+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Hukuk ve Kanunlarımız Forumunda Türkiyede anayasalar dönemi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Feyruşah
    Devamlı Üye

    Türkiyede anayasalar dönemi








    Türkiyede anayasalar dönemi


    a- KANUN-İ ESASİ

    Otoritenin kendini sınırlaması ve buna bağlı olarak hukuk devleti açısından en önemli belgeler kuşkusuz anayasalardır. Osmanlı İmparatorluğumun, yani kamu hukuku geçmişimizin ilk anayasası 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876 ) kabul tarihli "Kanun-i Esasi"dir . 119 maddelik bu Anayasa'ya göre yasama organı; Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Âyan'dan, yürütme organı ise, padişahın doğrudan doğruya tayin ettiği sadrazam ile şeyhülislam ve seçip inha ettiği nazırlardan kurulan Heyet-i Vükelâ'dan (Bakanlar Kurulu) oluşmaktaydı.Bu anayasa kişisel hakları ve hürriyetleri belirlemek, hükümdarın ve hükümetin yetkilerini sınırlamak bakımından, bir hukuk devleti meydana getirmekteydi. Ancak yasama organının yetkilerini kötüye kullanması ve anayasaya aykırı kanunlar çıkarması ihtimali o zamanlar hukuk biliminde tartışma konusu bile olmadığından buna ilişkin yargısal denetim ile ilgili hükümleri ihtiva etmesi mümkün değildi. Aslında Ondokuzuncu Yüzyıl hukukçuları, seçime dayanan bir demokratik hukuk düzenini, hukuk devleti ilkesini gerçekleştirmek için yeter sayıyorlar ve anayasaya uygunluk sorununu da en fazla ikinci bir meclisle çözmek yoluna gidiyorlardı. Bu zamanda anayasa mahkemesi fikri henüz gelişmemişti .1908 yılında İkinci Meşrutiyetin ilânını takiben Kanun-i Esasi tekrar yürürlüğe konulmuştur. Bu devir, Kanun-i Esasi'nin ve bundan sonraki fikir hareketlerinin ve mücadelelerinin yarattığı bir şuura dayanılarak gerçekleştirilen bir ihtilâlin sonucu zannedilerek büyük ümitler uyandırmışsa da, pozitif hukuk bakımından bir hukuk devleti var olmakla beraber, gerçekte fiili bakımdan ve uygulama itibariyle, özellikle İttihat ve Terakki Partisi'nin diktası ve baskıcı yöntemleri nedeniyle, bu devrede bir hukuk devletinin değil, bir polis devletinin varlığından söz etmek daha doğru olacaktır.Böyle bir sistemde idarenin yargısal denetiminden bahsetmek te mümkün olmadığından, bu bakımdan da bir hukuk devletinin bulunmadığı görülmektedir .

