk da denir.
    *İnsan kendi değerlerini kendi oluşturabileceğini bilmelidir.
    *İnsan bütünüyle özgür olmalıdır.
    * Temsilcileri: Jean Paul Sartre, Albert Camus, Andre Gide, Samuel Beckett, Franz Kafka
    DADAİZM

    20. yüzyılın ilk çeyreğinde Tristan Tzara adlı gencin etrafında toplanan bir grup şair; "dada" sözcüğünü, kurmak istedikleri akıma ad olarak seçmiş ve dadaizmi kurmuşlardır. Fransızca bir sözcük olan dada, çocukların binerek oynadıkları "ağaç parçası, tahta at" anlamına gelir. Düzensiz sözcük ve imgelerin kullanıldığı bu akım, Birinci Dünya Savaşı'nın getirdiği yıkıcı ortamda düş kırıklığına uğrayan aydın ve sanatçıların bir başkaldırısı olarak doğmuştur. Bir başka deyişle iki dünya savaşı arasında varlık gösteren ve toplumu uyuşukluktan kurtarma çabası güden bir harekettir.
    * Aklın hiçbir değerinin olmadığı söylenmiş, hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanılmamış, her şeye kuşkuyla bakılmıştır.
    * Dil ve estetik kuralları bir yana bırakılarak kuralsızlık ilkesi benimsenmiştir.
    *Kelimeleri rasgele kullanmak suretiyle oluşan şiirlere denir.
    *Temsilcileri: Tristan Tzara, Breton, Aragon

+ Yorum Gönder