    b-TEŞKİLAT-I ESASİYE

    Mondros Ateşkes Mütarekesi hükümlerince başkent İstanbul'un yabancı ordular tarafından işgali nedeniyle Osmanlı Devleti'nin egemenliği sona erdiğinden işgal ile birlikte Kanun-İ Esasi fiilen işlemez hale gelmiştir. Bunu takiben Anadolu'da başlatılan kurtuluş mücadelesi sonucu toplanan Millet Meclisi'nce hazırlanarak kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu 1922 yılının başında yürürlüğe girmiştir.Ülkenin içinde bulunduğu zor koşullar nedeniyle özellikle milli egemenlik fikrini ilk kez gündeme getiren ve biri münferid madde olmak üzere toplam 24 maddeden oluşan bu kısacık Anayasa'da özellikle hukuk devleti ilkesini tebarüz ettirilmesini beklemek hem anlamsızdır, hem de mümkün değildir. Bu Anayasa'da yürütme ve yasama fonksiyonları açısından kuvvetler birliği ilkesi kabul edilmiş, bununla beraber yargı organının bağımsızlığı ilkesi korunmuştur.Milli mücadelenin başarıyla sonuçlandırılması ve Cumhuriyetin ilânından sonra 20 Nisan 1340 (1924) tarihinde kabul edilen 491 numaralı Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yürürlüğe girmiştir .Meclis hükümeti ile parlamenter rejim arasında karma bir sistem kurduğu söylenen 1924 Anayasası demokratik bir ruha sahip olmakla beraber çoğulcu demokrasi değil ve fakat "çoğunlukçu" bir demokrasi anlayışı yansıtmaktaydı. Bu Anayasa ile hukuk devletinin asgari şartları sağlanmış bulunduğundan, tam detayları ile teşekkül etmese de, ana hatları ile hukuk devleti sisteminden bahsetmek mümkündür. Anayasa ile temel haklar ve hürriyetler kabul edilip masuniyetleri ilân ediliyor, hükümlerin etki altına alınmaması ile ilgili mekanizmalar getiriliyordu.Ayrıca 1924 Anayasası'nın hukuk devleti sistemi açısından getirdiği bir yenilik te "Hiçbir kanun Teşkilât-ı Esasiye kanununa münafi olamaz" şeklindeki kanunların anayasaya aykırı olamayacağı ilkesini belirten 103. maddesiydi. Bu, yasama organının kendi kendini bir hukuk kuralı ile bağlamasıdır ki kuşkusuz olumlu bir gelişmedir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki 103. maddenin bir yaptırım getirmemesi de Anayasa'nın en zayıf noktasıydı . Zira yasama organının Anayasa'ya aykırı bir düzenlemede bulunması mümkündü ve bu hususu tespit edecek bu Kanunu iptal ederek bir anayasa yargısı sistemi öngörülmemişti.1924 Anayasası'nın hukuk devleti ilkesi ve idari rejim bakımından koyduğu en önemli' kural da; "İdari dava ve ihtilafları rüyet ve hal, Hükümetçe ihzar ve tevdi olunacak kanun layihaları ve imtiyaz mukavele ve şartnameleri Üzerinde beyanı mütalea, gerek kendi kanunu mahsusu ve gerek kavanini saire ile muayyen vezaifi ifa etmek üzere bir Şûrayı Devlet teşkil edilecektir." şeklindeki 51’inci .maddesidir. Zira bu madde ile idare üzerinde esaslı bir yargı denetimi kurulmuş ve "idarenin yargısal denetimi" ilkesi bir anayasa prensibi haline getirilmiştir.Hukuk devleti ilkesinin ülkemizdeki gelişimi ile ilgili olarak değineceğimiz son hususlar bu konuda 1961 ve 1982 Anayasaları ile getirilen hükümlerdir, her iki Anayasa ile ilgili olarak genel nitelikte açıklamalar yapılmakla yetinilecektir.

    c- 1961 ANAYASASI

    9
    Temmuz 1961 kabul tarihli ve 334 numaralı Kanun olan 1961 Anayasası’nda hukuk devleti nekesinin tüm unsurları ile devlet yaşamına geçirildiği görülmektedir. Bu Anayasa'da hukuk devletinin karakteristik vasıfları olan, devletin hukuka bağlılığı, temel hakların güvence altına alınması, kanuni hakim güvencesi, yargı bağımsızlığının sağlanması, devlet işlemlerinin hukuk kurallarına bağlılığını sağlayan mekanizmanın getirilmesi gibi hususların ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir.1961 Anayasasının bir kısım hükümleri 20 Eylül 1971 gün ve 1488 Sayılı Kanun ile değiştirilmiş, 114 ve 144.maddelerde yapılan değişiklikler ile idari yargı denetiminin sınırlandırılması ve Yüksek Hâkimler Kurulu kararlarına karşı yargı denetimini kapatan yasama kısıntısı getirilmesine rağmen "hukuk devleti ilkesi" devam ettirilmiştir.

    ç- 1982 ANAYASASI

    Halen yürürlükte bulunan 7 Kasım 1982 gün ve 2709 Sayılı Kanun olan 1982 Anayasasının 2. maddesinde de aynen 1961 Anayasa'nın 2. maddesinde olduğu gibi "Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.1982 Anayasası'nda, hukuk devleti ilkesi ile ilgili olarak bulunması zorunlu birtakım ilke ve sistemler muhafaza edilmiş, bu Anayasa da temel yaklaşım ve ana fikir itibariyle anayasal dengeyi, etkin yargı denetimi aracını kullanarak kurmak formülünü benimsemiştir . Aynı Anayasa ile birtakım işlemlere karşı ülkenin kamusal ve siyasal geçmişi göz önünde bulundurularak idari yargı denetimini engelleyen hükümler de getirilmiştir. Yasama kısıntısı diye adlandırılan bu engel hallere rağmen genel espri hukuka bağlı devlet ilkesi olmuştur.








  2. Acil

    Türkiyede anayasalar dönemi isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder